ÖNEMLİ ANALİZ
Kötü bir haberim var: Yeni İran "barış anlaşması", Minsk anlaşmaları gibi, ilk günden itibaren başarısızlığa mahkum edilmiş, ders kitaplarında yer alacak türden bir dolandırıcılık.
Bu barış değil, bir ara.
ABD imparatorluğu zaman kazanıyor, yeniden toparlanıyor ve İran'a karşı bir sonraki saldırı turuna hazırlanıyor.
Sonuçta, Washington'ın amacı rejim değişikliği olmaya devam ediyor; gerekirse yıllarca, hatta on yıllarca bekleyecekler.
Bu geçici çerçeve; belirsiz "uyumluluğa" bağlı yaptırım hafifletmesi, uranyum seyreltmesi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve daha fazla görüşme için 60 günlük bir süre içeriyor. Bu da İran'a ABD liderliğindeki saldırılardan sonra biraz nefes alma alanı sağlarken, Washington'ın artan baskıya hazırlanmasına olanak tanıyor.
İran için gerçek bir güvenlik garantisi yok, gerçek bir gerilim azaltma yok, güven yok.
Tarih, bunun nasıl sonuçlanacağını açıkça gösteriyor.
İran, Amerikan saldırganlığına katlandıktan sonra petrol satışlarından ve dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasından sınırlı nakit akışı elde ediyor.
ABD ise, herkesin tutmayacağını bildiği zayıf vaatlerle yeniden konumlanmak için taktiksel bir mola alıyor.
Aynı eski senaryo: Sorunu ertele, gerilimlerin kaynamasına izin ver, sonra da uygun olduğunda bir sonraki yaptırım, tehdit veya saldırı dalgasını haklı çıkar.
Bu, diplomasi kılıfına bürünmüş saf ABD saldırganlığıdır.
Üretilmiş "İsrail-ABD gerilimleri", imparatorluk bölgedeki bitmek bilmeyen baskı kampanyasını sürdürürken her zamanki gibi bir örtü görevi görüyor.
Ufukta barış yok.
Bu, rejim değişikliğini hedefleyen Amerika'nın İran'a karşı uzun savaşında bir başka geciktirme taktiğidir.
ABD'nin yenilenen herhangi bir kozla ne yapacağını ve suçlamaların ne kadar çabuk yeniden başlayacağını izleyin.
Şüpheci kalın.
Angelo Giuliano
İspanyol Stratejist
Bir gün lokantacı bir arkadaşım bana dedi ki: "Hocam, ölen çocukların sayısına değil, Brent petrolün fiyatına bak: Varil fiyatı yükseliyorsa İran bu savaşı kazanıyor demektir!"
Gerçekten de bu savaştan çıkarmamız gereken en önemli derslerden biri buydu. Utanç vericiydi, iğrençti, korkunçtu ama gerçek buydu.
ABD neden geri adım attı? Neden İran'a onca taviz verip o zaptı kabul etmek durumunda kaldı?
Minab'taki kız okulu kan gölüne döndüğü için değil.
ABD ve İsrail; hastaneleri, üniversiteleri, sivil binaları, ambulansları, içme suyu kaynaklarını vurduğu için değil.
Soykırım yaptıkları için değil!
Hayır!
Dünya bunlar için ayağa kalkmadı!
Hürmüz boğazı kapatıldığı için ayağa kalktılar. İran, körfez rejimlerindeki petrol ve doğalgaz sahalarını vurduğu için; Brent petrolün varili yükseldiği için ayağa kalktılar.
Şunu unutmayın: Bizim kanımızın hiç bir değeri yok. Çocuklarımızın hiç bir değeri yok.
Hani şu bizim Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamalarda sürekli "uluslararası toplum"a seslenip duyuyor ya.. İşte o uluslararası topluma seslenmenin zerre kadar faydası yok.
Dünyanın en büyük aldatmacası müstekbirlerin "empati" yapacağını zannetmektir.
Mr. Robot dizisinde geçtiği gibi: "Bir holdingi kalbini hedef alarak çökertemezsin. Onların kalbi olmaz."
Mazlumiyetimizi, haklılığımızı anlatmanın hiç bir kıymeti harbiyesi yok.
Eğer bu zalimlerin canını yakmıyorsanız bunların hiç ama hiç bir önemi yok.
Kendinizi acındırarak, onlara "haklı" olduğunuzu ispat etmeye çalışarak hiç bir şey elde edemezsiniz.
İstediğiniz kadar kitap yazın, seminer yapın, akademik kariyer yapın; istediğiniz kadar yürüyüş yapın.
Bunların hiç birinin Brent petrolün varil fiyatı kadar önemi yok!
O yüzden Gazze'de soykırım sürerken şunu söyledik: İsrail'e giden petrolün vanalarını kapatın!
Bize Filistin'in mazlumiyetini anlatmayın. İsrail'in ne kadar zalim olduğunu anlatmayın. Petrolün vanalarını kapatın!
Nutuk attılar, yürüyüş yaptılar ve sık sık "uluslararası topluma" seslendiler ama petrolün vanalarını kapatmadılar.
Bunları diplomasiyle yenemezsiniz; hukukla, felsefeyle, kalemle-kitapla yenemezsiniz.
O yüzden diyoruz ki, "direniş" tek seçenektir.
Direniş demek hukuktan, felsefeden, kalem ve kitaptan uzak olmak demek değildir.
Bilakis, direniş demek herşeyden ve hepsinden önce "haklı" olmak demektir.
Hakkını "bilgiyle" "hikmetle" ve "cesaretle" savunmak demektir.
Haklıysak ama hikmetle ve cesaretle düşmana karşı çıkmıyorsak haklı olmamızın da bir önemi yok.
O yüzden Hz. Ali (ra) ilelebet yolumuzu aydınlatan şu pusulayı vermiş bize:
"Haksızlığa karşı susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz"
Israel will not attack Turkey. Turkey will most likely invade Lebanon to create another Syria. All talk of conflict between Turkey and Israel is psyop. The two countries are 97% aligned regionally, and Erdogan will betray his own mother for his owners in Washington and Tel Aviv
The Wall Street Journal'ın haberi:
"Dünyanın en şaşırtıcı ekonomik başarı hikayesi Kuzey Kore"
"Rusya'ya silah satışları ve Çin'den emtia alımının sağladığı ivmeyle yaptırımlara rağmen yönetim hiç olmadığı kadar zengin."
Yazara göre Kuzey Kore yaşamsal açıdan çok fazla değişiklik yaşıyor.
Taksileri Uber benzeri uygulamalarla çağırıyor. Pizza veya kanat yemeye farklı lokantalara gidilebiliyor ve QR kodla ödeme yapılabiliyor.
Kuzey Kore yılda 500 bin akıllı telefon üretiyor ve telefon kullanımı oldukça yaygınlaştı.
Çin'in elektrikli araçları sokaklarda dolaşıyor. Pyongyan'a internet kafeler, hayvan dükkanları ve BMW gibi araçları bile satan galeriler açılıyor.
Sadece geçen yıl 10 bin yeni ev yapıldı ve Los Angeles veya Chicago'da yapılanlardan daha fazla.
Kuzey Kore'de ulaşımdan gıdaya turizmden teknolojiye her alanda halkın refahını düşünen ciddi ilerlemelerden bahsediliyor. Halkın sanılanın aksine pek çok teknik imkana ve sosyal hizmete rahatça eriştiğini vaktini değerlendirebildiğini belirtiyorlar.
Kuzey Kore için öne sürdükleri sefalet tablosu ise ortada yok. Haftada 40 saat çalışan uzun tatilleri olan kira derdi olmayan devletin yeni evlerine taşınan iyi şekilde beslenen ve genç yaşta aile kurabilen ve teknolojiyi beyin yıkama için değil hayatın kolaylığı insanların refahı için kullanan bir Kuzey Kore yükseliyor.
Şeyh Şamil'e gelip:
“Annen bile artık Ruslarla barış yapılmasını istiyor.” dediler.
Şamil, daha önce teslimiyeti savunanların cezalandırılacağını ilan etmişti.
Mahkeme kurdu. Annesinin de ceza almasına hükmetti.
Sonra dönüp şöyle dedi:
“Kanun herkes için aynıdır. Fakat annemin cezasını ben çekeceğim.”
Sırtını açtı ve kırbaç darbelerini kendi üzerine aldı.
Liderlik; ayrıcalık değil, önce kendine uyguladığın disiplindir.
🚨Aynı reklamın iki farklı ülkede nasıl farklı çekildiğini göreceksiniz şimdi. Almanya'daki Bosch reklamında çekirdek aile, anne baba çocuktan oluşurken Türkiye'de yayınlanan reklamda Anne Baba ve köpek.
Atatürk'ün 1932 yılında resmi gazetede yayınlanan itilaf emri uygulaması dışında hiçbir çözüm yok. Herkes dönüp dolaşıp er geç aynı çözüme gelecek yahut Türkiye Cumhuriyeti sokaklarında çocuklar kudurmuş hayvanlara insan safarisi misali yem olacak.
Dünyanın hiçbir modern ülkesinde sokakta başıboş köpek olmaz. Almanya'da yaptığı reklamda aile kavramını ön plana çıkaran Bosch Türkiye'de köpeği ön plana çıkarıyorsa durup düşünmeniz gerekir.
Sokaklarında 15 milyon başıboş köpeğin olduğu bir ülkede savaş çıksa sipere giremezsin. Yaptığın tüm tarım üretimini emer bu başıboş hayvan nüfusu. Okullarına sabun koyamadığn gençliğinden sorumlu iken sana sorumluluğunu böyle satar batı.
İsveç'te her sabah okullarda çocuklara açık büfe kahvaltı verilirken Türkiye'de belediyelere 4 milyar dolar yem ihaleleri açılır. Sonra da adı mama ihalesi olur. Çocuğunu geri planda tutup vergilerinle başıboş hayvanları beslemen için onların adına can, yemin adına mama denir. Kavramların adını değiştirmek, ibnye, gtçüye LGBT birey, pedofile cinsel eğilimi farklı birey demek, Epstein çetesinin, Baal ve moloch tapıcılarının istediği şeydir.
Türkleri yok etmek için Anadolu yarımadasında ebediyyen yenilgiye uğratmak için önce nüfus artışını durdurmak sonra onları çözülemez problemlere düçar etmek, sonrasında da biyolojik yok oluşa sürüklemek için ne gerekirse yapılır. Ülkeye bit kadar faydası dokunmamış olan simalar eliyle size sahte sevgiler ponpalanarak çocuklarınızın ölümü doğallaştırılır.
Türk çocukları Filistinli çocuklar gibi ölmesi Tv'de doğal hale getirilen birer rakama indirgenirken mama (yem) lobisi semirtilir, toplum her şekilde muhtaçtan daha muhtaç hâle getirilir, entelektüel ve akademisyenler sindirilir, fakru zaruret altında bitap hâle getirilen Türk halkının direnci ve özgüveni kırılır.
İç mihraklar ile paraları iç edilen, man adasına ve offshore hesaplara akıtılan tüm serveti, sağa sola savrulan, tarım toprakları araplara, madenleri kanadalılara, ormanları İngilizlere satılan, dağları ücra köyleri afgan çobanlara emanet edilen ülkenin sonu da işte böyle getirilir.
Ödediğin vergin, yavruna, evladına hizmet olarak, kahvaltı olarak, tuvaletlere sabun olarak dahi geri dönemezken, vergilerinin hesabını en ufak sormanda adın hain olduğunda, vatandaşların vize kuyruklarında beklediğinde, tarım toprakları terk edilmiş, köyler boşalmış, ihale çeteleri semirdikçe semirmiş, Kanadalı cargill tarım şirketinin Türkiye distribütörü herifler bakan olmuşken sen ne kadar sensin? Ne kadar bağımsızsın? Biraz da bunu düşünmen gerekiyor.
Evladını sokaktaki köpeğinden öncelikli tutmayan milletler yıkılır. Almanya'da başıboş bir köpek için otobanda trafik durdurulup köpek vurulup adı da hayvan düşmanlığı olmazken Türkiye'de ormanlarda ceylan kalmaz köylerde tavuk kalmaz, koyunlar kuzular başıboş itlerce parçalanırken ne yiyeceksin ey halkım? Eti hali hazırda Avrupalıdan üç misli pahalıya yiyorken seni bu topraklarda kendini doyuramaz hale getirmek isteyenlerin farkına varman için ne yapalım daha?
Müziğine dek aynı olan ama birinde çocuk diğerinde köpeğin seçildiği şu videoları izleyin ve alttaki twiti okuyun.
👇👇👇
📍Dünyada yankı uyandıran LEGO animasyonlarını hazırlayan İranlı medya ekibi @ExplosiveMediaa, eski bir ABD askerinden gelen mesajı paylaştı. Mesaj, dünya halklarının şer eksenine karşı en azından vicdanen birleştiğini gösteriyor:
"Memnun oldum ama şunu bil ki mesajımdaki hislerim benzersiz DEĞİL... Buna karşı olanlar, destekleyenlerden çok daha fazlayız. Bunu bil. Muhtemelen sizler de burada neler olduğunu takip ediyorsunuzdur.
Diğer gün Trump'a (suikast girişimini) yapmaya çalışan o çocuk -benden genç olduğu için ona çocuk diyorum- Trump'a oy vermişti. Ama onun da dediği gibi; destekleseniz de desteklemeseniz de bu önemsizdir; bu ulusun bir vatandaşı olarak, liderlerin işlediği eylemler alt tabakadakileri de mahkum edecektir. Kan, tıpkı su gibi aktığında, yokuş aşağı gider. Bizler, yani bu ülkenin vatandaşları olarak yokuşun en altındayız, bu yüzden bizim de ellerimizde masumların kanı var. Eğer en azından buna karşı sesimizi çıkarmazsak, biz de buna suç ortağı oluruz.
Müslüman, Hristiyan fark etmez, hepimiz aynı Tanrı’ya, Allah’a, İbrahim’in Tanrı’sına tapıyoruz. En küçük çocuğumun adı İshak; İbrahim ve Sare’nin asla sahip olacaklarını düşünmedikleri o mübarek oğul. Yine söylüyorum, belki bazı farklılıklar olabilir ama öz aynı, kalp aynı, ruh aynı; Tanrı’nın/Allah’ın ruhu yine aynı.
Sizin ve halkınız için dua etmeye devam edeceğim."
💢Solda Sırplar tarafından Saraybosna'ya atılan İsrail yapımı bir top mermisi. Sağda ise İran tarafından Bosna Hersek'e gönderilmiş silahla ülkesini savunan Boşnak asker
Bosna Hersek'e uygulanan ambargoyu delerek Bosna'ya 5 bin ton silah gönderen İran'dan bahsediyoruz
Buna rağmen yapılan saçma sapan Alija adlı dizide sanki Türkiye'den silah gönderilmiş gibi gösteriyordu. Konuştuğum hiçbir Bosnalı komutan bunu doğrulamadığı gibi GÜLDÜLER. Türkiye yapmadı değil arkadaşlar yapamazdı çünkü Bosna Hersek'e silah ambargosunu DENETLEMEK için görevliydi. Bunun için Adriyatik denizinde devriye gezen gemilerimiz bile vardı. Yani biz Bosna'ya silah gitmesin diye uğraşan NATO'nun parçası idik. Karabağ'dan sivilleri tahliye etmek için Elçibey'in istediği helikopteri NATO korkusuyla veremeyen ülkemiz Bosna'ya da aynı sebepten 4 makineli tüfek hariç silah gönderememişti. Toplanan Bosna paraları ise Kombassan, endüstri holding ve sayha holding gibi şirketlerin nakit ihtiyaçlarına gitmişti. Bunlardan birisini çok iyi hatırlıyorum. Ekrana çıkarılan Boşnak komutana para verilmiş ve programdan sonra geri alınmıştı. Kendisi şu anda Mostar civarında yaşar ve hayattadır. Bir başka utancımız da Bosna'da mercedes kamyon fabrikasını top fabrikasına dönüştürdük yalanıydı. Refah partisinin insanların gözünün içine baka baka söylediği bu yalanın adresi de Tuzla şehri idi. Bosna'daki Tuzla şehrinde böyle bir fabrika hiç olmadı. Sonrasında milletle alay eder gibi, bakın size paraların nereye gittiğini Tv'de anlattığımız programdan sonra sırplar fabrikayı öğrendi ve bombaladılar demişlerdi. Tüm bu yalanlar söylendi. Hatta İHH o günlerde kurulmuştu ve Almanya merkezli idi. Adamları kapı kapı esnaftan şu yalanla para topluyorlardı: "Biz ambargoyu delerek Bosna'ya silah yolluyoruz" Bu da asla olmadı. Bir diğer yalan da Boşnakların refah partisini çok sevdikleri yönünde idi. Tamamen yalandı. Boşnaklar Türkiye'den giden ve onlara savaşta destek veren herkesi sevdi. Tansu Çiller ve Deniz Baykal dışında giden olmadı. Bir diğer kuyruklu yalansa Rambo misali Bosna'ya helikopterle fırlatılıp orada Boşnakları örgütleyen ve Sırplardan kurtaran Kâşif Kozinoğlu ile alâkalı yalandı. Bu olay yaşanmıştı ama Rambo filminde yaşandı ve olay Afganistan ve Vietnam'da geçiyordu. Bosna'da böyle bir şey hiçbir şekilde yaşanmadı. Boşnaklar savaşmayı zaten biliyordu ve 200 bin kişilik 7 kolordudan oluşan bir orduları vardı. Maalesef çok seviyoruz Bosna Hersek'i kendi siyasi aktörlerimize saygınlık devşirmek için kullanmayı.
💢Bir başka yalan da yalanları ile ünlü bir uzun adamın "Alija ölüm döşeğinde Bosna'yı bana emanet etti" dediği hadisedir. Alija, o kişi Türkiye'den Bosna'ya gelmeden on gün önce makineye bağlı idi ve gırtlağında boruyla entübe edilmişti. Bilinci kapalıydı ve o kişi Alija'nın yanına hiç giremedi ve kapıda doktorlardan brifing aldı. Türkiye'den Bosna Hersek'e yapılan tek iş Turgut Özal'ın çabasıdır bu da Alija Izetbegović'ten istediği kumandanların TSK'da eğitim brifingine katılması ve bir kısım özel harekat personelinin yetiştirilmesi mevzusudur. Silah gönderilmesi hadisesi yaşanmamıştır!
Saraybosna'ya inen Türk yük uçaklarının yük manifestosu BM ekipleri tarafından kontrol edilir ve öyle alınırdı yükler. Bunlar arasında da dört makineli tüfek sokulmuştur. Bu öğrenildiği zaman da hiçbir silah gönderilememiştir.
İran ise Hırvatlara gönderilecek her yüz milyon dolarlık silah için 30 milyon dolarlık ücretsiz petrol vermiş ve tüm savaş boyunca Bosna'ya 5 bin ton silah göndermiştir.
Eğer birileri size Türkiye Bosna'yı kurtardı veya bizim sayemizde yaşıyorlar derse gülün geçin. Yaşayan 20 kadar kumandan ile görüşme notlarım ve ses kayıtlarım duruyor ve bu doğruları hususi olarak arşivliyorum. Bir daha yaşanmasın ve yaşanırsa aynı şekilde davranmayalım diye. Elçibey'e gönderilmeyen helikopter Bosna Hersek'e gönderilmeyen silahlarla kaybedilen bir geçmişte İran'ın hakkını teslim edelim.
💢Boşnakların kalbinde İran budur. Saygılarımla.
Fotoğraf için Tşk @cirijab43791
This is a Yemeni child who accidentally killed someone from another tribe.
So the members of his tribe handed their murderous son over to the tribe of the murdered man, apologized to them, and surrendered him to them, leaving the decision to them and agreeing to whatever decision they made regarding their child son.
The murdered man's tribesmen and family members pardoned the child and released him.
Had the killer's tribe chosen defiance, a tribal war and cycles of revenge would have ensued, lasting for decades. However, it was wise of the killer's tribe to choose the wise and correct path.
Because they know each other well and they know that the Yemeni people are generous when you apologize and stubborn when you challenge them, and they never surrender by force, no matter how strong the enemy is.
Therefore, I hope that Saudi Arabia will learn from this story, apologize to the Yemeni people, acknowledge its wrongdoing against them, and leave the decision to the Yemeni people: either to seek revenge or to forgive.
@enformasyon56 Tüm Ortadoğu bizim elimizle kana bulandı. Etrafımızda bir tane dost bırakmadık. Liyakatsiz askeri ve sivil kadrolar. Ve tüm bunlara ek muhteşem bir ego "bir Türk dünyaya bedel". Bu kadar hıyanetin ve cahilliğin ilahi bir cezası elbet olacak. O ceza korkarım çok da uzak değil.
📌Son yıllarda bir şey dikkatimi çekiyor. Bakanından valisine, belediye başkanından, meclis başkanına kadar hangi siyasetçi #23Nisan'da koltuğu çocuklara devretse, koltuğu devralan çocuk koltuğu devraldığı siyasetçiden daha güzel konuşuyor, daha güzel mesajlar veriyor.
Neden?
Çünkü koltuğu sadece 1 günlüğüne devralan çocuklar binlerce öğrenci arasından liyakatle seçiliyor.
"Aman bir yanlış yapmasın yoksa mahvoluruz" düşüncesi ile o koltuğu doldurabilecek en iyi çocuklar seçiliyor.
Koltuğun asıl sahipleri olan bakanların, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, valilerin ise seçilme kriterleri bunun tam tersi.
Binlerce siyasetçi içinde en çok yalakalık yapan, mevcut sisteme en çok biat eden, en çok hizmet eden, torpil yapan, adam kayıran seçiliyor.
Yani 1 günlüğüne koltuğa oturacak çocukları büyük bir titizlikle liyakate dayalı seçen bu halk, yıllarca o koltukta oturacak olanlarda bu kriteri umursamıyor.
Sonra da ülke neden bu halde diye soruyoruz.
İşte nedeni bu...
Bakanını, milletvekilini, başkanını, valini 23 Nisan kriterleri ile seçmezsen sana her şey müstehaktır canım ülkem...