@themarginale Kardeşim sen ne anlatıyorsun Allah aşkına
Adamlar karacaahmet mezarlığına araç girişi yasak olmasına rağmen bayram arwfe günü demeden araç sokuyor ve mezarlık görevlileri ses etmiyor
Haiti ile beraber elenen iki takımdan biri olmuşuz. İki maçta berbat oynamışız. ABD’nin puana ihtiyacı olsa bu maçı da alamazdık.
Montella hala 1000 zafere bedel diyor ABD galibiyeti için. İstifa etmesi gerekirken devam diyor. Biz ülke olarak bunu hak edecek ne yaptık?
@TanyeriMustafa@mahfildijital Bu seküler tayfayı Avrupa'da görmen lazım abi
Eğitimli maymun gibiler
Kiliseye girseler hemen başlarındaki şapkayı çıkartırlar
Kıçı kırık Japon Bowl restaurantı önünde sessiz sırada beklerler
Kültür faliyetlerinde dress codea uyarlar
Ayranları sadece Anadolu değerlerine kabarıyor
"Ne işin var dünya malıyla?" diyenler, Kur'an-ı Kerim'i, hadis-i şerifleri bilmeden konuşan gevezelerdir. Allah bu dünyayı mal için, bu ümmeti de zengin olmak üzere yarattı.
Rakamı veriyorum, lütfen dikkatle okuyun:
Geçtiğimiz yıl sadece İstanbul'da kuduz şüphesiyle hastanelere başvuranların sayısı tam 124 bin.
Türkiye genelinde ise bu rakam yarım milyona dayanmış durumda.
Yanlış okumadınız. Yarım milyon!
Burası Ganj Nehri kıyısındaki bir Hindistan kasabası değil. Burası Türkiye.
Fakat biz hâlâ sokaklarımızdaki sayıları 10 milyonu bulan başıboş köpeği, içi fena halde boşaltılmış, vıcık vıcık bir romantizmle tartışmaya çalışıyoruz.
KUZU PATLICAN MI?
Sürekli, ama sürekli bir "merhamet, çocuk, can, pati" edebiyatıdır gidiyor.
Sokaktaki köpeğe adeta kutsiyet atfedenlerin o devasa vicdanı; nedense o köpekler doysun diye her gün kesilip preslenen ve mamaya dönüştürülen kuzulara, tavuklara gelince anında sus pus oluyor.
Sormadan edemiyor insan:
Köpek "can" da, kuzu patlıcan mı?
Bir yırtıcıyı şehir ortasında yapay olarak ayakta tutabilmek için tonlarca çiftlik hayvanını katlediyorsun. Bunun neresi hayvanseverlik? Neresi ekolojik denge?
Geçiniz bu işleri.
Bu ikiyüzlülüğün dinde, ahlakta veya vicdanda zerre kadar karşılığı yok.
Mesele merhamet falan değil. Mesele devasa bir rant. Mesele "mama lobisi".
İşin daha da mide bulandırıcı tarafı, bu rant çarkının bizzat yerel yönetimler eliyle döndürülmesi. Belediyelerin her yıl milyarlarca lira akıttığı o devasa "sokak hayvanları için mama" ihalelerine bir bakın Allah aşkına. Şişirilmiş faturalar, adresi baştan belli ihaleler, sokaktaki hayvana zerre faydası dokunmayan ama kâğıt üzerinde tıkır tıkır dağıtılmış gibi gösterilen tonlarca mama... Sokaktaki köpeklerin üzerinden kurulan bu düzen, sözde hayvanseverlik maskesi altında alenen bir para aklama ve kaynak transferi mekanizmasına dönüşmüş durumda.
"AÇ KALMASALAR SALDIRMAZLAR" MASALI
Sokaklarımızdaki köpekler öyle Instagram paylaşımlarındaki gibi sevimli, fiyonklu süs köpekleri falan değil. Neredeyse tamamı Anadolu bozkırının devasa, korumacı çoban köpeklerinin kırmaları.
Doğal seleksiyon şehirde sadece en irilerini hayatta tutmuş. Bu hayvanların genetiğinde üst düzey koruma içgüdüsü var, alan savunması var, avlanma dürtüsü var.
"Aç kalmasalar saldırmazlar" edebiyatını acilen bırakın.
Bu işin açlıkla maçlıkla ilgisi yok, tamamen fıtrat meselesi. Sürü hiyerarşisiyle hareket eden bu hayvanlar yoldan geçen motosikletliyi de, parkta koşan çocuğu da tehdit görür. Önce göğsüyle çarpar, dengeni bozar, sonra da güçlü çenesiyle parçalar.
Gerçek budur.
Yol kenarlarında "çocuklara ayrı mama veriyoruz" diyerek köpekle insan yavrusunu eş tutan akıl tutulmasına ne demeli peki?
Bu apaçık bir cinnet halidir.
KAAN PROJESİ Mİ, BARINAK FONU MU?
Gelelim işin kimsenin yüzleşmek istemediği matematik ve ekonomi kısmına.
Lafı hiç dolandırmadan net rakamlarla konuşalım:
Tek bir köpeğin yem, veteriner, personel ve barınma dahil yıllık maliyeti 120 bin lira. Mevcut 550 bin barınak köpeğini hayatta tutmanın yıllık faturası tam 66 milyar Türk Lirası!
Daha çarpıcı bir kıyaslama yapayım size:
Savunma sanayimizin göz bebeği, millî muharip uçağımız KAAN projesinin bugüne kadarki tüm AR-GE, tasarım ve prototip üretim süreçleri için harcanan kaynak 90 milyar lira seviyesinde.
Yani her yıl, sadece mevcut barınak köpeklerine ayırdığımız bütçeyle neredeyse sıfırdan bir KAAN projesini finanse edebilecek muazzam bir millî kaynağı dipsiz bir kuyuya gömüyoruz. Birçok Afrika ülkesinin gayrisafi yurt içi hasılasından büyük bir paradan bahsediyorum!
Biz deprem yaralarını sarmaya, ekonomiyi toparlamaya çalışırken; senede iki kez 8 yavru veren ve o yavruların 1 yılda üremeye başladığı bu geometrik nüfus patlamasına hangi devletin bütçesi dayanır?
BATI BU İŞİ NASIL ÇÖZMÜŞ?
Hep "Batı standartları" deriz ya... Hadi gelin Almanya'ya bir bakalım.
Sihirbazlıkla mı çözmüşler bu işi? Hayır. Tamamen "acımasız" diyebileceğimiz kadar katı kurallarla:
BİR: Almanya'da köpek demek, vergi demektir. Tehlikeli bir ırk besliyorsanız devlete her yıl 1000 Euro'ya kadar vergi ödersiniz.
İKİ: Çipsiz, karnesiz, aşısız köpek gezdiremezsiniz. Sokakta "kimliksiz" tek bir hayvan bulunmaz.
ÜÇ: Köpeğiniz birini mi ısırdı? Yola atlayıp kaza mı yaptırdı? Ödeyeceğiniz "Schmerzgeld" (acı ve ıstırap tazminatı) ile ocağınıza kelimenin tam anlamıyla incir ağacı dikerler.
DÖRT: Sokağa, parka karton içinde dünden kalan yemeği veya mama koymak mı? "İyilik meleği" olayım derken yasadışı çöp atmaktan yüzlerce Euro cezayı yersiniz.
BEŞ: Otoyola başıboş köpek mi girdi? Trafiği ve insan canını tehlikeye attığı an vurulur. Barınak falan beklenmez. İnsan hayatı söz konusu olduğunda sistem bir saniye bile tereddüt etmez.
SONUÇ: LAFI UZATMANIN ALEMİ YOK
Şunu artık kafamıza sokalım:
Devletin asli vazifesi başıboş hayvanları beslemek değil; vatandaşının canını, malını ve huzurunu korumaktır.
Alttaki delik bu kadar büyükken havuzu durmadan suyla doldurmaya çalışmak, kısırlaştırma masallarıyla vakit kaybetmek popülizmden başka bir şey değildir. Doğaya ve topluma hiçbir getirisi olmayan yırtıcıları fıtratlarına aykırı daracık alanlara hapsetmek de hayvana yapılabilecek en büyük zulümdür.
Önümüzde sahte duygusallıkların, dijital dilencilerin ve mama lobilerinin değil; matematiğin, ekonomik gerçeklerin ve devlet aklının dayattığı tek bir rasyonel seçenek kalıyor:
Hayvanlar sokaklardan derhal toplanmalı ve sahiplenilmeyenlerin tamamı dünya standartlarındaki acısız yöntemlerle itlaf edilmelidir.
Aklın, bilimin ve vicdanın yolu budur.
Nokta.
Seçmenin iradesi ile dalga geçen bu transferler yasaklanmalı.
Partisini bırakmak isteyen bağımsız olarak yoluna devam etmeli.
Hangi seçmen grubu olursa olsun bu durum rahatsız edici ve can sıkıcı
@kocovali08 Kortizol seviyesinin yükselmesine müsade etmiyor böylece vücudu kendini saldırı altında hissetmiyor.
Daha teknik konuşursak: hiç birşeyi s.kine takmıyor.
Neden Katalanlarda derin bir İspanyol nefreti var, çünkü gerçek diktatör Franco Katalanların canına okudu.
Ancak bizde durum hep tersine
Eğer Reis-i Cumhur Sn. Erdoğan gerçek bir diktatör olsa ve bu şahısların üzerlerine bomba yağdırsa kutsal alanlarında bile resmini koyarlardı
Deniz Göktaş çiğ espriler yapmış Erdoğan hakkında!
Bu nasıl bir Erdoğan nefretidir, hâlâ ekmek yediriyor!
Türkiye’nin hızla güçlendiği, NATO Zirvesi’nin Türkiye’de yapılacağı bir süreçte Erdoğan’ı diktatör ilan etmek, Türkiye’nin önünü kesmek için gece gündüz koşturan NATO’dakiler dâhil emperyalist ülkelerin ekmeğine yağ sürecek, aşağılık bir karakterin yapacağı bir şeydir.
Bu arkadaşın tedaviye ihtiyacı var!
Deniz Göktaş, YouTube'da yayınladığı yeni stand-up gösterisinde, Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili de espriler yaptı:
"Biraz tatsız bir şey söyleyeceğim. Ben Recep Tayyip Erdoğan'ı hiç sevmedim. Hayatımda bir dakika bile. Ama..."
Yusuf Hoca
Kınayabileceklerin kınamasından korkmadan cesurca tespitini ortaya koymuş.
Parti ya da lider fetişizmi olmadan fikrin namusunu korumuş
Allah razı olsun
Dakka 1, Gol 1: Korktuğumuz başımıza geldi:
CHP’den Ak Parti’ye geçen Nimet Özdemir, “Aynı Nimet’im değişen bir şey yok.” diyor.
Değişen bir şey yoksa neden geldiniz Ak Parti’ye Hanımefendi?
Değiştirmeye mi?
İyi de, siz kimsiniz?
Ak Parti, tam anlamıyla terra incognita’ya dönüştü!
CHP paramparça olmuş, ben de kendi ayağıma sıkacağım diyor adeta!
İlkesiz siyaset istemiyoruz!
İlkesiz siyaset, bindiğiniz dalı kesmeniz anlamına gelir.
İlkesiz siyasetle, ülkülerinizi de, ülkenizi de kaybetmeniz mukadderdir!