20 Eylül 1992'de uğramış olduğu silahlı saldırı sonucu katledilen Gazeteci-Yazar Apê Musa'yı (Musa Anter) katledilişinin 34. yılında saygı ile anıyoruz.
Olay ile ilgili açılan soruşturma ve kamu davasında hem tetiği çekenler hem de bu cinayeti organize edenler siyasallaşmış yargı eliyle korunmuş, dava zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle düşürülmüştür.
Bir kez daha hatırlatıyoruz; insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı uygulanamaz!
Faillerler gerçek anlamda tespit edilip yargılanana kadar mücadelemiz sürecek.
Apê Musa’yı Unutmuyoruz.
Bugün yaşamda ki son günün. 34 yıl önce, 72 yaşında 4 kurşunla katledildin. Ölüm kararını veren ve uygulayan insanlık suçlusu JİTEM mensupları cezalandırılmadı. Zamanaşımı ile bitirdiler soruşturmayı. Ape Musa, Kürt halkının kalbinden sökemezler ne sevgini ne acını 🙏 #apemusa
Demokratik toplum, alelacele üretilmiş kavram ve belirlemelerin, siyasal programların peşine takılan değil, tüm bunlarda doğrudan yer alan, öznesi olmayı başaran toplumdur. Toplumun doğrudan yer almadığı hiç bir adım toplumcu olamaz.
Mehmet Sait Yıldırım’ın tahliyesi için yeni bir yasaya değil, mevcut hukukun uygulanmasına ihtiyaç vardır!
İHD Ege Bölge Temsilcimiz ve İzmir Şube Saymanımız Vetha Aydın Yüksel, koşullu salıverilme tarihi geçmesine rağmen tahliyesi üçüncü kez ertelenen ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım’ın durumuna ilişkin Ajansa Welat’a konuştu.
Kalp krizi geçirerek kalbine iki stent takılan Yıldırım’ın ağır hastalıklarına rağmen hapishanede tutulması yaşam ve sağlık hakkını tehdit etmektedir. Pişmanlık dayatmasına dayanan keyfi kurul kararlarına son verilmeli, Mehmet Sait Yıldırım derhal tahliye edilerek tedavisi özgür koşullarda sürdürülmelidir.
‘Ji bo berdana Mehmet Saît Yildirim pêdivî bi qanûnên nû nîn e’ https://t.co/tPwgwe4z8F
Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesinde gözaltına alınıp tutuklanan, aralarında çalışma arkadaşımız ve Ankara Şube Yöneticimiz Tuğba Kahraman'ın da bulunduğu 6 üyemiz, 2 ayı aşkın süredir tutuklu.
Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır!
Hak Savunuculuğu Yargılanamaz!
https://t.co/H0tFEsvh5M
Merkezi Kadın Komisyonumuzdan açıklama:
SAĞLIK BAKANLIĞI’NA ÇAĞRIMIZDIR
İKRA AVCI GÖREVİNE İADE EDİLMELİDİR!
2026 yılının Ocak ayında Suriye’nin Rojava bölgesinde yaşamını yitiren Kürt bir kadının kesilmiş saç örgülerinin silahlı bir cihatçı milis tarafından teşhir edilmesi, kadınların büyük bir tepki göstermesine neden oldu. Dünyanın farklı bölgelerinden kadınlar, kadının bedenine yönelik bu saldırıyı ve kadın bedeninin savaş ve şiddet aracı olarak kullanılmasını protesto etmek amacıyla saçlarını örerek dayanışmalarını gösterdiler.
Kocaeli’de hemşire olarak görev yapan #İkraAvcı da Rojava’da öldürülen Kürt kadının saçlarının kesilerek teşhir edilmesine tepki gösteren bir paylaşım yaptı.
Bu paylaşım nedeniyle hakkında Sağlık Bakanlığı tarafından disiplin soruşturması başlatılırken, aynı zamanda savcılık tarafından da “örgüt propagandası” iddiasıyla soruşturma yürütüldü.
Kocaeli’de görülen ceza davasında mahkeme, İkra Avcı’nın beraatine karar verdi. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı, ceza yargılamasının sonucunu beklemeksizin İkra Avcı hakkında “Devlet memurluğundan çıkarma” cezası verdi. Söz konusu karar 15 Mayıs 2026 tarihinde kendisine tebliğ edildi. İkraAvcı, meslekten çıkarıldığını geçtiğimiz günlerde kamuoyuna duyurdu.
Öncelikle altını çizmek gerekir ki İkra Avcı’nın “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılandığı davada beraat etmiş olması, Sağlık Bakanlığı tarafından verilen disiplin cezasının hukuka uygunluğu bakımından son derece önemli bir olgudur. Ceza yargılamasında suç oluşturmadığı kabul edilen bir ifade ve eylem nedeniyle, kişinin kamu görevinden çıkarılması; ifade özgürlüğü, çalışma hakkı ve hukuk devleti ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğurmaktadır.
İkra Avcı, yaşamını yitirmiş bir kadının bedenine yönelik saldırıyı ve kadın bedeninin şiddet aracı olarak kullanılmasını protesto eden bir paylaşım yapmıştır. Bu paylaşım, dünyanın farklı bölgelerinde kadınların gerçekleştirdiği dayanışma eylemlerinin bir parçasıdır. Kadınların saçlarını örerek gerçekleştirdikleri bu protestolar, kadına yönelik şiddete ve kadın bedeninin savaş politikalarının bir nesnesi haline getirilmesine karşı güçlü bir itiraz niteliğindedir.
Bu nedenle söz konusu paylaşımın yalnızca içeriği değil, ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken bir düşünce açıklaması olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraftır. AİHS’nin 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. İfade özgürlüğü yalnızca toplum tarafından kabul gören, zararsız veya kayıtsızlıkla karşılanan düşünceler bakımından değil; rahatsız edici, eleştirel, sarsıcı ve toplumda tartışma yaratan düşünceler bakımından da koruma sağlar.
Dolayısıyla bir kamu görevlisinin, kadınlara yönelik şiddete ilişkin eleştirel bir düşüncesini açıklaması nedeniyle en ağır disiplin yaptırımlarından biri olan devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla karşı karşıya bırakılması, ifade özgürlüğü bakımından son derece ağır bir müdahaledir.
Türkiye aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) tarafıdır. CEDAW’ın 1. maddesi, kadınlara karşı ayrımcılığı; kadınların erkeklerle eşit olarak insan haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanmasını veya bunları kullanmasını engelleyen ya da ortadan kaldıran, cinsiyete dayalı her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlama olarak tanımlamaktadır.
Merkezi Kadın Komisyonumuzun açıklamasının tamamı:
https://t.co/KOeUgVQwSg
Basına ve Kamuoyuna
İnsan Hakları Derneği olarak, 1 Temmuz 2026 tarihinde Çanakkale’de NATO operasyonu kapsamında ev baskınlarıyla gerçekleştirilen, aralarında İzmir Barosu’na kayıtlı, Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şube Sekreteri Av. Veysi Çetin’in de bulunduğu kişilerin gözaltına alınmasını ve gözaltı sürecinde yaşandığı aktarılan ağır hak ihlallerini kaygıyla takip ediyoruz. Av. Veysi Çetin’in müvekkillerinin davetiyle katıldığı uluslararası bir etkinlik sırasında, avukatlık faaliyetiyle bağlantılı biçimde ve soruşturma izni alınmaksızın gözaltına alınması; 24 saati aşan süre boyunca kendi seçtiği avukatlarıyla ve baro yöneticileriyle görüştürülmemesi, savunma hakkı ve kişi özgürlüğü bakımından açık bir hukuksuzluktur.
Tarafımıza ulaşan bilgilere göre Çanakkale’de gözaltında tutulan kişilerin özel müdafileri hazır bulunmasına rağmen avukatlarıyla görüşmeleri engellenmiş, CMK’dan avukat istediklerine dair belgeler imzalatılmaya çalışılmış, şifahi sorgular yapılmış ve zorla örgüt üyesi olduklarına dair belge imzalatılmak istenmiştir. Bununla birlikte vegan kişilere uygun yemek verilmediği, verilen yemeklerden dolayı bir kişinin iki gündür kustuğu, gözaltına alındıktan sonra yapılan doktor muayenelerine polislerin girdiği, arada yalnızca ince bir perde bulunduğu ve doktorların şikayetleri kayıt altına almadığı yönündeki iddialar son derece ağırdır. Bu uygulamalar işkence ve kötü muamele yasağı, mahrem sağlık muayenesi hakkı ve insan onuruyla bağdaşmamaktadır.
Çanakkale Barosu’na da açık çağrımızdır: Seçilmiş müdafileri bulunan kişilere, bu müdafilerle görüşmeleri engellenerek CMK üzerinden avukat atanması savunma hakkının güvencesi değil, savunma hakkının etkisizleştirilmesine aracılık eden bir uygulamaya dönüşmektedir. Baro, özel müdafilerin devre dışı bırakıldığı koşullarda CMK görevlendirmesi yapmamalı; gözaltında tutulanların kendi seçtikleri avukatlarla derhal ve mahrem biçimde görüştürülmesi için aktif sorumluluk üstlenmelidir. Ayrıca baro yöneticilerinin gözaltı merkezlerinde yaşanan hak ihlallerini yerinde incelemesi, avukatların kriminalize edilmesine karşı açık tutum alması gerekmektedir.
Yetkilileri; Av. Veysi Çetin ve aynı operasyon kapsamında gözaltında tutulan herkesin derhal serbest bırakılması için işlem yapmaya, seçilmiş avukatlarla kesintisiz ve mahrem görüşme hakkını sağlamaya, CMK ataması yoluyla savunma hakkını etkisizleştiren uygulamalara son vermeye çağırıyoruz. Gözaltında tutulanların kolluk bulunmaksızın bağımsız hekimlerce muayene edilmesi; vegan beslenme, hijyen, sağlık hizmeti ve kötü muameleden korunma haklarının güvence altına alınması zorunludur. İşkence, kötü muamele, zorla belge imzalatma, avukatla görüştürmeme ve sağlık muayenelerine kolluk müdahalesi iddiaları hakkında derhal etkili, bağımsız ve tarafsız soruşturma başlatılmalıdır.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
🌟 HKSD Çocuk Orkestraları Konseri 🌟
Bir dönem boyunca çalıştık, emek verdik…
Şimdi bu emekleri sahnede sizlere sunuyoruz.
📅 30 Haziran Salı
🕗 20:00
📍 İnönü Mahallesi Muhtarlığı Arkası (Çiğli)- Ali İsmail Korkmaz Parkı
Umudu ve mutluluğu birlikte yükseltelim! 🎶✨
Platformumuz üyelerinden Sibel ÖRKMEZ’in “ Bağımlılıkla Mücadelede Çok Boyutlu Yaklaşım ve Bağımlılıkla Mücadele Pratikleri” başlığı ile katılacağı Medya Haber Kadın Aktüel programı 24 Haziran Çarşamba saat 18.15’ te.
Bugün İzmir bir hak savunucusunu,bir güzel insanı daha kaybetti.Özkan Yücel'in yeri ,boşluğu doldurulamayacak,çok özlenecek.
Ailesinin ,yoldaşlarının,sevenlerinin başı sağ olsun.
HDK İzmir Meclisi
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in İzmir ziyareti sırasında kötü muamele veya işkenceye maruz kalan yurttaşlar, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi’ne başvurabilir.
İHD İzmir Şubesi olarak işkence ve kötü muamele iddialarını kayıt altına almak ve hak ihlallerine karşı gerekli süreçleri takip etmek üzere başvuruları kabul ediyoruz.
Başvuru Telefonları:
0 505 306 18 45
0 541 490 23 63
MUTLAK BUTLAN KARARI SİVİL SİYASETE YAPILMIŞ BİR DARBEDİR !
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen “mutlak butlan” kararı; sivil siyasete, seçme ve seçilme hakkına ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahaledir.
Bu kararla birlikte Genel Başkan Özgür Özel, Merkez Yürütme Kurulu üyeleri, Parti Meclisi üyeleri ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirildiğinin belirtilmesi; ayrıca 38. Kurultay öncesi görevde bulunan eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na görevin iadesi yönünde hüküm kurulması, doğrudan halk iradesine yönelik bir tasarruf niteliği taşımaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik özellikle belediyeler üzerinden yürütülen yargı süreçlerinin antidemokratik yönüne ilişkin daha önce de defalarca açıklamalar yaptık. Gözaltılar ve tutuklamaların ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü üzerinde ciddi baskılar yarattığını, demokratik toplum düzenini zedelediğini vurguladık.
Bugün verilen bu karar ise yalnızca bir parti içi mesele değil, açık biçimde sivil siyasete yönelik yargısal müdahaledir. Halkın iradesiyle seçilmiş yöneticilerin mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılması, seçme ve seçilme hakkına vurulmuş ağır bir darbedir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu bu karar, aynı zamanda seçim hukukunun temel güvencelerini de tartışmalı hâle getirmektedir. Zira bu karar, kurultay süreçlerine ilişkin denetim ve yetki çerçevesinde verilmiş, kesin ve itiraz edilemez nitelikte kabul edilen Yüksek Seçim Kurulu kararlarını fiilen yok sayan bir sonuç doğurmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesini zedeleyen bu yaklaşım, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişini değil; seçim süreçlerine ilişkin kurumsal güvencelere duyulan toplumsal güveni de ortadan kaldırma riski taşımaktadır.
Önümüzdeki siyasal süreç açısından değerlendirildiğinde bu karar açıkça göstermektedir ki otoriter yönetim artık yargı eliyle siyasal partileri dizayn etmeye yönelmiştir. Bu karar, siyasi partilerden, derneklere, meslek odalarından sendikalara kadar seçilmiş her iradenin mutlak tehdit altında olduğunu göstermektedir. İfade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü, seçme seçilme hakkı tehdit altındadır.
İnsan hakları savunucuları olarak; Cumhuriyet Halk Partisi yöneticilerinin görevden el çektirilmesi sonucunu doğuran bu “mutlak butlan” kararını insan hakları, demokrasi ve hukuk güvenliği ilkelerine tamamen aykırı bulduğumuzu ifade ediyor, Türkiye yargısını bu büyük yanlıştan dönmeye çağırıyoruz.
Betül Süleyman Alluş üniversite yurdundan zorla götürüldü. Günlerdir nerede olduğu açıklanmıyor. Ailesi baskı altında, kamuoyu ise cevapsız bırakılıyor.
Suriye’de özellikle Alevi kadınlara yönelik kaçırma ve sindirme politikaları sistematik hale geliyor.
Buna izin vermeyeceğiz!
Kadın bedenini savaşın ve mezhepçi nefretin aracı yapanlara karşı susmayacağız.
Betül Süleyman Alluş’un özgürlüğü ve güvenliği için herkes bu sesi yükseltmeli!
#BetülSüleymanAlluşÖzgürBırakılsın
#الحرية_لبتول_سليمان_علوش
#Freedom_for_Betül_Süleyman_Alluş
Leyla Kasım’ın Anısına: Yaşam Hakkını, Halkların Eşitliğini ve Cezasızlığa Karşı Mücadeleyi Savunuyoruz
Leyla Kasım’ın 12 Mayıs 1974’te Irak Baas rejimi tarafından idam edilişinin yıl dönümünde; onu yalnızca Kürt halkının hafızasında yer edinmiş tarihsel bir direniş figürü olarak değil, aynı zamanda devlet şiddetinin, sömürgeci güvenlik politikalarının ve ölüm cezası rejiminin hedef aldığı bütün halkların ortak adalet arayışının simgesi olarak anıyoruz.
#LeylaKasım, genç bir Kürt kadın, bir üniversite öğrencisi ve siyasal özne olarak; Kürt halkının kimlik, eşitlik ve özgürlük taleplerinin “devlet güvenliği” söylemiyle kriminalize edildiği bir dönemde yargılandı ve dört arkadaşıyla birlikte idam edildi. Onun yaşamına son veren mekanizma, yalnızca bir infaz kararı değildi. Kürt halkının kendi varlığını, dilini, kültürünü ve siyasal iradesini ifade etmesini suç sayan otoriter devlet aklının en ağır biçimlerinden biriydi.
Bugün aynı tarihsel sürekliliğin farklı biçimlerde devam ettiğini görüyoruz. Başta İran olmak üzere Ortadoğu’nun birçok ülkesinde Kürtler; keyfi gözaltılar, işkence ve kötü muamele, zorla kaybetme, adil yargılanma hakkının ihlali, kültürel hakların bastırılması, siyasal temsilin kriminalize edilmesi ve cezasızlık politikalarıyla karşı karşıyadır. İran’da ölüm cezası, özellikle Kürtler, Beluçlar, kadınlar, LGBTİ+’lar, insan hakları savunucuları, siyasal muhalifler ve ezilen inanç/kimlik grupları bakımından sistematik bir baskı aracına dönüşmüştür. Allah’a karşı savaş açma, yeryüzünde bozgunculuk çıkarma ve benzeri muğlak güvenlik suçlamaları; hukuki belirlilik, ölçülülük ve adil yargılanma ilkelerini ortadan kaldıracak biçimde kullanılmakta, Devrim Mahkemeleri eliyle verilen kararlar çoğu zaman işkence iddiaları, avukata erişim engelleri ve kapalı yargılama süreçleriyle birlikte anılmaktadır.
Uluslararası insan hakları hukukuna göre yaşam hakkı, devletlerin keyfi biçimde sınırlandıramayacağı en temel haktır. Ölüm cezası ise geri döndürülemez niteliği, ayrımcı uygulanma biçimi ve çoğu zaman işkenceyle, adil olmayan yargılamalarla, siyasal intikam pratikleriyle iç içe geçmesi nedeniyle insan onuruyla bağdaşmamaktadır. İran’da Kürt mahpuslara, kadın aktivistlere ve insan hakları savunucularına yönelen idam tehditleri; halkların eşitlik talebini bastırmaya dönük yapısal bir devlet politikası olarak değerlendirilmelidir.
Ortadoğu’da Kürt halkına yönelik hak ihlalleri, ülke sınırlarıyla sınırlı olmayan bölgesel bir karakter taşımaktadır. Suriye’de sivillere yönelik saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve demografik müdahale iddiaları; Irak’ta geçmişten bugüne taşınan cezasızlık hafızası; Türkiye’de ifade, örgütlenme ve siyasal temsil alanlarına dönük baskılar; İran’da ise ölüm cezası ve ağır güvenlik yargılamaları, aynı tarihsel sorunun farklı görünümleridir.
İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha vurguluyoruz: Devletlerin güvenlik gerekçesi, yaşam hakkını ihlal etmenin, işkenceyi meşrulaştırmanın, halkların kimliğini inkar etmenin ve siyasal talepleri bastırmanın aracı haline getirilemez. Kürt halkına yönelik ayrımcı politikalar son bulmalı; İran’da ölüm cezaları derhal durdurulmalı, işkence iddiaları bağımsız biçimde soruşturulmalı ve tüm bölgede ayrımcılık ve cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
Leyla Kasım’ı saygıyla anıyoruz. Onun adı, bugün İran hapishanelerinde idam tehdidi altında tutulan Kürt mahpusların, kimliği nedeniyle hedef alınan kadınlar ve LGBTİ+’ların, halkların eşitlik ve özgürlük talebini savunanların mücadelesinde yaşamaya devam etmektedir.
Yaşam hakkını, halkların eşitliğini, anadilde yaşam hakkını, adil yargılanmayı ve barışı savunmak; Leyla Kasım’ın anısına sahip çıkmanın en güçlü yoludur. İnsan hakları savunucuları olarak, ölüm cezasına, işkenceye, ayrımcılığa ve cezasızlığa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
“ROJIN KABAİŞ BAĞIMLILIK DEĞİL YAŞAM” turnuvamıza katılan tüm takımlarımıza dün akşamki anneler Günü’ne özel dayanışma konserinde, Barış Anneleri tarafından zeytin fidanı ödülleri takdim edildi. Turnuvaya katılan tüm takımlara tekrar teşekkür ediyoruz.
Ekmek, Barış, Adalet İçin;
Hep Birlikte 1 Mayıs’a!
Ji Bo Nan, Aştî Û Edaletê Bi Hev Re Ber Bi 1Ê Gulanê Ve!
Yaşasın 1 Mayıs!
Bijî 1 Ê Gulanê!
📌 1 Mayıs 2026
📌 11.00
📌 Toplanma Yeri: Cumhuriyet Meydanı
Silahsızlanma ve barış, hukuki reformlarla güvence altına alınmalıdır.
İnsan Hakları Derneği olarak, barışın onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde tesis edilmesi için hukukun üstünlüğünü, temel hak ve özgürlükleri savunmaya devam ediyoruz.
Tüm duyarlı kamuoyu ve sivil toplum örgütlerini tüm şubelerimizde eş zamanlı olarak gerçekleştireceğimi basın açıklamasına davet ediyoruz.
MADENCİLERLE DAYANIŞMAYA!
Kurtuluş Parkı’nda binlerce polisin ablukasında yemeden, içmeden, konuşmadan bekliyoruz.
Tüm halkımızın görseldeki illerde yapılacak eylemlere katılıp madencilerin olmasını istiyoruz. Size ihtiyacımız var, sesimiz olun.
#HakkımıVerDorukMadencilik
Anadolu coğrafyasının dinmeyen acısı sarılmayan yarası Ermeni soykırımının 111.yılında katledilenleri anmak ve yüzleşmek için biraradayız.
HDK İzmir Meclisleri
Çocukların Yaşam Hakkı Tartışmaya Açık Değildir
https://t.co/nIENoiIQkx
Şanlıurfa Siverek’te bir okulda gerçekleşen silahlı saldırı sonucu çocukların yaralanması, çocukların en temel haklarının açık ve ağır ihlalidir. Okullar; çocukların yaşam, gelişim ve korunma haklarının güvence altında olması gereken alanlardır. Bu alanların şiddetin hedefi haline gelmesi kabul edilemez.
Çocukların yaşam hakkı, güvenlik hakkı ve nitelikli, güvenli eğitim ortamına erişim hakkı devletin mutlak yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük, yalnızca olay sonrası müdahale ile değil; şiddeti önleyici, riskleri ortadan kaldırıcı ve çocukları her koşulda koruyucu politikaların hayata geçirilmesini gerektirir.
Taraf olunan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca çocuklar her türlü şiddete karşı korunmalıdır. Buna rağmen, eğitim alanlarının silahlı saldırılara açık hale gelmesi; koruma mekanizmalarının yetersizliğini ve ihmalin sonuçlarını ortaya koymaktadır.
Bu olay, bireysel bir şiddet eylemi olmanın ötesinde; çocukların güvenliğini sağlayamayan politikaların sonucudur. Çocukların üstün yararı gözetilmeden yürütülen her politika, yeni ihlallerin zeminini hazırlar.
Bu nedenle;
📌Olay tüm boyutlarıyla, etkili ve bağımsız biçimde soruşturulmalı, sorumlular hakkında cezasızlığa izin verilmemelidir.
📌Okullarda çocukların güvenliğini esas alan, hak temelli ve bütüncül koruma politikaları derhal oluşturulmalıdır.
📌Çocuklara yönelik şiddeti önlemeye dönük erken uyarı ve izleme mekanizmaları kurulmalıdır.
📌Etkilenen tüm çocuklara uzun süreli, erişilebilir ve ücretsiz psikososyal destek sağlanmalıdır.
Çocukların yaşamı, güvenliği ve onuru tartışmaya açık değildir. Güvenli eğitim ortamı bir ayrıcalık değil, temel bir haktır. Bu hakkın ihlali karşısında cezasızlık değil, hesap verebilirlik esastır.
İnsan Hakları Derneği Çocuk Hakları Komisyonu olarak sürecin takipçisi olacağımızı ve çocukların üstün yararı için mücadeleyi sürdüreceğimizi kamuoyuna bildiriyoruz.
İnsan Hakları Derneği Merkezi Çocuk Hakları Komisyonu