📌Radikal demokratik yapısal dönüşüm
◾️Siyasetin görevi, toplumsal talepleri, itirazları ve direnişleri anlamlı siyasal gündemlere dönüştürmek; bunları kamusal destekle çözüm gücüne kavuşturmaktır.
https://t.co/hFWoeQW8Co
Link: https://t.co/ndCR4jphhe
📌Demokrasiyi değersizleştirmek
◾️Haram sofranıza, kirli servetinize ve kaotik, sefil yaşamlarınıza Kürt halkının günahsız kanı bulaştı. Hiçbiriniz masum değilsiniz. Bu haksız ve kirli savaşın suç ortaklarısınız.
https://t.co/ACHR53vRoE
Link: https://t.co/ol3HOMzU17
Edgar Morin:
“Sorun, eğitilmemiş olmanız değil. Sorun, size öğretilenlere inanacak kadar eğitilmiş olmanız ama size söylenen her şeyi sorgulamanız için yeterli eğitim almamış olmanız”.
“Hukuk birilerinden alıp başkalarına verdiği zaman adaleti, eşitliği sağlamış olmaz, aksine yasal gaspın aracı haline gelmiş olur.”
—Hukuk, Frederic Bastiat
“Varoluş ısrardır” | Lacan
İnsan mantıksız bir varlıktır, dünya acımasızdır, dil yetersizdir, aşk imkansızdır. Ama yine de yaşanır.
Çünkü varoluşumuzun en dibinde, tüm bu mantıklı açıklamalara kulak tıkayan, sadece ve sadece orada kalmak, döngüsünü tamamlamak ve kendini dayatmak isteyen dilsiz, matematiksel bir sabit vardır. Hayat, o sabitin teslim olmama ısrarıdır.
“Bir düşün oğlum,
bir düşün ey sayın provokatör…
Her dövüşen sersemdir senin için
her anlayıp inanan kör.
Ve sen ki, bir fikre bağlanışın
azılı düşmanısın”
Nazım Hikmet Ran
Bir ülkede her şey çürüyorsa, bu bir tesadüf değildir. Bu kadar çok milliyetçisinin, dindarının ve solcusunun olduğu bir ülkede bu oluyorsa, tüm sıfatlar, sahtedir.
Bizi biz yapan anılarımız.
Bizi güzel kılan yoldaşlığımız.
Bizi derin kılan direnişimiz.
Bizi farklı kılan sarsılmaz inancımız.
En zor zamanlarda şikayet etmiyorsak bundan.
Herkes savrulurken dimdik duruyorsak bundan.
Hoş geldin güzel yoldaşım.
📌Tarihsel kırılma ve özgürlük paradigması
◾️Ortadoğu’nun istikrarının güvencesi, Kürt demokratik barış projesidir. Kürt halkının devrimci tarih bilinci ve stratejik üst aklını anlam derinliğiyle kavramak gerekiyor.
Link: https://t.co/pTG7z7d7fq
https://t.co/P9oHl4ZTh6
Günümüz psikoloji yaklaşımlarının en büyük yanılgılarından biri, geçmişte yaşanan travmaları sürekli olarak konuşmanın, analiz etmenin ve yeniden canlandırmanın iyileştirici olduğu inancıdır. Oysa bu yaklaşım, çoğu zaman tersine bir etki yaratır. Geçmişteki acıları defalarca gözden geçirmek, onları zihnimizde canlı tutmak ve sürekli olarak o duyguları yeniden deneyimlemek, travmayı iyileştirmek yerine, bazen onu daha da besler ve büyütür. Her psikoterapi seansı, her detaylı anımsama, her bir analiz, acıların üzerine yeni katmanlar ekler. Kişi, kendini geçmişin esiri haline getirir ve kim olduğunu tamamen yaşadığı olumsuz deneyimlerle tanımlamaya başlar. Bu durum, kimlik karmaşasına yol açar ve kişiyi sürekli olarak mağdur konumunda tutar. Geçmişin acıları, günümüzün gerçekliğinden daha büyük ve daha etkili hale gelir. Bazen de kişi, kimliğini bu acılar etrafında örer ve iyileşmek, kimliğini kaybetmek anlamına gelebilir.
Ancak gerçek iyileşme, tamamen farklı bir yoldan geçer. Geçmişi değiştirmenin tek yolu, bugünkü benliğimizi, varoluşumuzu dönüştürmektir. Bu dönüşüm, yeni davranışlar geliştirmek, farklı seçimler yapmak, kendimizi farklı şekillerde ifade etmek ve yeni deneyimler edinmek anlamına gelir. Aynı zamanda fiziksel, mental ve toplumsal bir güçlenmeyi de içerir.
Dönüşüm gerçekleştikçe, bugünkü biz güçlendikçe, geçmiş de dönüşmeye ve yeni bir anlam kazanmaya başlar. Olaylar değişmemiştir ancak bizim yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamlar ve yaşadıklarımızı yorumlamamız değişir. Artık farklı bakmaya başlarız. Eskiden bizi inciten, kıran deneyimler, yeni perspektifimizle birlikte farklı anlamlar kazanır. Bu, geçmişi değiştirmek değil, geçmişin bizim üzerimizdeki etkisini dönüştürmektir. Güçlü, özgüvenli ve sınırları net bir kişi olarak yaşamaya başladığımızda, geçmişte yaşanan çaresizlik duyguları da gücünü kaybeder. Bu süreçte en önemli nokta, geçmişin acılarına bağlanan eski benliğimizin geride kalmasıdır. Yeni benlik, geçmişin izlerini taşır ama onun esiri değildir.
- "Farkındalık Cehennemdir" kitabımdan alıntı
nietzsche ağladığında kitabında geçen muhteşem bir cümle var:
“benim “biz” haline gelebilmem için önce “ben” olmam gerek.” (s. 315)
günümüz ilişkilerinin de sorunu tam olarak bu: henüz "ben" bile olamamış milyonlarca insan "biz" olmaya çalışıyor.
Kierkegaard'ın vurucu bir cümlesi var: "Yaşam mecburen ileriye doğru yaşanır ama geriye doğru anlaşılır."
Ne anlama geliyor bu söz?
Yaşam ile anlam arasında bir denk geliş yoktur. Varoluş içeriden bölünmüştür.
Geriye dönüp bakıldığında özlenen bir hatıranın sıcaklığı, tekrar yakalanamaz. Çünkü onu bugüne taşıyacak bir bütünlük hissi yoktur.
Deneyimin şimdiki zamanı ile anlamın geçmiş zamanı, birleşemeyecek şekilde birbirinden ayrılmıştır.
Eylem tekrar etse bile, aynı şekilde tekrar etmez. Bu yüzden içsel beklentiler ve arzular doyurulamazlar.
Anlamlandırmaya her zaman hayal kırıklığı ve yokluk duygusu eşlik eder.