Öyle bir düzen kurmuşlar ki, daha bir hafta evvel geçinemiyorum diyerek intihar eden emekli vatandaş, ardından devlette bakanlık yapmış birinin 4 milyar lirakık borsa vurgunu sanki bu ülkede yaşanmamış gibi,sebep olanları ölümüne alkışlamak neyin nesi arkadaş?yazıklar olsun size
Bülent Ecevit 50 yıl aktif siyaset yaptı, başbakanlık yaptı.
Bu süreçte, Or An sitesinde 2 daire alabildi.
Bu dairelerinden birinde oturuyordu diğeri ise kütüphanesiydi.
AKP'li Fatma Betül Sayan, fon'a para yatırdı 5 ayda 2 milyar TL kazandı.
Bu paraya 400 daire alınabiliyor!
islamcıların, "Hiltonlar, konkenler, lüks ve gösterişte boğulan ayrıcalıklı yozlaşmış ve islamdan uzak batıcı zümre" diye muhalefet ettiği her şey kendilerine yapıştı. Meğer dert başkymış.
📍İşin aslı şu;
➖İktidar, Irak Merkezi Hükümeti’ni baypas ederek Barzani ile anlaştı ve Irak petrollerini Kerkük üzerinden boru hattı ile Ceyhan’a taşıdı.
➖Ceyhan’a gelen petrol tankerlerle dünya piyasalarına dağıtıldı ama ağırlıklı olarak İsrail’e gönderildi.
➖Irak Merkezi Hükümeti, bu ticaretin hukuksuz olduğu gerekçesi ile Türkiye’yi Paris Merkezli ICC Tahkim Mahkemesi’ne şikâyet etti ve davayı kazandı.
➖Bu ticaretten yerli ve yabancı şirketler milyarlarca dolar kazandı.
➖Ancak 1 milyar 470 milyon dolar cezayı Aziz Türk Milleti ödeyecek.
➖Bu para, böyle bir ticaretin nelere mâl olacağını öngörüp sorumluları ikaz etmeyen, bu ticaretin 1973 tarihli boru hattı anlaşmasının ihlali olduğunu hatırlatmayan, Dışişleri Bakanlığımızın 2026 bütçesinin tam 1.5 katı.
📍Hikâye burada da bitmiyor.
➖Aldığım bilgiye göre aynı petrol ticareti ile ilgili 2 yeni dava daha yolda ve toplam ceza miktarı muhtemelen 5 milyar doları bulacak.
➖Birileri inanılmaz bir servete sahip olurken, bedelini yoksulluk ve sefalet içindeki halk ödeyecek.
➖Yazık bu güzel ülkeye, yazık bu çilekeş millete!
Atlı süvari birlikleri ve askeri tören mangasıyla karşılanması gereken tek lider, sapık Trump değil, İspanya başbakanı Pedro Sanches’ti.
Gazze soykırımına, İran saldırılarına net, güçlü ve tavizsiz karşı duruş gösteren tek lider olduğu için.
Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıkıp coşku ile "Büyük Türk Milleti" diye ilk kez halka seslenince ülkede ne büyük bir dalgalanma oldu şimdi geriye dönük anlayamazsınız.
Herkes birbirine bakıp teaccüp ediyordu. Bu topraklarda son 700 yılda bir tane yönetici yoktur ki konuşmasına Türk diyerek başlasın. Açın bakın fermanlar "Ey kullarım buyruğumdur" diye başlardı Anadolunun taşı toprağı bitkisi buna alışkın değildi. Şaşkınlığı atmak hiç kimse için kolay olmadı. Özelliklede asırlarca Saray etrafından geçimini sağlayan "devşirme" tabaka kendini kapının önüne konulmuş hissetti. Bunların bir kısmı boyun eğdi kabullendi,etmeyenlerin kimi "dini" kimi "etnik" bir kimliğe bürünerek yeni kurulan devletle alttan alta uzun bir mücadeleye girişecekti... “Tanzimattan sonra Türk aydınları azınlıklara yalvarırdı: ‘Gelin; Ermeni, Kürt, Arnavut, Rum yerine, Osmanlıyız diyelim!’
Kabul ettiremediler. Türk hariç, hepsi etnikçilik yaptı! Ne zaman ki Cumhuriyet kurulup Atatürk, 'Büyük Türk Milleti’ diye ortaya çıktı; hepsi ağız değiştirip Osmanlıcı kesildiler!”
Prof. Dr. Halil İNALCIK
Ünlü bir sinir bilimci var: Robert Sapolsky.
“Zebralar Neden Ülser Olmaz?” adlı kitabında tam da taşı gediğine koyuyor.
Doğada bir zebra düşün.
Bir aslan tarafından kovalandığında inanılmaz bir stres yaşar. Kalp atışı hızlanır, kortizol yükselir, beden alarma geçer. Ama bu kriz kısa vadelidir. Ya kaçıp kurtulur ya da ölür. Eğer kurtulursa birkaç dakika sonra yeniden otlamaya başlar.
Aslan da bir sonraki hafta ne yapacağını düşünmez.
Emeklilik fonunu hesaplamaz.
Sosyal statüsünü sorgulamaz.
Modern insana geldiğimizde işler değişir.
Fiziksel bir tehdit olmadan, sadece düşünce gücümüzle geçmişi ve geleceği şimdiye taşıyarak bedenimizi sürekli alarm halinde tutmayı başardık. Bravo bize.
İşte insan stresini hayvanlardan ayıran temel fark burada başlıyor: bilinç.
Bu noktada bir başka önemli isim devreye giriyor: Antonio Damasio.
“The Feeling of What Happens” kitabında çok net bir ayrım yapıyor.
Diyor ki:
Duygular (emotions) biyolojik ve bedensel tepkilerdir.
Hisler (feelings) ise bu tepkilerin zihinsel deneyimleridir ve bilinç gerektirir.
Yani korku bir duygudur.
Ama “ya tekrar olursa?” diye zihinde dönen endişe bir histir.
Zebra aslanı gördüğünde korku yaşar.
Aslan gittikten sonra korku biter.
Ama insan…
O aslan gittikten sonra da zihninde yaşamaya devam eder.
“Ya yarın yine gelirse?”
“Ya bir dahaki sefere kaçamazsam?”
“Ya herkes benim zayıf olduğumu anlarsa?”
Biz duyguyu zamana yayarız.
Tehdidi zihinsel olarak üretiriz.
Henüz olmamış olana karşı bedenimizi savaşa sokarız.
Literatürde buna “öngörüsel endişe” denir.
Yani ortada gerçek bir aslan yoktur.
Ama beden yine de koşuyormuş gibi yaşar.
Sorun stres değil.
Sürekli açık kalan alarmdır.
Ve modern insanın en büyük paradoksu şudur:
Zekâ sayesinde geleceği planlayabiliyoruz.
Ama aynı zekâ yüzünden hiç gelmemiş tehditler için bugünümüzü yakıyoruz.
Pedro Sánchez’dan, Trump’a:
“23 yıl önce ABD, Saddam’ın nükleer silahlarını imha edip demokrasi getireceğimiz iddiasıyla bizi Irak’a sürükledi. Hiçbir nükleer silah bulunamadı. Bizi iki kez kandıramazsınız!”
Tarih seni bir “kahraman” olarak yazacak Sánchez, cesur adam!
trump ve kral charles,beyaz saray'da canlı yayında açıklamalar yaparken,
beyaz saray'ın önüne gelen bu kamyon,trump'ın epstein dosyalarındaki görüntülerini sergiledi.
al sana canlı yayın 👏👏👍
bu işin peşini bırakmayan ABD halkına teşekkür ederim.
#EpsteinFiles
Turhan Çömez:
-İngiltere'de doktorluk yaparken bana hastanede yöneticilik teklif edildi. "Bana yönetici ol diyorsunuz da hükümet benim oturumumu uzatmıyor" dedim.
-"Ben bu işi medyaya taşısam ne olur?" dedim. "Taşıyabilirsin, sen özgür bir bireysin" dediler.
-Yerel bir gazeteye durumumu anlattım. Ertesi gün yerel gazetede manşet: "2000 hastayı ameliyat eden doktora oturum verilmiyor"
-Ertesi gün BBC'den aradılar, bu hikayeyi canlı yayında anlatmamı istediler.
-BBC'dekilere "Emin misiniz? Ben yayına çıkarsam sizin hükümetinizi eleştireceğim" dedim. "Ee yani?" dediler.
-BBC'ye çıktım, bir göçmen olarak İngiliz hükümetini eleştirdim.
-Ben Türkiye'de 2,5 senedir milletvekiliyim, TRT'de 1 kare fotoğrafım yayınlanmadı.
➖2 yıl kadar sonra Gülistan’ın cesedini Tunceli ’nin Pertek ilçesi civarında gömdükleri yerden çıkarıp başka bir yere götürüyorlar.
➖Bu arada olaya karışan bir başka isim Zeinal Abakarov’un üvey babasının evine giden emniyet müdürü;
➖“Zeinal’ı Antalya’da bir otelde misafir edeceklerini, kendisinin polis korumasında olacağını, tüm masrafların vali tarafından ödeneceğini” söylüyor.
➖Devlet gücünü arkasına alan organize kötülük,
➖Vahşice işledikleri cinayetin tüm izlerini,
➖Yine arkalarına aldıkları devlet gücü ile yok ediyor.
🗳️Türkiye’yi bu kokuşmuş düzenden hep birlikte kurtaracağız.
#GülistanDoku
Bu şahıs, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’dir. Görev yaptığı dönemde, oğlunun kızlara rahatça tecavüz edebilmesi için Gençlik Merkezi’nde bir odayı onun kullanımına tahsis ettiği iddia edilmektedir. Gülistan Doku’nun tecavüze uğradığı ve ardından öldürüldüğü yerin de bu oda olduğu ileri sürülmektedir.
İddialara göre bu kişi, oğlunun tecavüzü sonrası hamile kalan Gülistanı oğlunun arkadaşları ve koruma polisi ile birlikte öldürtmüş. Yaşanan cinayetin örtbas edilmesi için devletin tüm imkânlarını devreye sokmuş. Bu, sadece bir suç değil; sistemin nasıl çürüdüğünün açık bir göstergesidir.
Bir diğer kritik nokta ise şu: Bu valinin en yakın olduğu isim, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dur.Yani ülkede ne kadar suçlu varsa mutlaka etrafında toplayabilen ülkenin en kriminal ismi... Eğer gerçekten adaletin işlediği bir ülkede yaşıyor olsaydık, bu zincirin en üst halkalarına kadar uzanan bir soruşturma kaçınılmaz olurdu. Böyle bir tabloda, yalnızca yerel isimler değil, merkezi güç sahipleri de hesap vermek zorunda kalırdı.
Öte yandan, liseye giden bir çocuğun, oğlunun beline devletin silahını takacak kadar pervasız bir anlayışa sahip bu vali bozuntusunu üreten sistem de sorgulanmalıdır. Bu mesele, tek bir kişinin suçu değil; göz yuman, koruyan ve sessiz kalan bir düzenin ürünüdür.
(İbrahim ağkavak)
İran, Çin, Kuzey Kore dendi mi anında BATI ve NATO propagandası devreye girer...
İran kendi vatanını mı savunuyor, hemen "Molla rejimi 2 günde 30 bin genci öldürdü" diye propaganda başlar.
Çin güçlenip silahlanıyor mu? Hemen "Tayvan"a saldıracak" propagandası yapılır. Bilmezler ki Tayvan dediğin ada, Çin'in has toprağıdır.
Kuzey Kore dendi mi anında "Güney Kore'yi işgal edecek" propagandası yapılır. Bilmezler ki onlarca yıldır Kuzey Korey birleşmekten, Güney Kore ise Amerikan tenkidi nedeniyle birleşmeye karşı.
70 yıllık Batı ve Nato propagandası öyle etkili ki sadece dincileri ve sağcıları değil, solcuların veya Atatürkçülerin de önemli bir kısmını bayağı etkiliyor.
Her ülkenin sorunları vardır. Her ülkenin kafamıza yatmayan tavırları vardır. Her ülkenin dıştan bakınca ve biraz da bilgisiz olunca, yanlış bulunan tarafları vardır.
Ama akıllı ve bilgiye önem veren insan, biraz derinlemesine araştırır ve "acaba bu böyle mi" der.
Trump İran'ın gemilerini durduracağını söyledi. Ama o gemilerin %90'ı Çin'e gidiyor.
Trump bugün açıklama yaptı:
"İran'a haraç ödeyen her gemiyi uluslararası sularda durduracağız."
Herkes bunu İran'a karşı bir hamle olarak gördü.
Ben bir soru sordum.
O gemiler kime gidiyor?
İran petrolünün %80-90'ını Çin'e satıyor.
Durduracağı gemilerin neredeyse tamamı Çin'e giden gemiler.
Trump İran diyor. Ama aslında Çin'in petrol hattını kesiyor.
Kimse bunu konuşmuyor.
Önce Islamabad'da ne olduğuna bakalım.
Pakistan'ın arabuluculuğuyla ABD ve İran masaya oturdu. Vance ABD heyetine başkanlık etti. Saatlerce görüşüldü.
Anlaşma olmadı.
JD Vance "Son ve en iyi teklifimizi verdik" deyip masadan kalktı.
Saatler sonra Trump iki açıklama yaptı. İkisi de çok ağır.
Birincisi:
"ABD Donanması Hürmüz Boğazı'na giren veya çıkan tüm gemileri abluka altına alacak. Tam bir abluka devreye sokuyoruz. İran'ın sevdiği insanlara petrol satıp sevmediklerine satmamasına izin vermeyeceğiz. Ya hep ya hiç olacak."
İkincisi:
"Çin gemilerini bize yollasın. Venezuela'ya yollasın. Bizde fazla petrol var. Daha ucuza bile satarız."
Bu iki açıklamayı yan yana koyduğunuzda resim netleşiyor.
Birincisiyle Çin'in petrol hattını kesiyor. İkincisiyle Çin'e "benden al" diyor.
Peki Çin neden ABD'den alsın?
Şu an Çin, İran'dan kendi parasıyla petrol alıyor. Yuan ile. Dolar yok, SWIFT yok, ABD'nin kontrolündeki hiçbir sisteme bağımlı değil.
ABD'den alırsa ne olur?
Dolar kullanmak zorunda kalır. ABD bankacılık sistemine girer, SWIFT üzerinden işlem yapar.
ABD istediği zaman musluğu kapatabilir. Yaptırım koyabilir. Hesapları dondurabilir.
Tıpkı İran'a yaptığı gibi. Tıpkı Rusya'ya yaptığı gibi.
Trump petrol satmak istemiyor. Çin'i kendine bağımlı yapmak istiyor.
Çin bunu biliyor.
Mesele petrol değil. Mesele kontrol.
Şimdi İran'ın Hürmüz'de ne kurduğuna bakalım.
İran boğazda bir gişe sistemi kurdu.
Her ülkeye 1'den 5'e kadar öncelik puanı veriyor.
Birinci öncelik: Dost ülkeler. Geçiş kolaylaştırılıyor.
Diğer ülkeler güvenlik taramasından geçiyor. İsrail veya ABD bağlantısı olmadığı doğrulanıyor. Sonra ücret ödeniyor.
Ücret: Varil başına 1 dolar. Yuan veya kripto ile.
Ödeme yapılınca İran Devrim Muhafızları geçiş kodu veriyor. Gemi boğaza yaklaştığında kodu radyodan iletiyor. Devriye botu karşılıyor. Boğazdan geçene kadar eşlik ediyor.
Bu sistem Mart 2026'da İran Meclisi tarafından yasalaştırıldı.
Ve Japonya bile bu sistemi kullandı. ABD'nin en yakın müttefiklerinden biri. İran'a yuan ile ödeme yaparak gemilerinin geçmesini sağladı.
Şimdi kritik soruya gelelim.
ABD gerçekten Çin gemisini durdurabilir mi?
Bir Çin ticaret gemisini uluslararası sularda durdurmak ve aramak ne anlama gelir?
Çin bunu ticaret ablukası olarak görür. Egemenlik ihlali olarak görür.
Sessiz kalmaz.
Çin'in muhtemel tepkileri:
İran'a desteğini artırır. Hürmüz'deki yuan sistemini güçlendirir. Donanmasını bölgeye yaklaştırabilir, ABD tahvili satışını hızlandırabilir.
Yani Çin gemisini durdurursanız sorunu çözmezsiniz. Büyütürsünüz.
Peki durduramazsa?
O zaman daha büyük bir sorun var.
Trump "tüm gemileri durduracağız" dedi. Dünya izliyor.
Körfez ülkeleri izliyor.
Avrupa izliyor.
Taiwan izliyor.
Rusya izliyor.
Hepsinin aklında tek bir soru var: Amerika dediğini yapabilir mi?
Eğer Çin gemileri geçmeye devam ederse ve ABD durduramıyorsa cevap herkes için netleşir.
"Yapamıyor."
Ray Dalio'nun formülünü hatırlayın.
"Süper güçler kritik ticaret yollarında kontrolü kaybettiğinde güven çöker. Müttefikler uzaklaşır. Para kaçar."
Portekiz böyle bitti. Hollanda böyle bitti. İngiltere 1956'da Süveyş'te böyle bitti.
İki senaryo var. İkisi de riskli.
Birincisi: ABD Çin gemilerini durdurur. Abluka gerçek olur. Bu İran savaşından çok daha tehlikeli bir krize dönüşebilir. Çünkü karşınızda İran değil Çin var.
İkincisi: ABD Çin gemilerine dokunamaz. Abluka kağıt üzerinde kalır. "Bu ülke dediğini yapamıyor" algısı oluşur. Müttefikler mesafe koyabilir. Dolar zayıflayabilir.
İlk test çok yakında.
Bir Çin petrol tankeri Hürmüz'e doğru yola çıktığında ABD Donanması ne yapacak?
O an her şeyi belirleyecek.
Bu benim kişisel analizim.
Önümüzdeki birkaç gün çok yoğun geçecek, sizi her şeyden haberdar edeceğim.
ABD İran'a kara harekatı planlıyor.
Washington Post'a göre ABD İran'a 2 aylık bir kara harekatı hazırlıyor.
Herkes "girecek mi girmeyecek mi" diye tartışıyor.
Ben üç şeye baktım.
Üçü de aynı şeyi söylüyor.
Anlatıyorum...
Öncelikle İran zayıf mı?
Savaşın ilk haftalarında İran füze attı. Bazıları engellendi. Bazıları hedefi vuramadı. Çoğu kişi aynı yorumu yaptı.
"İran'ın füzeleri yetersiz."
Savaş başladığı günlerde bir açıklama okudum. Açıklamada İran'ın ilk dönemde eski stoklarını kullandığı asıl hassas füzelerini stratejik hedefler için sakladığı söyleniyordu.
Dünkü olanlar bu açıklamayı doğrular nitelikte.
Dün ne oldu?
İran Suudi Arabistan'da bulunan Prince Sultan Hava Üssü'nü vurdu.
ABD'nin E-3G Sentry uçağı ağır hasar aldı. Ve bu sıradan bir uçak değil. Uçan savaş koordinasyon merkezi.
Aynı saldırıda 3 KC-135 tanker uçağı daha imha edildi.
Savaşın başında zayıf görünen İran Suudi Arabistan'ın en korumalı üssünde ABD'nin en kritik uçaklarından birini vurdu.
Bana göre İran zayıf değildi. Asıl kapasitesini stratejik hedefler için saklıyordu. Ve dün o kapasitenin bir kısmını gösterdi.
Kara harekatına bu bilgiyle bakmak lazım.
İran Meclis Başkanı iki açıklama yaptı
Birincisi: "ABD bölgedeki ülkelerden birinin desteğiyle İran adalarından birini işgal etme operasyonu hazırlıyor. Adım atmaları halinde o ülkenin tüm hayati altyapısı tehlikeye girer."
İkincisi: "Bölgedeki kendi üslerinde askerlerini bile koruyamayan, onları otellere ve parklara saklayan ABD, bizim topraklarımızda askerlerini nasıl koruyacak?"
İkinci cümleyi dünkü saldırıyla birlikte düşünün. ABD en korumalı üslerinden birinde en değerli uçağını koruyamadı. Ve şimdi İran topraklarına girmeyi planlıyor.
Peki İran'ı işgal etmek bu kadar mı zor? Dünyanın en güçlü donanmasına ait bir ülke bu kadar mı çekiniyor?
Evet. Hatta düşündüğünüzden daha zor.
İran dağ ülkesi.
Zagros Dağları. Elburz Dağları. Şehirler dağların içinde.
İran bu dağların altına onlarca yıl hazırlık yapmış. Yüzlerce metre derinliğe füze tesisleri inşa etmiş.
ABD Genelkurmay Başkanı kabul etti: günümüz teknolojisiyle bu tesisleri imha etmek neredeyse imkansız.
ABD şu an ne yapıyor?
Tesislere giden yolları vuruyor. İş makinesi geliyor. Yol tamir ediliyor. Füze çıkıyor. Fırlatılıyor. ABD yolu tekrar vuruyor.
Döngü bu şekilde devam ediyor.
Askeri uzmanların tahmini: İran'ı işgal etmek için 500.000 ile 1.000.000 asker gerekiyor.
Lojistik hatları binlerce kilometre uzakta. Dağlık coğrafyada her askere yiyecek yakıt mühimmat ulaştırmak gerekiyor.
Afganistan'da bu lojistik 20 yılda 2 trilyon dolara mal oldu.
Ve Afganistan'ın silahları zayıftı. İran'ın yüzlerce metre derinlikteki tesisleri var. Dünkü saldırıda gördüğümüz hassas füzeleri var.
Ama asıl mesele bunların hiçbiri değil
Diyelim ki ABD girdi.
Hava desteğiyle Kharg Adası'nı aldı. Hürmüz'de boğazı kontrol etti.
Gemiler rahat geçebilecek mi? Kısa vadede bile çok zor.
1 gün tuttu. 1 hafta tuttu. Belki 1 ay.
Her gün dağlardan roketler geliyor. Deniz altından mayınlar ilerliyor.
Ve bir gün ABD "bu sürdürülemez" diyor. Çekilmek istiyor.
Ama arkasına bakıyor.
Hürmüz Boğazı var. Körfez ülkeleri var.
ABD çekildiği an İran Hürmüz'ü geri alır.
ABD çekilirse müttefiklerini terk etmiş olur. "Bu ülke artık güçlü değil" algısı oluşur. Müttefikler iyice uzaklaşır.
Çekilmek girmekten daha büyük bir sorun.
ABD için üç yol
Girme: Hürmüz kapalı kalır. Enerji krizi devam eder. ABD'nin gücü sorgulanır. Uluslararası baskı her geçen gün yükselir.
Gir ve kal: Her gün maliyet yükselir. Dağlardan gelen ateş bitmez. Çünkü yüzlerce metre derinlikteki tesislere ulaşılamıyor.
Gir ve çekil: Arkanda bıraktığın her şey tehlikeye girer. Müttefikler risk altında kalır. Çekilmek yenilgi olarak algılanır.
Üç yol ve hiçbirinde rahat bir çıkış yok.
Dün İran, Suudi Arabistan’daki bölgenin en korumalı üssünde ABD’nin en kritik uçağı E-3G Sentry’yi vurarak önemli bir mesaj verdi.
İran Meclis Başkanı’nın ikinci açıklamasında dediği gibi: "Kendi üslerinde askerlerini bile koruyamayan ABD, bizim topraklarımızda askerlerini nasıl koruyacak?"
Savaşla ilgili tüm gelişmeleri ve analizleri buradan paylaşıyorum.
Önümüzdeki birkaç gün çok yoğun geçecek, sizi her şeyden haberdar edeceğim.
Bir şey dikkatinizi çekti mi?
Hürmüz Boğazı ABD ve İsrail İran'a saldırmadan önce açıktı.
Savaş başladıktan sonra İran Hürmüz Boğazı'nı kapattı.
Şimdi ABD burayı yeniden açmak için müttefiklerinden destek istiyor. Milyarlarca dolar harcıyor.
İşte bu kadar. Bütün hikaye bu.