Bir transfer haberinin yanlış çıkması eleştirilebilir. Ancak medyada yer alan iddialara göre @burhancanterzii’ye isnat edilen suçlama dikkate alındığında, evinden gözaltına alınması hukuk devleti ve ölçülülük ilkesi açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Ceza muhakemesinde gözaltı bir cezalandırma yöntemi değil, istisnai bir koruma tedbiridir. Medyada yer alan isnadın niteliği karşısında, ifadeye davet gibi daha hafif tedbirler değerlendirilebilecekken doğrudan gözaltı yoluna gidilmesi orantılılık ilkesiyle ne kadar bağdaşmaktadır?
Son dönemde Galatasaray’a ve Galatasaraylılara bu kadar kolay şekilde dokunulabilmesi, buna karşı kulüp yönetiminin sessiz kalması da taraftarda ciddi rahatsızlık yaratmaktadır. Galatasaray, mensuplarını ve değerlerini sahipsiz bırakacak bir kurum değildir. Yönetimin bu sessizliği, ister istemez farklı yorumlara neden olmaktadır.
Türkiye’nin demokratikleşme alanında uzun süredir tartışılan ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik uygulamalar, tutukluluk rejimi ve siyasal katılım gibi temel meseleleri çözüme kavuşturmadan yalnızca bu çerçeve yasayı gündeme almak doğru bir öncelik değildir. Demokratikleşme, belli bir sürece veya belli bir kesime y��nelik düzenlemelerle değil; toplumun tamamına güven veren, hak ve özgürlükleri eşit şekilde güçlendiren kapsamlı reformlarla sağlanır.
Kalıcı toplumsal barışın temeli, yalnızca silahların susması değil; hukukun üstünlüğünün güçlenmesi, yargıya güvenin artırılması, temel hak ve özgürlüklerin herkes için güvence altına alınması ve Meclis’in kapsayıcı bir demokratikleşme iradesi ortaya koymasıyla mümkündür.
Bu nedenle, Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesini sağlayacak kapsamlı reformlar hayata geçirilmeden; terörle mücadelede bedel ödeyen şehit ailelerimizin, gazilerimizin ve tüm mağdurlarımızın adalet duygusunu gözeten bir toplumsal mutabakat sağlanmadan bu çerçeve yasaya evet demenin doğru olmadığı kanaatindeyim.
@eczozgurozel
@yenipartiyiz
@cemyilmazvip@GalatasaraySK Galatasaray’ın ihtiyacı liyakatli bir yönetimdir. Hatalarından ders çıkarmayan, kibri aklının önüne geçen, Galatasaray’ı kendi şirketi gibi yönetip kimseye hesap vermeyen bu anlayış artık iflas etmiştir. Değişim artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Galatasaray’ın bugün yaşadığı sorun, sadece geciken transferlerle açıklanabilecek bir tablo değil. Hazırlık dönemindeki isteksiz görüntü, teknik heyetin vücut dili, yönetimin yaşanan gelişmeler karşısındaki sessizliği ve kulüpte oluşan belirsizliklere karşı kurumsal refleks gösterilememesi kulübün çok daha derin bir yönetim ve vizyon sorunuyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Bugünkü meselede Galatasaray’ın kendi kültüründen uzaklaştığı kanaatindeyim.
Kökleri 1481’e uzanan Galatasaray Lisesi, Galatasaray’ın sadece bir eğitim kurumu değil; aklın, liyakatin, planlamanın ve kurumsal kültürün simgesidir.
Ne yazık ki bugün bu değerlerden her geçen gün biraz daha uzaklaşılıyor. Dünyanın en büyük spor kulüplerinden biri olabilecek potansiyele sahip Galatasaray, günü kurtaran anlayışlarla vakit kaybediyor. Mevcut yönetim anlayışıyla bu büyük potansiyele yazık ediliyor. Galatasaray’ın ihtiyacı yalnızca transfer değil; kendi kültürünü, kurumsal kimliğini ve vizyonunu yeniden merkeze alan bir yönetim anlayışıdır.
Okan Buruk’u bugüne kadar hem bazı saha içi tercihleri hem yıllardır yönetime siper olması nedeniyle en çok eleştirenlerden biri oldum. Ancak bugün gelinen noktada, yönetimin kendi hatalarının faturasını hocaya kesmeye hazırlandığı yönünde ciddi bir görüntü oluştu.
Eğer gerçekten süreç bu şekilde ilerliyorsa, Okan Buruk’un artık masaya yumruğunu vurma vakti geldi geçiyor. Transferlerde yaşananları, hangi kararların kendi iradesi dışında alındığını ve kulübün nasıl yönetildiğini açıkça anlatmalıdır. Buna rağmen iradesi yok sayılacaksa da görevini sürdürmek yerine istifayı dahi düşünmelidir. Çünkü Galatasaray’da hiç kimse yönetimsel beceriksizliklerin ve plansızlığın günah keçisi olmamalıdır.
Dursun Özbek’in geçmiş dönemlerde yapılan hatalardan gerekli dersleri çıkarmadı��ı, aksine eleştirileri dikkate almak yerine giderek daha kapalı ve kibirli bir yönetim anlayışına yöneldiği izlenimi ortadadır. Galatasaray’ın ihtiyacı, gerçeklerle yüzleşen bir yönetimdir; sorumluluğu başkalarına yükleyen bir anlayış değil.
Eğer Mehmet Özbek ve Cenk Ergün ile ilgili ortaya atılan iddialar doğruysa, Galatasaray’ın önündeki en büyük engel artık rakipleri değil, kendi yönetim anlayışıdır. Transfer planlamasına resmi yetkisi olmayan isimlerin müdahale ettiği, bitme aşamasındaki transferlerin bu nedenle sonuçsuz kaldığı bir düzen varsa, bunun adı yönetim değil; kurumsal aklın tamamen devre dışı bırakılmasıdır.
Taraftar haftalardır aynı senaryoyu izliyor; bitiyor denilen transferler sonuçsuz kalıyor, rakipler kadrolarını tamamlarken Galatasaray hala belirsizlik içinde. Böyle büyük bir kulüp dedikodularla, yetki karmaşasıyla ve günü kurtaran hamlelerle yönetilemez.
Ya bu iddialar yalandır ve yönetim çıkıp net şekilde kamuoyunu aydınlatır ya da iddialar doğrudur ve bunun sorumluları hesap verir. Galatasaray’ın kaybedecek zamanı, taraftarın tüketecek sabrı kalmadı.
#DursunÖzbekTransferlerNerede
Fatih Terim’in “Bunlar firavun.” sözü, bugünkü transfer sürecini tek cümlede özetliyor. Gerçeklerden kopuk, plansız ve camianın sabrını tüketen bir yönetim anlayışı.
Bu gidişatın sonu iyi değil. Galatasaray’da başarısızlığın faturası er ya da geç kesilir. Bu yönetim aklıyla yola devam edilirse yönetimin sezon sonunu çıkarması çok zor görünüyor.
#GSvVIL
Transfer döneminin başından beri aynı cümleleri dinliyoruz; “çok büyük isimler geliyor”, “biraz daha sabredin”, “Galatasaray’a yakışanı yapacağız”. Ama sahaya baktığımızda hala eksikleri tamamlanmamış bir kadro görüyoruz. Yönetici olmak kamera karşısına çıkıp umut dağıtmak değil; doğru planlamayı yapmak, süreci gerçekçi ve tutarlı bir iletişimle yönetmek, teknik heyetin istediği oyuncuları kamp bitmeden takıma kazandırmaktır.
Taraftar artık açıklama ya da duyum değil, eksiklerin doğru isimlerle giderilmesini istiyor. Her gün onlarca farklı isim gündeme geliyor, sayısız transfer iddiası ortaya atılıyor. Bu bilgi kirliliği transfer sürecine katkı sağlamadığı gibi taraftarı gereksiz yere geriyor. Yaşanan tabloya bakınca, transfer politikasını kulübün belirlediğinden çok menajerlerin yönlendirdiği bir süreç izlenimi oluşuyor. İhtiyaca göre hareket eden bir planlama yerine, önüne gelen isimleri değerlendiren bir anlayış görüntüsü verilmesi hem süreci uzatıyor hem Galatasaray gibi bir kulübün ciddiyetine gölge düşürüyor.
Türk siyasetinin yıllardır tartıştığı delege ağalığı anlayışı sona eriyor. Üyelerin iradesi birkaç yüz delegenin iradesine teslim edilmeyecek. İlçe başkanını da, il başkanını da, genel başkanı da doğrudan üyeler seçecek. Parti içi demokrasi, aracılar üzerinden değil, doğrudan üyenin sandığıyla işleyecek. Böylece kapalı kapılar ardında kurulan dengelerin, delege hesaplarının ve örgüt içi güç odaklarının etkisi önemli ölçüde ortadan kalkacak. Siyasette değişim yalnızca söylemle değil, örgüt yapısıyla da başlar.
Sayın @eczozgurozel’in öncülüğünde Yeni Parti’nin ortaya koyduğu bu irade, sadece yeni bir örgütlenme modeli değil; siyasette katılımı, şeffaflığı ve hesap verebilirliği güçlendiren demokratik bir anlayışın da ilanıdır. Delege ağalığını geride bırakan, sözü ve kararı üyeye veren bu yaklaşımın, Türk siyasetinde parti içi demokrasi adına örnek olmasını diliyorum.
@gurseltekin34, hakareti ve küfrü savunan kimse yok; bunları doğru da bulmuyor, kimden gelirse gelsin açıkça kınıyoruz. Kaldı ki hakaret içeren ifadeler bakımından hukuk devleti içinde başvurulabilecek yargı yolları da açıktır. Ancak siyaset kurumunda eleştiriyle hakareti birbirine karıştırmamak gerekir. @kilicdarogluk da yıllarca ülkeyi yönetmeye talip olmuş bir genel başkan olarak eleştirilere tahammül göstermek durumundadır. Bugün CHP’den ayrılanları hedef almak yerine, mevcut yönetiminizin de enerjisini iktidara karşı mücadeleye yöneltmesi çok daha doğru ve anlamlı olacaktır.
Önder Sav’ın CHP’den istifası, yalnızca bir üyelikten ayrılış olarak değerlendirilemez. Partinin örgüt kültürünü, kurumsal hafızasını ve geleneklerini en yakından bilen isimlerden birinin böyle bir karar alması, ilkesel açıdan üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir gelişmedir. Siyasette bazen bir istifa, uzun açıklamalardan daha güçlü bir mesaj verir. Bu nedenle, bu kararı kişilere indirgemeden; parti kültürü, kurumsal aidiyet ve demokrasi anlayışı çerçevesinde değerlendirmek gerekir.
Sayın Önder Sav’a, bugüne kadar ve hala ülkemiz siyasetine verdiği emekler için teşekkür ediyor; kendisine sağlık, huzur ve esenlik diliyorum.
SON DAKİKA | Önder Sav, 70 yıllık CHP üyeliğinden istifa ederek YENİ Parti'yi destekleyeceğini açıkladı:
"Eşim Çiğdem Sav, iki evladım ve damadımla birlikte ben de CHP'deki siyasi yaşamımı noktalıyorum."
Bu yol, bir avuç kişinin değil; milyonların yoludur. İlk adımı birlikte attık, şimdi de omuz omuza büyüteceğiz. İmkanı olanın vereceği her destek, yarınlara bırakılan bir umut olacaktır.
#YeniPARTİ#YeniDayanışma
Dayanışmayla Başlıyoruz!
YENİ Parti'yi milletimiz kurdu, büyütecek olan da iktidar yapacak olan da milletimizdir.
Yeni nesil parti-millet dayanışmasıyla bağış kampanyamızı başlatıyoruz.
https://t.co/j7JSlJAsAT
#YeniDayanışma
@eczozgurozel@ozgurcelik1919 Bu partiyi saraylar değil, halk kurdurdu. Bugün de ayakta tutacak olan yine halkın dayanışmasıdır. İmkanı olan herkesin yapacağı en küçük destek bile bu yürüyüşe güç katacaktır.
Bir partiye en büyük gücü millet verir. Hazine yardımı olmadan bu yolda yürümek kolay değil. İmkanı olan herkesin bütçesi kadar vereceği küçük bir destek bile yarınlarımız için büyük bir adımdır. Azı çoğu yok; önemli olan bu değişime hep birlikte sahip çıkmak. Ben de gücüm yettiğince destek olacağım, herkesi de imkanı ölçüsünde katkı sunmaya davet ediyorum.
Yeni Parti Marmaris İlçe Başkanlığımızın açılışına katılarak bu güzel heyecana ortak olduk.
İlçe başkanlığımızın Marmaris’e, @yenipartiyiz’e ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Genel Başkanımız @eczozgurozel liderliğinde yolumuz açık, umudumuz daim olsun. Birlikte başaracağız.
#YeniPARTİ
Bugünkü Divan’da bir kez daha gördük ki Dursun Özbek eleştiriyi dinlemek yerine eleştirene cevap vermeyi tercih ediyor.
Transferde yaşanan plansızlık ortada. “Erken planlama yaptık” denildi, kampın büyük bölümü eksik kadroyla geçti. “Her yaz aynı şeyler söyleniyor” diyerek bu tabloyu normalleştirmeye çalışmak, taraftarın aklıyla alay etmektir. Sorun transferin geç bitmesi değil, aynı hataların her sezon tekrar etmesi.
Daha rahatsız edici olan ise üslup. “Ben bilirim” anlayışıyla yapılan açıklamalar, eleştiriye tahammül edemeyen bir yönetim görüntüsü veriyor. Bir yandan “Sosyal medyayı takip etmiyorum” deniliyor, diğer yandan sosyal medyada gündem olan eleştirilere tek tek cevap veriliyor.
Bugün Divan’da, birçok Galatasaray taraftarının düşündüklerini dile getiren @cobanoglu_can’ı cesur ve yerinde eleştirileri nedeniyle ayrıca tebrik etmek gerekir. Eleştiri, Galatasaray’a zarar vermek değil; Galatasaray’ın daha iyi yönetilmesini istemektir.
Galatasaray’da hiç kimse eleştirinin üstünde değildir. Başkan da, yönetim de. Çünkü burası kimsenin şahsi şirketi değil, @GalatasaraySK’dır.
#DursunÖzbekTransferlerNerede
Sinem Dedetaş’a yönelik bu operasyonun hukuki değil, siyasi saiklerle yürütüldüğü yönündeki kanaatimi paylaşıyorum. Hukuk, muhalif siyasetçileri baskı altına almanın değil, adaleti sağlamanın aracıdır. Yargının siyasetin gölgesinden çıkması, hem demokrasi hem de hukuk devleti için zorunluluktur.
Üstelik yine gizli tanık ve itirafçı beyanlarının gündeme gelmesi, son dönemde muhalif belediyelere yönelik soruşturmalarda tekrar eden bir tabloyu ortaya koyuyor. Gizli tanık ve itirafçı beyanları, ceza muhakemesinde elbette delil niteliği taşıyabilir; ancak bu beyanların tek başına koruma tedbirlerini meşru kılacak yeterlilikte kabul edilmesi, hukuk devleti ilkesi bakımından ciddi sakıncalar doğurur.
Özellikle benzer nitelikteki soruşturmalarda aynı delil kalıplarının sürekli tekrar etmesi, kamuoyunda bu süreçlerin objektifliği ve inandırıcılığı konusunda haklı soru işaretleri oluşturmakta ve yargıya güveni giderek zedelemektedir.
Son olarak, seçilmiş belediye başkanları hakkında uygulanan koruma tedbirlerinin, demokratik temsil iradesini de dolaylı olarak etkilediği unutulmamalıdır.
Neredeyse bütün rakipler yabancı kuralına takılmadan transferlerini bir bir bitiriyor. Bu konuda eli en rahat kulüplerden biri @GalatasaraySK olmasına rağmen hala yabancı kuralı bahanesini dinliyoruz.
Üstelik yabancı kuralı bugün açıklanmadı. Uzun zamandır belliydi. Madem böyle bir kural vardı, buna göre planlama neden aylar öncesinden yapılmadı? Bugün bunu mazeret olarak öne sürmek, kötü planlamanın üzerini örtmekten başka bir anlam taşımıyor.
Ortada başarılı geçen bir kamp dönemi de yok. Hazırlık maçlarında takımın iki pası üst üste yapmakta zorlandığını herkes görüyor. Ne oyun olarak güven veren bir görüntü var ne fiziksel olarak hazır bir takım izlenimi.
Hocanın her açıklamasında yabancı kuralını öne çıkarması, yönetimin transferdeki gecikmesini ve başarısızlığını perdelemeye çalışması artık kabak tadı vermeye başladı. Taraftar mazeret değil, çözüm istiyor.
Galatasaray’ın büyüklüğü bahaneleri değil, sorumluluğu kaldırır.
Hazırlık sürecinin ortasındayız ama yönetimde hala aynı rahatlık, aynı lakayıt tavır var. Taraftar haftalardır aynı eksikleri konuşuyor, sahada da bunlar net şekilde görülüyor. Buna rağmen Dursun Özbek ve futboldan sorumlu yöneticilerden ne tatmin edici bir iletişim var ne güven veren bir planlama.
Belki de bu rahatlığın sebeplerinden biri son seçime tek aday olarak girilmiş olmasıdır. Rekabetin olmadığı yerde hesap verme duygusu da zamanla zayıflayabiliyor. Oysa @GalatasaraySK gibi bir camiada hiçbir yönetici kendisini eleştiriden muaf göremez. Çarşamba günkü Divan Kurulu toplantısında bu işin hesabı mutlaka sorulacaktır.
Galatasaray hiç kimsenin babasının malı değil. Bu kulübün gerçek sahibi taraftarıdır. Yönetimler gelir geçer, Galatasaray kalır. Bu armayı emanet alan herkes, bunun bilinciyle hareket etmek zorundadır.
Eğer bu anlayış değişmez ve sezon bu plansızlıkla başlarsa, tribünlerden yükselecek ses çok net olur: #DursunÖzbekİstifa
@abdullahkavukcu İstifa!