@Fparrhesia İnsan değil beşer, insan olmak diğer türlerden ayrışma gerektirir. Ayrıştırıcı işe düşünen bir varlık olması akıl eden bir varlık olmasıdır... Bunlar yoksa hayvani nâtıklıktan nâtık olan düşer alt türlerin tüm özellikleri belirir. Ve dönüştüğü şey ise bizim malumumuzdur...
İNSANIN ANLAM ARAYIŞININ ALDATICI SICAKLIĞI VE YAPAY ZEKANIN İNSANSIZ SOĞUKLUĞU !
İnsan, anlam arayan bir varlık. Belki de bütün hikâyemiz bundan ibaret: Olanı olduğu gibi kabul edemeyip, ona bir yön, bir sebep, bir hikâye ekleme çabası. Bu arayış bizi yüceltir de, yanıltır da. Çünkü anlam arayan zihin, aynı zamanda inanmaya meyillidir. Ve inanmaya meyilli olan, yönlendirilmeye de açıktır.
Tarih boyunca manipülasyonun kaynağı çoğu zaman başka insanlar oldu. Güç sahipleri, teolojik kabuller, ideolojiler, kalabalıkların coşkusu… Hepsi insanın anlam arayışı ve açlığını kullanmayı bildi. Fakat şimdi sahnede başka bir özne var: Duygusuz, yorulmayan, hesaplayan bir zihin biçimi. Yapay zekâ.
Garip bir noktadayız. Bir yanımız, insanın kötülük üreten zaaflarından ve vasatlaşma düzleminin sığlığından bıkmış durumda.
Önyargılardan, ideolojilerin tahakkümünden, kitle psikolojisinden, sübjektif ve acele hükümlerden yorulduk. Daha serinkanlı, daha hesaplı, daha “objektif” bir akla ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyoruz.
Bu yüzden algoritmalara güveniyoruz. Bize en hızlı yolu, en doğru tercihi, en uygun seçeneği söylemelerini istiyoruz.
Keşke seçenekler bu kadar basit ve kolay olsaydı. Ama burada sessiz bir gerilim var.
Çünkü insan yalnızca hesap yapan bir varlık değil. Bazen yanlış olduğunu bilerek affeder. Bazen rasyonel olmadığı hâlde fedakârlık yapar. Bazen çoğunluğun çıkarına değil, tek bir insanın onuruna göre karar verir. Algoritmalar ise hesaplanmış ortalamalara göre çalışır; istisnaları sevmezler. Verimlilikle ilgilenirler; vicdanla değil...
Peki ya bir gün karar süreçlerimizin büyük kısmı gerçekten algoritmalara bırakılırsa? İşe alımlar, krediler, güvenlik değerlendirmeleri, hatta hukuki tavsiyeler… “Sistem böyle hesapladı” cümlesi, sorumluluğu görünmez kılan bir perdeye dönüşür mü? İnsan, kendi kararlarının ağırlığından kurtulmak için bu soğuk akla sığınır mı?
Belki de asıl mesele teknoloji değildir. Asıl mesele, insanın düşünme tembelliğidir. Yapay zekâ, zihnimizi keskinleştiren bir araç olabilir. Ama aynı zamanda bizi edilgenleştiren bir konfor alanı da yaratabilir. Eğer her sorunun cevabını dışarıdan almaya alışırsak, soru sorma yeteneğimiz körelir.
Öte yandan, yapay zekâyı tümüyle reddetmek de romantik bir yanılsama olur. Çünkü insan zihni sınırlıdır. Verinin büyüklüğü karşısında sezgilerimiz yetersiz kalabilir. Belki de bu çağın gerçeği şudur: Ne saf insan aklı tek başına yeterli, ne de saf algoritmik rasyonalite.
Sorun, dengeyi nerede kuracağımızdır.
Algoritmanın soğukluğu ile insanın sıcağı arasında bir köprü kurmak mümkün mü? Rasyonel kalırken merhameti kaybetmemek, veriye dayanırken insanı unutmamak… Belki de bütün mesele burada düğümleniyor.
Çünkü en derin çelişki şurada: Manipülasyondan kaçmak için sığındığımız sistemler, bizi başka bir tür yönlendirmeye açık hâle getirebilir. Anlam arayışımızı kaybedersek mekanikleşiriz; anlam arayışımıza fazlasıyla kapılırsak hokkabazların emir erleri haline gelip, kolayca sürükleniriz.
İnsanlık şimdi bu iki uç arasında yürüyor.
Belki de ilk kez, kendisinden daha hızlı düşünen bir araçla birlikte yaşamak zorunda. Bu bir tehdit mi, yoksa bir imkân mı? Cevap, teknolojinin kendisinde değil; onu kullanma biçimimizde saklı.
Ve belki de çağımızın can yakıcı asıl sorusu şudur:
Daha akıllı makineler üretirken, insan kalmayı, daha derin insanlar olmayı başarabilecek miyiz?
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü Rubil GÖKDEMİR
Kur'an'da Cehennem Ateşi (Nâr) Fiziki Bir Ateş ile Yanmaktan Bahsetmez 👌🏻
Biliyoruz ki İsraliyattan beri gelen ve bizim gelenek anlayışımıza da giren bu genel kabul "cehennemin fiziki anlamda bir ateş" olup insanı yakmasıdır, düşüncesidir.
Kafalarda ki Cehennem tasavvuru hep böyle olmuştur ve böyle bilinir.
Bakalım Kur'an nasıl anlatıyor bunu?
Kur'an'da geçen nâr (ateş) kavramı, fiziksel bir alevi ya da biyolojik bir yanma sürecini anlatmaz hiç bir zaman.
Bu ateş, deriyi yakan, bedeni kavuran maddi bir unsur değildir. Kur'an'ın dili, burada bambaşka bir şeye işaret eder, insanın bilincinde ve varoluşunda yaşanan bir çözülmeye.
Bunu görmemiz lazım. Hakikatler gözümüzün önünde APAÇIK yazıyor oysaki.
Hümeze Suresi 6. ayette geçen "Nârullâhi’l-mûkadeh" ifadesi, bu ateşin sıradan bir ateş olmadığını açıkça ortaya koyar.
Ayete bakalım;
Narullahil mukadeh.
Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
Hümeze/6
“Allah’ın tutuşturulmuş ateşi” denmesi, onun kibritle yakılan ya da dışarıdan müdahale edilen bir şey olmadığını gösterir. Bu ateş, varoluşun işleyiş yasalarına bağlıdır. İnsanın kendi seçimleriyle aktive ettiği bir sonuçtur.
Peki bunu nerden anlıyoruz?
Bir sonraki ayetten tabi ki.
Asıl belirleyici nokta bir sonraki ayettir.
Elleti tettaliu alel ef'ideh.
Yüreklere (fuad) işleyen bir ateş.
Hümeze/7
Bu ayette ateşin "ef’ide"ye, yani fuada yükseldiği söylenir.
Fuad; et parçası olan kalp değildir.
(Not; Çevirilerde "kalp" yazması dilin zorunluluğundan kaynaklı çünkü Türkçe'de Fuad kelimesinin tam karşılığı yok "kalp" kelimesi kavramsal olarak eksik kalıyor)
Aslında Fuad; idrakin, farkındalığın, içsel bilincin merkezidir. Kur'an ateşin deriyi, bedeni ya da uzuvları yaktığını söylemez, doğrudan bilincin merkezine nüfuz ettiğini söyler. İşte bu ifade, fiziksel yanma fikrini temelden geçersiz kılar.
Eğer söz konusu olan biyolojik bir ateş olsaydı, azabın bedensel katmanlardan başlaması gerekirdi. Oysa Kur'an, ateşin doğrudan farkındalığa ulaşmasından bahseder. Bu da cehennemin, dışsal bir işkence değil, içsel bir yüzleşme hali olduğunu gösterir.
İnsan, artık kaçamayacağı bir açıklıkla, kendi hakikatinden ne kadar uzaklaştığını idrak eder.
Bu ateş; pişmanlığın, kaybın ve geç kalmışlığın yakıcılığıdır. Kişinin "olabileceği hal" ile "olduğu hal" arasındaki uçurumun bilince yüklenmesidir.
Fiziksel acı geçicidir fakat bu ateş, farkındalık sürdükçe sürer. Çünkü burada yanan beden değil, anlamdır.
Bu yüzden nâr, bir alev değil, nurdan mahrum kalmış bilincin kararmasıdır.
İnsan dünyadayken kibir, hırs ve sevgisizlikle kendini daraltır, ölümle birlikte bu daralmanın içinden çıkamaz hale gelir. Cehennem, dışarıdan girilen bir mekan değil, insanın kendi inşa ettiği içsel hapishanedir.
Sonuç olarak Kur'an'ın anlattığı cehennem ateşi, fiziksel bir yanmayı değil, bilincin, hakikatle yüz yüze kaldığında yaşadığı ontolojik sarsıntıyı anlatır.
Bu ateş, insanın içinde taşıdığı karanlığın, mutlak gerçeklik karşısında oluşturduğu yakıcı bir yoksunluk halidir.
Bu yüzden ayette FUAD kelimesi kullanılıp ateşin nereyi yakacağını söyleyip, aslında ateşinde bir sembolik anlatım ile ifade edildiğini APAÇIK ortaya koyar.
Fuad, fiziken yanmaz👌🏻
Dolayısıyla Allah'ın tutuşturulmuş ateşi yani Nâr'ı da fiziki bir ateş olamaz👌🏻
Kur'an'ı Kur'an'la anlamak dileğiyle...
AMERİKA ÇİN'İN ÜZERİNE MAL BOŞALTABİLİR !!
Bakın dikkatli okuyun Amerikanın 2 büyük problemi var. Birincisi borç problemi ikincisi Çin problemi.
Çin Amerika'yı geçmek üzere. Rakamlar ortada:
Enerji üretimi: Çin, Amerika'nın 3 katı. 9.000 TWh vs 3.000 TWh.
Üretim: Dünya üretiminin %28'i Çin. %16'sı Amerika. Gün geçtikçe Çin daha öne çıkıyor.
Teknoloji: 5G lideri. Yapay zeka'da Amerikaya yaklaşıyor. Elektrikli araba BYD Tesla'yı geçti. Robot üretiminde Çin Amerikadan önde.
10 yıl içinde Çin dünya'da 1. olacak. Şüphe yok. Veriler bunu gösteriyor. Araştırırsanız bulabilirsiniz.
Amerika bunu engellemek zorunda. Yoksa hegemonya biter. Amerikan rüyası bitebilir.
Nasıl engelleyecek? 1985 stratejisiyle.
Japonya'yı o stratejiyle bitirdi. 40 yıl geçti, Japonya hâlâ toparlanamadı.
Şimdi aynı oyunu Çin için oynayabilir.
1985: PLAZA ACCORD JAPONYA'YI NASIL BİTİRDİ?
Önce 1985'i anlamak lazım. Çünkü şimdi aynısı Çin için oynanıyor olabilir.
22 Eylül 1985. Plaza Hotel, New Yorkta. 5 ülke toplandı: Amerika, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere.
Amerika'nın sorunu: Dolar çok güçlü. Japon ve Alman ürünleri ucuz. Amerikan ihracatı çökmüş. Fabrikalar kapanıyor. Ticaret açığı 150 milyar dolar.
Kongre öfkeli. "Japonya'ya %50 tarife koyacağız" diyor.
Anlaşma yapıldı: 5 ülke birlikte dolar satacak. Koordineli. Yen, mark, frank alacak.
3 YIL İÇİNDE NE OLDU?
Yen 260'tan 120'ye çıktı. %116 güçlenme. 3 yılda.
Japon ürünleri ne oldu?
1985: Toyota Amerikalı alıyor.
1988: Aynı araba kat fiyat artışı oldu. Amerikalı alamıyor.
Sony Walkman. Canon kamera. Honda motor. Hepsi 2 kat pahalandı.
Sonuç: Japon ihracatı çöktü.
1985: 175 milyar dolar ihracat.
1988: 100 milyar dolara düştü.
75 milyar kayıp. %43 düşüş.
JAPONYA PANİĞE KAPILDI
İhracat çöktü. Ekonomi daraldı. İşsizlik arttı.
Bank of Japan'ın seçeneği: Ya faiz düşür ya ekonomi batsın.
Ne yaptı?
FAİZ SIFIRLADI.
1990: %6 faiz.
1995: %0.5.
2000: %0.1.
2016: %-0.1 (negatif faiz!).
30 yıl sıfır faiz. Tarihte görülmemiş.
Neden? Ekonomiyi kurtarmak için.
Kurtardı mı? Hayır.
BALON ŞİŞTİ
Sıfır faiz ne yaptı? Para bastı. Likidite patladı.
Para nereye gitti?
Gayrimenkul: Tokyo'daki arazi tüm Kaliforniya'dan pahalı oldu. Emperyal Saray'ın arsası tüm Florida'dan değerliydi.
Borsa: Nikkei 10.000'den 38.900'e çıktı. 4 kat. 4 yılda.
1989 zirvesi. Japonya dünyanın en zengin ülkesi.
Sonra ne oldu?
1990: BALON PATLADI
Nikkei 38.900'den 7.000'e düştü. %82 kayıp. 13 yıl sürdü.
Plaza Accord bunu başlattı.
AMA ASIL FELAKET: CARRY TRADE
Japonya 30 yıl sıfır faizde kaldı.
Ne oldu?
CARRY TRADE başladı. Dünyanın en büyük para soygunu.
Nasıl çalıştı? Basit ama yıkıcı:
1. Japonya'dan %0 faizle yen borçlan. 1 milyon yen al. Faiz: 0.
2. Yeni dolara çevir. 1 milyon yen = 10.000 dolar.
3. Amerikan tahvili al. %5 getiri veriyor. Yılda 500 dolar kazanırsın.
4. 1 yıl sonra tahvili sat. 10.500 dolar oldu. Dolara çevir. 1.05 milyon yen.
5. Japonya'ya 1 milyon yen borcu öde. Faiz yok (sıfır faiz).
6. 50.000 yen kâr. Risksiz.
30 YIL BÖYLE
Trilyonlarca dolar bu stratejiden geçti.
Goldman Sachs yaptı. Morgan Stanley yaptı. Herkes yaptı.
Japonya'nın parası 30 yıl bedava kullanıldı.
Kim kazandı? Wall Street. Londra. Hong Kong. Hedge fonlar.
Kim kaybetti? Japonya. Parası sömürüldü. Ekonomi büyümedi.
2026: Japonya hâlâ sıfır faiz civarında. %0.75. Hâlâ toparlanamadı.
40 yıl geçti. Carry trade hâlâ sürüyor.
ŞİMDİ ÇİN İÇİN AYNI SENARYO
Çin Amerika'yı geçmek üzere.
Amerika'nın planı olabilir:
Adım 1: Fed dolar satacak. Yen alacak. (Rate check yapıldı)
Adım 2: Dolar zayıflayacak. Yuan göreceli olarak güçlenecek.
Adım 3: Çin ürünleri pahalanacak. İhracat zayıflayacak.
Adım 4: Çin Merkez Bankası faiz düşürecek. Ekonomiyi kurtarmaya çalışacak.
Adım 5: Carry trade başlayacak. Dünya Çin'den bedava borçlanacak.
Adım 6: Çin On yıllarca kayıp yaşayacak.
1985 Japonya senaryosu. Kelimesi kelimesine.
YUAN PAHALANMASI ÇİN'İ BITIRIR
Şu an 1 dolar = 7 yuan.
Dolar %50 zayıflarsa yuan ne olur?
1 dolar = 3.5 yuan olur.
Yuan 2 katına çıkar.
Çin ürünlerine etki:
BYD elektrikli araba fiyatları 2 katına çıkar. Tesla ile aynı fiyat. Rekabet avantajı kaybolur.
Xiaomi telefon: 250 dolar. Yuan 2 kat çıkarsa 500 dolar. Samsung ile aynı. Avantaj yok.
Çin tekstil: Dünyayı bu sektörde domine ediyor. Yuan 2 kat çıkarsa Vietnam, Bangladeş, Hindistan daha ucuz olur. Çin çok büyük müşteri kaybı yaşar.
Toplam etki:
Çin ihracatı 3.5 trilyon dolar. GSYİH'nin %20'si.
%50 düşerse: 1.75 trilyon kayıp. Yıllık.
İhracata bağlı istihdam: 220 milyon insan.
%50 düşerse: 110 milyon insan işsiz kalma tehlikesi var.
Sosyal kaos. Fabrika kapanışları. Ekonomik çöküş.
ÇİN'İN İKİLEMİ: HER TÜRLÜ KAYBEDİYOR
Çin'in 3 seçeneği var. Üçü de felaket:
SEÇENEK A: Yuan güçlenmesine izin ver.
Sonuç: İhracat ölür. 1.75 trilyon kayıp. 150 milyon işsiz. Ekonomi çöker. Rejim riski.
SEÇENEK B: Yuan'ı müdahale ile zayıflat (döviz sat, yuan bas).
Sonuç: Amerika "PARA MANİPÜLATÖRÜ" ilan eder. Tarife %100'den %200'e çıkar. Avrupa da katılır. G7 yaptırım. İhracat yine ölür.
SEÇENEK C: Sermaye kontrolü sıkılaştır. Döviz çıkışını engelle.
Sonuç: Yabancı yatırım kaçar. Teknoloji transferi durur. Apple, Intel fabrikalarını taşır. İnovasyon çöker.
Üç seçenek. Üçü de felaket.
Japonya 1985'te A'yı seçti. Yuan güçlenmesine izin verdi. Kaybetti.
Çin ne seçecek?
ÇİN HAZIRLANIYOR AMA YETMİYOR
Çin tuzağı görüyor. Hazırlık yapıyor:
Sürekli altın alıyor. Merkez Bankası rezervleri dolduruyor.
ABD tahvili satıyor. Dolar maruziyetini düşürüyor.
Gümüş alımı artırdı. Sert varlığa geçiyor.
Strateji akıllıca. Ama yeterli mi?
HAYIR.
Neden? Çünkü:
1) Hâlâ Yüz milyarlarca dolar tahvil tutuyor. Dolar %50 düşerse. Kaybeder. Altın bunu karşılamaz.
2) Altın yuan pahalanmasını durduramaz. Fed dolar satarsa yuan otomatik güçlenir. Piyasa mekanizması.
3) İhracat ölümü engellenemez. Yuan pahalanırsa ürünler satılmaz. Altın bunu değiştirmez.
4) Carry trade önlenemez. Yuan pahalanır → İhracat ölür → Faiz düşer → Carry trade başlar.
Çin savunma yapıyor. Ama asıl darbe döviz piyasasından gelecek. Orası savunulamaz.
AMERİKA'NIN STRATEJİK ZORUNLULUĞU
Amerika'nın iki varoluşsal krizi var:
KRİZ 1: Borç. 36 trilyon dolar. Yılda 1 trilyon faiz. Sürdürülemez.
KRİZ 2: Çin yükselişi. 10 yıl içinde Çin 1. olacak. Hegemonya bitecek.
Plaza Accord 2.0 iki krizi birden çözer:
Dolar %50 zayıflar → 36 trilyon borç reel olarak 18 trilyona iner. (Kriz 1 çözüldü)
Yuan %100 güçlenir → Çin ihracat ölür → Ekonomi çöker → Yükseliş durur. (Kriz 2 çözüldü)
Bir taş iki kuş.
Amerika'nın başka çaresi yok. Ya bunu yapar ya batar.
Stratejik zorunluluk.
EKİP TESADÜF DEĞİL
Scott Bessent: Trump'ın Hazine Bakanı.
Geçmişi: George Soros'un baş stratejistiydi. 1992'de İngiltere Merkez Bankası'na saldırı yönetti. "Black Wednesday." Bir günde milyar dolar kazandırdı Soros'a. İngiltere'yi Avrupa döviz mekanizmasından çıkardı.
Para savaşlarının ustası.
Larry Kudlow: Ekonomi danışmanı.
Geçmişi: Reagan yönetiminde çalıştı. 1985-1987 döneminde oradaydı. Plaza Accord'u canlı gördü. Nasıl yapıldığını biliyor.
İki adam. İkisi de para savaşı uzmanı. İkisi de Trump'ın yanında.
Tesadüf mü? Bence hayır. Plaza Accord 2.0 için seçildiler.
ZAMANLAMA MÜKEMMEL
2026: Amerika 10 trilyon dolar borç yenileyecek.
2026: Çin yükselişi doruğa yaklaşıyor. 10 yıl sonra Çin Amerikayı geçebilir.
2026: Fed Yen Rate check yaptı.
Her şey aynı yılda. Tesadüf mü? Bence Hayır. Planlandı.
ÇİN NE YAPAR? JAPONYA GİBİ
İhracat çökünce Çin Merkez Bankası ne yapacak?
Japonya'nın yaptığını yapacak: FAİZ DÜŞÜRECEK.
Şu an Çin faizi %3.5.
İhracat çökerse %1'e düşer. Belki sıfıra.
Para basar. Trilyon yuan likidite.
Para nereye gider?
Gayrimenkul (zaten balon var). Borsa. Tahvil.
Balon daha şişer.
Sonra patlar.
Nikkei gibi. Shanghai Composite %80 düşer.
30 yıl kayıp.
CARRY TRADE CEHENNEMİ BAŞLAR
Çin faiz sıfıra düşerse ne olur?
Carry trade başlar. Japonya'daki gibi. 30 yıl sömürü.
Hedge fonlar ne yapacak?
1. Çin'den yuan borçlan.
2. Dolara çevir.
3. Amerikan hissesi al (%4-5getiri).
4. Fark senin kâr: %4-5. Risksiz.
Wall Street, Londra, Hong Kong zengin olur.
Çin ne kazanır? Hiçbir şey.
Parası bedava kullanılır. Ekonomi büyümez.
Japonya 30 yıl böyle yaşadı. Parası sömürüldü. Büyümedi.
Çin de aynısı olabilir.
1985 Japonya'ya kurulan tuzak. Mükemmel çalıştı. 40 yıl geçti, Japonya toparlanamadı.
2026 Çin'e aynı tuzak kurulmuş olabilir.
AMERİKA NEDEN YAPIYOR?
Çünkü Çin 10 yıl içinde geçecek.
Enerji üretimi 3 kat. Üretim 2 kat. Teknoloji yaklaşıyor. BYD Tesla'yı geçti. 5G lideri. Robot üretiminde lider.
Amerika liderliği kaybedecek. Ya şimdi durdurur ya hiç durduramaz.
1985 Japonya'yı durdurdu. Plaza Accord. Japonya 40 yıl kaybetti.
2026 Çin'i durdurabilir. Aynı strateji. Çin 40 yıl kaybedebilir.
Liderlik korunur. Borç erir. İki sorun çözülür.
ÇİN'İN SAVUNMA HAMLESİ: ALTIN - GÜMÜŞ
Çin altın alıyor. Merkez Bankası rezervlerine altın ekliyor. Her ay. Kesintisiz.
Aynı zamanda ABD tahvili satıyor. 800 milyar tutuyordu. Azaltıyor.
Gümüş alımı da rekor seviyede.
Strateji net: Dolardan çıkış. Sert varlığa giriş.
Neden? Çünkü Çin ne olacağını görüyor. 1985 Japonya senaryosunu biliyor.
Ama kritik soru: Yeterli mi?
ALTIN SAVUNMA YAPMAZ
Çin 5000 ton altın tutsa bile yuan pahalanmasını engelleyemez.
Neden?
Çünkü darbe döviz piyasasından gelecek. Fed dolar satarsa yuan otomatik güçlenir.
Altın tutmak seni korumaz. Sadece tahvil kaybını azaltır.
Asıl darbe: İhracat ölümü.
3.5 trilyon dolarlık ihracat. Yuan 2 katına çıkarsa yarısı gider.
SONUÇ
Çin Amerika'yı geçmek üzere. Enerji 3 kat. Üretim 2 kat.
Amerika durdurmak zorunda. Son şans: Plaza Accord 2.0.
1985'te nasıl yapıldı:
- Yen güçlendi
- Japon ürünleri 2 kat pahalandı
- İhracat öldü
- Faiz sıfırlandı
- Carry trade 30 yıl sürdü
- Japonya bitti. 40 yıl kayıp.
2026'da aynısı olabilir:
- Yuan güçlenecek
- Çin ürünleri 2 kat pahalanacak
- İhracat ölecek
- Faiz sıfırlanacak
- Carry trade başlayacak
- Çin bitebilir.
Tarihin en büyük jeopolitik oyunu başlıyor olabilir.
Sen hangi taraftasın?
A) Çin geçecek, Amerika durdurmak zorunda
B) Çin geçti zaten Amerika'nın son günleri.
C) Çin'e birşey olmaz Amerika'yı bitirir.
D) 1985 Japonya, 2026 Çin, tarih tekrar ediyor
2008 yılında eski kanundan gelen taban aylık kaldırılmasaydı 1.1.2026 günü taban aylık 46000 liraya yükselecekti. Yani hiç bir emekli 46000 liradan az almayacaktı. Hadi alkışlıyoruz 16881 liraya devam alkışlar gelsin sgk açık vermeyecek.
İrade, Allah’ın insana has kıldığı seçme ve yönelme gücüdür.
Nasıl ki akıl, insana sonuçları değerlendirme üstünlüğü veriyorsa; irade de insanı değer, sorumluluk ve onur bakımından diğer canlılardan ayıran temel özelliktir.
#LiteraYayıncılık#kitapalıntısı#felsefe
Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd’e göre eylemde bulunmak, insan varoluşunun asli şartıdır.
İnsan, ancak fiilleri vasıtasıyla Allah’ın kendisi hakkında takdir ettiği kaderi bilkuvveden bilfiile çıkarabilir. 📜
#LiteraYayıncılık#alıntı#felsefe#kitapalıntısı#felsefe#metafizik
“Türk” kelimesine getirilen “Törük – Töre – Kutsal Töre’ye bağlı olan” tanımı, yalnızca etnik ya da siyasi bir kimlik tanımı değil; aynı zamanda metafizik, ahlaki ve varoluşsal bir anlam taşır. Bu tanım, felsefi-mistik yaklaşımlar çerçevesinde ele alındığında çok katmanlı bir irfanî anlayışı ortaya koyar. Bu ifadeyi kavramsal düzeyde çözümleyip detaylandırırsak:
~Törük – Töre – Türk İlişkisi: Etimolojik ve Kavramsal Derinlik
a) Törük:
•Törük, “töreli olan”, “töreye göre olan”, “töreden doğmuş” anlamlarını taşır.
•Eski Türkçede “törü” kelimesi hem düzen, yasa hem de “kozmik ahenk” anlamına gelir. Bu bağlamda “Törük”, varlığı töre ile uyumlu, töre ile var olan anlamındadır.
•“Törük” aynı zamanda Tanrı tarafından verilen düzeni ve kozmik nizamı içselleştirmiş olan kişidir.
b) Töre:
•Töre, yalnızca geleneksel hukuk ya da örf değil; evrensel, kadim ve kutsal bir düzenin yeryüzündeki tecellisidir.
•“töre”yi İbnü’l-Arabî’deki “ilahi nizam” (sünnetullah) ve “hakikat” kavramlarıyla da ilişkilendirirsek Töre, aynı zamanda varlığın özüyle uyumlu yaşama bilgeliğidir.
•Töre, sadece “dışsal” bir kural değil; bireyin içsel hakikatiyle rezonans halinde yaşadığı bir etik ilke ve bilgelik yoludur.
c) Türk:
•Bu çerçevede Türk, herhangi bir ırksal aidiyetten ziyade töreye göre yaşayan, töreyle var olan, töreye sadakatle bağlı olan kişi anlamına gelir.
•“Türk”lük, ahlaki bir varoluş biçimidir: Hakikate, düzene, hikmete, kozmik ahenge sadık olan varlığın adıdır.
~Kutsal Töre:
•Buradaki “kutsallık”, teolojik değil metafizik anlamdadır: “Töre” Tanrı’nın koyduğu varlık düzeninin bir yansımasıdır.
•Kutsal Töre, sadece geleneksel toplumsal değerler değil; insanın fıtratına uygun, evrensel ve hikmete dayalı yasadır.
•Bu, Mevlana’daki “Adalet, her şeyi yerine koymaktır” anlayışıyla, İbnü’l-Arabî’deki “her şeyi kendi mertebesinde bilmek ve ona göre davranmak” ilkesiyle paralellik taşır.
•Kutsal Töre’ye bağlı olmak, kişinin hem içsel olarak “nefsini ıslah etmesi” hem de dış dünyada “hakikate uygun davranması” anlamına gelir.
~Metafizik ve Ahlaki Düzlemde “Türk”lük:
•Bu tanımda “Türk”, bir soyun değil, bir ahlaki-soyut soyun, bir irfan zincirinin temsilcisidir. Tıpkı İbnü’l-Arabî’nin “İnsan-ı Kâmil” tanımı gibi, “Türk” de varlık mertebelerinin farkında, özle rezonans halinde olan bir bilinç hâlidir.
•Bunu, Hoca Ahmet Yesevî’den Yunus Emre’ye, Mevlana’dan İsmail Emre’ye kadar uzanan irfan zincirine bağlarsak, Bu zincirin özünde ise töreye bağlılık, adalet, merhamet, hikmet ve hakikate sadakat vardır.
~Modernite Eleştirisi ve Kimlik:
•Bugün modern dünyada “Türk” kimliği, seküler bir ulus-devlet inşasıyla daraltılmış, töresinden kopartılmıştır.
•Halbuki gerçek “Türk” kimliği, töreye dayalı etik bir varoluştur; bir “medeniyet”in ve onun felsefi temelinin adıdır.
•Bu bağlamda, “Törük – Töre – Kutsal Töre’ye bağlı olan” tanımı bir ontolojik davettir: Köküne, irfanına, hakikat yoluna yeniden bağlanma çağrısıdır.
~Sembolik Anlamlar:
•Gök-Tanrı inancı ve İslam tasavvufu arasında bir köprü kurarsak, buna göre “Töre”, bir yandan Gök-Tanrı’nın buyruğudur, diğer yandan Allah’ın sünnetidir.
•Bu nedenle “Türk”, semavî olanla, yerli olanın birleştiği bir varlık tipolojisidir.
~Özetle:
“Türk = Törük = Töre’ye bağlı kişi = Kutsal Töre ile var olan” ifadesi, bir ırk tanımından öte, metafizik bir ahlaki özdür.
Bu tanım, insanı töreye uyan, hakikate sadık, evrensel ahenkle uyumlu bir bilinç hâline davet eder. Dolayısıyla Türklük, bir kan bağı değil; irfanî bir bağlılıktır.
Bu anlamda Töre:
•İbnü’l-Arabî’deki “sünnetullah” (Allah’ın kevnî düzeni),
•Platon’daki logos (evrensel akıl ve düzen),
•Farabi’deki hikmet,
•ve Mevlânâ’daki adalet anlayışıyla paralellik taşır.
“Töre, Tanrı’nın yeryüzüne koyduğu düzendir. Ona uymak, varlıkla uyum içinde olmak demektir.”