@HaberReport Kağıt üzerinde çağdaş uygarlıklara yakışan bir demokratik parti yapısından bahsedildi. Uygulama bu şekilde olursa Türkiye yeni parti iktidarında çağdaş uygarlıkları geri bırakır. Yurt dışında yaşayan tüm türkler ülkemize geri döneriz.
🇩🇪 Almanya'da 1.000'den fazla hukukçu, AfD'nin kapatılması çağrısında bulundu.
Hükümete hitaben yayımlanan açık mektupta, AfD'nin politikalarının Alman Anayasası'na aykırı olduğu savunuldu.
Hukuki rapora göre partinin bazı politikaları, Anayasa'nın güvence altına aldığı insan onuru ve demokrasi ilkelerini ihlal ediyor.
https://t.co/7GNdojpwxn
@toapeironn Almanya´yi sevmeyen terketsin demeyi de nazilige baglamamak lazim. Emin olun afd´yi oy veren cogu kisi düzensiz göc nedeniyle veriyor. Bu sorun ortadan kalktigi ve ekonomi tekrar rahatladigi an oy oranlari asiri düsecek.
@eauguzhan@borraduman Yorumlara bakan arkadaslar icin genel bir aciklama olsun diye yaziyorum. TAÜ´nün size katacagi nosyonu hicbir okul katmayacaktir ama Türkiye´de hukuk okumak ne derece mantikli o tartisilir.
Dikkat:
Yakında yürürlüğe girecek yasa hükmü ile haksız fiillerde faiz “karar” tarihinden işletilecek ve Anayasa Mahkemesi iptal kararıverinceye kadar pek çok kişi
hak kaybına uğratılacaktır.
Çünkü:
1) 12.Yargı Paketi ile 6098 sayılı TBK’nun 55.maddesine
bir fıkra eklenerek, işleyecek dönem tazminat tutarı için
(yani tazminatın asıl büyük kısmı için) faizin “karar” tarihinden işletileceği hükmü konulmuştur.
2) TBK 55. maddesine eklenen bu fıkra, önce
TBK. madde 117'deki “haksız fiilde fiilin işlendiği
tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur” hükmüne aykırıdır ve 55.maddeye eklenen bu fıkra geçerliyse
iki madde birbiriyle çelişmiş olacaktır.
3) Ayrıca, faizin karar tarihinden başlatılması, “Zarar veren daima temerrüt halindedir ve faizin başlangıcı zararın doğduğu tarihtir.”(Fur semper n moro) zevrensel hukuk kuralına aykırıdır.
4) Yapılan düzenlemenin gerekçesi, olay tarihinden hesap tarihine kadar geçen sürede artan ücret ve kazançlar üzerinden tazminat hesaplandığı ve
bunun faizin yerini tuttuğudur.
Bu gerekçe yanlıştır. Çünkü:
a)TBK 117.maddesine ve evrensel hukuk kuralına göre, zararı derhal ödemekle yükümlü olan borçlu, olay tarihinde temerrüde düştüğü için, borcunu ödeyeceği tarihe kadar zamanında ödemediği paranın “nema”sından yararlanmakta, böylece “malvarlığında haksız çoğalma” olmakta; buna karşılık alacağını zamanında alamayan alacaklının “malvarlığında
azalma” olmaktadır. (Bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararları vardır.)
b) Nema, kanuni faiz değildir: parayı elinde bulunduranın “yatırım” aracıdır; iyi değerlendirirse, faizin çok üzerinde kazanç elde etmiş olacaktır ve zamanında parasını alamayan alacaklı bu kazançtanyoksun kalmış olacaktır.
c) Öte yandan ülkemizde 1980 yılından beri paranın alım gücü hızla ve sürekli düşmektedir. Özellikle son otuz yılda yüksek enflasyon nedeniyle zamanında ödenmeyen alacak aşınmakta ve “değer” kaybetmektedir. Bu yüzden rakamsal olarak artmış gibi görünen, aslında artmayıp alım gücü düşen ücret ve kazançlar üzerinden yapılantazminat hesabında, borçlu zararına bir durum söz konusu değildir,
d) Burada da kaybeden alacaklıdır. Çünkü, yüksek enflasyon, paranın alım gücündeki aşırı düşüş nedeniyle alacak aşınmakta ve değer kaybetmektedir.
5) Alacağın değer kaybı konusunda, son on yıldan beri Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararlar vermiş bulunmaktadır. Bu kararlarda “zamanında ödenmeyen alacağın, enflasyon koşullarında paranın alım gücü oranında değer kaybına uğradığı şu gerekçelerle
kabul olunmuştur:
a) Alacaklının alacağını geç tahsil etmesi halinde, enflasyon karşısında meydana gelen “değer kaybının” giderilmemesi, “alacağına gerçek değeriyle” ulaşmasını engellemekte; borçlunun ise borcunu gerçek değerinin altında ödemesine yol açmaktadır. Bu durm, taraflar arasındaki adil dengeyi alacaklı aleyhine bozmakta ve alacaklıya ölçüsüz bir külfet yüklemektedir. Adil dengenin kurulabilmesi için borçlunun borcunu gerçek değeri üzerinden ödemesi gerekir.
b) Yüksek enflasyonist ortamlarında parayı elinde bulundurmanın ve çeşitli yollarla değerlendirmenin “getirisi” para borcunun ödenmesi sırasında ödenecek “kanuni faiz oranının” çok üzerinde olacağından borçlu borcunu süresinde ödemekten kaçınabilecektir. Para borcunun belirtilen sebeplerle geç ödenmesi alacaklının yoksun kaldığı paranın ödendiği tarihe kadar geçen sürede enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kayıp yaşamasına neden olacaktır,
c) Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, altının olağanüstü değerlenmesi, paranın satın alma gücünde azalma etkisiyle, zamanında ödenmeyen alacağın değer kaybetmesi, “borçlunun malvarlığında çoğalma” ve “alacaklının malvarlığında azalma” sonucunu doğurmakta; borçlunun malvarlığındaki haksız çoğalmayı alacaklıya vermesi gerekmektedir" denilmiştir.
6) Görüldüğü gibi, TBK’nun 55.maddesine 12.Yargı paketi ile eklenen haksız fiillerde faizin “karar tarihinden” işletileceğine ilişkin düzenleme,
a) TBK’nun 117.maddesindeki “haksız fiilde fiilin işlendiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur” hükmüne;
b) “Zarar veren daima temerrüt halindedir ve faizin başlangıcı zararın doğduğu tarihtir.”(Fur semper n moro) evrensel hukuk kuralına, hak ve adalet ilkelerin aykırıdır.
c) Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi, geç ödeme nedeniyle, “borçlunun malvarlığında çoğalma” ve “alacaklının malvarlığında azalma” olmakta; borçlunun malvarlığındaki haksız çoğalmayı alacaklıya vermesi gerekmektedir.
d) Gene Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi, yüksek enflasyon koşullarında paranın alım gücündeki düşüş nedeniyle, zamanında ödenmeyen alacaktaki değer kaybının borçlu tarafından ödenmesi gerekmektedir.
7) TBK 55.maddesine eklenen fıkradaki bir başka yanlış da, uzun uzun tazminat hesaplarının nasıl yapılacağının anlatılmasıdır. Bu, şunun için yanlıştır:
a) Tazminat hesapları kanunla düzenlenmez; bu, teknik bir konudur;zamanla formüller, kurallar ekonomik göstergelere göre değişebilir.
b) Bundan önce de iki kez tazminat hesapları kanunla düzenlenmiş ve iki kez Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
Birincisi 2016 yılında, diğeri 2021 yılında Karayolları Trafik Kanunu’nun 90.maddesinde yapılan değişiklikle “tazminatların sigorta genel şartlarına göre hesaplanması” Kanun hükmü haline getirilmişse de,
her iki kanun değişikliği de Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir.
Sonuç: TBK 55.maddesine eklenen akılalmaz fıkra Resmi Gazete’de yayınlanır yayınlanmaz derhal Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılmalı ve büyük haksızlıklara ve hak kayıplarına neden olunacağı
belirtilerek ivedi iptali istenmelidir.
(Yukardaki açıklamalarımız iptal davası açacak olan milletvekillerine "iptal gerekçesi" olarak kullanılmak üzere gönderilecektir.)
Dikkat:
Yakında yürürlüğe girecek yasa hükmü ile haksız fiillerde faiz “karar” tarihinden işletilecek ve Anayasa Mahkemesi iptal kararıverinceye kadar pek çok kişi
hak kaybına uğratılacaktır.
Çünkü:
1) 12.Yargı Paketi ile 6098 sayılı TBK’nun 55.maddesine
bir fıkra eklenerek, işleyecek dönem tazminat tutarı için
(yani tazminatın asıl büyük kısmı için) faizin “karar” tarihinden işletileceği hükmü konulmuştur.
2) TBK 55. maddesine eklenen bu fıkra, önce
TBK. madde 117'deki “haksız fiilde fiilin işlendiği
tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur” hükmüne aykırıdır ve 55.maddeye eklenen bu fıkra geçerliyse
iki madde birbiriyle çelişmiş olacaktır.
3) Ayrıca, faizin karar tarihinden başlatılması, “Zarar veren daima temerrüt halindedir ve faizin başlangıcı zararın doğduğu tarihtir.”(Fur semper n moro) zevrensel hukuk kuralına aykırıdır.
4) Yapılan düzenlemenin gerekçesi, olay tarihinden hesap tarihine kadar geçen sürede artan ücret ve kazançlar üzerinden tazminat hesaplandığı ve
bunun faizin yerini tuttuğudur.
Bu gerekçe yanlıştır. Çünkü:
a)TBK 117.maddesine ve evrensel hukuk kuralına göre, zararı derhal ödemekle yükümlü olan borçlu, olay tarihinde temerrüde düştüğü için, borcunu ödeyeceği tarihe kadar zamanında ödemediği paranın “nema”sından yararlanmakta, böylece “malvarlığında haksız çoğalma” olmakta; buna karşılık alacağını zamanında alamayan alacaklının “malvarlığında
azalma” olmaktadır. (Bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararları vardır.)
b) Nema, kanuni faiz değildir: parayı elinde bulunduranın “yatırım” aracıdır; iyi değerlendirirse, faizin çok üzerinde kazanç elde etmiş olacaktır ve zamanında parasını alamayan alacaklı bu kazançtanyoksun kalmış olacaktır.
c) Öte yandan ülkemizde 1980 yılından beri paranın alım gücü hızla ve sürekli düşmektedir. Özellikle son otuz yılda yüksek enflasyon nedeniyle zamanında ödenmeyen alacak aşınmakta ve “değer” kaybetmektedir. Bu yüzden rakamsal olarak artmış gibi görünen, aslında artmayıp alım gücü düşen ücret ve kazançlar üzerinden yapılantazminat hesabında, borçlu zararına bir durum söz konusu değildir,
d) Burada da kaybeden alacaklıdır. Çünkü, yüksek enflasyon, paranın alım gücündeki aşırı düşüş nedeniyle alacak aşınmakta ve değer kaybetmektedir.
5) Alacağın değer kaybı konusunda, son on yıldan beri Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararlar vermiş bulunmaktadır. Bu kararlarda “zamanında ödenmeyen alacağın, enflasyon koşullarında paranın alım gücü oranında değer kaybına uğradığı şu gerekçelerle
kabul olunmuştur:
a) Alacaklının alacağını geç tahsil etmesi halinde, enflasyon karşısında meydana gelen “değer kaybının” giderilmemesi, “alacağına gerçek değeriyle” ulaşmasını engellemekte; borçlunun ise borcunu gerçek değerinin altında ödemesine yol açmaktadır. Bu durm, taraflar arasındaki adil dengeyi alacaklı aleyhine bozmakta ve alacaklıya ölçüsüz bir külfet yüklemektedir. Adil dengenin kurulabilmesi için borçlunun borcunu gerçek değeri üzerinden ödemesi gerekir.
b) Yüksek enflasyonist ortamlarında parayı elinde bulundurmanın ve çeşitli yollarla değerlendirmenin “getirisi” para borcunun ödenmesi sırasında ödenecek “kanuni faiz oranının” çok üzerinde olacağından borçlu borcunu süresinde ödemekten kaçınabilecektir. Para borcunun belirtilen sebeplerle geç ödenmesi alacaklının yoksun kaldığı paranın ödendiği tarihe kadar geçen sürede enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kayıp yaşamasına neden olacaktır,
c) Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, altının olağanüstü değerlenmesi, paranın satın alma gücünde azalma etkisiyle, zamanında ödenmeyen alacağın değer kaybetmesi, “borçlunun malvarlığında çoğalma” ve “alacaklının malvarlığında azalma” sonucunu doğurmakta; borçlunun malvarlığındaki haksız çoğalmayı alacaklıya vermesi gerekmektedir" denilmiştir.
6) Görüldüğü gibi, TBK’nun 55.maddesine 12.Yargı paketi ile eklenen haksız fiillerde faizin “karar tarihinden” işletileceğine ilişkin düzenleme,
a) TBK’nun 117.maddesindeki “haksız fiilde fiilin işlendiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur” hükmüne;
b) “Zarar veren daima temerrüt halindedir ve faizin başlangıcı zararın doğduğu tarihtir.”(Fur semper n moro) evrensel hukuk kuralına, hak ve adalet ilkelerin aykırıdır.
c) Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi, geç ödeme nedeniyle, “borçlunun malvarlığında çoğalma” ve “alacaklının malvarlığında azalma” olmakta; borçlunun malvarlığındaki haksız çoğalmayı alacaklıya vermesi gerekmektedir.
d) Gene Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi, yüksek enflasyon koşullarında paranın alım gücündeki düşüş nedeniyle, zamanında ödenmeyen alacaktaki değer kaybının borçlu tarafından ödenmesi gerekmektedir.
7) TBK 55.maddesine eklenen fıkradaki bir başka yanlış da, uzun uzun tazminat hesaplarının nasıl yapılacağının anlatılmasıdır. Bu, şunun için yanlıştır:
a) Tazminat hesapları kanunla düzenlenmez; bu, teknik bir konudur;zamanla formüller, kurallar ekonomik göstergelere göre değişebilir.
b) Bundan önce de iki kez tazminat hesapları kanunla düzenlenmiş ve iki kez Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
Birincisi 2016 yılında, diğeri 2021 yılında Karayolları Trafik Kanunu’nun 90.maddesinde yapılan değişiklikle “tazminatların sigorta genel şartlarına göre hesaplanması” Kanun hükmü haline getirilmişse de,
her iki kanun değişikliği de Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir.
Sonuç: TBK 55.maddesine eklenen akılalmaz fıkra Resmi Gazete’de yayınlanır yayınlanmaz derhal Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılmalı ve büyük haksızlıklara ve hak kayıplarına neden olunacağı
belirtilerek ivedi iptali istenmelidir.
(Yukardaki açıklamalarımız iptal davası açacak olan milletvekillerine "iptal gerekçesi" olarak kullanılmak üzere gönderilecektir.)
Arkadan video çekip yayınlatanlar,bilirsiniz ama,hatırlatalım👇🏼
Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uyulanmadığı, hukukun devre dışı kaldığı koşularda da,yaptığınız
hukuka aykırıdır.
Ceza Muhakemesi Kanununda lekeleme yürüyüşü yaptırmak yasaktır,Türk Ceza Kanununa göre suçtur.
Birliğimizin ve Barolarımızın ısrarlı talepleri doğrultusunda;
•2021 yılından itibaren yeni hukuk fakültesi açılmadı.
•Hukuk fakültelerinde ikinci öğretimler kapatıldı.
•Adalet meslek yüksekokullarından hukuk fakültelerine dikey geçişe son verildi.
•HMGS etkin şekilde uygulanmaya başlandı.
•Bu sene ilk defa hukuk fakülteleri için 125 bin olan başarı puanı sıralaması 100 bine yükseltildi.
•Bir önceki sene devlet üniversitelerinde yapılan yaklaşık %30 kontenjan daraltılmasına, bu sene vakıf üniversiteleri kontenjanlarında %28 oranında daraltmaya gidilmesi eklendi.
Bu şekilde uzun yıllardır devam eden orantısız artışın önüne geçilmesi bakımından önemli gelişmelerin hayata geçtiğini ifade edebiliriz.
Bu aşamadan sonraki talebimiz, başarı puanı sıralamasının kademeli olarak 75 bine ve 50 bine yükseltilmesi ve hukuk fakültelerine akreditasyon zorunluluğu getirilmesi. İhtiyaca göre kontenjan belirlenmesi ile bu unsurların birlikte hayata geçmesi nitelik ve nicelik sorununa tam anlamıyla çözüm getirecektir.
Almanca ögrenmeden buraya gelen herkes günün sonunda adaptasyon sorunu yasiyor ve Almanya´yi kötülemeye basliyor. Evet suan ekonomik bir gerileme oldugu malum ancak bu böyle cok fazla devam etmez.
Almanya'ya gelip burada yaşam kurmak isteyen herkesin öncelikle Almanya'nın kendisi için doğru ülke olup olmadığı noktasında net bir karara varması lazım ve eğer kişi bu yola çıkacaksa bence ilk olarak Almancayı en azından belli bir seviyede öğrenmesi elzemdir.