Tören bir stadyumda. Biz erken gelerek ilk girenlerden olabildik. Güvenlik araması var. Gönüllü gençlerden oluşan görevliler dikkat çekiyor. Kadın ve erkekler ayrı. Herkes fazlasıyla kibar ve birbirine karşı anlayışlı. Bu insanların ezici çoğunluğunun neden Türkiye'ye sığamadığının bir hatırlatması gibi.
Yine senegalde bulunan İmam Mame Mballa Sylla kendi medresesinde okunan hatimler ve yapılan dualarda: " Hocaefendin vefat haberini aldik. Hocaefendi mümin ve mübarek, pril pril bir zatti. DINI seven biriydi. Onun peygamber sevgisi herseyin üzerindeydi. ALLAH onun mekanını cennet eylesin. Biz de kuran okuyoruz sevaplarini ruhuna gönderiyoruz.. Allah kabul etsin👆
Müsamaha
"Aç herkese açabildiğin kadar sîneni, ummanlar gibi olsun! İnançla geril ve insana sevgi duy; kalmasın alâka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül..!
İyileri iyilikleriyle alkışla; inanmış gönüllere karşı mürüvvetli ol; inançsızlara öyle yumuşak yanaş ki, kinleri, nefretleri eriyip gitsin ve sen, soluklarında daima Mesih ol..!
Yolların en renklisinde ve beyanların en çarpıcısıyla göklerle alışverişinde bir Yüce Rehber'in arkasında olduğunu unutma! Unutma ve bu hususların bir tekine bile sahip bulunmayanları düşünüp, insaflı ol.!
Kötülükleri iyilikle sav; görgüsüzce muamelelere aldırış etme! Herkes, davranışlarıyla kendi karakterini aksettirir. Sen, müsamaha yolunu seç ve töre bilmezlere karşı âlicenap ol..!
Sevgiyi sevip düşmanlığa düşman olmak, inançla coşan bir kalbin en mümeyyiz vasfıdır. Herkesten nefret ise, ya gönlü şeytana kaptırmışlık veya bir cinnet eseridir. Sen, insanı sev; insanlığa hayran ol..!
Sakınıp, bir kere dahi olsa nefsin hakemliğine düşmemelisin; zira ona göre senden başka herkes mücrim, her fert de talihsizdir. Bu ise, en doğru sözlünün beyanında şahsın helâki demektir. Sen, nefsine karşı oldukça sert, başkalarına karşı da yumuşaklardan yumuşak ol..!
Başkalarını sana sevdiren ve onları senin nazarında sevimli kılan tavır ve davranışlara dikkat et! Unutma ki, aynı şeyler, senin de sevilip beğenilmene vesile olabilir. Daima insanca davran ve merhametli ol..!
Hakk'ın sana karşı muamelesini ölçü kabul edip, halka karşı öyle davranmalısın. O zaman halk içinde Hak'la beraber olur, her iki yalnızlığın vahşetlerinden de kurtulursun...
Yaratıcı'nın nazarında ne olduğunu, gönlünde O'na ayırdığın yer ile; halk katındaki mevkiini de, onlara karşı olan tavırlarınla tartıp değerlendirebilirsin. Hak'tan bir lâhza gafil olma! Ve, "İnsanlar içinde insanlardan bir insan ol..!"
İnanan insanların sana kötülük yapabilecekleri ruhuna iyiden iyiye yerleşmişse, bunun bir muhakemesizlik ve aklın kılletinden, bir nefse zebun olma ve ruhun zilletinden meydana gelmiş olduğunu bil! Ve hemen, gönlünü hoplatacak, gözünü yaşartacak bir rabbânîye müracaat et..!
Hâsılı, insanlar içinde sevgi ve itibarını korumak için, Hak için sev! Hak için nefret et! Ve, gönlü Hakk'a açık bir insan ol..!"
Fethullah Gülen, Sızıntı, Ekim 1983, Cilt 5, Sayı 57
#FethullahGüleneVeda #FarewellToFethullahGulen
Elhamdülillah..
Hiçbir hırsızı, siyasal islamcıyı, yalancıyı, arsızı BU RESME sokmadı ve o TERTEMİZ insanı, kirli ellerle, kirli yüzlerle, riyakar sözlerle kirletmedi.
Temizdi, tertemizdi, Allah Temizlerin şahitliğinde yanına aldı
#FethullahGüleneVeda#FarewellToFethullahGulen
Hocaefendi, üç yıla yakın çok çile çekti Üç Şerefeli Caminin penceresinde. “Çok zeki bir adamdı, bana öyle geliyor ki; ne olduysa, ne mertebelere ulaştıysa o cami penceresinde oldu Hocaefendi.” diyor Hüseyin Top Hoca. Zira, II. Murad onu sabah namazına uyandırmak için
Kanada'dan İsmail Aydın: "Hocaefendi bizim için hayatın ta kendisi. Onu tanıdıktan sonra hayatımız anlam kazandı, onun eserlerini okuduktan sonra hayatımız güzelleşti."
#FethullahGüleneVeda#FarewellToFethullahGulen
Adem Dede’yi cezaevinde öldürdüler…
88 yaşındaki Adem Cirit Dede, Bank Asya’ya para yatırdığı ve öğrencilere burs verdiği için 34 aydır Isparta Cezaevi’ndeydi. Hastalandı, kaldırıldığı hastanede dün vefat etti.
Bu zulme ses çıkarmayanlar, zulmü uygulayanlar kadar suçludur!
Gül Hocam!..
Sevenlerin bir kere daha yollarda, kimi otobüs, kimi tren ve kimi de uçaklarda. Dillerinde dualar, heybelerinde selamlar ve hayallerinde, gözyaşlarını içine dökmek zorunda kalan öz yurdundaki garipler…
Bir kere daha seni anlamaya koşuyoruz. Ölüm en büyük nasihat değil mi? Bugün sen en azametli vaazını vereceksin. Cismen ve maddeten son kere önümüze geçecek ve bize uhrevî besteler dinleteceksin.
Ey seyyar ve seyyal mabedin hatibi!
Nasıl da geçti yıllar! Çoğumuz çocuktuk, bir kısmımız da genç! Dünyanın dar buudlarında sıkıştığımız, şeytan, nefis ve hevâ tuzaklarına maruz kaldığımız günlerde bir müjde dolaşırdı kulaktan kulağa. “O, şurada gönüllere seslenecekmiş; bizleri yine elimizden tutup altın çağlara götürecekmiş” diye. Günlerce öncesinden yolculuk hazırlıkları başlardı. Oruçlar tutulur, Kur’an ve dualar okunur, namazlar kılınır; maddî-manevî temizlik yapılır ve sanki ötelere gidiş için hazırlanılırdı. Hele Hatîbin, “ne anlatırım, ne derim” şeklinde dertlenmesi, Peygamber kürsüsünün hakkını vermek için günlerce uykusuz kalması, ağrı kesici ilaçlarla, iğnelerle ayakta durmaya çalışması... bir fısıltı halinde dört bir tarafa yayılınca sineler bütün bütün heyecanla atmaya başlar, aradaki günlerin çabucak geçmesi ve o muhteşem vaaz anının hemencecik gelmesi beklenirdi.
O seyyar ve seyyal cami, uzun süre Bornova’da, daha sonra kimi zaman Üsküdar’da, bir başka vakit Süleymaniye, Hisar, Şadırvan ya da Fatih’te misafirlerini ağırlardı. Türkiye’nin her yanından ona doğru, aynı yöne ve aynı gayeyle giden arabaların, otobüslerin, değişik vasıtaların yolcuları, her durakta farklı bir heyecan ve sevinçle dolar; geçen her dakika ve saatle beraber kutlu buluşmaya biraz daha hazır hale gelir; mikrofondan yükselen Kur’an ve ilâhî sesleriyle adeta büyülenir ve bambaşka bir ruhânîliğe bürünürlerdi. Mola yerlerinde karşılaşmalar, asırlık ayrılık ve hasretten sonra birbirine kavuşan sevgililerin vuslatı kadar içten, sıcak, yakıcı ve sihirliydi. Ah o tebessüm eden masum çehreler; ah o, “bu da gelmiş” sevinciyle yaşaran gözler!..
Can hocam,
Kürsün bir kere daha hazırlanıyor. Yine türlü türlü araçlarda sana koşan bülbüller Kuran ve dualar okuyor. Bu defa sinelerimiz firâkınla yaralı, yüreklerimiz ayrılığınla dağlı olsa da seni tanımışlığın şükrü var dillerimizde. Dahası bu seferki nasipliler Türkiye’nin değil yeryüzünün her köşesinden “bahar çiçekleri”ni de yanlarına almış sana koşuyor.
Keşke o “hey gidi günlerde”, seni dinlerken yakaladığımız ruh halimiz hep devam etseydi. Keşke o aşk, şevk, ümit ve kararlılık hep sürseydi. Biz, şimdilerde o günleri yadedince kendimizi birer öksüz, birer yetim ve birer evsiz-barksız gibi hissediyoruz. Hicran ve hasretimizi, mazide seni dinlemiş olma lütfu ve ötede de dinleme arzu ve ümidiyle gidermeye çalışıyoruz. Yine de her şeye rağmen, senin içimize attığın hak ve hakikatin, iyilik ve güzelliğin temsilcisi olma korunu, sinelerimize saldığın yaşatmak için yaşama ateşini hiç eskimeyen hatıralarla hep canlı tutmaya çabalıyoruz.
Heyhat, sevenlerin ağlıyor, kendini bilmezler esiriyor. Fakat hiç merak etme, kardeşlerin seni mahcup etmedi/etmeyecek ve her zamanki gibi kendilerine yakışan tavrı sergiledi/sergileyecek. Hani hayat boyu severek okuduğun kasidesinde İmam Busîrî diyor ya: “Göz, iltihaplı olduğunda güneşin parlak ışığını reddeder ve ona hoşnutsuzlukla bakar; ağız da hastalıktan ötürü suyun lezzetini hissedemez ve onu beğenmez.” Hizmet gönüllüleri kalbinde maraz taşıyanları muhatap almıyor, onlara sadece acıyor ve hidayet duası yapıyor.
Allah’a kâinatın zerreleri adedince hamd ü senâ olsun, bize senin huzurundaki o ölümsüz anları yaşattı. Efendimize binlerce salat ü selam olsun, senin O’na muhabbetin bizim ruhlarımızda da peygamber sevgisini tutuşturdu.
Hakkını ödeyemeyiz; sana sonsuz teşekkür ederiz, bize ötelerin ses ve soluğunu dinlettin.. biz sana maddeten uzak olsak da sen ruhumuza işleyen sesin ve halin ile hep içimizde ve önümüzde bulunacaksın. Dileriz, Rabbimiz bize de istikamet lütfetsin ve hepimizi Peygamber Efendimiz ile beraber havz-ı Kevser’in başında buluştursun. Sen vazifeni yaptın ve yeterince ağladın; artık gül hocam!..