İstihbarat servisleri, silah kaçakçıları, yeraltı örgütleri, sağ/sol çatışması ve Türkiye’nin en kanlı yılları…
1977 yılında Bulgaristan’ın Varna limanından hareket eden ve İstanbul Boğazı’nda durdurulan Vasoula adlı gemi tam da bu karanlık girift ilişkilerin merkezinde idi.
O dönem Sovyet vesayeti altında komünist bir rejim tarafından yönetilen Bulgaristan’ın gayri meşru işleriyle hasıl devlet kuruluşu Kintex tarafından kayıtlara yedek parça olarak işlenen ancak içinden tam 67 ton silah ve mühimmat ele geçirilen bu gemi, Türkiye’yi daha fazla kana bulamak isteyen Sovyet Ruslar tarafından marksist/leninist/komünist yeraltı suç örgütlerine destek için gönderilmişti.
Türkiye’deki Avrasyacılık fikri, 1990’ların ortaları ile 2000’lerin başında siyasi,güvenlik ve dış politika çevrelerinde tedricen aksedilmeye başlanan bi husustu.
Buna mukabil günümüzdeki Avrasyacı zihniyetin o dönem devlet içerisindeki en dikkat çekici tezahürlerinden biri, dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın 2002 yılında Harp Akademileri’nde yaptığı ve Türkiye'nin Rusya ile İran’a doğru yakınlaşarak yeni bi stratejik açılım araması gerektiğini savunduğu konuşmasıdır.
Stalin’in Türkiye’ye yönelik işgal ve toprak taleplerine dair Sovyet arşivlerinde ve Rus tarihçiliğinde dahi malumat mevcutken, bitakım Türk komünistlerin sırf Sovyet hayranlığı uğruna bu hakikati inkara yeltenmesi abes.
Kendi tarihinin vesikaları ortada dururken, başkasının ideolojik sadakati uğruna hakikati tahrif etmek ne ilmi bi tavırdır ne de ciddiyetle bağdaşır.
@VodkaLeaks Türkiye’de operasyon yapabilme rahatlığının sebebleri olmalı. Demek ki içeriden güçlü birileri yol vermiş. İçeriden İran için çalışan bürokrat siyasetçi vb.
93 Harbi akabinde Ruslar tarafından işgal edilen Kars’a dikilen Rus zafer abidesi.
Abide’de bir Rus askeri Kars kalesindeki Türk bayrağını indirerek yerine Rus bayrağını göndere çekerken, Çarlık Rusya’nın sembol olarak kullandığı çift başlı kartal da Türk bayrağını pençeleri ve gagasıyla parçalıyor.
Çok konuşulmayan bir meseledir mesela İranlıların, İsveç’te rejim muhalifi Habib Chaab’ı, İran istihbaratıyla irtibatlı bir kadın vasıtasıyla Türkiye’ye çekerek İstanbul’dan İran’a kaçırması…
Türkiye’nin emniyetini, devlet itibarını ve haysiyetini ciddi surette yaralayan, rencide eden ve küçük düşüren vahim bi hadisedir.
Bu operasyonla İranlılar Türkiye’ye, “Senin devlet itibarını ayaklar altına alır, kendi istihbarat operasyonlarımı senin topraklarında rahatça icra edebildiğim bir saha haline getiririm” demeye getirdi.
93 Harbi’nin akabinde Yeşilköy’e kadar ilerleyen Rus işgal ordusu, zaferini Ortodoks rahiplerin iştirakiyle icra edilen dini bir ayinle tes’it ederken.
Tarihe düşülen ve bizim için acı olan bu manzara, tıpkı günümüz Rusya’sının Ukrayna’da gerçekleştirdiği gibi Çarlık Rusyası’nın da askeri zaferini dini sembollerle tahkim etme anlayışını aksettiren bi vesika niteliğinde.
Rusya’nın Avrasyacı fikriyatına yakınlığıyla bilinen Katehon’da neşredilen bir tahlilde, Türk Devletleri Teşkilatı’nın Kremlin bakımından mühim bir jeopolitik tehdit teşkil ettiği ifade ediliyor.
Yazıda, bilhassa Türkiye’nin Türkistan coğrafyasında tesirini artırma girişimlerini, Rusya hakimiyeti altında yaşayan Türk topluluklarında milli şuur ve kimlik arayışını kuvvetlendirebileceği, bunun da uzun vadede ayrılıkçı temayülleri besleyebileceği endişesi dile getiriliyor.
Soğuk savaş döneminde Sovyet Rusya’nın 1985 yılında Türkiye hududunda icra ettiği Kafkas-85 adlı askeri manevralardan arşiv görüntüleri…
Kremlin’in Türkiye’ye yönelik askeri hazırlıklarını ve tehditkar kuvvet nümayişini aksettiren dikkat çekici bu görüntülerde, senaryo, Türkiye istikametine doğru hızla gerçekleştirilen bi taaruzla NATO savunmasının güney kanadının yarılmasıydı.
Ermeni terör örgütü ASALA’nın tarih sahnesine çıktığı yıllarda, Ermenistan henüz müstakil bi devlet hüviyetine sahip değildi.
Bilakis, Sovyetler Birliği’ni teşkil eden cumhuriyetlerden biri olan Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin idaresi altında Kremlin’in tayin ettiği siyaset çerçevesinde idare olunmaktaydı.
Soğuk savaş yıllarında Ruslarda hakim olan düşüncelerden biri, Türkiye’nin Sovyet hakimiyeti altında yaşayan Türk topluluklarında milli şuur ve istiklal fikrini besleyerek Birliği içeriden zaafa uğratabileceği ve parçalayabileceği endişesiydi.
Bu bakış açısıyla Kremlin, Türkiye’nin kendi iç meselelerini derinleştirecek ve Türkiye’yi istikrarsızlaştıracak yeni nüfuz sahaları arayışına yöneldi.
Buna mukabil de PKK, Sovyet stratejisinin bir parçası olarak Türkiye’yi terörle meşgul edecek şekilde marksist/leninist bi çizgide kuruldu.
Nitekim rahmetli Mehmet Ali Birand’ın gerçekleştirdiği bir röportajda Putin de, soğuk savaş yıllarında Sovyet yönetiminin Türkiye’yi bir “hasım devlet” olarak tanımladığını ifade ediyor.
Abdullah Öcalan da tıpkı Esed gibi Suriye’den kaçarak baba ocağı Rusya’ya sığınmıştı.
Muhtemelen bi çoklarının ilk defa göreceği gibi benim de ilk defa gördüğüm Rusya dönemine ait fotoğraflar buldum.
Bize göre sağ taraftaki Rus vekil Aleksey Mitrofanov. Soldakini bulamadım.
O dönem Rusya Öcalan’ı bağrına basarak sahip çıkmış, sığınma talebine 300 vekilden 299’u kabul oyu verirken sadece 1’i çekimser kalmıştı.
Enver Paşa’ya ‘hain’ yaftası yapıştırılmasının en temelinde Sovyet propagandası var.
Çünkü Komünist Bolşevik yönetimi, o dönem Sovyet hakimiyeti altında bulunan Türkistan coğrafyasında Basmacı Hareketi’ne katılarak Sovyet hakimiyetine karşı savaşan Türk/İslam akımının kahramanlarından Enver Paşa’yı itibarsızlaştırmayı siyasi bi gereklilik olarak görüyor.
Bundan mütevellit de Haindi Alman ajanıydı gibi söylemler zamanla Türkiye’de Sovyet iltisaklı komünist çevreler tarafından benimsenmeye ve işlenmeye başlıyor.
Türkiye-Rusya ilişkilerinin görünmeyen boyutu
Rus istihbaratı, siyasi,bürokrat,akademisyen,gazeteci ve iş insanlarıyla temas kurmanın yanında halkın değer verdiği sanatçılar ile de temas kurarak nüfuz elde etmeye çalışıyordu.
İran’ın 1979’dan sonra Ortadoğu’da ilmek ilmek inşa ettiği kanlı vekil örgütlerden yalnızca bir kısmı… 👇🏻
Peki Ortadoğu, İran destekli silahlı örgütlerden tamamen temizlenebilir mi?
Nazari olarak evet…
Lakin fiiliyatta bunu yalnızca askeri olarak başarmak neredeyse imkansız.
Zira bu örgütlerin bulduğu özellikle Irak, Lübnan, Yemen gibi ülkelerde devlet otoritesi uzun yıllardır zaafa uğramış vaziyette.
Güvenlik boşlukları derinleşmiş, merkezi idare biçok bölgede hakimiyetini kaybetmiş durumda.
Bununla birlikte kronik mezhebi düşmanlık, tarihi husumetler ve siyasi karmaşa, silahlı örgütlerin hayat sahası bulmasına elverişli bir zemin teşkil ediyor.
İran ise yaklaşık yarım asırdır bu zemini maharetle kullanıyor.
Önce dini ve mezhebi ağlar tesis ediyor, ardından yerel aşiretlerle, siyasi odaklarla ve çeşitli silahlı unsurlarla rabıtalar kuruyor.
Zaman içerisinde bu nüfuz ağlarını vekil kuvvetlere ve paramiliter teşekküllere tahvil ederek kendi bölgesel stratejisinin mühim bir parçası haline getiriyor.
Hülasa.. Irak’ta, Lübnan’da Yemen’de ve her ne kadar durulmuş gözükse de Suriye’de, İran’ın yıllar içinde tesis ettiği mezhebi silahlı ağlar, yerel ittifaklar, mali kaynaklar ve kurumsal yapılar kısıtlanmadıkça, bu örgütleri besleyen siyasi ve içtimai altyapı bertaraf edilmedikçe, yalnızca askeri müdahalelerle kalıcı bir netice elde etmek zordur.
Çünkü mesele yalnızca silahlı gruplar değildir.
Asıl mesele, o grupları her defasında yeniden üreten zemindir.
Bu zemin ortadan kaldırılmadıkça, tasfiye edilen her yapının yerini zamanla bir başkasının alması kuvvetle muhtemeldir.
Rus Askeri İstihbaratı GRU’dan General Sirotkin, 2015’de Rus uçağının düşürülmesi sonrası Suriye'deki Rus bombalamaların artırılmasını, bunun neticesinde Türkiye'ye büyük bir mülteci göçü olacağını ve Türkiye'nin istikrarsızlaşacağını raporda başkanına tavsiye ediyor.
Rusya Suriye’de bunu yapmalıdır diyor ve yaptılar da.
25 Kasım 2015,
Moskova Türk Büyükelçiliği önü.
Suriye’de Rus savaş uçağının düşürülmesi sonrası takriben bin kişilik Rus grubu Türk Büyükelçiliği’ne saldırmıştı.
O gün hemen hemen bütün camlar taşlanarak kırılmış,binaya kimyasal boyalar fırlatılmış, elçilik çalışanlarına yönelik ölüm tehditleri edilmiş ve önünde ardı ardına Türk bayrakları ateşe verilmişti.
Aynı günün gecesinde de büyükelçilik çevresinde silahlar patlamıştı.
Çok uzak olmayan bi geçmişte cereyan eden bu hadise bi kaç taşkın nümayişçinin infiali olarak izah edilmekten ziyade direkt Rus devletinin organize ettiği ve Türk devletine yönelik aleni bi saldırıydı.