Eski bir Katolik rahibe olan dinler tarihçisi Karen Armstrong'un anlatımıyla, Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin yüzyıllar öncesinden bugüne ışık tutan o tespiti:
sınırın bir tarafında bombalanan şehirler, okullar, çocuk cesetleri; diğer tarafında kahve storyleri, komik vloglar, aşk ve ayrılık aforizmaları. dünya çok acayip bir yer oldu hakikaten.
Bir Gazzeli, “yaşadığımız zulüm ve mahrumiyetin derinliği görmek için çadırlarımız arasında azıcık yürümeniz yeter” demiş.
Orada yürümeden de kavranıyor Gazze’deki korkunç vaziyet. Bu kadar görünüp yok sayılan bir şey daha olmamıştı.
#GazaTragedyOnEarth
“KORSAN HUTBE!”
VARLIK ÂLEMİNİN TEK SEBEBİ VE TEK AMACI VARDIR: İYİLİK!
Aziz cemaat, değerli müminler, güzel insanlar!
Biz sadece ve sadece iyilik için yaratıldık. Gökler, yer, dağlar, denizler, ağaçlar, hayvanlar… Hepsi bir iyiliğe şahitlik etmek, bir hayra hizmet etmek için var oldu.
Her sabah güneş doğuyor ki biz iyilik yapabilelim. Her bahar çiçekler açıyor ki kalplerimiz yumuşasın, ellerimiz hayra uzansın. Yağmur yağıyor ki toprağa bereket olsun, insanların kalbine rahmet olsun. Yıldızlar geceleri parlıyor ki yalnızlıklarımızda teselli bulalım, iyiliğe yönelmek için ilham alalım.
Rabbimiz buyuruyor:
“Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır…”
“Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.”
“Hayırlarda yarışın!”
“İyilik ve takvada (sorumlulukta) yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.”
“Doğrusu Biz insanı en güzel kıvamda yarattık. ”İşte yaratılışımızın özü budur: İYİLİK.
Peki, iyilik nedir?
İyilik, önce şunu bilmektir: İçimizde tertemiz bir fıtrat vardır. Kötülük insanın özünde yoktur. Kötülük, iyiliğin gölgesidir, iyiliğin eksikliğidir. İçimizde bir iyilik fidanı bulunur. Onu sulamazsak kurur, yerine dikenler biter. O fidanı sulayan ise güzel sözdür, güzel bakıştır, güzel davranıştır. Bir fidan gibi, iyilik de bakım ister: Günlük dua, günlük tefekkür, günlük bir hayır işlemekle büyür. İyilik, akıldan geçtiği anda aklı, kalbe indiği anda kalbi, ele geçtiği anda bütün bedeni ve ruhu iyileştiren, insanı insanlıkta damıtan bir şifadır.
İyilik önce yapanı iyileştirir, sonra alanı. İyilik, insanın hem dünyasını hem ahiretini mamur eden tek sermayedir. O, bir nehir gibi akar; aktığı yeri bereketlendirir, susuzlukları giderir, çorak toprakları yeşertir.
Aziz cemaat!
Bugün dünya karanlık bir imtihandan geçiyor. Hazperestlik, bencillik, empati yoksunluğu, açgözlülük her yanı sarmış. Değerler unutulmuş, fiyatlar hüküm sürüyor. İnsanlar birbirinin acısından, hatasından, eksikliğinden mutluluk devşirmeye çalışıyor. Sosyal medya meydanlarında bir kardeşimizin bir açığı, bir hatası, bir zaafı ortaya çıktığında, hemen taş atmaya koşuluyor. Oysa o taş, önce atan kişinin kalbine isabet ediyor. Bir yorum, bir beğeni, bir paylaşım… İşte bunlar bazen bir kalbi kırar, bazen bir yuvayı yıkar.
Sokaklarımız tahammülsüzlükle, evlerimiz sabırsızlıkla, kalplerimiz duygusuzlukla dolu. Bir selâm verene karşılık vermemek, bir tebessüme tebessümle cevap vermemek, bir “nasılsın” sorusuna içten bir cevap vermemek… İşte bunlar iyilik yoksunluğunun alametleridir. Toplumlar böyle böyle dağılır, aileler böyle böyle parçalanır, kalpler böyle böyle katılaşır.
Rabbimiz bize şöyle sesleniyor: “Ey iman edenler! Bir topluluk başka bir topluluğu alaya almasın, belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır.”
“Müminler ancak kardeştir.”
“Birbirinizin gıybetini yapmayın! Hiçbiriniz ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi?”
“Kim bir kötülüğe uğrar da affederse, onun mükâfâtı Allah’a aittir.”
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde sav. Bir de bakarsın, aranızda düşmanlık olan kişi sımsıcak bir dost oluvermiştir.”
İşte iyiliğin mucizesi budur: Düşmanı dost yapar, kalpleri yumuşatır, dünyayı cennete çevirir. İyilik sadece para-pul dağıtmak değildir.
Öfke geldiğinde susmak, dilimizi tutmak, kötülüğe sabretmek, affetmek, hoş görmek, hayra yormak… Asıl iyilik budur.
Allah Rasûlü buyuruyor:
“En hayırlınız, insanlara en çok faydalı olanınızdır.”
“Tebessüm sadakadır.”
“Ben ve yetime kol kanat geren kimse cennette iki parmak arası kadar yakınız.”
”Güzel insanlar!
Bir insanın iyiliği bir imtihanla, bir hastalıkla, bir kayıpla bloke olabilir. Bize karşı sert davranabilir, incitici söz söyleyebilir. İşte o anda içimizdeki iyiliği aktive etmek zorundayız. Kolay zamanda iyi olmak kolaydır. Asıl er kişi, zor zamanda iyi kalandır.
Düşünün:
Bir yetimin gözündeki yaşı silmek,
bir yoksulun sofrasına sıcak bir çorba koymak,
bir garibin elinden tutup “Yanındayım” demek…
İşte bunlar cennete giden en kısa yoldur.
Unutmayalım: Cennetin yolu birilerinin eteklerinden değil, sevindirdiğimiz yetimlerin, yoksulların, garibanların yüreklerinden geçer.
Çocuklarımıza iyiliği öğretelim. Onların küçük elleriyle bir fakire ekmek götürelim, bir yaşlının elinden tutalım ki iyilik kalplerine nakşolsun. Onlar yarının büyükleri olacak; iyilikle büyürlerse dünya cennete döner. İyilik bir tohumdur. Bugün ektiğimiz bir iyilik, yarın koca bir orman olur. Bir selâm, bir tebessüm, bir “Allah razı olsun”… İşte bunlar cennete giden küçük ama çok kıymetli adımlardır. İyilik bulaşıcıdır; kötülük de öyle. Biz iyiliği bulaştıranlardan olalım.
İyilik adalettir: Zulme sessiz kalmamak, mazlumun yanında durmak en büyük iyiliktir.
İyilik çevreyi korumaktır: Bir ağaca su vermek, bir nehri kirletmemek iyiliktir.
İyilik bilgiyi paylaşmaktır: Birine doğruyu öğretmek, bir yanlışı düzeltmek iyiliktir.
İyilik sabırla beklemektir: Trafikte, markette ve sair yerlerde diğer insanların iyiliğini önceleyerek bir dakika fazla beklemek iyiliktir. Sabır iyiliktir, tahammül iyiliktir.
Ey Rabbimiz!
Bizi ve neslimizi iyilikte yarışan kullarından eyle.
Her nefesimizi bir iyiliğe vesile kıl.
Dilimizi güzel söze, elimizi hayra, kalbimizi merhamete aç.
Bizi iyilikten ayırma, iyiliğe eriştir, iyilikte daim kıl.
Ailelerimizi, çocuklarımızı, bütün insanlığı rahmetinle, iyilikle kuşat.
Zalimlerin şerrinden, şeytanın vesvesesinden, nefsin hilesinden cümlemizi koru.
Bize yetimlerin, yoksulların, mazlumların duasını almayı nasip eyle.
Bizim yüzlerimizi Senin rızan için yaptığımız iyiliklerle huzurunda ak eyle…
Hayırlı cumalar!!
Ramazan Yaman
“Eski günlerin dönmesini istiyorum, konuşamıyorum.”
Ne acılar yaşattılar Gazze’nin güzel evlatlarına, hepsini duyduk ve izledik, şimdi acaba yaşıyorlar mı, ne hâldeler, hiçbir şey bilmiyoruz.
İyileşmenin, fark etmenin, dönüşümün bedelidir yalnızlık. Sahte ilişkilerden, yoran maskelerden arınmak isteyen bireyin ödemeyi göze aldığı bedeldir. Korkulması gereken değil, ulaşılması gereken bir seviyedir.
Çocuklara en ağır acı ve imtihanların düşüşünü seyretmek, hiçbir şey yapamamak, onlar açken tok olmak… En büyük ve en korkunç ‘esaret’ işte bu.
#GazaHolocaust