Zeynep Hanımın kimliğini ya da duruşunu belirlemediği bir ifadeyi dile getirmemesiyle yaftalanması, açık bir hak ihlalidir.
Bu tür ithamlar, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmekten başka bir işe yaramaz.
İfade özgürlüğü kadar, susma hakkı da demokrasinin bir parçasıdır.
“İftira, altına çamur atmak gibidir; kirleten el olur, altın yine altındır.”
Hukukun görevi, hakikati korumak; toplumun görevi ise önyargıya karşı adaleti savunmaktır.
@zeynepyldrmo
Bu tür şiddet içerikli ve tehdit barındıran eylemler, yalnızca bireysel bir saldırı değil; aynı zamanda toplum düzenine, kadınların ve çocukların temel haklarına yönelik ağır bir ihlaldir. Hukukun üstünlüğüne inanan herkesin, bu eylemleri mazur göstermeksizin açıkça kınaması gerekir. Sessiz kalmak, bu suça dolaylı ortaklık anlamına gelir. Şiddeti uygulayanın kim olduğundan bağımsız olarak, her türlü tehdit ve baskının karşısında durmak, hem vicdani hem de hukuki bir görevdir.
Azime Işık, kamuoyunda özellikle 1999 yılında Kadıköy Mavi Çarşı’da düzenlenen molotofkokteyli saldırı nedeniyle tanınmaktadır. Bu saldırı, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesini protesto amacıyla gerçekleştirilmiş; çıkan yangında 13 kişi hayatını kaybetmiştir.
Hukuki Arka Plan:
Eylemin Niteliği:
•Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde değerlendirildiğinde bu olay, hem kasten adam öldürme hem de devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma (TCK m.302) suçlamalarına konu olmuştur.
•Aynı zamanda örgüt üyeliği/örgüt yöneticiliği (TCK m.314) kapsamına da girmiştir.
Yargılama Süreci:
•Olay sonrası birçok sanıkla birlikte Azime Işık da yargılanmış ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştır.
•2000’li yılların başında yürürlükte olan yasalar, bu tür terör eylemlerine katılan kişilere koşullu salıverilme veya infaz indirimi tanımamaktaydı.
Tahliye Nasıl Mümkün Oldu?
•Türkiye’de infaz düzenlemeleri zaman içinde ciddi değişiklikler geçirdi. Özellikle:
•5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, mahkûmların cezasının belli bir kısmını çektikten sonra denetimli serbestlik ve şartlı tahliye gibi mekanizmalarla serbest kalmasını mümkün kıldı.
•Ayrıca 2020 yılında yürürlüğe giren infaz indirimi düzenlemeleri (COVID-19 kapsamında yapılan değişiklikler) kapsam dışı bırakılan suçlar arasında terör ve kasten adam öldürme bulunsa da, uzun süre cezaevinde kalan bazı kişilerin hak ihlalleri iddiaları, sağlık nedenleri veya AİHM kararları doğrultusunda bireysel başvuru neticesinde tahliyeleri sağlanabilmiştir.
•Bazı sanıklar ise tutuklu kaldıkları sürenin ceza süresini karşılaması, yeniden yargılama, delil durumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları gibi nedenlerle tahliye edilebilmektedir.
Azime Işık’ın Tahliyesi:
•Bu tahliyenin hukuki gerekçesi resmi olarak açıklanmadığı için kamuya yansıyan bilgilerle sınırlı kalınmaktadır.
•Tahliye gerekçesi büyük olasılıkla:
a) Uzun tutukluluk süresi (1999’dan bu yana 25+ yıl),
b) Ceza süresinin fiilen infaz edilmiş olması,
c) Sağlık gerekçeleri,
d) Cezaevindeki hal ve tutum,
e) Yeniden yargılama ve usul hataları olabilir.
⸻
Değerlendirme:
•Toplumsal Vicdan: 13 kişinin ölümüyle sonuçlanan bu olay nedeniyle kamu vicdanında derin bir yara oluşmuştur. Bu tür tahliyeler, adalet duygusunu zedeleyici etki yaratabilir.
•Hukuki Açıdan: Eğer infaz süresi tamamlandıysa ve hukuka aykırı bir durum yoksa, tahliye hukuken geçerli olabilir. Ancak burada infaz sisteminin şeffaf olmaması, kamuoyunun bilgilendirilmemesi ve mağdur ailelerin bu sürece dair yeterince bilgi sahibi olamaması, adalet algısını olumsuz etkilemektedir.
Kadıköy Mavi Çarşı’da 1999 yılında molotoflu saldırı sonucu hayatını kaybeden 13 insan…
Ve bugün, bu olayın faili olarak mahkum edilen Azime Işık’ın tahliyesi.
Bunu konuşmak, unutmamak ve sormak zorundayız.
Devletin “kasten adam öldürme” ve “terör” suçları için öngördüğü ağırlaştırılmış müebbet cezaları, 20-25 yıl içinde tahliye ile sonuçlanıyorsa, ortada ciddi bir infaz politikası sorunu vardır.
Adalet yalnızca karar anında değil, infaz sürecinde de tecelli etmelidir.
Bu tahliye, yalnızca bir mahkumun serbest kalması değildir.
Bu, 13 insanın yok sayılması, yangında can veren bedenlerin, yanmış dükkânların, çöken hayatların yeniden yok edilmesidir.
Hukuki gerekçesi ne olursa olsun, vicdanın kabul etmediği bir düzenleme adalet değildir.
Bu olay vesilesiyle soruyoruz:
•Suçla mücadelede caydırıcılık ilkesi nereye gitti?
•Mağdur ailelerinin sesi neden duyulmuyor?
•Toplumun adalet duygusu bu kadar rahat örselenebilir mi?
Hukuk; sadece zanlıları koruyan değil, aynı zamanda mağdurları da yaşatan bir düzen olmalıdır.
13 insanın yandığı o çarşıdan geriye sadece küller değil, devletin sorumluluğu ve toplumun adalet beklentisi kalmıştır.
Bu tahliyeyi unutmayacağız.
#AzimeIşık #MaviÇarşı #Adalet
Azime Işık, kamuoyunda özellikle 1999 yılında Kadıköy Mavi Çarşı’da düzenlenen molotofkokteyli saldırı nedeniyle tanınmaktadır. Bu saldırı, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesini protesto amacıyla gerçekleştirilmiş; çıkan yangında 13 kişi hayatını kaybetmiştir.
Hukuki Arka Plan:
1.Eylemin Niteliği:
•Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde değerlendirildiğinde bu olay, hem kasten adam öldürme hem de devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma (TCK m.302) suçlamalarına konu olmuştur.
•Aynı zamanda örgüt üyeliği/örgüt yöneticiliği (TCK m.314) kapsamına da girmiştir.
2.Yargılama Süreci:
•Olay sonrası birçok sanıkla birlikte Azime Işık da yargılanmış ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştır.
•2000’li yılların başında yürürlükte olan yasalar, bu tür terör eylemlerine katılan kişilere koşullu salıverilme veya infaz indirimi tanımamaktaydı.
3.Tahliye Nasıl Mümkün Oldu?
•Türkiye’de infaz düzenlemeleri zaman içinde ciddi değişiklikler geçirdi. Özellikle:
•5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, mahkûmların cezasının belli bir kısmını çektikten sonra denetimli serbestlik ve şartlı tahliye gibi mekanizmalarla serbest kalmasını mümkün kıldı.
•Ayrıca 2020 yılında yürürlüğe giren infaz indirimi düzenlemeleri (COVID-19 kapsamında yapılan değişiklikler) kapsam dışı bırakılan suçlar arasında terör ve kasten adam öldürme bulunsa da, uzun süre cezaevinde kalan bazı kişilerin hak ihlalleri iddiaları, sağlık nedenleri veya AİHM kararları doğrultusunda bireysel başvuru neticesinde tahliyeleri sağlanabilmiştir.
•Bazı sanıklar ise tutuklu kaldıkları sürenin ceza süresini karşılaması, yeniden yargılama, delil durumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları gibi nedenlerle tahliye edilebilmektedir.
4.Azime Işık’��n Tahliyesi:
•Bu tahliyenin hukuki gerekçesi resmi olarak açıklanmadığı için kamuya yansıyan bilgilerle sınırlı kalınmaktadır.
•Tahliye gerekçesi büyük olasılıkla:
a) Uzun tutukluluk süresi (1999’dan bu yana 25+ yıl),
b) Ceza süresinin fiilen infaz edilmiş olması,
c) Sağlık gerekçeleri,
d) Cezaevindeki hal ve tutum,
e) Yeniden yargılama ve usul hataları olabilir.
⸻
Değerlendirme:
•Toplumsal Vicdan: 13 kişinin ölümüyle sonuçlanan bu olay nedeniyle kamu vicdanında derin bir yara oluşmuştur. Bu tür tahliyeler, adalet duygusunu zedeleyici etki yaratabilir.
•Hukuki Açıdan: Eğer infaz süresi tamamlandıysa ve hukuka aykırı bir durum yoksa, tahliye hukuken geçerli olabilir. Ancak burada infaz sisteminin şeffaf olmaması, kamuoyunun bilgilendirilmemesi ve mağdur ailelerin bu sürece dair yeterince bilgi sahibi olamaması, adalet algısını olumsuz etkilemektedir.
Azime Işık, kamuoyunda özellikle 1999 yılında Kadıköy Mavi Çarşı’da düzenlenen molotofkokteyli saldırı nedeniyle tanınmaktadır. Bu saldırı, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesini protesto amacıyla gerçekleştirilmiş; çıkan yangında 13 kişi hayatını kaybetmiştir.
Hukuki Arka Plan:
1.Eylemin Niteliği:
•Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde değerlendirildiğinde bu olay, hem kasten adam öldürme hem de devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma (TCK m.302) suçlamalarına konu olmuştur.
•Aynı zamanda örgüt üyeliği/örgüt yöneticiliği (TCK m.314) kapsamına da girmiştir.
2.Yargılama Süreci:
•Olay sonrası birçok sanıkla birlikte Azime Işık da yargılanmış ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştır.
•2000’li yılların başında yürürlükte olan yasalar, bu tür terör eylemlerine katılan kişilere koşullu salıverilme veya infaz indirimi tanımamaktaydı.
3.Tahliye Nasıl Mümkün Oldu?
•Türkiye’de infaz düzenlemeleri zaman içinde ciddi değişiklikler geçirdi. Özellikle:
•5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, mahkûmların cezasının belli bir kısmını çektikten sonra denetimli serbestlik ve şartlı tahliye gibi mekanizmalarla serbest kalmasını mümkün kıldı.
•Ayrıca 2020 yılında yürürlüğe giren infaz indirimi düzenlemeleri (COVID-19 kapsamında yapılan değişiklikler) kapsam dışı bırakılan suçlar arasında terör ve kasten adam öldürme bulunsa da, uzun süre cezaevinde kalan bazı kişilerin hak ihlalleri iddiaları, sağlık nedenleri veya AİHM kararları doğrultusunda bireysel başvuru neticesinde tahliyeleri sağlanabilmiştir.
•Bazı sanıklar ise tutuklu kaldıkları sürenin ceza süresini karşılaması, yeniden yargılama, delil durumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları gibi nedenlerle tahliye edilebilmektedir.
4.Azime Işık’ın Tahliyesi:
•Bu tahliyenin hukuki gerekçesi resmi olarak açıklanmadığı için kamuya yansıyan bilgilerle sınırlı kalınmaktadır.
•Tahliye gerekçesi büyük olasılıkla:
a) Uzun tutukluluk süresi (1999’dan bu yana 25+ yıl),
b) Ceza süresinin fiilen infaz edilmiş olması,
c) Sağlık gerekçeleri,
d) Cezaevindeki hal ve tutum,
e) Yeniden yargılama ve usul hataları olabilir.
⸻
Değerlendirme:
•Toplumsal Vicdan: 13 kişinin ölümüyle sonuçlanan bu olay nedeniyle kamu vicdanında derin bir yara oluşmuştur. Bu tür tahliyeler, adalet duygusunu zedeleyici etki yaratabilir.
•Hukuki Açıdan: Eğer infaz süresi tamamlandıysa ve hukuka aykırı bir durum yoksa, tahliye hukuken geçerli olabilir. Ancak burada infaz sisteminin şeffaf olmaması, kamuoyunun bilgilendirilmemesi ve mağdur ailelerin bu sürece dair yeterince bilgi sahibi olamaması, adalet algısını olumsuz etkilemektedir.
Özel Haber | Gönderilen mesajı derleyerek yayınlıyoruz:
“Sivas Merkez’de, Necip Fazıl Kısakürek Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, 9. sınıf öğrencisi olan E.T. isimli kız çocuğu, 2 aydır sınıftaki ve dışarıdan gelen kimliği belirsiz diğer şahıslar tarafından darbediliyor.
Bu zorbalar şiddetle yetinmiyor; kızın okul harçlığını elinden alıyorlar ve her şiddet anını da kaydediyorlar. Üstüne, bir başkasına anlatırsa daha kötüsü olacağı yönünde tehdit ediyorlar.
Bu şiddet, çoğu zaman okul bahçesinde ve sınıfta gerçekleşmesine rağmen, eli yüzü kan içinde derse girdiğinde öğretmenlerin neden hiçbir destek sağlamadığı ayrı bir konu… Okul güvenliği ne iş yapıyor?
Üstüne, iddiaya göre, okulun müdür yardımcısı, E.T. isimli mağdur kıza makyaj yaptığı için aynen şu sözleri söylüyor: “Gelenden gidenden dayak yemişsin, benden de yeme, git şu yüzünü sil, sıfatına sıçarım senin.”
E.T. isimli kızı ayrıca “Seni hiç sevmiyorum,” diyip her dersinde rızasız şekilde üst araması yapan bir din kültürü öğretmeni de olduğu iddia edildi.
Darp, taciz, her şey var. Kız şu an olaydan şikayetçi, ancak okula devam edemiyor. Kendisi ve ailesi tehdit altında. Umuyoruz ki failler hak ettikleri cezayı alırlar.
Okul müdür yardımcısı, Nurettin S.
Din Kültürü öğretmeni, Erken G.”
@TC_icisleri@sivasvaliligi@valisimsek@EmniyetGM@SivasEmniyeti@AliYerlikaya
Kamuoyuna Önemli Bilgilendirme
Müvekkilimiz hakkında “tutuklama talebiyle sevk edildiği” yönünde sosyal medyada yayılan bilgi tamamen asılsız ve dezenformasyon niteliğindedir.
Bu bilgi, 2 Mayıs 2025 saat 19:30 itibariyle bizzat Vatan Emniyet Müdürlüğü’nden teyit edilerek tarafımıza bildirilmiştir.
Tüm işlemler ve hukuki değerlendirmeler yarın itibariyle netlik kazanacaktır.
Lütfen yalnızca resmi müdafilerden gelen açıklamalara itibar ediniz.
Saygılarımızla,
Av. Aksel ATAKOYUNCU
@AtakoyuncuAksel
Av. Müslüm DOĞRUER
@muslum_dogruer
Toplumsal olay avukatlığı, CMK ataması ve içimi döktüğüm bir yazı, uzun olacak fakat yazarken böyle gelişti.
Yıllardır toplumsal olaylarda halkın avukatlığını yapmaya özen gösteririm; hakkımda yapılan çirkin karalama kampanyalarının, fenomenlik iftiralarının aksine, fenomenlikten çok öncesi 18 yaşından beri politik bir duruşum var, belki görünüşüm, belki yaşam tarzım, belki takipçi sayım insanların hakkımda ileri geri konuşmasını "makul" sayabilecekleri bir nedendir onlar için fakat bugüne kadar benim aldığım risklerin 10'da birini almamış, safi bu topraklara hizmet edebilmek için vazgeçtiğim imkanlara yanaşmamış insanların konuşmalarını umursamamaya çalışırım. Kanıma dokunmuyor değil tabi ama etkilenmem o insanların aslında amaçlarının gerçekleşmesi demek o yüzden tartışmalardan, belki de kendi dünyalarında yarattıkları küçük oyunlardan kaçınmaya çalışırım. Fakat toplumsal olay avukatlığına ilişkin çıkan tartışmalarda bu tartışmaya çekilmekten kendimi alıkoyamadım.
Toplumsal olaylarda herhangi bir avukat olur mu?
Hayır, maalesef olmaz. Zira toplumsal olay pratikleri hukuk bilmekle sınırlı değil, alan tecrübesine, kişisel direnişe ve en çok da siyasi görüşle bağlantılıdır. Bir diğer yandan bireysel olarak muazzam bir avukat olsanız da dayanışma bilmezseniz, dışarda avukat meslektaşlarınız içeri alınmazken ifadelere katılırsanız; bu iş yürümez. Yarın sizi de almazlar. Bu nedenle ÇHD gibi dernekler muazzam değerlidir ve inanmak istemeseniz de onlara ve onlarla dayanışmaya çok ihtiyacımız vardır. Zira kanun "liste gelene kadar avukatlar emniyete alınmazsa ne olur" cevabını size vermez, baştan zaten oraya alınmamanız kanuna aykırıdır. Ama siz bunun kanuna aykırı olduğunu görevli memura söylerseniz, tamam git şikayet et cevabı alırsınız; belki 2-3 ay sonra şikayetinizin sonucunu alabilirsiniz; bu sırada gözaltında darp edilmiş, ilacını alamamış, su içmemiş, tuvalete götürülmemiş müvekkilleriniz de hiçbir çözüm bulamaz. Ancak alan tecrübesine sahip, 10-20 avukat bir araya gelirseniz; o kapılar açılır (maalesef keşke böyle olmasa ama pratikteki işleyişe hakim olan böyle olduğunu bilir). Bunu mümkün kılabilmek ve en önde durabilmek, riski göğüslemek de öyle her babayiğitin harcı değildir. Bu işe kendini adamamış kimse kolay kolay bu riski de göğüslemez, mesela normal hayatta işleri devam eden bir avukatın kendini tutuklatacak bir riske sokması en iyi ihtimalde dosyalarının boşa düşmesi; evine, ailesine bakamaması, müvekkillerini kaybetmesi demek. Yani büyük büyük konuşmak kolay tabi fakat o yürekliliği alanda görmek belli başlı insanlardan başka mümkün olmuyor.
Bir diğer yandan, siyasi olaylar siyasi görüş gerektirir. Evet, biz avukatız ve müvekkillerimizin görüşlerini ve eylemlerini savunmak değil, adil yargılanmalarını sağlarız. Örneğin; solcu bir avukat, sağcı bir müvekkilinin kira davasına tabi ki bakabilir; siyasi görüş mevzubahis değildir. Yada ceza davası örneği verelim; aynı solcu avukat, sağcı müvekkilinin trafik kazasına ilişkin sanık olduğu dosyayı da savunabilir. Ama toplumsal olayda savunulan eylem; yalnız eylem değil, eyleme karşı yargının ve idarenin tepkisine de bir savunmadır. Hal böyle iken taraf olunmazsa; savunma mümkün değildir. Günlerdir 2nolu barodan "meslektaşlarımıza" ilişkin gündemler var, bunlar da örneğidir. Zaten eyleme katılan kişi de politiktir, kendi inandığı değerlere inanmayan bir kişiyle dayanışmakta, mücadele etmekte zorlanacaktır.
Hal böyle iken, maalesef toplumsal olayları her avukat savunur söylemi gerçeği yansıtmayacaktır. "CMK'dan atanan herkes savunabilir" söylemi böylece boşa çıkarken bir diğer yandan da mücadele eden ve kapılarda alınmayan meslektaşların üzerine set çekecektir. Yüzlerce avukat emniyetin kapısında hakkı olan savunmayı gerçekleştirmek için, işini yapmak için beklerken CMK ile avukat atanması demek önce zaten o kapıda bekleyen avukatların içeri alınmamasına yardımcı olmaktır.
Son günlerde bazı gözaltı süreçlerinde gözlemlediğimiz bazı uygulamalar, özellikle ve özellikle özel müdafilerin dosyaya erişim hakkı ve müvekkilleriyle görüşme özgürlüğü bakımından ciddi soru işaretleri doğurmuştur.
Tarafımıza yapılan bildirimler ve sahadaki gözlemlerimiz neticesinde, gözaltında bulunan kişilere yönelik gönüllü meslektaşlar tarafından yapılan bazı işlemlerle ilgili birtakım çelişkili durumlar ortaya çıkmıştır. Özel müdafiler kapı önünde bekletilirken, içeride başka avukatlarla görüşmelerin yapılması, hukuk devleti ilkesine ve savunma hakkına zarar verebilecek niteliktedir.
Kaldı ki maalesef durumlar bununla da kalmıyor. Sürece dair elimizde bulunan bilgi, belge ve tanıklıklar doğrultusunda yaşananların daha sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi adına şimdilik detay vermekten imtina ediyor; fakat sürecin tamamlanmasının ardından tüm gelişmeleri açıkça paylaşacağımızı belirtmek istiyoruz.
Meslek onurunu ve savunma hakkını korumak adına bu konudaki hassasiyetimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.
Saygılarımızla.
Av. Aksel ATAKOYUNCU
@AtakoyuncuAksel
Av. Müslüm DOĞRUER
@muslum_dogruer
Son günlerde bazı gözaltı süreçlerinde gözlemlediğimiz bazı uygulamalar, özellikle ve özellikle özel müdafilerin dosyaya erişim hakkı ve müvekkilleriyle görüşme özgürlüğü bakımından ciddi soru işaretleri doğurmuştur.
Tarafımıza yapılan bildirimler ve sahadaki gözlemlerimiz neticesinde, gözaltında bulunan kişilere yönelik gönüllü meslektaşlar tarafından yapılan bazı işlemlerle ilgili birtakım çelişkili durumlar ortaya çıkmıştır. Özel müdafiler kapı önünde bekletilirken, içeride başka avukatlarla görüşmelerin yapılması, hukuk devleti ilkesine ve savunma hakkına zarar verebilecek niteliktedir.
Kaldı ki maalesef durumlar bununla da kalmıyor. Sürece dair elimizde bulunan bilgi, belge ve tanıklıklar doğrultusunda yaşananların daha sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi adına şimdilik detay vermekten imtina ediyor; fakat sürecin tamamlanmasının ardından tüm gelişmeleri açıkça paylaşacağımızı belirtmek istiyoruz.
Meslek onurunu ve savunma hakkını korumak adına bu konudaki hassasiyetimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.
Saygılarımızla.
Av. Aksel ATAKOYUNCU
@AtakoyuncuAksel
Av. Müslüm DOĞRUER
@muslum_dogruer
Adalet arayışı yalnızca mahkeme salonlarında değil, bu sokaklarda da yazılıyor. Vatan Emniyet önündeyiz. Yan yanayız. Vazgeçmeyeceğiz.
w/@muslum_dogruer