Mursi'nin yol arkadaşlarından Asım Abdulmacid:
"Bu Anadolu kurdunu selamlamaktan başka bir şey yapamazsınız."
▪ "Erdoğan, ABD'nin desteğiyle dört ülkenin Katar'ı işgal girişimine karşı koydu."
▪ "Libya'nın doğusunu Hafter ve Wagner güçlerinden korudu."
▪ "Azerbaycan topraklarını Ermeni Hristiyanlardan kurtardı."
▪ "Yıllar önce Suriye'de Rus ordusunu aşağıladı."
▪ "Beş milyon Suriyeliyi misafir etti. Bu, cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesine neden oluyordu."
"Tüm başarıları bir araya getirdiğinizde ve bunların Müslümanların bölgemizdeki çöküş döneminde gerçekleştiğini hatırladığınızda, eğer akıl ve adalet sahibi biriyseniz, bu Anadolu kurdunu selamlamaktan başka bir şey yapamazsınız."
Hâkimlerimizle, savcılarımızla, avukatlarımızla, infaz ve koruma teşkilatımızla ve adalet personelimizle büyük bir aileyiz.
Bu aileyi yüceltmek, daha güçlü, daha huzurlu ve daha saygın bir yapıya kavuşturmak en önemli sorumluluğumuzdur.
Büyük adalet ailemizle birlikte çalışacak, birlikte güçlenecek ve milletimizin adalete olan güvenini hep birlikte daha yukarılara taşıyacağız.
Uzaya çıkmak için kendi limanınız yoksa uzayda özgürlüğünüz de olmaz. Büyük projeler ancak büyük vizyonlarla hayata geçer.
Türkiye'nin uzay limanı teşebbüsü bir inşaat projesi olmanın ötesinde yüzlerce yıllık bir devlet aklının ve fiziksel zorunluluğun sonucu.
Egemenliğin yeni rotası artık uzaya erişim oldu. Türkiye kendi topraklarından fırlatma yapmasının önündeki coğrafi kısıtları Somali’deki stratejik konumla aşmayı hedefliyor.
Ekvator’un sağladığı fırlatma hızı avantajı ve Hint Okyanusu’nun sunduğu emniyetli menzil, Türkiye’yi uzay liginde bambaşka bir noktaya taşıyacak.
Neden Somali?
Teknik gerçekler net. Ekvator hattı dünyanın dönüş hızından maksimum fayda sağlayarak fırlatma maliyetlerini düşüren en verimli nokta. Doğuya açılan Hint Okyanusu ise hem operasyonel emniyet hem de fırlatma yörüngesi için rakipsiz bir lojistik koridor sunuyor.
Bugün terörle mücadelede yanında durduğumuz Somali, yarın Türkiye'nin uzaya açılan kapısı olacak.
Siyaset, millete hizmet aracıdır; yalanın, iftiranın değil.
Cumhurbaşkanımıza yönelik seviyesiz saldırılar ne siyasete ne de ülkeye fayda sağlar.
#HaddiniBilÖzel
PKK'NIN SİLAH BIRAKMASI:
TÜRKİYE 20. YÜZYILI BÖYLE KAPATIYOR,
GELECEĞİ BÖYLE KURTARIYOR.
SINIRIMIZDA TERÖR ORDULARI
KURAN ÜLKELER NERDEDE!
1- Bugün Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihindeki en önemli olaylarından biri gerçekleşiyor.
2- Kırk yıldır binlerce insanımızın şehit olmasına yol açan PKK’nın silah bırakmasına dair ilk adım atılıyor.
3- Elbette direnenler olacak, elbette karşı çıkanlar olacak. Elbette bölgesel sancıların, yol açtığı yıkımın ödettiği bedelleri tam kavrayamayanlar olacak.
4- Elbette haklı öfkenin, acının yaraları hala çok taze. Elbette şüpheler çok canlı. Ama bugün başlayan süreç, tamamlandığında, 20. yüzyıla dönük sorunların kapıları da kapanmış olacak.
5- Bu sadece bir iç güvenlik meselesi değil. Bu coğrafya ölçekli büyük bir jeopolitik adımdır.
6- Bölgesel ve küresel ölçekli güç hareketliliği yeni bir güç matematiğini zorunlu kılıyordu. İşte Türkiye şuan bunun ilk adımlarını atmış oluyor.
7- Türkiye, enerjisini içeride tüketen bütün alanları kapatmaya çalışıyor, kapatıyor. Yaklaşan küresel fırtınaya hazırlık için ne gerekiyorsa yapıyor, yapacak.
8- Benzer bir süreç Suriye’de de yaşanacak. PYD/YPG’nin silah bırakmasını, Suriye’ye entegre olmasını da izleyeceğiz.
9- Türkiye-Suriye sınırında terör orduları kuran bölge dışı ülkelerin en büyük silahları ellerinden alınmış olacak.
10- Türkiye sınırında garnizonlar kuran İsrail’in en büyük silahı elinden alınmış olacak.
11- Etrafımızın tamamı savaş alanı. Ukrayna-Rusya savaşı, İsrail-İran savaşı, Gazze’deki soykırım gibi. Her an yeni savaşlar başlayabilir. Artık bir gecede başkentler bombalanıyor.
12- Türkiye’nin geleceğe hazırlığının en önemli adımlarından biri daha atılıyor. Bugün olan günü kurtarmak değil, geleceği kurtarmaktır.
13- Türkiye’nin “durdurulamaz” olduğuna inancımızı diri tutalım. Tarihin hangi sonucu yazacağına bakalım, gerçek budur.
14- Siyasi tarihe geçecek olan bugünkü itirazlar olmayacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin “PKK meselesini çözmesi” yazılacak.
15- Emek verenlere, anlayış gösterenlere, coğrafyanın geleceğini doğru anlayanlara teşekkür edelim.
Kurtuluş Savaşı'nı kim yaptı/kazandı
Prof.Dr. HAYRETTİN KARAMAN / 02.03.2025
Türkler isimli Tarih Ansiklopedisinin 15. Cildinde, sayın Prof. Metin Ayışığı’nın kaleme aldığı “Kurtuluş Savaşı Sırasında İstanbul Hükümetleri İle Kuvây-ı Milliye Arasındaki Münasebetler” başlıklı 32 sayfalık, sağlam belgelere dayalı bir makale var.
Bu makalede Kurtuluş Savaşı’nı, gökten inmiş veya yerden bitmiş bir devin değil, saltanatı, halkı ve askeri ile bir bütün halinde milletin kazandığı anlatılıyor.
Ninelerimizin bize anlattığı Battal Gazi benzeri masalların, yıllarca bütün halkımıza anlatılmasından bıktık. Milletin gerçeği bilme hakkı var; bunu da haktan yana ilim adamlarımızdan öğreneceğiz. Makalede, Padişah’ın ve Meb’ûsan Meclisin Sevr’i imzalamadıkları da kaydedilmiştir.
Aslında bu makalenin tamamının okunmasını tavsiye ederim, burada sonuç gibi bir özeti sunacağım:
“... Damat Ferit Hükümetleri, ülkenin bağımsızlığı için teslimiyetçi politikalar izlemiş, bunun dışındaki hükümetler açık veya gizli olarak Kuvâ-yı Millîye’yi desteklemekten çekinmemişlerdir. Bilhassa Harbiye Nezareti ve Meclis-i Vükela’da görev alan vatanseverlerin bir devlet adamı ciddiyeti içinde işgalcilerin keyfî davranışlarına şiddetle karşı koydukları görülmektedir. Kuvâ-yı Millîye’yi, Kuvâ-yı gayr-ı millîye olarak nitelendiren Damat Ferit, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını gıyaben idama mahkûm ettirdiği gibi, İstanbul’da bulunup, Kuvâ-yı Millîye’ye destek verenler üzerinde de baskı kurmuştur. Ancak Ali Rıza Paşa Hükümeti ile yeni bir sayfa açılmış, bu hükümet zamanında Kuvâ-yı Millîye daha da güçlenmiştir. Salih Paşa’nın sadareti sırasında gelişen hadiseler, işgallere karşı direniş ve alınan kararlar; #MillîMücadele’yi haklı olduğu davada meşru zeminlere oturtmuştur. Burada Ankara’nın #KurtuluşSavaşı’ndaki yeri ve hizmetleri tartışılmayacak boyuttadır. Ancak İstanbul’da Damat Ferit Hükümetleri dışındaki hükümetlerin; bilhassa Ahmet İzzet, Ali Rıza, Salih ve Ziya Paşa gibi Kuvâ-yı Millîye hareketine destek vermiş olan askerlerin doğrudan görev aldıkları kabinelerin Millî Mücadele’deki hizmetleri küçümsenmemelidir.
Son #Osmanlı Hükümeti Dönemi’nde İstanbul’daki depolarda bulunan çok sayıda silah ve cephane Anadolu’ya kaçırılmış, hükümet merkezindeki yabancı silah firmalarına açıkça siparişler verilmiş, yüzlerce yetenekli genç subay kolaylıkla #Anadolu’ya geçirilmiştir. Nihayet, Nezaret ve dairelerde askeri ve siyasî bütün faydalı bilgiler hızla Anadolu’ya iletilmeye çalışılmıştır. Memleketin feci durumu karşısında elde bulunan tek savunma ve direniş gücüne yardım etmeme, ya da onu zayıf düşürecek bir zıtlaşma içinde olmamışlardır. Ayrıca ülkeyi sömürge haline getirmek isteyenlerden himaye dilenmek gibi, bir hıyanet ve alçaklık içinde olmadılar.
Bu mücadele, bir büyük milletin yeniden var oluş savaşıdır. 21 Ekim 1920 tarihinde iktidara gelen son Osmanlı Hükümeti olan Tevfik Paşa kabinesinin Anadolu mücadelesine katkısı inkâr edilemez. Bu hükümet döneminde İstanbul Polis Müdürlüğü’ne getirilen, aynı zamanda Milli Müdafaa Teşkilatı merkez heyeti başkanı olan Miralay Esat Bey ile Harbiye Nazırlığına getirilen Ziya Paşa’nın çok büyük hizmetleri olmuştur. İstanbul halkı askeri, memuru, işçisi, esnafı, aydını her kesimden insanı ile hep Anadolu hareketinin yanında yer almıştır. İstanbul’daki cemiyetler içinde Hilâl-i Ahmer’in, gizli teşkilatlarda görev alan sivil ve askerî memurların olağanüstü hizmetleri olmuştur. Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’in, “İstanbul, Ankara ile birlikte hem ağlamış ve hem de gülmüştür” sözü bir gerçeği ifade etmektedir.
Bu konuyla ilgili olarak, Salih Paşa’nın sadareti sırasında ve onun yardımıyla Anadolu’ya geçmiş olan Yusuf Kemal Bey, İstanbul basınına vermiş olduğu beyanatta, İstanbul’un yalnız gözyaşlarıyla değil, daha başka suretlerle de mücadeleye iştirak etmiş olduğunu, davanın Anadolu davası değil, #milli bir #dava olduğunu söylemiştir. Damat Ferit Hükümetleri hariç, diğer İstanbul Hükümetleri iki taraflı bir siyaset izlemiştir. Görünürde milli hareketin karşısında, ama gizliden gizliye onun yanında idiler.
Bir büyük milletin yeniden var olma savaşını verdiği bu muazzam mücadelede Ankara Hükümeti, son Osmanlı Hükümeti’ne göre çok daha tutarlı, birlik ve beraberliğin en üst seviyeye çıktığı bir #politika izlemiştir. #İstanbulHükümeti ileri gelenlerinin basına verdiği beyanatlara, ileri sürdükleri görüş ve düşüncelere bakıldığında, #Ankara’nın istekleri ve Misâk-ı Millî ile büyük paralellik taşıdığı anlaşılmaktadır. Misâk-ı Millî konusunda Anadolu ve Trakya’nın düşman orduları tarafından boşaltılmadan barış görüşmelerine girişmenin faydasız olacağına inanan Ankara, o yolda yürümeye devam etmiştir. İstanbul ise, Anadolu’nun gerçek gücünü hiçbir zaman tam manasıyla kavrayamadığından, daha temkinli ancak ürkek bir politika izlemiştir. Ancak, Ahmed İzzet Paşa’nın önce Dahiliye, sonra Hariciye Nazırı olarak görev yaptığı, Tevfik Paşa’nın başkanlığında kurulan son Osmanlı Hükümeti’nin icraatları ve Anadolu Harekatı karşısındaki tutumu, Damat Ferit hükümetlerine göre çok farklı bir çizgidedir. #Avrupa’yı uzun süre barış umuduyla oyalayan son Osmanlı Hükümeti’nin göz yummasıyla, İstanbul’da bulunan silahlar ve cephane aralıksız olarak Anadolu’ya nakledilmiştir. Bunun yanı sıra Avrupa’dan her türlü silahın yedek aksamı ve askerî ihtiyaçların getirilmesi için Kuvâ-yı Millîye tarafından serbestçe pazarlıklar yapılmış, kontratlar imzalanmış, çok sayıda subay Anadolu‘ya geçirilmiştir. Nihayet İstanbul’daki nezaret ve daireler askerî ve siyasî tüm faydalı bilgileri hızla Anadolu’ya iletmeye çalışmışlardır. Bu yardımların #İnönü, #Sakarya, #Dumlupınar ve #Başkumandanlık Muharebelerinde çok büyük katkıları olmuştur. Anadolu’nun İstanbul‘daki memurları gizli olarak faaliyet gösteriyorlarsa da, bu faaliyetlerden Harbiye, Hariciye Nezaretleriyle, Merkez Kumandanlığı ve Polis Müdürlüğü haberdardı. Dolayısıyla son Osmanlı Hükümeti, memleketin feci durumu karşısında, elde bulunan tek savunma gücüne yardım etmeme gibi bir şey yapmamış, ya da onu zayıf düşürecek bir zıtlaşmaya gitmemiştir.
İstanbul çekmiş olduğu bütün sıkıntı ve acılara rağmen, milletçe kazandığı haklı gururunu kendine has tavrı ve ağırbaşlılığı ile kutlamıştır. Bu bakımdan İstanbul’un, Millî Mücadele’de üzerine düşen vicdan görevini hakkıyla yerine getirdiği kanaatindeyiz. Halbuki Millî Mücadele’ye bütün kalbiyle ve varlığıyla katılmış olan fedakar ve kahraman İstanbul bugüne kadar yeterince anlatılamamıştır. Dileğimiz, çok geç kalınmış olsa da bu çalışmayı diğerlerinin takip etmesidir.”
Prof.Dr. HAYRETTİN KARAMAN (İslâm Hukuku Profesörü)
02.03.2025 tarihli köşe yazısı.
Mobil Site: https://t.co/re2yFN8tvQ
Masaüstü Site: https://t.co/f9vCcNnkul
https://t.co/Y7R4iKoII1
https://t.co/X2dGIfcUSU
https://t.co/PdLDN7auPa
https://t.co/lL1srbWlwO
(Tagler: #Tarih #TürkTarihi #TürkiyeTarihi #OsmanlıTarihi )
Sosyal Politikalar Başkanlığı olarak Ramazan ayı boyunca 81 ilimizde hanelere misafir olacağız. Her zamanki gibi milletimizle iç içe olacak, güzel insanlarımızla gönül sofraları kuracağız.
Biz de bu akşam ilk iftarımızı genç yaşta eşini kaybeden ve 2 kızına hem annelik hem babalık yapan İlknur Hanımın evinde açtık.
Karete Milli Takımımızda uluslararası müsabakalara çıkarak ülkemizi temsil eden kıymetli kızımız Beyza’yla da tanıştık.
İlknur hanıma harika ev sahipliği için çok teşekkür ediyorum, sevgili evlatlarımızın yolu açık olsun,💐
📍Beyoğlu #GönülSofrası
Soykırım suçu işleyen, işgal ordusunda görev alan çifte pasaportluların yargılanmasını talep ediyoruz.
Bu başka ülkelerin de benzer uygulamalarda bulunmasın önünü açabilir.
Ellerinde masum insanların kanıyla gittikleri gibi dönmesinler.
2016 Ocak ayında dönemin ABD Başkan yardımcısı Joe Biden, İstanbul'da bazı milletvekilleriyle bir araya geldi. Görüşmeye; AK Parti'den Galip Ensarioğlu ve Orhan Miroğlu, CHP'den Sezgin Tanrıkulu ve Fikri Sağlar, HDP'den Leyla Zana, Altan Tan, Ayhan Bilgen gibi isimler katıldı.
Biden ile doksanlı yıllardan bugüne Kürt mahallesi ekseninde gelişmelerden girilir bugüne kadar konuşulur, bu arada CHP`den -adı Wikileks belgelerinde TR705 koduyla ABD konsolosluğuna çalışıyor diye geçen- Sezgin Tanrıkulu elinde bir dosyayla gelir ve Biden`e takdim eder filan.
Biden özetle PKK'nın bir terör örgütü olduğunu, silahları bırakması ve şiddete son vermesi gerektiğini ancak PYD'yi PKK'dan ayrı tutmak gerektiğini, PYD'nin DEAŞ'le savaştığını filan söyler.
Yani Biden PYD`nin gerek DAES ile mücadele gerek ABD`nin Suriye`deki çıkarlarını korumak adına orada olması gerektiğinin, Amerika olarak kendilerinin artık oraya buraya asker çıkarmaya çok sıcak bakmadıklarını anlatır.
Bu arada kişisel bir izah da yapar Biden "bir oğlumu kanserde kaybettim, bir oğlum Irak'ta savaştı. Şimdi ben diğer oğlumu Suriye`ye gönderemem; göndermek istesem bunu annesine izah edemem, Amerikan annelerini buna ikna edemem" diyor.
Geriye bir tek seçenek kalıyordu;
Vesayet savaşları. Taşeronlar kullanmak.
Bir zamandır böyle oluyor zaten ve bölgemizde yaşanan çatışmalar büyük oranda taşeron örgütler yada piyon devletçikler üzerinden yürütülüyor.
Devamla Biden, yurtdışı operasyonlarında 1 ABD askerinin kendilerine maliyetinin yüksekliğinden buna karşılık PYD`nin kendilerine maliyetinin uygunluğuna kadar anlatıyor.
Biden`in de açık bir şekilde izah ettiği gibi PKK-PYD uluslararası karanlık güç odaklarının vesayet savaşlarında kullandığı taşeron bir örgüttü. Parası ödenip, savaştırılan.
Bir ara not olarak;
Hatırlar mısınız PYD elebaşlarından Salih Müslim bir ara Trump`a sitem ederek “...Sayın Trump Para, silah verdik diyor ama burada kaç Amerikan askeri öldü? Hiç. Biz 11 bin şehit verdik” demişti.
Dikkat edin, PYD`nin en ağır kayıpları Rakka`da oldu.
Amerikalının kendisi yok fakat talimatıyla binlerce Kürt genci orada öldü.
Allahaşkına Rakka`da niçin olur Kürtler ?
Yani en nihayetinde Rakka bir Arap şehri ve günün sonunda yani mesela Suriye`de işler yoluna girse ne şehir ne petrolü sana kalacak?
ABD`nin petrol kuyularına bekçilik.
ABD yapsın? nesin sen piyon mu?
Evet piyon. Paralı piyon.
Bir anekdot:
O dönem PYD Amerika ile yaptığı anlaşma gereği ölen her militan için ABD’den 18 bin Dolar para alıyor. Ancak Amerikan Centcom’dan alınan paradan sadece 500 dolarını aileye gönderiyorlardı. Yani bir şekilde PYD efendisi ABD`yi de 5 yıl boyunca sistemli bir biçimde dolandırmış. Olay açığa çıkınca iki tarafta da kıyamet koptu.
Sonuçta o günden bu yana pek bir şey değişmedi. Binlerce Kürt anne daha evladını kaybetmeye devam etti. Biden`in eşi, Amerikalı anneler ağlamadı ama Kürtlerin, Arapların anneleri ağladı.
Çünkü Kürtlerin, Arapların annelerinin ikna edilmesi gerekmiyor, PYD, DAES gibi taşeronlarla anlaşmak yetiyordu.