benim adım yoshikage kira ben 33 yıllar eskisiyim
benim evim kuzey doğu senksisyonun içindenim
morhionum nerde tüm villalar
ve ben değilim evli
ben çalışıyorum olarak bir eleman için kamiyo
mağazaları
ve ben ev alıyorum her gün tarafından 8 peme indi
en sonunda
biubu hakkında 20 dakikalık hüğkük(öksürme
efekti) genişletmeleri önce gitmek yatak
ve ben genelde ekmek ...
ehh hayır problemler uyuyorum kadar sabaha
sadece beğenmek bebek
ben uyanıyorum yukarı dışarıya hiç yorgunluk
yada stres içinde sabahan
Andrew Dallas ülkemizde maç yönetmek için büyük masraflarla İskoçya’dan kalkıp geliyorsa, maç esnasında bütün açılara erişimi olduğu halde burada devreye girmiyorsa maçı düzgün izlemiyor demektir, buna da tarihi skandal denir ve ilk uçakla geri gönderilir.
Kierkegaard ne güzel demiş; “Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil, yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapmak değil, hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir.”
Z kuşağının nihilizm gibi görünen tavrı, dünyadan kopukluğundan ziyade dünyaya tarihte görülmemiş ölçüde maruz kalıp ona maddi olarak iştirak edememesiyle alakalı.
Eskiler hayat mücadelelerini sınırlı bilginin, hatta biraz da bilgisizliğin sağladığı o korunaklı alan içinde kurardı. İnsan bilmediği ihtimallerin yasını tutmazdı, köyünün dışını görmeyen adam Paris’te yaşayamadığı için kendini başarısız saymıyordu. Ufkun darlığı bizatihi arzunun sınırlarını belirliyordu.
Bugünse imkanların bilgisi sınırsız, imkanların kendisi kıt. Z kuşağı dünyayı deneyimlemeden önce onun hakkında fazlasıyla şey öğrendi, zatü’s-süver’deki bütün suretleri seyrediyor, başka hayatların hazlarını ve ihtimallerini biliyor fakat onların maddi dünyasına nüfuz edemiyor.
Böylece arzu sürekli üretiliyor ama onu gerçekleştirecek kudret üretilmiyor. Arzu bu kadar genişleyip eyleme imkanı bu kadar daralınca insan -kendisine vaat edilip durmadan elinden çekilen dünyaya karşı- ya sürekli eksiklik hissedecek ya da arzuladığı şeylerin değerini düşürecektir. Böyle bir imbalansın uzun vadede kayıtsızlık, ironi ve değersizleştirme üretmesi şaşırtıcı değil.
AKP referandumsuz anayasa değişikliğine hızla koşuyor.
Seçimden sonra AKP'nin vekil sayısı 268'di.
Bugün 277.
Bugün 3 vekili daha geçince 280'e ulaşacaklar.
Toplumsal desteği düşen iktidarın mecliste vekil sayısının artması akla şu soruyu getiriyor:
Halk mecliste ne kadar temsil ediliyor?
Kirli çamaşırları olanın AKP'ye geçerek aklanması da zaten önemli bir gösterge.
🔴 #SONDAKİKA | 5 Gün önce kürsüyü yumruklaya yumruklaya konuşup çerçeye yasayı eleştiren İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş bugün AK Parti’ye katılıyor.
Instagram'da yeni açtığım gonencgurkaynak ( https://t.co/Pa546KJGZ1 ) hesabında, annem, babam, ağabeyim ve ben çekirdek ailesinin 3 ayrı zamana ait 3 ayrı fotoğrafını içeren bir video koydum. Konu aslında zaman kavramına ilişkindi. Zaman konusunun bana daima ilginç geldiğini ve bu konu üzerinde çokça düşündüğümü bilirsiniz. X'te de epey yazıp çizdiğim bir konu. Instagram'da daha hafif içeriklere daha fazla yer veriyorum. Dolayısıyla, görsellerim biraz daha eğlenceli. Ama bazen orası için düşündüğüm bir içerik bu tarafa ilham verebiliyor. Bu sefer de öyle oldu.
X'te bu aralar "sahte diploma" konusuna eğilmiş haldeyim. Instagram hesabımdan zamanı yavaşlatma kabiliyeti konusunda gönderdiğim ve buna dair bir not iliştirdiğim şu görsel bana sahte diploma konusu ile ilgili de bir şey düşündürdü. Düşündürdüklerini anlatabilmem için bu fotoğraflardaki 4 insana dair bilgi vermem lazım:
Bu fotoğrafta 4 profesör var:
Babam, Çanakkale Biga'dan çıkıp Robert Kolej'e gidip oradan ABD'ye gidip yüksek lisansını ve doktorasını da orada yaptıktan sonra orada hoca oluyor ve orada annemle tanışıyor. ABD'deki eğitimi sırasında bir yandan araba tamir ederek geçimini sağlıyor ve bir yandan akademisyenlikte basamakları birer birer tırmanıyor. Ailemizdeki araba toplama ve tamir etme tutkusu bundandır.
Annem ODTÜ'den mezun olduktan sonra full bright bursu ile ABD'ye gidiyor. Dedem TCDD'de çalışıyor. Anneannem İzmir Kız Lisesinden mezun olduktan sonra çalışmamış. Tek evlatlarını TED Ankara Koleji'nde okutmak için seferber olmuşlar.
Annem ve babam ABD'de hoca iken, 1975'te, ağabeyim doğunca, "çocuk Türkiye'de büyütülür" deyip Türkiye'ye dönüyorlar. Biri ODTÜ'de diğeri Ankara Üniversitesi'nde profesör oluyor. Bu esnada zorlana zorlana iki çocukları Refet ve Gönenç'i özel okulda okutuyorlar. Refet Bilkent Iktisat'a burslu gidiyor. Gönenç Ankara Hukuk'a. Refet Princeton'a gidiyor. Gönenç Harvard'a ve University College London'a. Refet de Gönenç de profesör olup öğrencilerini iyi yetiştirmeye çalışan ve bugünün Türkiye'sindeki "bizden midir onlardan mı" rüzgarlarıyla hiç haşır neşir olmadan kendi yollarında kendi hataları ve sevapları ile doğru bildikleri gibi yürüyen iki hoca oluyorlar. Ikisinin de bugün çocukları var. Çocukları için önemli hedeflerinden biri çocuklarının hoca diyecekleri insanların kendi anne babaları gibi ve kendileri gibi emek vererek o noktaya gelmiş insanlar olduklarından emin olmak. Zira artık "yeni Türkiye"de çocuğunuzun kendi emeğinin karşılığını aldığından emin olmak da, çocuğunuza bir şeyler öğretme iddiasında olan insanların oraya emek, tecrübe ve bilgi ile geldiğinden emin olmak da zor.
Tam da bu sebeple, 1975 Türkiye'sinde bile "insan çocuğunu kendi memleketinde büyütmeli" denilirken, şimdi yeni Türkiye'de sıkışıp kalmış ve kendi emeğinden ve çocuğunun emeğinden başka dayanacak hiçbir şeyi olmayan kişiler "insan çocuğunu emeğinin karşılığını nerede alacaksa orada büyütmeli" noktasına gidiyor.
Diplomayı sahte olarak verebilirsiniz ama işe yarayacak bilgiyi sahte olarak veremezsiniz. Bu sebeple, bu devran döner. Bilenle bilmeyen bir olmaz. Bilmeyen sürücü koltuğunda ilelebet oturmaz. Aslı olan mücadele her bir ailedeki iyi eğitim mücadelesidir. Hem aile içinde hem de okulda. Büyük resme bakıp umudunu kaybedenler, odaklarını ve emeklerini kendi ailelerindeki eğitim için seferber ederlerse, zamanla başkalarına ve ülkemize umut olurlar.
ozempic ve mounjaro gibi ilaçların başlattığı devrim domino taşı giib vücudun her yerine sıçrayacak gözüküyor.
economist'in anlattığı şey baya ilginç:
beyinde uyanık kalmamızı sağlayan bişey varmış orexin adında.
bu orexin azaldıkça uykumuz geliyor.
şimdi ilaç şirketleri orexin'i taklit eden orexin agonistleri geliştiriyor. tıpkı iştahı dizginleyen glp'ye yaptıkları gibi.
abd'de de hatta geçen haftalarda narkolepsi için ilk orexin agonisti onaylanmış. ilk deneylerde de oldukça iyi sonuçlar alınmış. yani bu orexin'i taklit ederek uykunun bastırması engellenmiş.
dolayısıyla gün içinde aşırı uyku rahatsızlığı çekenlere, uyku bozukluklarına uygulanacak bu ilaçlar.
sadece bununla da kalmayacak, adhd, uyku apnesi, depreson, motivasyonsuzluk vs her türlü beyinsel konsepte uyarlanabilecek
economistin attığı manşet bu noktada anlamlı: beynin ozempic anı.
ozempic/mounjaro bence çok yeni bi dönemin kapılarını araladılar kimbilir daha neler göreceğiz
artık vücudumuz bize değil biz yani insan nihayet vücuduna hükmetmeye başlıyor
hayırlı olsun
Evinde ruhsatsız silahlar, çelik yelek, milyonlarca lira para bulunan adama ev hapsi.
Deniz Göktaş'a kuyu tipi cezaevi...
Çünkü düşünen, sorgulayan, güldüren insanlar mafyatik tiplerden daha tehlikeli
Böyle adalet olmaz olsun.