Bazı değişimler yüksek sesle yaşanmaz; içten içe, kimse bakmazken olur.
Gülüşün azalır, kelimelerin kısalır, önceliklerin yer değiştirir ama dünya aynı hızla dönmeye devam eder.
Kimse ‘ne oldu sana?’ diye sormaz; çünkü sen hâlâ oradasındır.
Oysa asıl fark eden sensindir: Neleri geride bıraktığını, artık neleri taşıyamadığını ve bir zamanlar çok şey ifade eden şeylerin şimdi neden sessiz kaldığını…
Bu bir kayıp değil belki; sadece büyümenin en yalnız hâli.
Ben sabırlı bir insanım. Çok dayanırım. Mücadele ederim, savaşırım. Öyle çok savaşırım ki dışarıdan bakan biri asla vazgeçmeyeceğimi zanneder. Sanki ne olursa olsun hep orada kalacak, hep aynı mücadeleyi verecekmişim gibi görünür. Ama insanın içinde de bir sınır var. Görünmeyen, kimsenin fark etmediği bir çizgi. Gün gelir, bir söz olur, bir davranış olur ya da sadece içimde bir şey yorulur… İşte o an sabrım taşar.
Aslında o noktaya bir anda gelmem. İçimde biriken küçük şeyler vardır; söylenmemiş kırgınlıklar, görmezden gelinen emekler, sürekli idare etmeye çalışmanın verdiği yorgunluk… İnsan çoğu zaman güçlü görünür ama o gücün altında sessizce biriken bir yorgunluk da olur. İşte o yorgunluk büyür, büyür ve bir gün kalbimin içinde ağır bir sessizliğe dönüşür. Ve garip olan şudur; bunca zaman direnen, bunca şey için mücadele eden ben, o anda birden susarım. Kavga etmem, anlatmam, açıklamam. Sadece içimden bir kapı kapanır.
Çünkü bazı vedalar gürültüsüzdür. İnsan bazen en çok yorulduğu yerden sessizce gider, bir daha dönmemek üzere.