Etrafımızda meydana gelen kaza, hastalık, ölüm vs gördüğümüzde
"Neden ben uğramadım bu musibete" demek hiç aklımıza gelmez ama karşılaştığımız en küçük zorlukta bile
"NEDEN BEN?" diye isyan ederiz.
Ne nankördür insanoğlu.
1. Korkuluk Safsatası ile Konuyu Saptırma
Metindeki en büyük manipülasyon, itirazın neye yapıldığını bilinçli olarak çarpıtmaktır.
• Yapılan Manipülasyon: İnsanlar "Hz. Âişe rol model değildir" veya "Hz. Âişe alim değildir" demedi. İtiraz; Hz. Âişe Validemizi seküler dille "ofansif" diye tanımlamaya, "Forza Hz. Âişe" gibi tribün jargonuyla basitleştirmeye ve onun haya, tesettür, evde oturma emri (Ahzâb 33) ile Cemel pişamlığını gizleyip onu modern feminist/kavgacı bir kadın prototipi gibi sunmayaydı.
ACM, kimsenin söylemediği "Kızlar Hz. Âişe'yi rol model almasın" şeklinde sahte bir düşman ve itiraz kurgulamış; ardından bu sahte düşmana hücum ederek zafer ilan etmiştir.
2. Dini Monopolize Etme ve Manevî Şantaj
Şahsi üslubuna veya hatasına getirilen eleştiriyi doğrudan "dinin kendisine yapılmış bir saldırı" gibi gösterme manipülasyonudur.
• Yapılan Manipülasyon: "Eğer şu sözden karnın ağrıdıysa sen din algının ne kadar bozuk olduğunu anlayacaksın" ve "Bu söze itiraz edenin de sünnetten nasibi yoktur" ifadeleri net birer manevi şantajdır.
ACM kendisini ve şahsi kavram tercihlerini (ofansif, forza vb.) adeta Sünnet'in ve Şeriat'ın kendisi yerine koymaktadır. "Benim üslubumu beğenmiyorsan senin din algın bozuktur, Sünnet'ten nasipsizsin" demek, Ehl-i Sünnet usûlüne tamamen aykırı bir benmerkezcilik ve fikri zorbalıktır.
3. Ad Hominem, Yaftalama ve Hakaret ile İlmi Eleştiriyi Bastırma
İlmi bir eleştiriye ilmi delille cevap veremeyenlerin sığındığı en klasik yöntem, muhatabın şahsını itibarsızlaştırmaktır.
• Yapılan Manipülasyon: Eleştiren Müslümanlara "Sünni geçinenler", "Rafizi köpekleri", "Hadsiz herifler", "Kadınsılaşmış haliniz" gibi ağır hakaretler ve yaftalar savrulmaktadır.
Bu hakaret ambalajı, takipçi kitlesinde linç psikolojisi oluşturarak muhalif sesleri bastırma metodudur. Meseleyi ilmi bir zeminde (Hz. Âişe'nin içtihat usûlü, haya ve mahremiyet ölçüleri) tartışmak yerine, eleştirenleri "Sünnilik dışı" ilan ederek konuyu kapatmaya çalışmaktadır.
4. Hakikati Kalkan Yaparak Kendi Hatasını Örtme
Metnin ortasında zikredilen "Hz. Âişe en fakih 10 kişiden biridir, fetva merciidir" tespiti mutlak bir hakikattir ve Ehl-i Sünnet'in baş tacıdır.
• Yapılan Manipülasyon: Doğru bir fıkhi hakikati metnin ortasına koyup, "Bakın ben Hz. Âişe'nin büyüklüğünü anlatıyorum, siz buna mı karşı çıkıyorsunuz?" algısı yaratmaktadır.
ACM reddetmesi imkânsız olan doğru bir bilgiyi (Hz. Âişe'nin ilmini), kendi yaptığı seküler kavramsallaştırma hatasını (ofansif/tribün dili) gizlemek için kalkan yapmaktadır.
5. Psikolojik Yansıtma ve Üste Çıkma
Kendi yaptığı hatayı muhataba yükleme kurnazlığıdır.
• Yapılan Manipülasyon: "Din sizin saç başa yapacağınız kız kavganızın mezesi değil" diyerek eleştirenleri dini meze yapmakla suçlamaktadır.
Dini şahsiyetleri futbol ve tribün diliyle ("Forza") ve seküler kavramlarla ("ofansif") popüler kültüre meze eden kendisiyken; bunu hatırlatan Ehl-i Sünnet hassasiyetine sahip insanları "dini meze yapmakla" suçlayarak psikolojik bir yansıtma yapmaktadır.
Bu metin, Ehl-i Sünnet hassasiyetine sahip insanların haklı itirazları karşısında sıkışan bir zihniyetin, ilmi derinlik sunmak yerine bağırıp çağırarak, hakaret ederek ve konuyu çarpıtarak mevzi kaybetmeme çabasıdır.
Altay Cem Meriç’in bu ifadeleri, ilk bakışta "sahabeyi gençlere sevdirme ve rol model sunma" gayreti gibi ambalajlansa da, arka planında Ehl-i Sünnet’in edep, usûl ve tazim anlayışını tahrip eden son derece sinsi bir kavramsal tahrifat ve sekülerleştirme barındırmaktadır.
1. "Ofansif Karakter" İfadesiyle Yapılan Kavramsal Tahrifat
Müminlerin Annesi Hz. Âişe (r.anha) Validemizi tanımlarken seküler spor, siyaset ve çatışma kültüründen devşirilen "ofansif" (saldırgan/atak) kelimesinin seçilmesi tesadüf değildir.
• Manipülasyon: Hz. Âişe (r.anha); İslam fıkhının temelini atan müçtehide bir fakihe, en çok hadis rivayet eden (müksirûn) ilim, takva, haya ve edep abidesidir. Onun ilmi dirayetini ve hakkı haykırma şecaatini "ofansif" gibi kavgacı/agresif bir jargonla sunmak, Nebevî terbiyeyi ve sahabe edebini zedeler.
• Tehlike: Hz. Âişe Validemizi, modern seküler dünyadaki "atılgan, kavgacı, sınır tanımayan feminist/seküler kadın" tipolojisine benzeterek o kitleye İslami bir meşruiyet kılıfı biçmektir.
2. Kutsalı Popüler Kültüre İndirgeme ve Hafifletme ("Forza Hz. Âişe")
"Ben bir bayan olsaydım Forza Hazreti Ayşe diye şey kurardım" ifadesi, mukaddes şahsiyetleri tribün ve taraftar sloganlarına hapsetme sığlığıdır.
• Manipülasyon: İslam geleneğinde Sahabe-i Kirâm ve bilhassa Ezvâc-ı Tâhirât (Peygamber Eşleri) hürmet, tazim ve edep dairesinde anılır. Dini değerleri gençlere şirin gösterme bahanesiyle futbol tribünü jargonuna ("Forza...") indirgemek, zihindeki saygı ve tazim duygusunu aşındırır.
• Tehlike: Sahabeye duyulması gereken Nebevî hürmeti, popüler kültürün yüzeysel bir tüketim nesnesine dönüştürmektir.
3. Sahabe ile Ünsiyeti "Sinematik Algıya" İndirgeme Safsatası
İnsanların Hz. Hamza veya Hz. Halid b. Velid (r.anhümâ) ile bağ kurmasını sadece Çağrı filmindeki "sinematik karaktere" bağlamak, ümmetin 1400 yıllık hafızasını yok saymaktır.
• Manipülasyon: Ümmet-i Muhammed’in sahabe efendilerimizle kurduğu manevi bağ, kurgusal bir film karakteri beğenisi değil; iman, cihad, sadakat ve sünnete ittiba bağıdır.
• Tehlike: Sahabe ile bağı, modern bireyin sinemada veya sosyal medyada gördüğü "cool/havalı karakterlerle" kurduğu seküler özdeşleşme seviyesine çekmektir.
4. Hz. Âişe (r.anha) Validemizin Diğer Rivayetlerini Bilerek Sansürleme
Bu konuşmayı yapanların Hz. Âişe (r.anha) profilinden tek çıkardıkları şey, onu kamusal alanda "atak ve ofansif" bir figür gibi sunmaktır. Oysa sahih kaynaklarımızda tescillenen şu hakikatler tamamen gizlenmektedir:
• Ahzâb 33 Ağlaması: Hz. Âişe Validemiz, "Evlerinizde oturun; eski cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayın..." (Ahzâb, 33) ayetini her okuduğunda başörtüsü sırılsıklam oluncaya kadar ağlar ve "Keşke ben unutulup gitmiş bir şey olsaydım! Keşke şu evimden hiç çıkmasaydım!" derdi.
• Cemel Pişmanlığı ve Vasiyeti: Cemel Vak'ası bir devlet başkanlığı veya komutanlık iddiası değil, katillerin kısas edilmesi için yapılmış bir içtihat hatasıydı. Hz. Âişe bu olaydan dolayı ömrü boyunca nedamet duymuş; vefat ederken Resûlullah (s.a.v.)'in hücresine gömülme imkânı varken "Cemel hadisesine karıştım, mahcubum" diyerek Baki Mezarlığı'na gömülmeyi vasiyet etmiştir.
• "Kadınlar Bozuldu" İçtihadı: Efendimiz (s.a.v.)'in vefatından sonra toplumdaki ufak bozulmaları görünce "Resûlullah bugün kadınların durumunu görseydi, İsrailoğullarının kadınları engellendiği gibi onları mescitten engellerdi" diyerek fıkhî ihtiyat (Sedd-i Zerî'a) kuralını koyan bizzat kendisidir.
Bu kişilerin yaptığı şey; Hz. Âişe (r.anha) Validemizin haya, edep, ibadet, mahremiyet ve Ahzâb 33 emri karşısındaki hassasiyetini cımbızlayıp atarak; sadece kendi seküler zihinlerindeki "sokakta olan, atılgan, kavgacı ve özgür kadın" imajına uyan sahte bir "ofansif rol model" profili uydurmaktır.
📌 Ayşe Böhürler:
Bugün KADEM Ankara’da “Suriye’de Kadın”ı konuşurken aslında Suriye’nin geleceğini konuştuk.
Baas rejimi döneminden bugüne kadınların yaşadığı değişimi, yeni dönemde karşılaştıkları sorunları ve Suriye yeniden şekillenirken kadınların söz ve karar sahibi olmasının önemini ele aldık.
📌 Ayşe Böhürler:
Bugün KADEM Ankara’da “Suriye’de Kadın”ı konuşurken aslında Suriye’nin geleceğini konuştuk.
Baas rejimi döneminden bugüne kadınların yaşadığı değişimi, yeni dönemde karşılaştıkları sorunları ve Suriye yeniden şekillenirken kadınların söz ve karar sahibi olmasının önemini ele aldık.
Bu ülkede insanların kendilerini güvende hissetmeleri gerçekten isteniyorsa, siyasi sorumluluğun da bir karşılığı olmalı.
Bugün ölü bulunan Ali Emre Ballı, Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın da yönetiminde yer aldığı Adil Varlık Yönetim’in yönetim kurulu başkanıydı. Fon soruşturmasının geldiği bu noktada Hayati Yazıcı’nın AK Parti Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrılması, soruşturmalara duyulan güveni korumak için artık gerekli. Böyle bir adım, iktidarın kendi çevresine de aynı ölçüyü uyguladığını gösterir ve elini güçlendirir.
Aynı ölçü muhalefet için de geçerli. Kızı ve damadı, haklarındaki yakalama kararına rağmen hâlâ yurt dışında bulunan Bülent Tezcan’ın da görevlerinden ayrılması gerekiyor. Siyasi sorumluluk üstlenmek suç kabulü değildir.
2016’da Tezcan’ı bacağından vuran Alparslan Sargın da 2 Ekim’de evinde ölü bulundu. Bu olaylar arasında bağlantı ortaya konmuş değil. Ancak bu ölümler bütün yönleriyle aydınlatılmalı; insanların aklında “Birilerine gözdağı mı veriliyor?” kuşkusu bırakılmamalı.
Vatandaşın kendini güvende hissetmesi için hem adaletin işlediğini hem de hiçbir siyasi makamın hesap vermeye engel olmadığını görmesi gerekir.
Bir tarafta fon yolsuzluğu iddiaları var.
Şüpheliler tespit ediliyor, kaçakların peşine düşülüyor, yatırımcıların parasının geri alınması için adımlar atılıyor.
Hızlı hareket ediliyor ve süreç mümkün olduğunca açık yürütülüyor.
Aslında Türkiye’nin hasret kaldığı bir süreç bu.
Bir tarafta da çok ciddi yolsuzluk suçlamalarıyla yürütülen belediye operasyonları var.
Muhalefet liderleri ise yolsuzluk iddialarının içeriğini konuşmak yerine mağduriyet anlatıp pijama, bornoz, gözaltı saati konuşuyor.
Onlar için yolsuzlukla mücadele, soruşturulan kişinin siyasi kimliğine göre değişiyor.
Hatta keşke yalnızca siyasi kimliğine göre değişse.
Anlaşılan asıl ölçü, yolsuzlukla mücadelenin işlerine gelip gelmemesi.
Yolsuzluk iddiasını duyunca kafasını öbür tarafa çevirenler, bari yolsuzlukla mücadele konusunda ahkâm kesmesinler.
Türkiye’ye yapacakları en büyük iyilik belki de budur.
@AltayCemMeric Ayşe annemizi; feminizmin tavan yaptığı konjonktürde "ofansif" yönünü ön plana çıkararak rol model önerirsen iyi niyetli müslümanlar da karın ağrısı hisseder.
Fıkıh, hayatı çıkmaza sokmak veya yaşanmaz kılmak için değil; bilakis İslam’ı hayata tatbik etmek ve hayatın tam da merkezine yerleştirmek için vardır.
Fıkıh, modern yaşamın her dayatmasına bir kılıf bulma veya bitmek bilmeyen dünyevi heveslerimize "caiz" mührü vurma sanatı değildir. Asıl gayesi, İslam'ı mevcut hayata uydurmak değil; hayatı İslamlaştırmak, yaşantımızı ilahi rızaya muvafık kılmaktır.
"kolaylaştırmak" adına aslı olmayan hükümler icat etmek veya kenarda köşede kalmış bir iki istisnai (şâz) görüşe tutunup dini esnetmek, fıkhın vakarını zedeler. Gerçek kolaylık, sınırları esnetmekte değil, fıtratla bütünleşmektedir.
Hülâsa; fıkıh, bizi dünyevi karmaşadan kurtarıp, tıpkı Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in yaşadığı o kutlu, duru ve istikamet üzere olan hayata ulaştırmak; bizi O'nun ahlakıyla ve onun yaşadığı gibi yaşatmak için vardır.
“Dindar anayasa değil, adil anayasa” diyorsunuz. Peki, kimin adaleti, hangi ölçüye göre adalet? Yeryüzünde bütün insanların adil kabul ettiği bir anayasa var mı? Böyle bir mutabakat mümkün mü?
Dindarlıkta herkesin anlaşamamasını gerekçe gösteriyorsunuz; adalet konusunda herkes anlaşıyor mu?
Allah’ın adaleti sizi tatmin etmiyor mu? İslami bir düzenin adil olamayacağını mı iddia ediyorsunuz? İslam ile adaleti neden karşı karşıya koyuyorsunuz?
@HulyaTerzioglu1
Düşen doğum oranları, artan boşanma oranları ve sağlıksız evlilikler düşündüğümüzden kısa sürede büyük bir krize sebebiyet verecek. Bunların sorumlusu da evlenmeyi, çocuk yapmayı kadın üzerinde ataerkinin bir baskısı olarak gören feminist zihniyettir. Bu zihniyetin en tehlikelisi ve sinsisi de İslam ile feminizmi bağdaştırmaya çalışan anlayıştır.
Fon krizi nedeniyle istifa etmek zorunda kalan Fatma Betül Sayan’ın yerine AK Parti Sosyal Politikalardan sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına Prof. Dr. Hülya Terzioğlu atanmış.
Hülya Terzioğlu bir konuşmasında: Hz.Yusuf’a çirkin ve hayasız bir teklifte bulunan Aziz’in karısının Allah yanında değerinden bir şey eksilmediğini söylemeye çalışmış.
Kafa bu, zihniyet bu!
Toplumu nasıl bozacakları konusunda uzmanlaşmışlar.
Halbuki zinanın apaçık bir hayasızlık ve cezalandırılması gereken bir suç olduğu, şiddetle kınandığı çok sayıda ayet ve hadis ile sabittir.
''Zinâya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkinliği apaçık bir hayâsızlık ve çok kötü bir yoldur.'' (İsra Suresi 32)
''Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.'' (Nur Suresi 2)
''Zinâ eden bir erkek, zinâ eden veya Allah’a ortak koşan kadından başkasıyla evlenmez. Zinâ eden bir kadınla da zinâ eden veya Allah’a ortak koşan bir erkekten başkası evlenmez. Zinâ edenlerle ve Allah’a ortak koşanlarla evlenmek mü’minlere haram kılınmıştır.'' (Nur 3)
Ayrıca Hz. Yusuf, Aziz’in karısının teklifini kabul etmemesi halinde zindana atılacağını söylemesi üzerine "Rabbim! Zindan benim için, bunların istediklerini yapmaktan daha sevimlidir.'' (Yusuf 33) ifadesi, Hz. Yusuf’un zina etmek yerine zindanı tercih etmesi, zinanın ne denli yasaklanmış, uzak durulması gereken bir hayasızlık olduğunu göstermektedir.
Allah’ın Kur’an’da bu kıssaya yer vermesi, Hz. Yusuf’un gençliğine, güzelliğine ve nefsinin bütün çağrılarına rağmen imanına ve iradesine sarılarak zinadan uzak durmasının, iffetini korumasının ve Allah’ın rızasını nefsinin arzularına tercih etmesinin Allah katında ne kadar büyük bir değer taşıdığını ortaya koymak içindir.
Doğrusu Allah’ın hayasızlık ve suç olarak nitelediği zinayı suç olmaktan çıkaran AK Parti iktidarına da böylesi bir Genel Başkan Yardımcısı yakışırdı.
Alemlerin Rabbi bizim için din olarak seçip beğendiği, bizim de kendimize din olarak seçip beğendiğimiz İslam’ı, eksiksiz uygulayacak bir devlet ve liderlik için mücadele etmeyi, bu uğurda yaşamayı nasip etsin.
* Başkan Erdoğan’ın memlekete çok büyük hizmetleri olmuştur!
* ülkemize çağ atlatmıştır
* Ancak kadın politikalarını doğru bulmuyorum!
* kadınların istihdam oranını artırması evi geçindirmekle yükümlü erkekleri perişan etmiş, ahlakî erozyonu tetiklemiştir!
Maalesef!
😔
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, borsa ve fon skandalına ilişkin ellerindeki bilgi ve belgelerin, yaşanan usulsüzlüklerden rahatsız olan “dürüst ve namuslu” devlet memurlarından geldiğini söylüyor.
Oysa fonlarda yapılanlar kadar devletin elindeki gizli bilgi ve belgelerin dışarı sızdırılması da usulsüzlüktür.
Üstelik bu memurlar gerçekten iyi niyetle vatandaşı korumak istiyorlarsa, başvurabilecekleri Cumhurbaşkanlığı, ilgili bakanlıklar, savcılık, denetim kurumları ve basın gibi pek çok kanal var.
Peki bütün bunların arasından neden YENİ Parti seçildi?
Başka makamlara başvurup sonuç alamadıkları için mi YENİ Parti’ye gittiler, yoksa belgeler doğrudan YENİ Parti’ye mi taşındı?
Bir soru daha:
Aile Bakanını bu fonlara yönlendirenlerle, bilgileri YENİ Parti’ye ulaştıranların aynı çevreler olup olmadığı da araştırılmalıdır.
Çünkü böyle bir bağlantı varsa, mesele yalnızca bir fon skandalı değildir, hükümete karşı yapılan planlı bir operasyondur.
Her hatasına bir bahane üreten insan farkında olmadan kendisini zehirler. Sonunda sorumluluk alamayan, sürekli başkalarını suçlayan şahsiyetsiz biri haline gelir.
Bahanelere son versek, etrafımızda gördüğümüz bir yanlışa "acaba bu yanlışta benim de payım var mı" diye baksak...
Kıymetli kardeşlerim!
Gerçekten bu ay içinde çok fazla "Şu falanca konulara neden girmiyorsunuz?" şeklinde mesaj aldım. Ve başka hocalarımıza da sık sık bunun söylendiğini görüyorum. Bazen edep sınırlarının aşıldığına da şahid oluyorum.
- Herkesin orta ve uzun vadeli ilmî projeleri aynı alanlarda olmayabilir. Her hocamızı aynı alanlarla uğraşmaya çağırmak verimli olmayacaktır ki olmuyor. Devamlı olarak gündemdeki her konuyla ilgilenmek maalesef çok sayıda gerçek ve kalıcı ilmî projenin gecikmesine neden oluyor.
- Ayrıca herkesin her sosyal medya paylaşımını anlık olarak takip ettiğini zannetmek doğru değil. Bunu izah etmek bile yersiz olur.
- Yine hayatı sosyal medyadan ibaret sanmak ve buraya açıkça yazılıp da ilan edilmeyen hiçbir şeyin gerçek hayatta muhatabına söylenmediğini, görüşmelerin yapılmadığını varsaymak da büyük bir hatadır.
Şahsi olarak
- Müslümanların birliğini ve aslî meseleleri öne alma düşüncesiyle birçok tartışmayı ve yorumu dikkate almıyorum. Mümkünse ve gerekliyse ilgili kişilerle özelden iletişime geçmeyi ve meseleyi böylece konuşmayı daha uygun buluyorum.
- Nihâî olarak neticede aynı düşünmediğimiz birçok değerli müslüman dostumla ve özellikle de ilim ehliyle bile devamlı görüşüyorum, çeşitli çalışmalar hakkında devamlı istişare ediyorum.
- Farklı yöntemlerle çalışan çeşitli STK, Vakıf, camia ve topluluklarla ortak paydada "Lâ İlâhe İllallâh, Muhammedun Rasûlullâh" çatısı altında buluşmanın önemini her zaman vurguluyorum. Burada da temel olarak "usûlü" önemsiyorum.
- Birlik olmak için herkesin tıpatıp aynı düşünmesini, aynı giyinmesini, aynı olmasını şart koşan kişi hayal dünyasında yaşamış olur.
- Sosyal medyada üslupsuz yorumlarla yönlendirme çabaları gözüme çarparsa dikkate almıyorum, cevap vermiyorum.
- Elbette boşluk hissettiğimiz alanlarda birbirimizi çalışmaya teşvik etmeliyiz ancak bunun da usûlünce olması gerek, şüphesiz.
Genç kardeşlerime de sistemli ve nizamlı bir programla usûlüne uygun ilim tahsil etmelerini, herkesin doğrusunu alıp yanlışını bırakmalarını, hata yapan birini gördüklerinde yolu-yöntemi-usûlü-niyeti doğru zannedildiği müddetçe özelden uyarmayı tercih etmelerini tasviye ediyorum. (Zarûret ve istisnalar her zaman olacaktır.)
Mevlâ Teâlâ hiçbirimizi kendi yolundan ayırmasın.