ŞAKA DEĞİL!
BİR TEĞMENİN DİK DURUŞUNUN BEDELİ, BABASININ 35 YILLIK EMEĞİNE MAL OLDU!
Ebru Eroğlu, Kara Harp Okulu’nun 175’inci dönem birincisi bir teğmenimiz.
Önce TSK’dan ihraç edildi. Aylarca hukuk mücadelesi verdi. Bunca baskıya rağmen dik duruşundan ödün vermedi, geri adım atmadı.
BİTTİ Mİ? HAYIR!
Gazi babası Cemil Eroğlu, aynı iş yerinde 35 yıl çalıştıktan sonra “küçülme” gerekçesiyle işten çıkarıldı. İddialara göre aynı iş yerinde işten çıkarılan tek kişi de kendisi!
Üstelik bu kararın, Ebru Eroğlu’nun dik duruşunu savunduğu bir televizyon programına katılmasının hemen ardından gelmesi de çok ilginç değil mi?
Soruyorum: Bir gazinin 35 yıllık emeğinin karşılığı bu mudur?
Bir babanın alın teri, kızının mücadelesi yüzünden mi cezalandırılıyor?
Eğer gerçekten bir küçülme söz konusuysa neden yalnızca gazimiz? Bunu kim, neden yapıyor veya yaptırıyor? Bu kararın sorumlusu kim?
Bir tarafta vatanı için hizmet etmiş bir GAZİ, diğer tarafta inandığı değerler uğruna aylarca hukuk mücadelesi vermiş bir TEĞMEN…
BU AİLEDEN DAHA NE İSTİYORSUNUZ?
Kimleri, neden rahatsız ettiğini bilmiyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum: Bir insanın onurunu, bir gazinin emeğini ve bir ailenin huzurunu hedef alan hiçbir haksızlığın karşısında susmayacağız.
Ebru Eroğlu geri adım atmadı diye babasının 35 yıllık emeğini yok sayanlar, kusura bakmasın!
Birileri istiyor diye yapılan haksızlıklara sırtımızı dönmeyecek, aksine toplum olarak her daim teğmenimizin ve ailesinin yanında durmaya devam edeceğiz.
Emeği geçenlere yazıklar olsun!!
@halkkursusu
İBB Başkanı #Ekremİmamoğlu beyanının son bölümü.. (2.Kısım)
"BENİ TESLİM ALAMAZSINIZ"
"Bu süreci kurgulayan size sesleniyorum.
Evet, bugün elinizde bir devlet gücü var.
Bir avuç milisitan bürokratla ülkeyi teslim aldığınızı zannediyorsunuz.
Bir avuç danışmanla Türkiye'ye ayar verdiğinizi zannediyorsunuz, seçim tarihi belirlediğinizi zannediyorsunuz.
Ki kim olduğunu bilmediğimiz, geçmişinde hiçbir başarısı olmayan birkaç sözcünüzle bu ülkenin geleceğine karanlık mesafeler vermeye çalışıyorsunuz.
Ama ne siz, ne de o bir avuç militan bürokrat, ne de o çevrenizdeki zavallılar, bana asla boyun eğdiremeyeceksiniz!
Beni teslim alamayacaksınız!
Beni hapse atabilirsiniz, zindana tıkabilirsiniz, avukatımı yanıma sanık olarak getirebilirsiniz, sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklayabilirsiniz, kitabımı toplatabilirseniz, babamın emekli maaşına el koyabilirsiniz, oğlumun özgürlüğünü kısıtlayabilirsiniz, ailenize her türlü saldırı yapabilirsiniz...
Ama benim irademe sahip olacak kişi annesinin karnından doğmadı!
Ben milletimi temsil ediyorum!
İnandığım ülkeden, demokratik hukukun egemen olduğu, özgür ve eşit bir Türkiye inancından asla vazgeçmeyeceğim.
Baskılarınız, psikolojik operasyonlarınız, akşamdan sabaha geliştirdiğiniz stratejileriniz, daha dünden bugüne kurduğunuz mahkemelerle tutuklamaya çalıştığınız, tutukladığınız masum insanlarla yaptığınız operasyonlarla, karalamalarınız, kampanyalarınız vız gelir, tırıs gider!
Ben size çöp tenekesi muamelesi yapıyorum.
Çünkü benim iradem milletin iradesiyle birlikte hareket ediyor, benim iradem tarih şuuruyla hareket ediyor.
Eskiden beni sürekli rüyamızda görüyordunuz, adım gibi eminim.
Şimdi kabusunuz daha da büyüdü, bunu bilin.
Çünkü bana yaptığınız hırsızlık çoktan şahsımı aştı; doğrudan milletin iradesine, cumhuriyetin adalet idealine ve ilahi adalete yönelmiştir!
"Bir ayda unutulur." dediniz. 16-19 ay geçti, 600 gün bitti!
Bu millet, yapılan kötülükleri, yaptığınız zalimleri unutmadı, unutmayacak.
Bu millet her zaman zalimin karşısında durmuş, mazlumun yanında olmuştur.
Silivri'nin duvarları yüksek, ama duvarların ardına bakınca ben bu ülkeyi o kadar net görüyorum ki...
Ve acıyorum, size acıyorum!
Ey kişi, sana acıyorum!
Ama o duvarların ardına baktığımda gördüğüm milletime inanamadığımın, bilemediğimin, hayatta kalamayacağım kadar çok güveniyor ve inanıyorum.
Bir koğuşta, bir görüş kabininin camının arkasında, bir cezaevi aracının penceresinde ben milletin yüzünü görüyorum.
O yüz yorgun ama teslim olmamış, o yüz öfkeli ama umudunu kaybetmemiş, o yüz düşünceli ama kararlı, o yüz canı sıkkın ama yapacağını biliyor.
Ben buradayım!
Ben o yüzlerin, o 87 milyon milletin biriciğiburadayım ve bir adım geri atmıyorum, bir milim geri atmıyorum!
Bu ülkede demokrasiye inanan herkesi göreve çağırıyorum!
Cumhuriyete, bu ülkenin geleceğine inanan herkesi göreve çağırıyorum!
Bugün burada özgürlük bekleyen insanlar var, nasıl tutulacak insanlar burada?
Hangi kararla, hangi hükümle, hangi delille, neyle?
Tutsanız ne olur, tutmasanız ne olur!
Bu ülkenin bütün muhalefet düşüncesine sesleniyorum.
Bu ülkenin bütün muhalefetine, muhalefet siyasi partilerine sesleniyorum.
Bu ülkenin en az yüzde 80'ine sesleniyorum.
O yüzde 20 de benim sesimi duyuyor, eminim; belki aldatılıyorlar, belki aramızdaki bir duvar var, aramızdaki sesi, nefesi hissedemiyorlar.
Yüzde 80'i yetmedi, yüzde 90'ı, 95'i medyayı ele geçirmek için uğraşıyorlar, aramızdaki bağ kopuk olabilir, ama eminim size de sesiniz gelecek.
Ama bugün en az yüzde 80'ine sesleniyorum.
Farklılıklarımızı unutalım demiyorum; o farkılıklar bu milletin zenginliğidir.
Ama o farklılıkları ortak evrimizi yapmak isteyenlere fırsata çevirmeyelim.
Onların fırsatına yol vermeyelim!
Bugün kendi partimize değil,
Türkiye'ye sahip çıkmalıyız.
..
‼️‼️ SİLİVRİ SON DAKİKA ‼️‼️
EKREM İMAMOĞLU SAVUNMASINDA SONA GELDİ…
“Devriniz bitmiştir. Bu bitmek üzere olan bir ara dönem. Halktan, camiden meydandan kopuk bir ara dönem.
Bu bir bitiştir. Sandıktan korkuyorsunuz. Allah kimseyi böyle bir duruma düşürmesin. Allah bu milleti sizden korusun. Bu kabus bitecek. Bu kabusun bittiği günler yakındır….”
"KORKAKLAR!"
Hakim karşısına çıkan Ekrem İmamoğlu:
“Zifiri karanlıkta evimin kapısına yüzlerce polis geldi, yüzlerce! Ve 5-6 kademe, 5-6 kademe canım polisimizi kapıya dizdiler. Kim? Kim? Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı! Ev bastı! 15,5 milyon insanın cumhurbaşkanı adayı olarak istediği insanın, 16 milyon insanın koca kadim İstanbul'u emanet ettiği insanın kapısına dayandı. Diyorlar ki ‘Savunma yap.’ Ne savunması ya? Boynunuzu aşağı eğin bu kararı alanlar! Siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Bu ülkenin insanlarına; demokrasiye, adalete, Cumhuriyete ihanet etmiş insanlarsınız.
Çağırdınız da gelmedik mi? Adaletten mi kaçtık? Sorgulamadan mı, hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? Nereden kaçtık? Korkaklar! Randevu bile veremediniz. Telefonumuza bile bakamadınız. Korkaklar!”
#ibbdavası
#Ekremİmamoğlu
"Bana açtıkları davalara bakan 23 hakim sürgün edildi.
Peki, bu hakimlerin, bu 23 tane sürgün edilen hakimi ben tanıyor muyum? Tanıyorum.
Hatta şöyle söyleyeyim.
Muhatap olduğum iki mahkemede ikisinin çok yakın AKP'de siyaset yapmış birilerinin yakını olduğunu sonradan öğrendiğim iki kişi var.
İsimlerini vermeyeceğim, hangi dava olduğunu da söylemeyeceğim.
Onlar bile sürüldü.
Neden?
Çünkü ondan işaret alamadı.
Çünkü sürüldü hemen ilk gelen tak diye cezayı kesti.
Ya bu 23, hani bir olur, iki olur, üç olur. Ya benim hakimim sürülmemiş davam yok, hâkimi değişmemiş davam yok.
Ey halkım, Ekrem İmamoğlu'na açtıkları her davaya hâkim bile beğendiremiyorlar.
Kendi atadıkları, kendi koydukları, işte bu şekilde baro üzerinden kendi siyasi anlayışıyla hakim savcı yaptıkları insanları bile ikna edemiyorlar.
Ve ve ve ve bu mahkemede benim için kurulmuş mahkemeye dönüştü.
Bu dava için kurulmuş mahkemeye dönüştü.
Yok, ona göre atamalar yapıldı.
O bakımdan, bu, bu, bu ülkede benim hakkımda verilecek bir karar kariyerlerini belirliyor.
Yazık değil mi ya?
Yazık değil mi ya?
Bana yazık değil mi?
Bu ülkeye yazık değil mi?
Bu ülkeye yazık, geçin Ekrem İmamoğlu'nu.
Bu ülkeye yazık, bu ülkenin yargısına yazık.
Ekrem İmamoğlu: (Savunmasında en kritik cümlesi)
“Beni sahur vakti gözaltına aldılar. Sidik ve uyuşturucu kokan yerde 4 gün kaldım. Foncuları oraya koyabildiler mi? Oraya koyamazlar, çünkü ortaklar. Günün sonuna bana atfettikleri suçları, kendilerinin işlediği ortaya çıktı!”
Edirne’de Devlet Yurdunda kalan 13 çocuk 3 gündür KAYIP…
Devlet gözetimindeki çocukların kayıp olması bir bana mı garip geliyor.
Depremde kayıp olduğu iddia edilen yüzlerce çocuk hala aklımızdayken bu size korkutucu gelmiyor mu?
Yine sorumlu yok gibi,
Yine olay sanki hiç yok gibi.
Sabah 5.30’da polis baskını ile yayın durdurmak ve kanal yönetimine kayyum atamak da bu iktidara yakışırdı!
Halkın seçtiği milletvekillerini, belediye başkanlarını cezaevinde tutup, belediyelere zor yoluyla çökenler, halkın haber alma hakkına da el koyuyorlar, kendilerine biat etmeyen basını susturmaya çalışıyor!
Halkın iradesini de sesini de teslim alamayacaksınız!