@zeynepc16 Her şey normal sadece yaşı küçük yemek yemeyi sevmiyor dişleri henüz yeni çıktığı içinde bizim yediğimiz lezzetli yiyecekleri yiyemiyor birde doğduğu andan itibaren biberon tutmadı.. yaşamadığını tahmin ediyorum çünkü hiçbir anne böyle üst perdeden konuşmaması gerektiğini bilir
Çocuk bakımından o kadar anlamıyorsunuz ki eğerki bebeğe yemek yedirmezsen karnı aç olduğu için uyumaz tüm zamanlarını huzursuz geçirir karnı doyunca annesini bırakır ve ancak o zaman oyun oynar
Karşınızda sürekli size yemek yedirmeye çalışan, siz yemeyince kızan, ağlayan biri olduğunu düşünün. Peşinizde geziyor ve elinde kaşık. Ağzınıza yemek sokmaya çalışıyor, siz yemeyince kızıyor, ağlıyor. Bir süre ara verip tekrar aynılarını yapıyor. Bütün gün defalarca tekrarlanıyor belki bunlar. Üstelik o kişi, bütün gün gördüğünüz, temas ettiğiniz tek insan ve size bakan, muhtaç olduğunuz birisi.
Ortamdaki gerilimi düşünün, ne kadar huzursuz hissedeceğinizi. Iştah mı kalır insanda? Var olan da kaybolur gider o gerilim yüzünden.
Allahaşkına çocuklarınıza eziyet etmeyi bırakın, rahat bırakın da huzur içinde acıkabilsinler.
@zeynepc16 2 çocuğum var ve çok iştahsızlar karnı doymadan rahat etmiyor ancak yemek yemeyi de sevmiyor büyüğü 6 yaşında zorla felan alıştı küçükte hala ilk 2 lokma zorla yiyor gerisi gidiyor yaşamadan ahkam kesmek çok zor bebek bu acıkınca yemiyor yemek yemeden tokluk hissi olsun istiyor
Küçük bir çocuğun varsa hayat kaliten eksilerde bebeğinin olması korkunç kötü bir şey yemek yemiyor uyumuyor ve bunlar tam olmadığında sana yapışıyor evde her yere tırmanıyor vallaha psikoloji felan kalmadı artık
Ya ne boş yorumlar kardeşim o çocuk hepimizin çocuğu yarının doktoru mühendisi inşaat işçisi öğretmeni yani değer üreteni o çocuğu ben doğuruyorum diye benim olmuyor tüm herkese bakacak değer üretecek sen gençlikte iki gezmeye gideceksin diye yarının geleceği mi harcansın
Şu yorumlara bakıyorum da, “Çocuğun olunca anlarsın.” korosu yine sahnede. Oysa evlenmek de çocuk sahibi olmak da kişisel bir tercih. Kimsenin tercihi, başkasının çalışma düzenini ve hakkını etkilememeli. Kamuda ayrıcalık değil, eşitlik esastır.
Dünya Kupası’na mı gittik, yoksa İbram Hosmanoğlu’nun erkeklik nutuklarını dinlemeye mi gittik, bilmiyorum. Bu kadar seviyesiz, mafya ağızlı bir yönetici görmemiştim.
Kocamın baba olmasına ben vesile oldum ilk çocukta 16 kilo ikincide 14 kilo aldım çocuklar yüzünden hala geceleri uyumuyorum :) paylaşılacaksa o benim fotoğrafımı paylaşıp “baba olmama vesile olduğun için teşekkür ederim” diye paylaşmalı :)))
Kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorsunuz demek… Benim babam, sizin doğru bulmadığınız dokunulmazlığı kaldırılınca, görev gereği KÜRSÜ DIŞINDA okuduğu mektup yüzünden 60 yaşında tutsak edildi. Gençliğinin tam 8 yılını, aynı sizin gibi hiçbir aksiyonundan pişman olmayanların uygulattığı iğrenç, insanlık onurunu yok edecek işkencelerle geçirdikten sonra, daha sıçramadan derin bir uyku uyuyamazken yeniden mahkum oldu. Binbir çeşit yeni hastalık edindi Kandıra cezaevinde. Çok geçmeden daha da hastalandı ve öldü. Susmak istiyordum çünkü size laf atmak konforlu. Siz en basit olansınız, en kolay bölümsünüz. Katıldığınız programda Selahattin Demirtaş ve terör kelimelerini arka arkaya kullanmaya hiç utanmadığınız için susamadım. 78 yaşında birine bela okuyacak değilim fakat dokunulmazlıkların kaldırılmasından bugüne dek tutsak edilmiş, ruhunda onarılmaz yaralar açılmış, çocuklarının büyüdüğünü görememiş, aile üyelerini toprağa vermiş ve cenazesine bile gidememiş herkesin ahı her gece ve gündüz, bu dünyada ve ahirette üzerinizdedir. İyi hatırlanmayacaksınız.
Okullar 10’dan önce açılmamalı.
Dersler 30, Teneffüsler 10 dakika olmalı.
Okul saatleri ilkokulda günlük 5, ortaokul ve lisede günlük 6 saati geçmemeli!
Öğrencilerin sevdiği spor, sanat ve bilim dersleri artırılmalı.
Sınıfta kalma sert şekilde geri gelmeli.
Öğretmenlere tam yetki verilip disiplin kuralları acımadan uygulanmalı!
Başörtüsü için eğitimine dair bedel ödeyenlerden değilim. Lisede örtülüydüm ancak yatılı bir fen lisesiydi, örtümü cuma akşamı okul kapısında örtüp pazartesi sabah kapıda açmayı zamanla içselleştirmiştim. Liseye başlamadan birkaç hafta evvel İsmail Ağa’nın kuran kursunda namazda üç parmak açılan el bileğimin yasını tutarken, hayat beni bambaşka bir yere savurmuştu. Ödediğim bedel iki farklı personayı aynı anda taşıyamamanın psikolojik yüküydü. Okul içerisinde iken o kadar bocalıyordum ki, mesela ben de yatakhaneden sınıfa inerken saçlarımı yapmak istiyordum, genç kız olmak süslenmektir çünkü. Ama başımı açmanın günahını ve ayıbını saçlarımın şekilsizliği ve gözlerimin kalemsizliği ile taşımam gerekiyordu. Ne örtüsü ile kombinler yapabilen ve kendiyle barışık bir genç kız oldum, ne de ayna karşısında süslenebilen lüleli bir kız. Nadiren süslendim belki ama neşeyle değil, zihnimi yarıp içinden farklı bir Fatma çıkararak. Hayatımın o kısmını “günahkar ve çirkin” hissettiğim anlarla hatırlıyorum genelde. Günah ama dışsal değil, içimde büyüyen bir keder ve parçalanma hali. Sonra 2010 senesinde üniversiteye başladım ve ilk aylarda henüz başörtüsü yasağı devam etmekteydi. Derslere şapka ile girdim. Üniversiteli olmuştum, artık kendimi politik bir mücadele içinde hayal edebiliyordum. YÖK’ten resmi yazı geldi, derslere örtüyle girmeye başladık. Ancak fakülte hocalarının bir kısmı buna henüz değildi, her derste hakkımızda tutanak tutup imzamızı alıyorlardı. Süreci sindirdikten sonra tekrar demokrat ve Avrupai oldular, hoşgörü gösterdiler, aramız düzeldi.. İçlerinden bir tanesi, kendisini hiçbir zaman hoca olarak görmedim ve görmeyeceğim, laboratuvardan beni kovmak istemişti, çıkmayacağımı söyleyince “bunu imzalayacaksın” diye tutanağı atmıştı, imzalamıştım tabi. Aradan yıllar geçti, mezuniyet günümüzdü. Sahnedeyiz, diplomalar veriliyor. Aynı şahıs diploma ve plaketimi de aynı şekilde üstüme doğru atmıştı.
Eğitimim devam etti evet ama geriye paramparça bir ergen ve genç kız kaldı. Sonraki yıllar da bunu onarma çabası.
Türkiye’de kadın olmak, her şekli ile politik. Aynaya bakarken hissettiğiniz şey dahil.
Dünyanın ilk 8’li çapraz karaciğer nakli Malatya’da gerçekleşti.
İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde, Prof. Dr. Sezai Yılmaz liderliğinde gerçekleştirilen 8'li çapraz karaciğer nakli, tıp tarihine adını yazdırdı.
Bu gurur Malatya'nın ♥️
#LGS de okul yeter deniyor ama sınav çoğu zaman okulun anlattığı yerden değil, çocuğun dışarıda erişebildiği imkânlardan başlıyor. Yardımcı kaynak, özel ders, kurs ve deneme setleri fiilen sistemin görünmeyen parçasına dönüşmüş durumda. Böyle olunca LGS başarıyı değil, ailelerin satın alabildiği desteği ölçmeye başlıyor. Dezavantajlı çocuklar da daha sınava girmeden geride bırakılıyor.
Hiçbir zaman söyledikleri bilimsel olmadı. Yeni Türkiyenin kültür hegemonyasını destekleyen oportünist, şişik egolu, hükmedici.
Annesi üniversite mezunu, suça itilmiş kaç çocuk var?
kadınlar erkeklerin koltuklarını almaya başlayınca erkekler kadınların çalışmasından müthiş rahatsızlık duymaya başladı. tarlada, bağda, bahçede tekstilde insanlık dışı şartlarda çalışırken ve emeğinin karşılığını alamazken (kölelik yani) bi sıkıntı yoktu.. 🙂
@cemilebayraktr Bir kadının kimseye ömür boyu aynı kalma sözü yok rahatsız olan takibi bırakır ama burdan hedef göstermek niye kim ne yapmak istiyorsa yapar sizene?
Yani diyor ki "Kürt kadınları hem cahil ve bilgisiz hem de hafifmeşreptir; doktor kendisine 'soyun' dediğinde bunun tıbbi müdahale için olduğunu anlamaz". 2026 yılında en büyük Türk burjuvasının zihniyeti bu, medeni değerlerden uzak çağdışı bir ırkçılık.
Sugar cane women workers in India HAVE THEIR UTERUS REMOVED to avoid missing a single day of work.
This is where your misogyny should end and voice the inhumane working conditions of people across the world!
Türkiye’de asıl süresiz olan nafaka değil. Kadınların bir ömür süren ücretsiz bakım emeği, düşük ücretleri, iş hayatının dışına itilmeleri, dört duvar içinde bırakılmaya çalışılmaları, boşandıktan sonra tek ebeveyn bırakılmaları…
Yıllardır nafaka tartışması bu eşitsizliklerin önüne geçirildi. Bugün biraz daha eksiltilen, kadınların hayata tutunma imkanları.
Kadınların kadın nefreti ve makbul olma hevesini hafife almayın. Bazısı çok sinsi bazısı böyle aleni. Herkesin eşit şartlar ve kültürde olduğunu farz edecek kadar sığ bir yorumu alıp hiçbir yere koyamıyorsunuz.