Kocaeli’de şiddetli yağışlara rağmen işe gitmek zorunda bırakılan, su baskını nedeniyle işyerinde mahsur kalan, işe gidemediği için işten çıkarılma veya ücret kesintisi tehdidiyle karşılaşan tüm emekçi kardeşlerimizin yanındayız.
Can güvenliğinizi hiçe sayan koşullarda çalışmaya zorlanıyorsanız yalnız değilsiniz.
📢Bize ulaşın, birlikte mücadele edelim.
Halk tv’ye patronu nedeniyle el konmadığını herkes biliyor. Defalarca yayın yasağı getirilen, çalışanları tutuklanan bir kanaldan söz ediyoruz. İktidar dertliydi, Kılıçdaroğlu dertliydi. Partimize patron kararıyla boykot uygulanıyordu ama biz hiç dertlenmedik. “Kanalın tercihidir” dedik geçtik.
İktidar ise her konuda kendi tercihini dayatıyor. CHP’yi aldı, bir sürü belediyeyi aldı, en son İzmir’i aldı. Bir medya imparatorluğu kurdu, dışında kalan 2-3 kuruma da el koydu. Tele1 ve şimdi Halk tv.
Nasıl bir dağılma ve nasıl bir korkuymuş bu!
Bu koşullarda “ama patronu…” diye söze başlayanları patronsuz Türkiye mücadelesine bekleriz!
Los venezolanos dejaron solo a los cubanos, y eso no lleva ni olvido, ni perdón!
Lean bien, aquí les cuento qué fue lo que pasó aquel 3 de Enero, en el testimonio de un sobreviviente cubano. Oficial cubano que sobrevivió al ataque de Trump en Caracas: “Sabían dónde quedaba todo”.
Yohandris Torres integraba la Seguridad de Nicolás Maduro cuando los helicópteros estadounidenses descendieron en la capital venezolana. En un homenaje a sus 32 compañeros muertos, habló por primera vez. “Les hicimos más bajas de las que ellos reconocen”, aseguró.
Yohandri Varona Torres es un militar cubano. El 3 de enero pasado, cuando Estados Unidos atacó Venezuela y secuestró a su presidente, llevaba apenas dos meses y seis días integrando la Seguridad Personal de Nicolás Maduro, haciendo honor a la tradición internacionalista de su país enarbolada por Fidel Castro y el gobierno revolucionario.
A las 12 de la noche, de aquel 3 de enero, se puso en su posición, le correspondían seis horas de guardia. Y aunque todo se veía tranquilo Yohandri sabía que el mayor peligro estaba en confiarse. Por eso cumplía su guardia con un celo rayando en el exceso.
Eran cerca de las dos de la mañana cuando vio al primero de los helicópteros del grupo de comandos estadounidenses que esa madrugada desembarcaría en Caracas para secuestrar al jefe de Estado de la Republica Bolivariana.
Apenas tuvo tiempo de salir de la posta en la que cumplía el servicio para parapetarse a unos metros de distancia y comenzar a disparar. A esa decisión, o a la suerte, le debe la vida. Como si se guiaran por un plano de exactitud milimétrica los atacantes dirigieron su fuego contra la caseta que hasta solo unos segundos antes había ocupado.
“Tenían mucho más poder de fuego que nosotros -narra Yohandri-, que solo contábamos con armamento ligero. Lo otro a su favor es que parecían saber dónde quedaba todo. Así le tiraron a las postas y a los dormitorios donde estábamos los cubanos y lograron matar, entre los primeros, a los jefes”.
“Había que tirar y tirar. Defender y matar”, sentenció.
“Nos batimos ahí contra los aviones que estaban ametrallándonos. A pesar de que nuestro armamento era más pequeño no dejamos de pelear, nos enfrentamos. Tengo mi preparación y sé cómo combatir, pero eran superiores a nosotros. En ese momento mi único pensamiento fue batallar. Había que tirar y empecé a hacerlo”, contó.
“Todo estaba oscuro –siguió-. Si un helicóptero viene para arriba de ti, lo único que te queda es tirarle y defenderte. Así fue. Hasta el último momento estuvimos disparando”.
“A pesar de su ventaja de fuego, estoy seguro de que les hicimos bajas. Más de las que ellos reconocen. Nos batimos duro. Seguimos tirando hasta que casi todos fuimos cayendo, muertos o heridos”, describe.
No fue un combate rápido, ni fácil, como en principio intentaron hacer creer Trump y sus voceros. Con el paso de los días se ha ido confirmando que solo la muerte y la falta de municiones consiguió apagar la resistencia de los cubanos.
Nunca podrá olvidar el enfrentamiento, dice, pero sobre todo las horas posteriores, en que los sobrevivientes del grupo debieron trasladar los cuerpos de sus compatriotas caídos.
“Los cargamos y llevamos hacia un edificio, que había sufrido daños pero nos permitía guarecerlos. Fue muy duro, porque eran hombres a los que conocíamos, con los que habíamos convivido hasta pocas horas antes. Pero los llevamos a todos, no abandonamos a ninguno”.
“Nuestros compañeros son una gloria para toda Cuba. Ellos eran mis hermanos. Estaban conmigo trabajando. Los vi caer a todos y a todos los cargué. Allí no hubo apoyo de nadie para eso, pero ningún cuerpo quedó en el campo. Los preservamos en un dormitorio de nosotros. No puedo explicar el dolor. Pero al menos nadie se quedó en Venezuela. Aquí están, en nuestra Patria”.
Tommy Hilfiger için üretim yapan Atamay Tekstil işçileri, gasbedilen ücret ve tazminat hakları için mücadeleyi büyütüyor✊
Yanlarındayız!
#TekstilİşçisiKöleDeğildir
Fatma Betül Sayan Kaya hakkında suç duyurusunda bulunduk.
Bir aya yakın süredir ülke gündemini işgal eden, onbinlerce yurttaşımızın mağdur duruma düşmesine sebep olan, kamuoyunda “fon krizi” adlandırması ile anılan büyük bir soygun ve yağma tablosu ile karşı karşıyayız.
Piyasa düzeni büyük bir ahlaksızlık, sömürü ve soygun düzenidir. Yaşanan bu büyük soygunun hesabının sorulması piyasa düzenine ve sermaye egemenliğine karşı mücadelenin yükseltilmesi ile mümkündür. AKP hükümeti bu sömürü ve yağma düzeninin yürütücüsü olarak sorumlu ve suçludur.
Türkiye Komünist Partisi bu sömürü ve yağma düzenine karşı mücadelesini büyütürken onun sonucu olarak ortaya çıkan haksız kazanç ve yolsuzluk suçlarının sorumlularından hesap sorulması için de siyasi ve hukuki olarak mücadele etmektedir. Bu doğrultuda iktidar partisi üyesi ve eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya'nın etkin soruşturulması amacıyla bugün bir suç duyurusunda bulunduk.
Suç duyurusunda da vurguladık:
“Siyasi makamları işgal eden failler, o fonların bu hisseyi satın alacağını, alım talimatlarının kimler tarafından verileceğini ve bu paranın nihayetinde fonlara para yatıran öğretmenin, işçinin, emeklinin cebinden çıkacağını milimetrik olarak biliyorlardı.
Dolayısıyla burada bir 'sezgi' değil, doğrudan 'neticeyi bilme ve bunu hedefleme' söz konusudur. Karşımızda tesadüfi bir zenginleşme değil, adımları milimetrik olarak planlanmış ve nihai sonucu en başından itibaren kasıtlanmış organize bir etkinlik vardır.
…Sistem, siyasi nüfuz sahiplerinin haksız kazançlarını dokunulmaz kılmak ve on binlerce yurttaşın birikimini bu fütursuzlukla transfer etmek üzere kurgulanmıştır.
Dolayısıyla denetleyici kurumlar bu suç düzeninin edilgen birer izleyicisi değil; eylemsizlikleri, sessizlikleri ve iradi körlükleriyle bu organizasyonun önünü açan yapısal ortaklarıdır. TCK m. 158/1-d bağlamında, kamu kurumlarının suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması ifadesi tam olarak bu kurumsal felci işaret etmektedir:
Kamusal güç, halkın esenliğini, iradesini, birikimlerini korumak için değil, halkı yoksullaştıran bu soygun mekanizmasının hukuki aracı ve zırhı haline getirilerek suçun merkezine yerleştirilmiştir.”
Bu organize suçun üzerine gidilmeli ve hesap sorulmalıdır.
📌FON SOYGUNUNA KARŞI OKUNMASI GEREKEN KİTAP…
📌 Geçen hafta etrafımın “sağ siyasetle” çerçevelendiğini gördüm ve bir “nefes” almak için okudum o kitabı.
📌 Kısa ama derin, 86 sayfa.
📌Gazeteci dostum Barış Terkoğlu sormuş, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan yanıtlamış.
Her Tommy Hilfiger mağazası direniş alanıdır
🟥Atamay Tekstil işçileri olarak İzmir, İstanbul ve Ankara'da Tommy Hilfiger mağazalarının önündeydik.
‼️Haklarımızı alana kadar mücadele edeceğimize söz verdik. Biz sözümüzü tutuyoruz.
Tommy Hilfiger, sözünü tut, hakkımızı öde!
@IzmirTkp@atamayiscileri
BİR GÜN MUTALAKA AĞLATACAĞIZ!
🔻“Çin Komünist Partisi olmasaydı ailem büyük toprak sahibi olacaktı” diyen paylaşımlar gördüm.
Ne güzel, iyi ki Çin Komünist Partisi olmuş ve o toprakları kamulaştırıp yoksul köylülere dağıtmış.
🔺Türkiye Komünist Partisi ya da bir başkası da benzerini bir gün mutlaka yapacak: Kürt ağaların toprakları kamulaştırılıp yoksul köylülere dağıtılacak, Türk büyük burjuvazisinin servetleri kamulaştırılacak, fonlara, vakıf yoluyla servet aktarmaya, yandaş zenginleştirmeye son verilecek, yurtdışına kaçırılan paralar geri getirilecek…
🔺O zaman da birileri yine “Türkiye Komünist Partisi olmasaydı ailem büyük toprak sahibi, babam boğazda yalı sahibi, amcam Ege’de (sit alanı olan) koy sahibi, teyzem (yanan ormanlara kondurulan) otel sahibi” diye ağlayan olur elbette, ağlayacaklar tabii, ağlatacağız umarım…
▪️Türk komünistler de Çinli komünistler gibi hırsızları ağlatıp halkı yoksulluktan kurtaracak, Türkiye’yi Çin gibi kalkındıracak bir gün mutlaka.
Bir kişi geçer, “hain” dersin, ne bileyim “dönek” dersin, “truva atı” dersin. Sayı artar, “organize işler” dersin. Şu anda CHP-Yeni Parti ikilisinden AKP’ye geçmek için ciddi ciddi kuyruk oluşmuş durumda.
Şantajla, tehditle, ikbal arayışıyla, rüşvetle açıklanıyor. Bilemeyiz, bir noktadan sonra önemi yok. Bu kitlesel göçün yıllardır ısrarla vurguladığımız “yok aslında birbirinden farkınız” gerçeğini teyid ettiği artık kabul edilmeli.
Gözüktüğü gibi, yurttaşlarımız arasındaki tercih farklılıkları “profesyonel siyaset” düzleminde ortadan kayboluyor. Bir de bunun üstüne “çürüme” eklendiğinde ortaya çıkan manzara budur.
Fazlasıyla kirli, çirkin bir yandan da yakışır.
Onun gözyaşlarından yeni bir ülke kurulacak bu topraklarda. O ülkede holdingler, foncular, borsacılar, soyguncular barınamayacak. Babası göçük altında kaldığı için ağlayan tek bir çocuk olmayacak. Sana söz Yaşar, söz...
Soma’da yine cinayet işlendi, işçiler göçük altında kaldı, yaşamını yitiren emekçiler var. Yapay zeka, teknolojik gelişme deniyor. Deniyor da, yüz milyonlarca işçi çok zor koşullarda, o yüksek teknolojiye enerji, değerli metaller, demir-çelik yetiştirmek için çalışmaya devam ediyor. Sadece madencilik alanında dünyada 50 milyon civarı işçi, ölümle burun buruna yoksulluğa talim ediyor.
Fon patladı, herkes konuşuyor, meselenin özünden uzak durulsa da… Peki göçük altında kalanlar, inşaattan düşenler, kamyon kasasında tarlaya giderken uçuruma yuvarlananlar, kimya deposunda yanarak can verenler, atölyelerde zehirli gaz soluyarak yavaş yavaş ölenler?
İşçi sınıfının durumu ve bugün yaşanan her şeyin merkezinde duran sömürü mekanizmaları “kaza” denen cinayetler olmasa da gündemin birinci maddesi olmak zorunda. Ve karşılaştığımız her olay bu merkez meseleye bağlanmalı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni anayasa yapımı konusunda Meclis’e duyduğu güven, emekçi halkımız açısından yeterince uyarıcı olmalıdır.
10 Ağustos günü Meclis’te yapılan çerçeve yasa oylamasında onaylanan metnin yalnızca ortaya koyduğu hukuki çerçeveyle sınırlı bir sonuç doğurmadığını o gün de söylemiştik. 467 milletvekili, yalnızca bir yasa metnine değil, Yeni-Osmanlıcı bir Türkiye tasarımının önünü açan siyasi sürece de onay verdi. İçerde kendi halkının haklarını gasp eden, milyonlarca insanı yoksulluğa ve onur kırıcı bir yaşama mahkum eden; dışarıda ise başka ülkelerin iç işlerine müdahale eden ve yayılmacı hevesler taşıyan bir Türkiye tasarımına rıza gösterildi.
AKP şimdi yeni anayasayla bu Türkiye tasarımının hukuki altyapısını tamamlamak istiyor. Dolayısıyla çerçeve yasa sürecinde mecliste ortaya çıkan uzlaşıdan bugün de beklenti duymalarında şaşırtıcı bir yan yok. Zaten bu ülkeyi yönetme meşruiyetini çoktan kaybetmiş olan AKP’yi bugüne kadar zorlandığı her dönemde kurtaran aynı siyasi uzlaşı olmadı mı?
AKP’nin yeni bir anayasa yapma meşruiyet yoktur. Bu anayasa projesine ortak olan hiçbir siyasi aktör halkın dostu olamaz.
TKP, iktidarın bir yönetme krizi yaşadığı bu dönemde kendi siyasal hedeflerini kalıcılaştıracak ve Türkiye’yi emperyalist müdahalelere daha açık hale getirecek adımların halkın örgütlü tepkisiyle karşılanması için elinden geleni yapacaktır.
Bu akşam Komünist Bakış'ta
📌 Fon soygununda konuşulmayanlar
Genel Sekreterimiz Kemal Okuyan'ın gündemdeki başlıklara dair İrem Yıldırım'ın sorularını yanıtladığı yayını kaçırmamak için @soLTVkanal'ı Youtube'da takip etmeyi unutmayın.
Bir emekli “Geçinemiyorum” dedi ve Ankara’daki eylem sırasında yaşamına son verdi.
Saatler geçti.
İktidardan hâlâ resmi bir açıklama yok.
Peki medya?
🔴AA
🔴TRT
🔴Hürriyet
🔴Yeni Şafak
🔴Türkiye Gazetesi
🔴NTV
🔴CNN Türk
Bu kuruluşların hiçbiri, olayın üzerinden saatler geçmesine rağmen emeklinin ölümünü haber yapmadı.
📌Penguen medyası değil, emekliyi gömenler medyası.
https://t.co/pTbE6xTk8H
🔻Patronların Ensesindeyiz’e ulaşan, birlik olan, dayanışmayı büyüten, mücadele eden işçiler kazanıyor.
🚩Patronların Ensesindeyiz Haberleşme, Mücadele ve Dayanışma Ağı işçilerin haksızlık yaşadığında ulaştığı, haklarını öğrendiği, yalnız kalmadığı bir işçi dayanışma ağıdır.
Bugün Trabzon’da, Gaziantep’de, İzmir’de, İstanbul’da, Sakarya’da işçiler birlikte mücadele ediyor, patronların ensesinde olup haklarını kazanıyor.
Trabzon’da TOKİ şantiyesinde çalışan inşaat işçileri, Sakarya İl Emniyet Müdürlüğü binasında çalışan inşaat işçileri haklarını kazandı.
Gaziantep’de deprem konutlarında çalışan inşaat işçileri, Panista fırında çalışan işçiler, İzmir Atamay Tekstil işçileri, İzmir’de Carrefour işçileri ücret alacaklar için, İzmir Büyükşehir Belediyesinde çalışan taşeron işçiler kadro talebiyle patronların ensesinde direniyor.
Patronların planları varsa bizim de olmalı. Patronlar hukuku kendi çıkarları için kullanıyorsa bizim de birliğimizden gelen gücümüz var. İşçilerin birliği patronların planlarını suya düşürür.
Patronların Ensesindeyiz işçileri çağırıyor!
▪️İşyerinde patron haklarını ödemiyorsa,
▪️Uzun saatler sağlıksız bir şekilde çalıştırılıyorsan,
▪️İşten çıkarıldıysan,
▪️Yalnızsan, ne yapabilirim diyorsan,
❗️Senin yanında, Patronların Ensesindeyiz.
📣İşçi kardeş; bize ulaş. Birlikte mücadele edelim, birlikte kazanalım👇
☎️0541 940 05 14
📧 [email protected]
#PatronlarınEnsesindeyiz
Dünyadaki adaletsizliklerin kaynağı tek tek ülkelerdeki adaletsizliklerdir. Adaletsizliğin temeli ise sömürüdür.
İçeride adaletsiz olan bir düzen ya da iktidar dünyadaki adaletsizliği ortadan kaldırmaz, o adaletsizlikte yer kapmaya çalışır.
BM Genel Kurulu’nda tanık olduğumuz tuhaflıklar BM’nin yapısındaki arızaların değil orada bulunan ülkelerin büyük çoğunluğunun toplumsal sistemindeki iflah olmaz kötülüklerin ürünüdür.
O kötülükler aynı zamanda gurur, onur, vatan gibi değerleri de yerle bir eder. Trump denen arsız suçluya yaranmak için onca ülkenin başkanının kuyruğa girmesi, içeride temsil ettikleri düzenin gurur, onur ve vatanla işi olmamasıdır.
Bu konuda günün şampiyonu, kendi ülkesinin devlet başkanını kaçırıp tutsak alan bir adamla sırıtarak fotoğraf çektiren Delcy Rodriguez’dir.