bir şeyi şiddetle istemeyi bırakmak ne ferahlatıcı bir duygu. evet istiyordum ama geçti. yani hala olsun isterim, vazgeçmedim aslında ama olmamasına üzülmüyorum. onsuz yaşadım, dünyanın sonu değil. buruk ama böyle de iyiyim, gibi. terketmeyi terketmek. büyümek.
geç gelen farkındalık gideni döndürmüyor. vaktiyle fark etmeden kapattığımız yollar gün gelir bizi de çıkmaza sokar. insan sabrı bir sınır taşır. incittiğimiz yerden olgunlaşır, kıymetini bilmediğimiz her sevgiye gün gelir hasret kalırız. hayat her şeyi tam vaktinde yaşatır.
kitapları, taze çekilmiş kahve kokusunu, balkonlardan taşan kaşık seslerini, günün deniz kenarında usulca bitişini, rüzgârın yüzümü okşayışını, çocukların masum gülüşünü, sevdiklerimle yaptığım uzun yürüyüşleri seviyorum. belki de hayat, bu küçük ve sahici anların içinde saklı.
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
“Hiçbir karşılaşma ve hiçbir tanışma manasız değil. İnsan insana ya ibret olur ya da nimet. İbret olandan ders alırsın, nimet olanla yol alırsın. İşin büyüleyici tarafı bunlar insanın kararıyla, tercihiyle olmaz. Hayat birilerini birileriyle buluşturur, zaten bu yüzden güzeldir.”
“Çünkü bitmemiş şeyler böyle hissettirir. Tamamlanmamış resimler daha çok acıtır. Yazarlar en çok yarım bıraktıkları kitaplarla anılır. Bitmeyen şeyler hep böyle hissettirir. Hep aklının bir yerinde yaşar…”
Sadece sen öldükten sonraki gün değil, sen üzgünken, acı çekerken, ıstıraptan kıvranırken de hayat böyle. “Dünya sana yol vermeyecek” demişti ya Cüceloğlu. Tam böyle. Dünya senin gözyaşının hatırına dönmeyi, gülmeyi durdurmayacak. İnadına yaşa o yüzden.