Bir toplumun ruh halini anlamak için bazen anketlere, bazen istatistiklere değil, kalabalıkların nereye aktığına bakmak yeterlidir.
Son günlerde Tarkan konserlerine gösterilen yoğun ilgi, tam da böyle bir sosyolojik göstergeye işaret ediyor.
Bu ilgi, bir sanatçıya duyulan sevgiden öte, bir toplumun kendiyle kurmaya çalıştığı ilişkiyi ele veriyor.
Tarkan sahneye çıktığında kalabalık yalnızca şarkı dinlemiyor. İnsanlar, geçmişlerine tutunuyor.
90’ların görece sade, daha az gürültülü, daha az yorgun zamanlarına kısa bir yolculuk yapıyor.
Nostalji burada basit bir eskiyi sevme hali değil, bugünün karmaşası karşısında güvenli bir hatıraya sığınma ihtiyacıdır.
Toplum, hafızası olan bir sese yaslanıyor.
Konser alanları aynı zamanda büyük bir duygusal boşalma mekanına dönüşüyor.
Günlük hayatta bastırılan öfke, hüzün, kaygı ve yorgunluk,binlerce insanın aynı anda aynı şarkıyı söylemesiyle eriyor.
Bu, bireysel değil kolektif bir arınma.
Modern şehir hayatında yan yana ama yalnız yaşayan insanlar, o an için yalnız olmadıklarını hissediyor.
Bu yüzden kalabalıklar artıyor, bu yüzden o alanlar dolup taşıyor.
Bu tablo bize şunu söylüyor!
Toplum eğlenmekten çok nefes almak istiyor.
Gülmekten çok, iyi hissetmeyi hatırlamak istiyor.
Sürekli krizlerle, tartışmalarla, sert dillerle yorulmuş bir kalabalık, sahnede sürekliliği olan bir figüre bakarak her şey tamamen dağılmadı demek istiyor.
Tarkan bu anlamda yalnızca bir pop yıldızı değil,modern zamanların seküler ritüellerinden birinin merkezinde duran figürdür.
Konserler, dağınık bir toplumun kısa süreli de olsa aynı duyguda buluşabildiği nadir anlar üretir.
İnsanlar belki aynı şeyi düşünmüyor ama aynı şarkıyı söyleyebiliyor.
Bugünün Türkiye’sinde bu, küçümsenecek bir şey değil.
Asıl mesele şu!
Bu kalabalıklar bize Tarkan’ı değil, toplumun hala birlikte olma arzusunu anlatıyor.
Aynı şarkıyı söyleyebilen bir toplum, henüz tamamen kaybolmuş sayılmaz.
Belki de bu yüzden insanlar konserlere koşuyor.
Müzikten çok, birbirlerine iyi gelmek için.
Vesselam…
Cihat Yaycı:
Kürtler 300 kişi gelip batıda iş yapabiliyor. Batıdan giden adam doğuda lokanta, bar, inşaat vs. açamaz. Ortada eziyet varsa, batıdakine eziyet yapılıyor.
Fransanın şarap ihracatı 11, İtalyanın 7 milyar Dolar. Türkiyenin 4 milyon dolar ihracatı 10 milyon dolar ithalatı var. İklim ve coğrafyamız aynı sayılır. Tek başına bu veri bile ülkede Tarım bakanlığının çokda Bi iş yapmadığının somut göstergesidir.
Almanya'da insana verilen değer başka bir seviyeye ulaşmış;
Haftasonu sokağınızda Tramvay inşaatı olacak, gürültüden rahatsız olursanız listede gösterilen otellerde kalabilirsiniz diyor ve bunun içinde ücret ödemenize gerek yoktur diye mektup gönderiyorlar.
#LaleDevrinizBitti
Dünyanın yaşayan en önemli tarihçilerinden birisi olan Prof. Dr. İlber Ortaylı 2 saat önce yayınlanan söyleşisinde Suriyeli sığınmacılar konusunda çok açık konuşmuş. Bütün yurttaşlarımızın dinlemesi gereken bir açıklama. @zaferpartisi
Sosyal medya; her kesimin ticaret, haberleşme dahil birçok amaçla kullandığı bir platformdur. Bir sabah tüm ülkenin kullandığı bir mecranın keyfi olarak kapanması kabul edilemez. Instagram bir an önce açılmalı, iletişimden sorumlu akıllar sansür birimi gibi çalışmayı bırakmalı.
@calmanmuratali İstanbul’da 4 katlı , sitede 300 m2 villada 7200₺ ye oturan kiracımıza evleneceğim için çıkmasını söyledim.Tamam dedi sonra telefona çıkmadı .Dava açtım . 20 gün sonra düğünüm var. 2023 Temmuz da dava açmıştım.Mecburen başka bir dairede oturup mahme ile çıkmasını bekleyeceğiz.
Türkiye'nin artık şunu konuşmasının zamanı gelmiştir. Topluma kazandırılamayacak, suç işlemeyi yaşam biçimi haline getirmiş insanların, hadi cezan bitti çık denilerek topluma salıverilmesi ne kadar doğru. Bunun yerine konulacak alternatif çözümler nedir.
Kendine Muhabir'in ekonominin durumunu sorduğu vatandaş,
“12 milyon sığınmacı günde 1 yumurta yese yılda 4,5 milyar yumurta yapar. Siz kaç tane tavuk çiftliği kurdunuz ki!? 25 kuruşa aldığımız yumurta 7 lira oldu!”
Siz cevap hakkında ne düşünüyorsunuz?