Arabesk yoksul sanatı değildir, aşağılık kompleksi olan insanların red ettiği bir müziktir ki bu insanların yüceltip övdüğü müziklerde Avrupa da , Amerika da sokak aralarında, gettolardan çıkan müziklerdir. Müzik kutsaldır sınıf tanımaz, güzelse tüm insanlığa işler.
Küçük bir katkı olsun benden. Orhan Gencebay, hakkını teslim etmiştir hep Erkin Koray'ın.
"...çok iyi bir icracıydı. Derin düşüncelere sahipti" der Gencebay onun için.
Yıllar yıllar var ki bu kitapları
Okumayı bekliyormuşum gibi
Siirt'ten İstanbul'a taşınma süreci bana ulaşmalarını geciktirmişti bu güzelliklerin. Her biri emek, araştırma, uykusuzluk ve çile kokan bu güzel kitapları okumaya sıra gelmiş olması ne / çok güzel
@serdaraydinelnr 👏
Bir Orhan Gencebay konçertosu. Yaylı şöleni. İntrosundaki gitarla bütün Akdeniz havzasının soluksuz geçildiği büyüleyici bir açılış. Nice yıllara "Kral".
Ödüm Kopuyor şarkısı İlham Behlül Pektaş tarafından yazılmıştır. Bestesini ise Selami Şahin yapmıştır.
Pektaş, aynı zamanda Müslüm Gürses'in İtirazım Var şarkısının da söz yazarıdır.
Bu da kendi arşiviminden Pektaş'ın 1967 tarihli şiir kitabıdır.
Arabesk benim için hiçbir zaman sadece dinlediğim bir müzik türü olmadı. Çocukluğumdan beri bazen bir Müslüm Gürses şarkısında, bazen Bergen’in kırık sesinde, bazen Ferdi Tayfur’un kader anlatısında kendimi buldum. Arabeski seviyorum demek bile eksik kalıyor; çünkü bu müzik, benim için insanın en çıplak hâlini anlatan bir dil. Bu yüzden Serdar Aydın’ın Arabesk Antolojisi serisinin ilk iki cildini büyük bir merakla okudum ve uzun zamandır beni bu kadar heyecanlandıran bir müzik kitabıyla karşılaşmamıştım.
Arabesk yıllarca haksız yere küçümsenen, “kenar mahalle müziği” diye yaftalanan bir tür oldu. Oysa bu müzik, milyonlarca insanın acısını, yalnızlığını, aşkını, yoksulluğunu ve umudunu taşıdı. Arabesk Antolojisi de tam olarak bunu hatırlatıyor. Arabeskin yalnızca bir müzik türü değil, aynı zamanda Türkiye’nin kültürel belleğinin önemli parçalarından biri olduğunu gösteriyor.
Arabesk üzerine yazılmış kitapların önemli bir kısmı ya türün sosyolojik yönüne odaklanıyor ya da birkaç büyük ismin etrafında dolaşıp aynı hikâyeleri tekrar ediyor. Arabesk Antolojisi ise bambaşka bir yerden bakıyor. Serdar Aydın, sahnenin önünde duran sanatçılar kadar onların arkasındaki söz yazarlarını, bestecileri, yapımcıları ve bugün adı neredeyse unutulmuş emekçileri de görünür kılmaya çalışıyor. Bence serinin en büyük başarısı tam da burada yatıyor.
İlk ciltte A ve B harfleri arasında yer alan onlarca isimle karşılaşıyoruz. Adnan Şenses’ten Ahmet Selçuk İlkan’a, Ali Tekintüre’den Azer Bülbül’e, Bergen’den Burhan Bayar’a kadar arabeskin farklı damarlarını besleyen isimler aynı çatı altında buluşuyor. İkinci cilt ise bu dünyayı daha da genişletiyor. Cansever’den Cengiz Kurtoğlu’na, Dilberay’dan Esengül’e, Ferdi Tayfur’dan Ferdi Özbeğen’e kadar birbirinden çok farklı isimlerin aynı külliyat içinde yer alması, arabeskin aslında ne kadar geniş ve çok katmanlı bir kültür olduğunu yeniden hatırlatıyor. Türün yalnızca acıdan ibaret olmadığını; halk müziğinden, sanat müziğinden, poptan ve hatta Anadolu’nun farklı kültürel damarlarından beslendiğini de görmek mümkün oluyor.
Ben bu seriyi okurken yalnızca yeni bilgiler edinmedim; yıllardır severek dinlediğim şarkılara da başka bir gözle bakmaya başladım. Bir eserin arkasındaki söz yazarını, bestecisini ve üretim hikâyesini öğrendikçe o şarkılar benim için daha da anlam kazandı. Bu yüzden Arabesk Antolojisi‘ni sadece arabesk dinleyenlere değil, Türkiye’nin müzik tarihine ilgi duyan herkese gönül rahatlığıyla öneririm. Bana göre Serdar Aydın, yalnızca bir antoloji hazırlamamış; yıllardır ihmal edilmiş büyük bir kültürel mirası kayıt altına almış. 🌻
Gece introsu. Orhan Gencebay’ın orijinal albümlerine girmemiş, farklı versiyonuyla yıllar sonra ortaya çıkmış alternatif açılışıyla. İki dakikalık gizli kalmış bir şölen. Müzikal halüsinasyon.