📌“Fondan çıkmak istiyorum” dediniz. Banka sizi bekletti, zarar büyüdü. Sonra da “Yazılı talimatınız yoktu” diyerek sorumluluktan kurtulabilir mi?
Bir yatırımcı, bankayla yaptığı portföy yönetimi sözleşmesi kapsamında parasını döviz fonunda değerlendirdi. Daha sonra fondan çıkıp parasını dolar mevduat hesabına geçirmek istedi.
Telefon görüşmelerinde bu isteğini iletti. Ancak banka çalışanı, fonun geleceğine ilişkin beklentilerden söz ederek çıkışı ertelemeye çalıştı. Müşteri kesin olarak çıkmak istediğini bildirdiğinde de yazılı talimat için göndereceğini söylediği e-postayı geciktirdi.
Yatırımcı, bu süreçte oluşan zarar nedeniyle bankaya dava açtı.
İlk derece mahkemesi davayı reddetti: Kesin tarih ve tutar içeren yazılı talimat bulunmadığından bankanın hatalı işlemi olmadığına karar verdi.
İstinaf ise telefon görüşmelerini ve çıkış sürecini birlikte değerlendirdi. Bankanın gecikmesini kusurlu buldu. Ancak müşterinin de gecikmeye rağmen ihtar göndermemesini ve bankaya bizzat başvurmamasını dikkate aldı.
Karardaki belirleyici tespit:
“davacı ve davalı bankanın dosyaya sunulan bilirkişi raporlarının aksine eşit oranda kusurları bulunduğu”
Böylece taraflar zarardan %50’şer kusurlu kabul edildi. Bu dosyada istenen tutar 25.000 TL olduğu için talep sınırında davanın kabulüne karar verildi. Yargıtay da kararı onadı.
Bu dosyada bankanın çıkış sürecini geciktiren davranışları değerlendirildi. SPK kararıyla işlemleri durdurulan bir fondaki bekleme için aynı sonuca doğrudan varılamaz.
⚖️Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
28.05.2025 — E. 2024/5013, K. 2025/3807
📌 Kiracı tahliye davasını kaybetti. Ev sahibi, “Dava boyunca başka eve daha fazla kira ödedim” diyerek bu farkı da kiracıdan isteyebilir mi?
Bir kişi, konut ihtiyacı için içinde kiracı bulunan bir ev satın aldı.
Tahliye taahhüdüne dayanarak başlattığı icra takibine kiracı itiraz etti. Ayrıca ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açıldı.
Tahliye davası kabul edildi. Kiracı istinafa başvurdu; bu başvuru da reddedildikten sonra ev boşaltıldı.
Ev sahibi bu kez ayrı bir tazminat davası açtı.
Kiracının süreci uzattığını, bu sırada başka bir eve daha yüksek kira ödemek ve taşınma giderlerine katlanmak zorunda kaldığını ileri sürdü. Evde hasarlar bulunduğunu da belirterek şimdilik 100.000 TL istedi.
İlk derece mahkemesi davayı reddetti.
Kiracının yasal haklarını kullanması, geç tahliye nedeniyle tazminat istenmesi için yeterli görülmedi. Hasarlar bakımından da ev teslim alınırken gerekli yazılı bildirimin hemen yapılmadığı belirlendi.
İstinaf başvurusu da esastan reddedildi.
Yargıtay kararı onadı.
Karardaki önemli ifade:
“kiracının yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla anayasal bir hak olarak yasal savunma ve yargılama yollarını kullanması hukuka aykırı sayılmayacağı”
Bu nedenle somut dosyada, yargı yollarının kullanılması gerekçesiyle kira bedeli dışında istenen tazminat kabul edilmedi.
⚖️ Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
21.05.2026 — E. 2025/6254, K. 2026/3320
📌 WhatsApp durumunuzu birden fazla kişinin görmesi, paylaşımın hukuken “aleni” sayılması için yeterli mi?
Bir kişi, WhatsApp durumunda yaptığı paylaşım nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yargılandı.
İlk derece mahkemesi mahkûmiyet kararı verdi. Suçun alenen işlendiğini kabul ederek cezaya aleniyet artırımı da uyguladı.
Sanık kararı istinafa taşıdı. İstinaf başvuruyu esastan reddetti.
Dosya Yargıtay’a geldiğinde, paylaşımın kimler tarafından görülebildiği önem kazandı.
Yargıtay’a göre aleniyet için yalnızca başkalarının paylaşımı görmesi yeterli değildi. Hakaretin, belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülebilme, duyulabilme veya algılanabilme olasılığı bulunmalıydı.
Bu dosyadaki WhatsApp durumunu ise yalnızca telefon rehberinde ekli kişiler görebiliyordu.
Kararda bu nedenle:
“aleniyet öğesinin somut olayda oluşmadığı” belirtildi.
Yargıtay, aleniyet artırımı uygulanarak fazla ceza verildiği gerekçesiyle kararı bozdu.
Buradaki bozma, paylaşımın suç oluşturmadığı gerekçesine dayanmıyor. Sanığın diğer temyiz itirazları kabul edilmedi; hukuka aykırılık, cezanın aleniyet nedeniyle artırılmasında bulundu.
⚖️ Yargıtay 4. Ceza Dairesi
15.06.2026 — E. 2024/6993, K. 2026/11206
@kirmizikara Tongya ve Mendes’i erken oyundan çıkartıp Koita ve Martor’u alsak hücuma gelecek dinamizm ile galibiyet çıkarabilirdik. Zafer Göktuğ hamlesi ise tamamen bir fiyasko. Sağlık olsun yazık olan bir maç oldu.
📌 Birinin yüzü görünmeyen fotoğrafını izinsiz paylaşmak suç oluşturabilir mi?
Bir kişi, komşusu evinin bahçesinde çalışırken cep telefonuyla fotoğraflarını çekti. Görüntüleri Instagram hesabında, belirli bir süre sonra silinecek şekilde paylaştı.
Komşunun yüzü görünmüyordu. Ancak paylaşımı gören eşi, fotoğraftaki kişinin kim olduğunu anlayarak durumu kendisine bildirdi. Bunun üzerine şikâyette bulunuldu.
İlk derece mahkemesi, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyet kararı verdi.
İstinaf ise fotoğraflardaki kişinin teşhis edilemediği gerekçesiyle mahkûmiyeti kaldırıp beraate hükmetti.
Dosya Yargıtay’a taşındı.
Yargıtay’a göre yalnızca yüzün görünüp görünmediğine bakılması yeterli değildi. Fotoğrafların çekildiği yer, olayın gelişimi, kişinin saçları, sırtı ve kıyafetleri birlikte değerlendirildiğinde görüntüdeki kişinin kim olduğu anlaşılabiliyordu.
Karardaki belirleyici ifade:
“ifşanın kabulü için görüntüyle özel hayatı ihlale uğrayan kişi ya da kişilerin anlaşılabilir olması yeterli”
Yargıtay ayrıca, kişinin kamuya açık bir alanda bulunmasının bile her görüntüsünün izinsiz kaydedilip paylaşılmasına rıza gösterdiği anlamına gelmeyeceğini açıkladı.
Beraat kararı bozuldu.
Bu karar, arka planda tesadüfen görünen her kişinin fotoğrafının paylaşılmasının aynı suçu oluşturacağı anlamına gelmiyor. Burada kişinin kendi bahçesinde, rızası dışında ve bedenine odaklanılarak görüntülenmesi; ardından bu görüntülerin paylaşılması değerlendirildi.
Yüzün görünmemesi, bu dosyada özel hayat ihlalini ortadan kaldırmadı.
⚖️ Yargıtay 12. Ceza Dairesi
21.04.2026 — E. 2024/978, K. 2026/4128
SEDDK'nın keyfi uygulamalarına karşı harekete geçen TBB'yi kutlarım. Açıklamada da belirtildiği gibi normlar hiyerarşisini hiçe sayan bu uygulama ile tarafını açıkça belli eden kuruma karşı bu tutumu destekliyorum.
Bununla birlikte yeni düzenlemeyle hayata geçirilen Sıralı Eksper Atama Sistemi de gördüğümüz kadarıyla 2.5 ay geçmesine rağmen sağlıklı bir şekilde uygulanamamakta ve mağduriyetlerin artmasına, sürecin sigorta şirketleri lehine uzamasına sebebiyet vermektedir. Tahkim başvurularının azalmasını "sektöre duyulan güven" olarak niteleyen SEDDK'nın yeni hamlelerini merakla bekliyorum.
TBB Tarafından Motorlu Araç Sigortaları Kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonuna Yapılacak Başvurular Hakkında Kurum Sirküleri'nin Yürütmesinin Durdurulması ve İptali İstemiyle Dava Açılmıştır
https://t.co/2L2AWpB6NC
@avonderozer Günden güne sayıları artıyor, yeni çıkanlar ile eskiler arasındaki fark da azalmış gözüküyor. Avukatlıkta olduğu gibi programlar arasındaki rekabet de arttıkça bu fiyatların çok sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum.
⚠️MSCI, şirketlerle bağlantılı fonlar üzerinden gerçekleşebilecek koordineli işlemlerin, fiili dolaşım verilerinin güvenilirliği ve piyasa bütünlüğü açısından endişe yarattığını açıkladı. Türkiye hisselerinde bazı endeks değişikliklerini de dondurdu.
Fon olaylarının dışarıya yansıyan en ağır sonucu bu: Türkiye piyasasının verilerine ve denetimine duyulan güvenin sorgulanması. Borsanın güne düşüşle başlaması da bu tartışmaların yaşandığı ortamın hassasiyetini gösteriyor.
Önceki açıklamada ilerleme için Kasım 2026 işaret edilmişti; yeni değerlendirme eşiği Haziran 2027. Yeterli ilerleme görülmezse Türkiye’nin piyasa statüsünün değiştirilmesine ilişkin istişare gündeme gelebilecek.
Bu ek zamanı somut sonuçlara çevirmek gerekiyor: Gerçek pay sahipleri ve kontrol ilişkileri açıklanmalı, fiili dolaşım verileri bağımsız doğrulanabilmeli, ihlali tespit edilen işlemlere karşı yaptırımlar tutarlı uygulanmalı.
Fon mağduriyetlerini giderirken, yeni mağduriyetleri önleyecek denetimin de çalıştığını göstermek zorundayız.
📌 Annesine yıllarca bakan çocuk, annesinden devraldığı taşınmazları kardeşi dava açınca geri vermek zorunda mı?
Bir anne, iki taşınmazını çocuklarından birine devretti. Diğer çocuğu ise satışın gerçek olmadığını, annesinin taşınmaz satmaya ihtiyacı bulunmadığını ve kendisinden miras kaçırıldığını ileri sürerek tapuların iptalini istedi.
Taşınmazları devralan çocuk, annesine yıllarca baktığını; devrin verdiği bakımın, hizmetin ve emeğin karşılığı olduğunu savundu.
İlk derece mahkemesi tapuların iptaline yönelik davayı kabul etti.
Mahkeme; gösterilen satış bedelinin düşük olmasını, annenin satış yapmaya ihtiyacının bulunmamasını ve satıştan sonra malvarlığında artış görülmemesini değerlendirdi.
Ancak istinaf kararı değiştirdi.
Dosyadaki tanıklar, annenin bakımının taşınmazları devralan çocuk ve ailesi tarafından karşılandığını anlatıyordu. Davacının tanığı olan eşi de bunu doğrulamıştı.
Üstelik anne, beş taşınmazından ikisini devretmiş; geride üç taşınmaz bırakmıştı. Çocuklarıyla arasında husumet bulunduğu da ortaya konulamamıştı.
İstinafın değerlendirmesindeki önemli nokta şuydu:
“bir malın devrindeki karşılığın (semenin) mutlaka para olmasının şart olmadığı, uzun süreli bir emek ve bakım da bedel olarak kabul edilebileceği”
İstinaf, ilk derece kararını kaldırarak davayı reddetti.
Yargıtay da mirastan mal kaçırma iddiasının ispatlanamadığını belirterek bu kararı onadı.
⚖️ Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
17.09.2026 — E. 2026/1287, K. 2026/6201
📌İşyerini sel bastı. Mahkeme “doğal afet” gerekçesiyle tazminatı reddetti. Danıştay bu gerekçeyi yeterli bulmadı.
Ankara’daki bir gözlük imalathanesinde makineler, ürünler ve hammaddeler su altında kaldı. Şirket, altyapı yetersizliğini ileri sürerek idarelerden tazminat istedi.
İdare Mahkemesi, yağışın afet boyutunda olduğunu belirterek talebi reddetti. İstinaf başvurusu da reddedildi.
Danıştay kararı bozdu: İdarenin hizmetlerindeki eksiklikler, afet sırasında zararın oluşmasına veya büyümesine etki edebilir. Her afet, idarenin sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Her idarenin hizmeti ayrı incelenmeli; meteoroloji uzmanının da katıldığı teknik değerlendirmeyle yağışın, altyapının ve zarar görenin davranışlarının etkisi belirlenmeli.
Karar, “Afet var” denilerek araştırmanın kapatılmasını engelliyor.
⚖️Danıştay 8. Daire, 09.02.2026, E.2024/4025, K.2026/634
İstanbul’daki selden etkilenen herkese geçmiş olsun.
Araç sahipleri açısından, hasarın nasıl adlandırıldığı ve hangi delillerle incelendiği tazminatın sonucunu değiştirebilir.
1 — “Motor arızası” denilerek dosya kapatılamaz.
Yargıtay’ın incelediği bir olayda sigorta şirketi, hasarın motorun soğutma sistemindeki arızadan ve sürücünün yola devam etmesinden kaynaklandığını savundu.
Ancak fotoğraflardaki su birikintisi, radyatör çevresindeki su seviyesi izleri ve teknik inceleme birlikte değerlendirildi. Motor hasarının yağış suyunun motora girmesinden kaynaklandığı kabul edildi.
238.000 TL hasar bedeline hükmedilen karar, Yargıtay tarafından onandı.
Buradaki önemli ayrım şu: Önceden mevcut bir mekanik arıza ile selin motorda meydana getirdiği hasar aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulamaz. Ret yazısındaki ifadeden önce, hasarın gerçek nedeni araştırılmalıdır.
Yargıtay 4. HD, 26.06.2024, E.2024/4448, K.2024/6570
2 — Kaskonun bulunması kadar, poliçenin içeriği de önemlidir.
Kendi aracınızın zorunlu trafik sigortası, aracınızdaki sel zararını karşılamaz. Kaskoda ise sel ve su baskını teminatının bulunup bulunmadığına, varsa muafiyetlere ve özel şartlara bakılır. Poliçede yalnızca “kasko” yazması üzerinden ödeme sonucu çıkarılamaz.
(Kasko Genel Şartları A.4.5 ve A.6)
3 — Kaskosu olmayanlar için de sorumluluk araştırması yapılabilir.
Yetersiz yağmur suyu tahliyesi, bakımsız altyapı veya alınmayan önlemlerin zarara etkisi varsa, sorumlu idarenin hizmet kusuru gündeme gelebilir.
Danıştay, Ankara’daki bir selde işyeri zararını incelerken, yağışın doğal afet sayılmasını tek başına yeterli görmedi. İdarelerin yürüttüğü hizmetler ve zarara katkıları araştırılmadan davanın reddedilmesini hukuka aykırı buldu.
Bu karar doğrudan araç hasarı hakkında değil; ancak ortaya koyduğu ilke araç zararları bakımından da önem taşıyor: “Doğal afet” açıklaması, somut olayda altyapı hizmetlerinin incelenmesinin yerini tutmaz. Tazminat için sorumluluk ve zararla bağlantı ayrıca ortaya konulmalıdır.
Danıştay 8. Daire, 15.09.2025, E.2024/4973, K.2025/6777
4 — Su çekilirken deliller de kaybolabilir.
Can güvenliğini riske atmadan; aracın bulunduğu yeri, su seviyesini ve çevredeki koşulları fotoğraflayın. Çekici ve servis kayıtlarını saklayın. Servisten yalnızca değişecek parçaları değil, hasarın nedenini ve su girişine ilişkin bulguları da raporlamasını isteyin.
Sigortacıya bildirimi geciktirmeyin. Kasko genel şartları, öğrenmeden itibaren en geç beş iş günü içinde ihbar öngörüyor.
Bununla birlikte sürenin geçirilmesi, tek başına bütün hakların otomatik kaybı anlamına gelmez; gecikmenin etkisi ve kusur ayrıca değerlendirilir.
(Kasko Genel Şartları B.1.1, TTK m.1446)
📌 Düğün altınlarınızla ev alındı, tapunun yarısı da sizin adınıza yapıldı. Altınlarınızı geri isteme hakkınız sona erer mi?
Bir kadın, düğünde kendisine takılan altınların eşi tarafından evin peşinatında kullanılmak üzere alındığını ve geri verilmediğini ileri sürdü. Altınların iadesini, mümkün değilse bedellerinin ödenmesini istedi.
İlk derece mahkemesi davayı kısmen kabul etti. Erkek kararı istinafa taşıdı.
İstinaf ise farklı düşündü: Altınlar ev alınırken bozdurulmuş, ev de eşler adına yarı yarıya tescil edilmişti. Bu nedenle altınların erkeğin elinde kalmadığı gerekçesiyle ilk derece kararını kaldırıp davayı reddetti.
Yargıtay bu gerekçeyi yeterli bulmadı ve kararı bozdu.
Kadına ait kişisel mal niteliğindeki altınların ortak evin alınmasında kullanılması, tek başına alacak hakkını ortadan kaldırmıyordu. Açık bir bağışlama veya karşılıksız kazandırma iradesinin bulunup bulunmadığı ve diğer deliller değerlendirilmeliydi.
Karardaki kritik ifade:
“ziynet eşyalarının ortak konutun edinilmesinde kullanılmış olmasının, davacının kişisel mal niteliğindeki alacak hakkını ortadan kaldırmayacağı kuşkusuzdur.”
Sonuç: “Tapunun yarısı senin” demek, bu dosyada altın talebini reddetmek için yeterli görülmedi.
⚖️Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
18.06.2026 — E. 2026/283, K. 2026/6842
📌İşverenin avukatı, işçinin de rızasıyla arabuluculuk yapabilir mi? Yargıtay bu dosyada rızayı yeterli görmedi; “bir yıl geçti” gerekçesiyle reddedilen iptal davasını bozdu.
İşçi, iş ilişkisinin sona ermesi sırasında kendisine arabuluculuk anlaşma belgelerinin baskıyla imzalatıldığını ileri sürerek anlaşmanın iptalini istedi.
Arabuluculuk yapan kişi aynı zamanda işverenin avukatıydı. Bu ilişki tutanağa yazılmış, tarafların arabuluculuğun bu kişi tarafından yürütülmesine rıza gösterdiği belirtilmişti.
İlk derece mahkemesi, bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini kabul ederek davayı usulden reddetti. İstinaf da bu kararı yerinde buldu.
Yargıtay önce iptal gerekçelerini ayırdı: İrade bozukluğu iddiasında bir yıllık süre aranır. Arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı veya usulüne uygun yürütülmediği iddiasında ise aynı süre şartı aranmaz.
Ardından, işverenle vekâlet ilişkisi devam eden arabulucunun durumunu değerlendirdi:
“vekilliği devam eden arabulucunun tarafsız olamayacağı şüpheli değil, kesindir. Tarafların muvafakati dahi, varılan bu sonucu değiştirmez.”
Bu nedenle görüşmenin usulüne uygun yürütülmediğini kabul etti. Davanın bir yıllık süre gerekçesiyle reddedilmesini hatalı bularak kararı bozdu.
Anlaşmaya itiraz edilirken irade bozukluğu ile arabuluculuk faaliyetinin usulsüzlüğü ayrı ayrı ortaya konulmalı. Her iki iddia ileri sürülüyorsa önce faaliyetin usulüne uygunluğu araştırılmalı; ispat yükü iptal isteyen tarafta.
⚖️Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
29.04.2026 — E. 2026/2834, K. 2026/4109
📌 Mahkeme bilirkişi ücretini yatırmanızı istedi ama kaç gün içinde yatıracağınızı belirtmedi. Buna rağmen “Bilirkişi delilinden vazgeçtiniz” denilerek davanız reddedilebilir mi?
Araç sahibi, ikinci onarım bedelinin iadesi için tüketici hakem heyetine başvurdu. Heyet, 46.350 TL’nin araç sahibine ödenmesine karar verdi. Servis işletmesi ise onarımda kusuru bulunmadığını savunarak bu kararın iptali için dava açtı.
Mahkeme, üç kişilik bilirkişi heyeti için toplam 9.600 TL avans yatırılmasını istedi. Yatırılmazsa bilirkişi delilinden vazgeçilmiş sayılacağını da ihtar etti. Ancak ara kararda ödeme için herhangi bir süre vermedi.
Davacı avukatı, avansı son duruşmadan bir gün önce yatırdı.
Buna rağmen mahkeme, avansın süresinde yatırılmadığını kabul ederek yeni bilirkişi incelemesi yaptırmadı. Mevcut deliller üzerinden davayı reddetti.
Kesin olarak verilen karara karşı Adalet Bakanlığı kanun yararına temyize başvurdu.
Yargıtay’ın tespiti açıktı:
“kurulan ara kararda delil avansı eksikliğinin tamamlanması için herhangi bir süre verilmediğinden kesin süreye ilişkin ihtaratın usulüne uygun olmadığı”
Usulüne uygun süre ve ihtar bulunmadığından, kesin süreye bağlanan sonuçlar doğmamıştı. Yatırılan avans dikkate alınarak bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekiyordu.
Yargıtay kararı kanun yararına bozdu.
Avukatlar için önemli kontrol noktası: Ara kararda yapılacak işlem, yatırılacak miktar, süre ve uyulmamasının sonucu açıkça belirtilmiş mi?
⚖️Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
01.06.2026 — E. 2026/4160, K. 2026/3362
Kanun yararına bozma
📌 Aynı gün başka şehirde karar duruşmanız var. E-duruşma talebiniz ve mesleki mazeretiniz kabul edilmeyince müvekkilinizin davası açılmamış sayılabilir mi? Yargıtay bu dosyada kararı bozdu.
İşçi, ihbar tazminatı ve çeşitli işçilik alacaklarının ödenmesi için dava açtı. Dosya daha önce bir kez işlemden kaldırılmış, ardından yenilenmişti.
Avukatı, 8 Nisan 2025 tarihli duruşmayla aynı gün başka bir mahkemede karar duruşmasına katılması gerektiğini belirterek 4 Nisan’da e-duruşma talep etti. Ayrıca mesleki mazeret dilekçeleri sundu; bilirkişi giderini yatırdığını bildirerek dosyanın ek rapor için bilirkişiye gönderilmesini istedi.
İlk derece mahkemesi, dosyanın ikinci kez takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verdi. İlk istinaf incelemesindeki kaldırma sonrasında yapılan araştırmaya rağmen mahkeme yeniden aynı sonuca vardı. Sonraki istinaf incelemesinde bu karar yerinde bulundu.
Yargıtay ise e-duruşma talebinin süresinde yapıldığını, davayı uzatma amacına ilişkin emare bulunmadığını ve avukatın bilirkişi giderini yatırarak yargılamanın devamını istediğini dikkate aldı.
Kararın belirleyici değerlendirmesi:
“…mesleki mazeret dilekçesi de kabul edilmeyerek davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde olup bozmayı gerektirmiştir.”
Yargıtay, istinaf kararını kaldırdı ve ilk derece mahkemesi kararını bozdu.
Bu kararın kullanılabileceği nokta, süresinde yapılmış e-duruşma talebiyle somut mesleki mazeretin birlikte değerlendirilmesi.
⚖️Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
02.04.2026 — E. 2026/1019, K. 2026/3006
📌 Haksız azledildiniz ve şimdilik 10.000 TL avukatlık ücreti istediniz. Mahkeme, “Önce tüketici hakem heyetine gidin” diyerek davayı reddedebilir mi? Yargıtay bu dosyada ret kararını bozdu.
Avukatlar, müvekkillerinin dosyalarını özenle takip ettiklerini ancak haksız şekilde azledildiklerini ileri sürdü. Akdi ve karşı taraf vekâlet ücretleri için şimdilik 10.000 TL’nin tahsilini istedi.
Müvekkil ise avukatların kendisini yanlış bilgilendirdiğini ve azlin haklı olduğunu savundu.
İlk derece mahkemesi, istenen tutarın tüketici hakem heyetinin parasal sınırı içinde kaldığını belirterek davayı usulden reddetti. İstinaf da bu kararı yerinde buldu.
Yargıtay, uyuşmazlığın içeriğine dikkat çekti: Avukatların ücret talebi, azlin haksız olduğunun belirlenmesine dayanıyordu. Bu tespit tüketici hakem heyetine bırakılamazdı.
Karardaki açık ifade:
“Davacıların azlin haksız olduğunun tespiti talebinin yargı organlarının niteliklerine ve sıfatlarına sahip olmayan tüketici hakem heyetince çözüme kavuşturulması mümkün değildir.”
Yargıtay, istinaf kararını bozdu ve uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapılması gerektiğini belirtti.
Bu nedenle, haksız azil iddiasına dayanan ücret davasında yalnızca “şimdilik” istenen miktara bakılarak başvuru mercii belirlenmemeli.
⚖️Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
03.06.2026 — E. 2025/5870, K. 2026/3466
📌Araç bedeli 298.200 TL çıktı. Tazminat 255.000 TL’de kaldı. Aradaki farkı ilk karara itiraz edilmemesi belirledi.
İlk yılı içinde kazaya karışan araç için kasko poliçesindeki “yeni değer” teminatından ödeme istendi.
Hakem heyeti 255.000 TL’ye hükmetti. Karara yalnızca sigortacı itiraz etti; araç sahibi etmedi. İtiraz reddedilince sigortacı Yargıtay’a başvurdu.
Yargıtay, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesini istedi.
Yeni incelemede yetkili bayi, aracın kaza tarihindeki sıfır kilometre fiyatını 298.200 TL olarak bildirdi. Araç sahibi talebini artırdı.
Buna rağmen hakem heyeti yine 255.000 TL’ye karar verdi. Yargıtay da tutarın artırılmamasını doğru buldu:
İlk karara itiraz edilmediği için sigortacı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştu.
Ancak sonradan istenen faizin değerlendirilmemesi ve vekâlet ücretindeki hata nedeniyle karar bozuldu.
Daha yüksek bedelin ortaya çıkması, ilk karara itiraz etmemenin sonucunu ortadan kaldırmadı.
⚖️Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
04.05.2026 — E. 2026/2309, K. 2026/5217
Mahkemelerin yanlışı bir başka kurumun yanlışını normalleştirmiyor. Yeri gelsin onu da eleştirelim kaldı ki eleştiriyoruz devamlı.
Ancak burada bahsettiğimiz hatalı karar verilmesi değil, avukatların düşmanlaştırılarak uyuşmazlığın adeta tarafı haline getirilmesi. Avukat olduğunuzu varsayıyorum, avukatların vekalet ücretleri üzerinden sistematik bir dışlayıcı tutum sergileniyor. Buna razı gelmek tercihinizdir, saygı duyarım. Ancak bugün vekalet ücreti üzerinden mağdurların hak ettiği tazminatı alması dahi kasten geciktiriliyorsa ben buna saygı duyamayacağım.
Tabi Rauf Bey, 5 sene işveren vekili olan da hakem olsun. Bilirkişiler yine hiçbir denetim mekanizması olmadan kafalarına göre hesaplar yapsın. SEDDK benzeri bir kurum da bu komisyonun başında olsun işverenleri vekalet ücreti ve yargılama giderlerinden kurtarsın.
Günün sonunda da sistemi ayakta tutan, bilirkişisinden hakemine herkesin bu işten kazanmasını sağlayan avukatları sabahtan akşama burada hedef gösterin. Başka bir isteğiniz var mı?
Olması gereken, SEDDK’nın mağdurların hakkını bu kadar dışlayan, sektörde yalnızca sigorta şirketlerinin faydasını düşünen bir yapıda olduğunu görüp bütün avukatların ortak karar alıp dosyalarını tahkime götürmemesidir.
İŞ HUKUKUNDA EZBERLERİ BOZACAK, ALTERNATİF BİR MODELİ TARTIŞMAYA AÇIYORUZ!
Sigorta Tahkim Komisyonu gibi bir "İş Tahkim Komisyonu" kurulmasının vakti geldi mi?
Düzenlenecek sempozyumda, “Bireysel İş Uyuşmazlıklarının Çözümü Bakımından Model Olarak Kurumsal Tahkim” başlıklı tebliğimle kürsüde olacağım.
İşçinin haklarını koruyan ve emredici hukuk kurallarıyla uyumlu yeni bir model inşa etmek mümkün mü?
Bu dinamik süreci birlikte analiz etmek ve sektöre yön verecek fikirleri çarpıştırmak için tüm meslektaşlarımı, hakimleri, avukatları, iş dünyası temsilcilerini, öğrencilerimizi ve konuya ilgi duyan herkesi bekliyoruz.
Biliyoruz ki; gerçeğin şimşeği, düşüncelerin çarpışmasından doğar!
Program ayrıntıları için
https://t.co/P9u591C6QT.
@cihan1261 Yargılamanın hızlı olması tek başına bir meşruluk sağlamaz. Zaten bahsettiğimiz şey tahkimde yapılan yanlışlar ve eksikler. Adalet sağlanamadıktan sonra yargılamanın hızlı sonuçlanması kime fayda sağlar?
İşine gelirse mantığı ile alternatif çözüm yolu üretilmez.