@insicamdergisi 65.Sayıda Filistin Sözlüğünü tanıttım. Yazarları arasında olduğum bu kıymetli çalışmanın geliri Gazze'ye bağışlanacak inşallah. Bu yazım dergi editörünün seçtikleri arasında yer aldı 🍉 Okuyanı ve istifade edeni çok olsun.
@AA_Kitap@FilistinAkademi
Tashih yeni sayısında İngiliz Kolonyalizmini masaya yatırıyor.
Britanya İmparatorluğu’nun “Ortadoğu”dan Hindistan’a, Filistin meselesinden akademiye, medyadan sinemaya uzanan kolonyal mirası ikinci sayıda bütün yönleriyle ele alınıyor. “Güneşi Çalınan Topraklar: İngiliz Kolonyalizmi” dosyasıyla yayımlanan ikinci sayıda, İngiliz kolonyalizminin tarihsel kökenleri, kurumsal yapısı, Yerleşimci Kolonyalizm, Filistin’deki İngiliz politikaları ve kolonyalizmin günümüzde akademi, medya ve kültür alanlarında devam eden etkileri farklı disiplinlerden yazarların çalışmalarıyla inceleniyor.
İngiliz Kolonyalizmi geçmişte kalmış bir hakimiyet biçimi olarak değil, siyasî, ekonomik, kültürel ve epistemik etkileri günümüze kadar uzanan bir yapı olarak ele alınıyor. İngiliz Kolonyalizmi dosyasında Britanya’nın Ortadoğu’yu şekillendiren politikalarından Hindistan’daki kolonyal yönetime, Filistin’deki İngiliz Mandası’ndan akademik bilgi üretimine kadar geniş bir çerçeve ortaya konuluyor.
İngiliz Kolonyalizminin Ortadoğu’daki mirası
İkinci sayının dosya açılış yazısında Dr. Selim Sezer, “İngiliz Kolonyalizmi ve Ortadoğu’nun Konfigürasyonu” başlıklı çalışmasında Hicaz İsyanı, Sykes-Picot Antlaşması ve Balfour Deklarasyonu üzerinden Britanya’nın Ortadoğu’yu şekillendiren politikalarını ele alıyor. Dr. Emre Çalışkan, İngiliz Kolonyal Ofisi üzerinden imparatorluğun kolonyal faaliyetlerini yöneten kurumsal yapıyı incelerken; Dr. Ümit Tetik, Doğu Hindistan Şirketi’nden BP’ye uzanan şirketler üzerinden İngiliz ekonomik nüfuzunun bölgedeki devamlılığına odaklanıyor.
Zahide Tuba Kor ise “Filistin’de İngiliz Emperyal Politikaları” başlıklı yazısında İngiliz Manda Yönetimi’nin Filistin’de bıraktığı siyasî, hukukî ve idarî mirası ele alıyor.
Yerleşimci Kolonyalizm ve İngiliz deneyimi
Dosyanın önemli başlıklarından biri de İngiliz Yerleşimci Kolonyalizmi ve bunun Filistin bağlamındaki yansımaları. Doç. Dr. Selçuk Türkyılmaz, “İngiliz Yerleşimci Kolonyalizmi” başlıklı çalışmasında Kuzey Amerika’daki İngiliz yerleşimci deneyimini ve yerli halkların topraklarından tasfiye edilmesini incelerken, bu tarihsel tecrübenin Filistin’deki Yerleşimci Kolonyalizm tartışmaları açısından taşıdığı anlamı ortaya koyuyor. Menderes Kurt ise “Yerleşimci Kolonyalizm ve Yapısal Soykırım” başlıklı çalışmasında Yerleşimci Kolonyalizmin yapısal niteliğini ve soykırım kavramıyla ilişkisini tartışıyor.
Turan Kışlakçı “Direnişin Liderleri” serisinin ikinci yazısında, Tipu Sultan’ın hayatını ve direnişini, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin nasıl büyük bir askerî ve siyasî güce dönüştüğünü ele alırken, Ömer Korkmaz İngiliz kolonyalizmine karşı Hint Müslümanlarının geliştirdiği eğitim, düşünce ve toplumsal direniş biçimlerini inceliyor.
Kolonyalizmin akademi ve kültürdeki izleri
Kolonyalizmin askerî ve siyasî tahakkümün ötesindeki boyutlarına da dikkat çekiliyor. Doç. Dr. Mehmet Rakipoğlu, “İngiliz Kolonyalizmi ve Akademi : Sömürgesizleştirmeyi Sömürgesizleştirmek” başlıklı yazısında sömürgeciliğin sona ermesinin ardından akademik, kültürel ve epistemik mekanizmalar üzerinden devam eden tahakküm biçimlerini ele alırken, Prof. Dr. Enis Doko “Efendinin Cetveli” başlıklı yazısıyla İngiliz eğitim sisteminin bilgi üretimi üzerindeki etkisini sorguluyor.
Peren Birsaygılı Mut, BBC’nin Filistin’deki yayıncılık faaliyetleri üzerinden İngiliz Kolonyalizminin medya ve “yumuşak güç” boyutunu incelerken, Mehmet Kırtorun ise sinema estetiği ve mevzuatı üzerinden imparatorluk ile kolonyal yönetim arasındaki ilişkiye odaklanıyor.
Prof. Dr. Yasin Aktay, İngiliz Kolonyalizminin biyografi ve tarih yazımı üzerinden kurduğu görünmez tahakküm biçimlerini Harold Armstrong’un eserleri üzerinden ilk defa ortaya konan yönleriyle gözler önüne seriyor.
Kemal İlhamoğlu “Ödünç Kavramla Tarih Yazmak” başlıklı yazısında Kolonyalite kavramının farklı tarihsel bağlamlara aktarılmasını ve hazır teorik şemaların tarih yazımında kullanılmasını eleştirel bir bakışla değerlendiriyor.
📢Happy to share that our paper has been published in @insan_ve_toplum's latest issue.
🖋️The paper examines how the BBC frames the 7 October as a 9/11.
@hamdullahbaycar@mardinartuklu
📖This paper was written during my post-doctoral research at the @UniofExeter, funded by 2219 @Tubitak
To access: https://t.co/wu52ikjVHp
Batı Şeria'da üç yıldır yaşanan etnik temizlik, Gazze soykırımının gölgesinde kaldı.
Yıkılan Tulkerim Mülteci Kampı'ndan Filistinli doktora öğrencisi Hadil Dibas'la pazartesi akşamı @ztkor Instagram hesabım üzerinden canlı yayında Batı Şeria'yı konuşacağız
https://t.co/6DxLD1UamD
İnsan geçmişte yaptığı seçimleri bugünün bilgisiyle değerlendirdiğinde kendisine haksızlık edebilir.
Oysa geçmişteki “sen”, bugünkü bilgiye sahip değildi.
Bu nedenle pişmanlıktan öğrenmek başka şeydir; geçmişteki kendini sürekli yargılamak başka.
Geçmişi değiştiremeyiz. Olgunluk, geçmişle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmektir.
11 Ağustos 1936…
Sevilla’nın dışında, bir yol kenarında, elli bir yaşında bir noter kurşuna dizildi.
Adı Blas Infante idi.
Bugün Endülüs’ün resmî bayrağı olarak dalgalanan yeşil-beyaz bayrağın ve armasının fikir babası; modern Endülüs düşüncesinin en önemli isimlerinden biriydi.
Vefatının 90. yılında kendisini rahmetle anıyorum.
Blas Infante’nin hikâyesini ilginç kılan yalnızca bir bölgesel kimlik veya siyasî özerklik mücadelesi değildir. Onun asıl meselesi, Endülüs’ün kaybolmuş tarihî hafızasını yeniden bulmaktı.
1915’te yayımladığı Ideal Andaluz’da Endülüs’ün gerilemesini yalnızca iktisadî veya siyasî bir mesele olarak görmedi. Ona göre çok daha derinde bir kopuş yaşanmıştı: Endülüs, kendi tarihinden ve kendi medeniyet hafızasından koparılmıştı.
Bu hafızanın zirvesinde ise el-Endelüs vardı.
1918’de Ronda’da Endülüs için yeşil-beyaz bayrağı ve armayı teklif etti. Yeşil ve beyaz, Endülüs’ün İslâmî geçmişine uzanan tarihî renklerdi.
1919 Kurtuba Manifestosu’nda ise daha ileri giderek Endülüs’ü bir “millet” olarak tarif etti.
Fakat onun el-Endelüs’le kurduğu bağ yalnızca kitaplarda kalan entelektüel bir ilgi değildi.
1924’te, İspanya’nın Fas’la savaşmakta olduğu bir dönemde Fas’a geçti ve çöle doğru yol aldı.
Aradığı yer Agmat idi.
Çünkü orada, Sevilla’nın son Abbâdî hükümdarı ve büyük şair el-Mu‘temid ibn Abbâd, memleketinden sürgün edildikten sonra ölmüş ve toprağa verilmişti.
Blas Infante, yüzlerce yıl sonra el-Mu‘temid’in mezarını arıyordu.
Kabri bulduğunda büyük bir heyecan yaşadığı; mezarın çevresinde dolaştığı, toprağını öptüğü ve el-Mu‘temid için mersiye okuduğu anlatılır.
Bu yolculuk etrafında daha sonra çok daha çarpıcı bir rivayet de ortaya çıktı:
Blas Infante’nin 15 Eylül 1924’te, Morisko soyundan iki şahidin huzurunda şehâdet getirerek Müslüman olduğu ve Ahmed adını aldığı…
Bu rivayet İslâm dünyasında ve Endülüs üzerine yazan bazı çevrelerde uzun zamandır aktarılmaktadır. Ancak tarihçilik bakımından ihtiyatı elden bırakmamak gerekir: Infante’nin Müslüman olduğuna ilişkin kesin bir birincil belge henüz ortaya konmuş değildir ve mesele araştırmacılar arasında tartışmalıdır.
Fakat tartışmasız olan başka bir hakikat vardır:
Agmat onun için sıradan bir tarih gezisi değildi.
Altı asır önce sürgünde ölen Sevilla hükümdarının mezarında, kaybettiğine inandığı Endülüs’le yüzleşiyordu.
Blas Infante, el-Endelüs’ü İspanya tarihinin dışında kalmış yabancı bir İslâm medeniyeti olarak görmüyordu. Tam tersine, Endülüs halkının kendi tarihî kimliğinin ve hafızasının asli bir parçası kabul ediyordu.
Fas’tan dönüş yolunda dinlediği bir "nûbe" (nevbet), onu Endülüs musikisinin ve flamenkonun kökleri üzerinde de düşünmeye sevk etti. Flamenkonun derinliklerinde Arap-Endülüs ve Mağrip musikisinin izlerini aradı; Endülüs’ün sesinde kaybolmuş geçmişinin yankılarını duymaya çalıştı.
Sonra İspanya İç Savaşı geldi.
Blas Infante 1936’da evinden alındı.
10 Ağustos’u 11 Ağustos’a bağlayan gece Sevilla yakınlarında kurşuna dizildi.
Hikâyenin en çarpıcı taraflarından biri ise ölümünden sonra yaşandı.
Kurşuna dizilmesinden yaklaşık dört yıl sonra, 1940’ta hakkında verilen hükümde isnat edilen suçlardan biri, “Endülüsçü bir parti kurulması için propagandacılık” idi.
Bir insan öldürüldükten dört yıl sonra, fikirleri mahkûm edilmeye devam ediyordu.
Belki Blas Infante’nin hikâyesini tek cümlede şöyle anlatmak mümkündür:
Bir halkın unutturulmuş tarihine yeniden bakmasını, kendi hafızasını hatırlamasını ve kendi adını yeniden söylemesini istedi.
Bugün Endülüs’ün üzerinde onun yeşil-beyaz bayrağı dalgalanıyor.
El-Endelüs ise hâlâ yalnızca Müslümanların değil; İspanya’nın, Avrupa’nın ve insanlığın müşterek tarihinin en büyük medeniyet tecrübelerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Vefatının 90. yılında Blas Infante’yi rahmetle anıyorum.
Onun Endülüs’ünü Türkiye’de yıllar önce dikkatimize sunan merhum Akif Emre’yi de bu vesileyle rahmetle yâd ediyorum.
Akif Emre, “Blas İnfante’nin Endülüsü”:
https://t.co/yuJDGAOErF
Endülüs tarihini daha geniş okumak isteyenler için:
TDV İslâm Ansiklopedisi, “Endülüs”, Mehmet Özdemir:
https://t.co/1FYcHjGGUA
Dikkat günümüzün büyük meselesi. Dijital platformlar dikkati öfke, sansasyon ve anlık heyecanlar üzerinden bölerek yönetiyor. Bölünmüş bir dikkat, bireyi yüzeysel tepkiler veren ve uzun vadeli düşünemeyen bir varlığa dönüştürüyor.
Dikkat ekolojisi, odağımızı ekranların manipülatif akışından çekip, somut çevremize yöneltmeyi içerir.
İki öneri.
Derin Dinle: Çevremizdeki sesleri, ritimleri ve doğal süreçleri aktif bir biçimde fark etme pratiği. Bu, sadece kulakla duyulan bir eylem değil, zihnin odak noktasını bilinçli olarak kaydırma sanatıdır. İnsanları, kuşları, rüzgarın hışırtısını, çekirgelerin ötüşünü dinleyebilmek.
Algılarını Genişlet: Dijital mecraların dar kalıplarından sıyrılarak, fiziki dünyadaki ayrıntılara (örneğin bir kuşun ötüşü, rüzgarın yönü, bitkilerin büyüme evreleri) odaklanmak, zihnin gerçeklik duygusunu yeniden kazanmasını sağlar.
Odağımızı algoritmaların belirlediği sanal gündemlerden çekip somut dünyaya verdiğimizde, algılama kapasitemiz genişler ve zihinsel bağımsızlığımız güçlenir.
Dünyaya kulak ver.
UTANMADINIZ MI?
"Doğu Türkistan’a kendi imkânlarıyla bizzat gitmiş, orada Uygur Türklerine Çin tarafından uygulanan katı asimilasyon politikalarını hayatın her alanında gözlemlemiş, tarihî eserlerin ve ibadethanelerin güncel durumunu kayıt altına almış, döndükten sonra da gördüklerini kitaplaştırmış biri olarak, bu avanta geziye katılanlara sormak istediğim bazı sorular var..."
Çin tarafından propaganda amacıyla Doğu Türkistan'a götürülen malum heyetle alakalı, Taha Kılınç'ın bugünkü yazısı:
https://t.co/idLwEH527v
Fotoğraflar:
1. İçinde namaz kılınmasına müsaade edilmeyen, sadece turistlerin ziyareti için açık tutulan İydgâh Camii, Kaşgar.
2. Kaşgarlı Mahmud'un kapısına zincir vurulan ve ziyarete izin verilmeyen türbesi, Opal.
3. Müzeye çevrilen, dış cephesindeki Arapça kitabeler sökülen ve yerleştirilen led ekranla Komünist propaganda sahnesine dönüştürülen Altun Mescid, Yarkent.
4. Çin bayrağı önünde kendilerine zorla Çin'e bağlılık yemini ettirilen yaşlı Uygur Türkleri, Hoten.
📷 Taha Kılınç
Allah rahmet eylesin. Allah cümleye öldükten sonra da hayırla yad edilmeyi nasip etsin. Yıllarca beraber çalıştık Mustafa kardeşimle, buna rağmen zihnimde zerre kadar negatif bir anımız kalmamıştır.
Her biri alanında yetkin yerli ve yabancı uzmanlar ile akademisyenlerin analizlerinden oluşan “Filistin’de Abluka, İşgal, Soykırım”, Filistin meselesini tüm boyutlarıyla ele alıyor. Esere tüm seçkin kitapçılardan ulaşabilirsiniz.
🔗https://t.co/YG4Awxi3I2
#AAKitap
🔴 Taha Kılınç:
Yine bir propaganda gezisi ve figüranlar.
Çin, yine Türkiye’den bir grup “gazeteci”yi Doğu Türkistan’a götürmüş, yedirmiş, içirmiş, gezdirmiş…
İsrail’in sizi alıp Kudüs’e, Gazze’ye ve Ramallah’a götürüp yedirmesi, içirmesi, gezdirmesi gibi düşünün.
Döndükten sonra yazdıklarına ve paylaştıklarına baktım:
- Bölge müreffeh ve zenginmiş.
- Sokaklar tertemiz ve bakımlı, yemekler lezzetliymiş.
- Türk kültürü her şeyiyle yaşıyormuş.
- Camiler açık ve ibadet serbestmiş.
- Çin, sadece bazı mecburi güvenlik tedbirleri alıyormuş. Vesaire, vesaire, vesaire…
Kendisine azıcık saygısı olan bir insan, Çin’in propaganda gezisine nasıl katılır?
Haydi katıldı diyelim, Uygurlara reva görülenler apaçık ortadayken, Çin’in resmî yalanlarını nasıl tekrarlar? Neyin karşılığında bir insan, komünist bir rejimin papağanına dönüşür?
Çin, Türkiye’de kamuoyunun Doğu Türkistan meselesini anlamaması veya yanlış anlaması için elinden geleni yapıyor.
Fakat unuttukları bir şey var. Onlar böyle üstüne düştükçe, Doğu Türkistan da gündemde kalmaya devam edecek.
YouTube kanalımda yeni bir içerik var. Havariler ile Paulus arasındaki ilişkileri işliyoruz. İlgili ve meraklı arkadaşlar izleyebilir👇🏻
Ezberleri Kenara Bırakın; Havarileri Pavlus’tan Öğrenin! Bakın Ne Anlatıyor?
https://t.co/PFv1AdmMoa
DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEKLERİ
* Camiler kapalı, cemaatle namaz yasak
* Kadim İslâm şehirlerinde ezan suskun
* Göstermelik açık tutulan az sayıda camide bir avuç ihtiyar dışında cemaat yok
* Dinî kıyafet ve kisveler tamamen yasak
* Uygur Türkleri hayatın her alanında gözetim ve takip altında
* Teknolojinin bütün imkânları asimilasyon için seferber edilmiş durumda
* Şehirler arasında ulaşımda ve harekette kısıtlama var
* Erkek nüfus zorla ve karın tokluğuna çalıştırılıyor
* Uygur Türkleri, Çinlilerle evlenmeye zorlanıyor
* Tarihî şehirlere Çinli yerleşimciler iskan ediliyor
* Kaşgar ve diğer şehirlerin otantik dokusu bozuluyor...
Çin'in propaganda gezilerine katılan sözde gazetecilerin aksine, Doğu Türkistan'a kendi imkânlarıyla seyahat eden Taha Kılınç'ın saha izlenimleri...
Vakit ayırarak izleyiniz ve vicdanınızla karar veriniz:
https://t.co/fXVoxfrrzD
https://t.co/JY5sNpexuf
https://t.co/sGZkhO5HKw
https://t.co/ekqsKbR65J
https://t.co/8h8QgHPXlg
Ortadoğu Analiz - Sayı 143 Yayımlandı!
📌 Bu sayımızda dosya konusu: “Devrim Sonrası Türkiye-Suriye İlişkileri”:
✍🏻 Ortadoğu Analiz’in Temmuz-Haziran sayısında, Ortadoğu’daki güvenlik kavramını farklı bir pencereden ele alıyoruz.
Bugün Suriye ve bölgedeki krizleri yönetebilecek kurumsal kapasitenin oluşturabilmesi için dayanıklılık, ekonomik entegrasyon ve toplumsal direnç, en az askerî güç kadar belirleyici hâle gelmiş durumda.
Bölgenin yeniden inşası sürecini kapsamlı analizlerle mercek altına alan yeni sayımız yayında.
Derginin tamamına erişim için: https://t.co/sdx4zX2fj7
Arkadaşlar, bir haberim var: Yeni kitabım "Kur'an ve Tarih" bu akşam itibariyle çıktı!
Yazarken bir yanda büyük emek sarf edip öbür yanda çok keyif aldığım, alana ilgili okurların zihinlerindeki önemli bazı soru işaretlerini cevaplamaya çalıştığım, ülkemizin entelektüel iklimine ciddi bir katkı sunmasını ümit ettiğim, daha özelde ise Kur'an'daki bazı ayetlerin tarihsel ve teolojik arka planına ışık tutmaya çalıştığım bu eser, şu anda (ve kısa süre için) %45 indirimle satışa sunulmuş durumda. Kitaba ilgisi nedeniyle @tinyayinlari 'na ve @rserhataslan kardeşime teşekkür ederim. Katkıları nedeniyle @ozcanismail_ 'a, @BulentSahin114 'e minnettarım. Takdir okurların olacaktır. Hayırlı olsun inşallah.
https://t.co/lIaGq8AYFZ