2.2 milyarlık skandalı unutturmak için üç gündür laf cambazlığına ve algı operasyonuna öyle servet harcadınız ki…
Bu hızla devam ederseniz, algı operasyonuzun maliyeti, çok yakında fondaki vurgunun kendisini de aşıp başlı başına yeni bir rekora dönüşecek.
Başörtüleriyle devletin, milletin hizmetinde bakan olarak görev yapabilmelerine övündüğümüz insanların adlarının, bu büyük fon dolandırıcılığının ilk ortaya çıkan isimleri arasında olmasından duyduğum mahcubiyete karşı ifade ettiğim rahatsızlığımı; söylemediğim sözleri söylemişim gibi yazarak, ardından bunları paylaşarak düzenlediğiniz ucuz iftira kampanyanızı görüyorum.
Anlaşılan o ki sizin adınıza mahcup olmak da bizim hissemize düşüyor.
Allah kerimdir.
Adı Ali Şekeroğlu.
Emekli polis.
İki çocuk babası.
Yıllarca bu devlete hizmet etmiş bir insan.
“Geçinemiyorum.” diyor.
“Bizi bu hâle getiren utansın.” diyor.
Sonra şunu ekliyor:
“Para için değil, onurum için.”
Ve bugün Ali Şekeroğlu’nu kaybettik.
Benim canımı yakan şudur:
Bu memlekette yıllarca çalışmış, primini ödemiş, vergisini vermiş, evlat büyütmüş bir insan; ömrünün sonunda neden “geçinemiyorum” diyerek Anayasa Mahkemesinin merdivenlerine düşmek zorunda kalıyor?
Bizim büyüklerimiz bir kenarda üç kuruş saklardı.
Adına “kefen parası” derlerdi.
Kimseye yük olmayalım, son yolculuğumuzun masrafını bile kendimiz karşılayalım diye…
Şimdi siz bu milletin emeklisine kefen parasını yaşarken harcatıyorsunuz.
Ali Şekeroğlu’nun son sözlerinden biri “onurum için” oldu.
Allah rahmet eylesin.
Ailesine, evlatlarına ve sevenlerine sabır diliyorum.
Yavuz Ağıralioğlu’nun başörtüsüyle, başörtülü kadınlarla veya başörtüsü mücadelesiyle bir meselesi olduğunu iddia etmek, hem siyasi geçmişine hem de hayatına bakıldığında gerçeklikle bağdaşmaz. Başörtülü bir eşe sahip olan, yıllarca başörtüsü yasağının kaldırılması ve inanç özgürlüğü konusunda mücadele etmiş bir siyasetçiden söz ediyoruz.
Başörtüsü ile kamusal alanda önü açılan, ne mutlu ki bu ülkede Bakan, milletvekili olan kadınların, savunduğu değerler ve İslam inancıyla bağdaşmayan gündemlerle anılmasına Yavuz Başkan'ın sitemidir bu serzeniş.
Baş örtüsünü yeterince konuştuysak biraz da FON konusuna girelim mi Sayın Vekil? Sayın Bakan ne vermiş ne almış asgari ücret ve emekli maaşıyla yaşam mücadelesi veren Milletimiz bilgi bekliyor sizden.
20 milyar dolar…
Rakamı söyleyince kolay geliyor.
Gelin, 20 milyar doların ne demek olduğunu ve bu ülkede kimlerin cebine bu paranın gittiğini birlikte bir hesaplayalım.
Fon krizinde ortaya çıkan yaklaşık 20 milyar dolarlık büyüklük, tek başına Türkiye’nin dev yatırımlarıyla kıyaslanabilecek bir para.
Mersin Akkuyu’da yapılan nükleer santralin tamamının yapım maliyetine denk.
Türkiye’de özelleştirilmesi planlanan köprü ve otoyolların yaklaşık gelirinin 3 katı.
Atatürk Barajı’nın yapım maliyetinin yaklaşık 2,5 katı.
Marmaray tüp geçidinin yaklaşık maliyetinin 6 katı.
Bakın, nasıl bir paradan bahsettiğimizi anlayalım diye söylüyorum:
Bu büyüklükte bir kaynakla Türkiye’deki bütün emeklilerimize bir yıl boyunca her ay 5.000 TL ilave ödeme yapabilecek ölçekte bir kaynaktan bahsediyoruz.
Ya da Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine şehirlerimizi birbirine bağlayacak yaklaşık 13.500 kilometrelik hızlı tren hattı yapabilecek bir büyüklükten bahsediyoruz.
Bir Akkuyu…
Yaklaşık iki buçuk Atatürk Barajı…
Altı Marmaray…
13.500 kilometre hızlı tren hattı…
Şimdi 20 milyar dolar deyince ne kadar büyük bir paradan bahsettiğimiz biraz daha anlaşılıyor mu?
Peki bu para nerede?
Kimlerin kontrolündeydi?
Kimler kazandı?
Kimler kaybetti?
Kim hangi hisseye ne zaman girdi?
Kim ne kadar kazandı?
Kim tam zamanında çıkıp parasını aldı?
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım.
Şimdi bunun yanına bir de Borsa İstanbul’da yaşananları koyun.
Şirketlerin toplam piyasa değerinde yaklaşık 3,2 trilyon TL, yani yaklaşık 67 milyar dolarlık bir azalmadan bahsediliyor.
Bir tarafta yaklaşık 20 milyar dolarlık fon krizi…
Diğer tarafta borsada eriyen milyarlarca dolarlık piyasa değeri…
Ben şimdi devletimize soruyorum:
Böylesine büyük para hareketleri yaşanırken denetim kurumlarımız ne yaptı?
SPK ne yaptı?
Kim kimi denetledi?
Kim zamanında müdahale etti, kim etmedi?
Bu iş birkaç kişinin üzerine bırakılıp kapatılabilecek kadar küçük değildir.
455 binden fazla vatandaşımızın parasından bahsediyoruz.
O yüzden zarar edenleri zaten biliyoruz.
Şimdi kazananları bulun.
Paranın izini sürün.
Kim hukuka aykırı şekilde kazanç sağladıysa ortaya çıkarın.
Kim vazifesini yapmadıysa hesabını sorun.
20 milyar doların da, borsada eriyen trilyonlarca liranın da hesabı bu millete verilmelidir.
Emekli 23-25 bin lirayla nasıl geçinecek?
Kirası, pazarı, faturası, mutfağı… Bir de çocuğuna, torununa destek olacak.
Eskiden emekli ikramiyesiyle ev, araba alınabiliyordu.
Şimdi koltuk takımı bile alınamıyor.
BU DÜZENİN KÖPEK BALIKLARI KİM?
Yedi fon şirketinde vatandaşımızın kaybettiği paralara bakın.
Şimdi dönüp sadece zarar edenlere bakmayın.
Bu işin köpek balıklarını bulun!
Yüz binlerce insan para kazanma ümidiyle bu sazan sarmalının içine çekildi.
Peki bu insanları buraya çekenler kim?
Bire yüz, bire bin, bire iki bin, bire beş bin kazanıp, tam zamanında kârını realize ederek parasını alıp çıkanlar kim?
Kim hangi hisseye ne zaman girmiş?
Ne kadar kazanmış?
Ne zaman çıkmış?
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım.
Eğer ortada hukuka aykırı bir kazanç, manipülasyon, piyasa suçu varsa; bu köpek balıkları bulunmalı, kazançlarına el konulmalı, vatandaşın zararı sorumlularından tazmin edilmelidir.
Bu faturayı milletin sırtına yükleyemezsiniz!
Bir de işin denetim tarafı var.
İçine inek girmemiş, süt girmemiş, üretim girmemiş; içinde masadan başka bir şey olmayan bir şirket nasıl oluyor da milyarlarca liralık değere ulaşıyor?
Bir masa, bir kasayla milyarlarca liralık vurgun yapılırken bunu görmesi gerekenler neredeydi?
Kim denetleyecekti?
Kim müdahale edecekti?
Kim etmedi?
Bugün operasyon yapıyorsunuz. Yapın!
Ama 25 yıldır da siz iktidardasınız.
İktidara dün gelmiş gibi davranamazsınız.
Bugün hesaplaşmaya çalıştığınız bu düzen dün kurulmadı. Bu düzen sizin iktidarınız döneminde büyüdü.
O yüzden bu sazan sarmalında kaç kişinin mağdur olduğunu saymayın!
Bu denizin köpek balıklarını bulun.
Kim olduklarını, nasıl kazandıklarını, kimlerin göz yumduğunu da bu millete anlatın.
Köyleri boşalttınız. Şimdi de toptan yakmaya niyetlisiniz. Üretim yok olacak, çiftçi yok olacak. Dışa bağımlı tam Türkiye hayaliniz ile yollayacağız sizi bu memleketten.
#BirDepoServet
Ülkeyi 40yıl geriye getirdiniz. 2009`da 100TL ile 40 litre mazot alınırken, şimdi 100TL ile 1 litre mazot alınıyor. Ne yapacağız şimdi? Sıradaki çözümsüzlüğünz nedir? Para basıp enflasyonu mu coşturacağız?
#BirDepoServet
Bir gencin en zor günü için dişinden tırnağından artırdığı son parası, bizim için çok kıymetli bir emanettir.
Bu emanet, omuzlarımızdaki mesuliyetin daimî hatırlatıcısı olacaktır.
EYLÜL AYI FAİZ KARARI AÇIKLANDI
Ama milletimizin asıl merak ettiği faiz kararının ne olduğu değil, bu kararların kendi hayatına ne zaman iyi geleceğidir.
Politika faizi %37.
Peki vatandaş ne görüyor?
Krediye ulaşamıyor.
Esnaf borçlanamıyor.
Sanayici yatırım yapmakta zorlanıyor.
Gençlerimiz ev, araba alma, yuva kurma hayallerini erteliyor.
Bir tarafta yüksek faiz, diğer tarafta hâlâ süren hayat pahalılığı…
Millet hem parasının değer kaybından hem de paraya ulaşmanın maliyetinden yoruldu.
Ekonomi yalnızca faizi artırarak veya düşürerek yönetilmez.
Mesele; üretimi artırmak, yatırımı büyütmek, istihdam oluşturmak, Türk lirasına yeniden itibar kazandırmak ve milletin alın terinin satın alma gücünü korumaktır.
Bugün milletimizin sorduğu soru çok basittir:
“Ben ne zaman rahatlayacağım?”
Biz bu memleketi yüksek faiz, yüksek enflasyon ve yüksek borç arasında sıkışmışlıktan çıkaracağız.
Üretenin kazandığı, çalışanın emeğinin karşılığını aldığı, yatırımcının önünü görebildiği ve milletimizin yeniden yarınından emin olduğu bir Türkiye için çalışacağız.
Ekonominin başarısını faiz tabelasında değil, milletin sofrasında ölçeceğiz.