Çocuğuyla güzel bir gün geçirmek isteyen bir anne, benzin aldıktan sonra oğlunun yaşadığı hüznün nedenini kask kamerası kayıtlarını izledikten sonra anladı.
“Sen kimsin? Hangi hakla, hangi kafayla bu soruyu soruyorsun?”
Ankara Sincan Anadolu Lisesi'nin sosyal medyada takdir toplayan düzeni:
"Mesele sadece turnike koymak değil, her şey bir bütündür.
Duvarlarda tek bir iz yoktur. Her şey düzen içindedir. Bu düzen içinde bir bireyin disiplinsiz davranması beklenmez."
KOMŞU KOMŞUYA SESLENİRKEN DAHİ ZİKİR EDERDİK BİZ…
“Hu hu!” diye seslenirdik komşumuza.
“Eyvallah” dilimizin pelesengiydi.
“Hay”dan gelip “Hu”ya giderdik.
“Hay hay efendim!” diyerek kabul ederdik teklifleri.
“Allah, Allah, Allah!” diyerek şehadete koşardık Tuna boylarında.
“Allah Allah”, “Sübhanallah”, “Allahu ekber” idi hayretlerimiz.
Şimdilerdeki gibi “Vaaauv!” ya da “Ohaa!” diye çığlıklar atmazdık.
“Tövbe estağfurullah”, “Fesubhanallah” zikri anlatırdı kızgınlığımızı.
“Aman Allah’ım!” derdik, “Oh my God” girmeden dilimize.
“Salavat” anlatırdı bazen yanlış bir iş yapıldığını.
“Neuzübillah” çekmekti istemediğimiz bir şey görünce zikrimiz.
“Bismillah” ile başlardı her hayrın başı.
“Hay Allah” iyiliğimizi vermeye devam ederdi.
“Çok şükür” derdik “Şiştim, karnım patladı.” demeden önce.
Yiğitleri alkışlarken “Allah Allah illallah, Muhammedün Resulullah!” der, ardından “Maşallah!” sözüyle güzelliği taçlandırırdık.
“Ya sabır” öfkemizin ilacıydı.
“Hasbünallâhü ve ni‘mel vek��l!” diyerek Allah’ı vekil ederdik çaresiz kalınca.
“Ya Şafi” dokunurdu yaramıza merhemden evvel.
“İnna lillah” ayeti teselli ederdi geride kalanları.
“Hakk’a yürüdü” derdik eskiden; ölmezdik biz.
Yaşlanınca “İhtiyarladık.” değil, “Haddi aştık.” derdik.
“Bu da geçer ya hû!”, “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” sözleri süslerdi tekke ve zaviyelerin, iş yerlerimizin duvarlarını; psikiyatrik ilaçlar dünyamıza girmeden önce…
Birine hâl hatır sorunca “Elhamdülillah.” diye cevap verirdik.
Bir işe niyet ederken “İnşallah.” derdik.
Güzel bir şey görünce nazar değmesin diye “Maşallah.” derdik.
Birinin iyiliğini görünce “Allah razı olsun.” derdik.
Çalışan birine rastlayınca “Allah kolaylık versin.” diye dua ederdik.
İbadet edenlere “Allah kabul etsin.” derdik.
Hastalara “Allah şifa versin.” diye temennide bulunurduk.
Acı çekenlere “Allah sabır versin.” diyerek teselli ederdik.
Sofrada ve kazançta “Allah bereket versin.” diye dua ederdik.
Vedalaşırken “Allah’a emanet ol.” derdik.
Bir yere girerken “Selamün aleyküm.” der, karşılığında “Aleyküm selam.” alırdık.
Sabahları “Hayırlı sabahlar.”, akşamları “Hayırlı akşamlar.” derdik.
Yolcu uğurlarken “Allah selamet versin.” diye dua ederdik.
Yeni bir işe başlayanlara “Allah utandırmasın.” derdik.
Dualarımızın sonunda da “Allah sonumuzu hayır etsin.” diye niyaz ederdik.
Velhasılıkelam azizim…
Eskiden yaşarken zikrederdik; şimdi ise zikrederken bile o hâli yaşamıyoruz.
O güzel hâllerimize yeniden dönmek ve o şekilde yaşayabilmek duasıyla…
Allah’a emanet olunuz inşallah.
Sübhaneke duasının önemi!!
Hz Allah,Arşı yaratınca meleklere taşımasını söyledi. Meleklere Arş ağır geldi, Onlarda şöyle duâ ettiler.
Subhane-kellâhümme Ve Bihamdik
Allah'ım Seni Tesbih ve Tenzih Eder, Sana Hamd Ederiz.
Ve Tebara Kesmük
İsmin Mübarektir
Ve Tealâ Ceddük
Azamet ve Celalin Yüksektir
Va Lâ Îlâhe Ğayruk
Vee Sen'den Başka Tapınacak Yoktur. Dediler ve arşı taşımaya kuvvet buldular.
Evet namaz duâlarının ilki olan subhâneke duası, tekbirden sonra okuduğumuz ilk duâ. Peki her hayrın başı olan Besmeleden bile önce okunması ne demek bilir miyiz?
Namaz ağırdır...
Onu taşıyabilmek için, Bizlerde namazımıza başlamadan önce okumuş olduğumuz Sübhaneke duasıyla; Nefis ve Şeytanın, üzerimize serpmiş olduğu ölü toprağını. Bütün güç ve iradenin yalnızca kendisinde toplanmış olduğu o yüce makamdan, Bu duanın hürmetine kaldırmasını talep ediyoruz. Dilimiz ile söylemesekte, halimizle o makama şöyle sesleniyoruz ;
“Ya Rab, arşı taşıyan meleklerinin, bu dua hürmetine üzerindeki yüklerini nasıl hafiflettiysen. Bizimde üzerimizdeki yükleri öyle hafiflet. İbadetimizden feyiz almamızı kolaylaştır.” Diyerek o kutsiyet ötesi makamdan yardım talep ediyoruz.
"Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur."
Ahmet Hamdi Tanpınar
#tuzkoktu maalesef...
Evlilikte detay kriterlerde boğulan kardeşlerime şunları hatırlatmak istiyorum:
1. Hafız olması seni aldatmasın. Her hafız, güzel bir ahlaka sahip olmayabilir.
2. Arapça biliyor olması seni yanıltmasın. Bu, onun iyi Müslüman olduğu anlamına gelmiyor.
3. Bir hocanın kurumunda eğitim alması/vermesi sana hoş gelebilir ama bunların evlilikle ve insanlıkla doğrudan ilgisi yok.
4. Sakallı olması, babasının hoca olması seni tuzağa düşürmesin. Merhamet sahibi olmanın bunlarla alakası yok.
5. Peçeli/çarşaflı diye, Allah dostu olduğunu zannetme. Tesettürü, feministiliğe engel olmayabilir.
6. Diplomasına, maaşına, güzelliğine takılma. Mutluluk ve huzur ne görseldedir ne de parada.
Özetle şunu söyleyebilirim:
İnsan olmanın ve Müslüman olmanın farklı olduğu bir zamana geldik ne yazık ki!
Uyumlu, anlayışlı, insanca geçinebilen, bunu ibadetle ve takva ile süsleyen insanı ara.
Sen de öyle olmaya çalış.
Rasûlullah (aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet kopmadan önce aldatıcı seneler gelecektir!
O yıllarda yalancılar doğru kabul edilir, doğru olanlar ise yalancılıkla suçlanır!
Güvenilir insanlar ihanetle suçlanırken hain kişilere güven duyulur!
Bu yıllarda 'ruveybida' olanların sözü dinlenir!”
Başka rivayetlerde 'ruveybida' şöyle açıklanmıştır:
“Halkın önemli işleri hakkında bilip bilmeden konuşan aklı kıt ahmak kişi!”
Ahmed b. Hanbel (2/291 ve 338);
İbn Mâce (4036);
Hâkim (4/412 ve 4/465-466)
Mahalledeki tüm kedileri hava soğuk diye eve alan bir adam:
"Dışarıda hava çok soğuk, evimde soba yanıyor onlarda ısınıyor. Sabah kahvaltılarını yaptılar. Hadi merhaba deyin bakalım."
Bu fotoğrafta gördüğünüz şişeleri sadece 3 hafta içinde duş almadan önce suyun ısınmasını beklerken doldurdum.
Tam 28 şişe var; 42 litre…
Yani, ayda sadece duş öncesi ortalama 50 litre su heba ediliyor.
Bu da yılda 600 litre yapıyor.
Bu sular tertemiz. Yemek ve çay da dahil her yerde kullanılabilir.
Banyo ortamından geldiği için pis olduğunu düşünenler (bence mantıksız ama) sifonda, ev temizliğinde, balkon yıkarken kullanabilir.
"Nehir kenarında abdest alırken bile suyu israf etmeyin" diyen bir peygamberin ümmeti olarak kılı kırk yarmak boynumuzun borcu…
Taha Yasin Adak.
Ayşe Eser'i 2 yıldır izliyorum. Kendisini tanımıyorum ama özgün paylaşımlarına her gün biraz daha şaşırıyor ve donanımına hayran oluyorum
Fikirleri ve cesareti, Sera Kadıgil'i andırıyor
Çok başarılı. Mecliste olmalı... Kaçırmayın
@eczozgurozel@erkbas@alimahir@serakadigil
Evlendikten sonra, eşinizden “daha iyi” görünen insanlarla mutlaka karşılaşacaksınız. Daha yakışıklı ya da güzel, daha nazik ve romantik, daha zeki ya da daha eğlenceli insanlar çıkacak karşınıza. Eşinizde eksik olduğunu düşündüğünüz şeylere fazlasıyla sahip olan kişilerle tanışacaksınız. Eşinizin her şeyiniz olacağı, tüm ihtiyaç ve beklentilerinizi eksiksiz karşılayacağı fikri ise romantize edilmiş bir yanılsamadır; neredeyse bir putlaştırmadır. Oysa evlilikte kanaatkârlık, üzerinde pek konuşulmayan ama son derece önemli bir erdemdir.
Her gün uyanıp eşinizin sizin için ne ifade ettiğini, sahip olduğu özellikleri, güzelliğini ve sizi onunla evlenmeye götüren nedenleri bilinçli olarak hatırlamanız gerekir. Çünkü dikkatinizi sürekli onun eksiklerine verirseniz, daima “daha iyileriyle” karşılaşırsınız. Kalbinizi koruyun. Eşinizin en iyi yanlarını görün. Unutmayın: evlilikte bağlılık, çoğu zaman romantik duygulardan çok bir sorumluluktur. Eşinizin artık size en uygun kişi olmadığını hissettiğiniz günlerde bile bu bağlılığı sürdürmek gerekir.
— Buchi