Peygamber (sav) şöyle buyurdu:“Dua, ibadetin ta kendisidir.”
Ardından şu ayeti okudu:
“Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size cevap vereyim…” (Tirmizî, Deavât, 1; Ebû Dâvûd, Vitr, 23.)
Duanın bir haddi, bir dili vardır. Mesela en basitinden dua Allah’a yapılır. Duada Allah’tan istenir. Kur’an dualarla doludur. Peygamberin (sav) ağzı dualıdır. Bunlar malum şeyler, öğrenilir.
Toplu dualar konferans verme, basın açıklaması yapma, süslü cümlelerle lafı eveleyip geveleme yeri değildir. İmam Nevevi’nin el-Ezkâr’ını ilkokulda ders kitabı olarak okutmak lazım. O dili bilen kendince samimi bir şekilde dualarını kişiselleştirebilir. Ama inanın neredeyse Hz. Peygamberin ettiği dualar dışında aklınıza çok da istemeye değer bir şey gelmeyecek.
Gerçekten Peygamberi seven kişi ona ittiba eder de dua nedir nasıl edilir ondan beller. Cehaletin yaşı makamı yok gerçekten. Bazen öyle dualar duyuyoruz ki insanın ellerini kapatıp mekanı terkedesi geliyor. Rabbim bizlere hidayet versin.
Bunu ezber değilsen boşa kürek çekiyorsun:
"Allah'ım senden faydalı ilim, temiz rızık ve kabul olacak ameller isterim."
اللَّهمَّ إنِّي أسأَلُكَ عِلمًا نافعًا، ورِزْقًا طيِّبًا، وعمَلًا مُتقَبَّلًا
CAHALET
Türkiye’nin en büyük sorunu cehalettir. Her konuda başak problem olan cehaletin çok çeşitli renkleri evreleri olsa da temelde ikiye ayrılır.
1- BASIT CEHALET : bir şeyin ismini dahi bilmemektir. O konuda hiçbir bilgiye sahip olmamaktadır. Bunun en güzel örneği Pandemi sonrasında yetişmiş gençlerin büyük bir çoğunluğunun din adına hiçbir şey bilmiyor oluşlarıdır.  Hatta konuyla hiçbir ilgileri yoktur. 
2-  BIRLEŞIK CEHALET : medreseler ve akademilerden mezun olan büyük kitlenin pek çoğunda gördüğümüz cehalettir. Dogmaları hakikat zannederler. İsmini bildikleri pek çok şeyin tanımını yanlış yada eksik bilirler. Küçük parçayı her şey zannederler. Yoğun oryantalist etki altındadırlar. Bu etkiden uzak olduğunu zannedenlerin bile aslında oryantalist yönlendirmelerin etkisinde oldukları görülür. 
Özellikle Hanefilik Maturidilik   tasavvuf yakın tarih yakın tarihteki İslami hareketler birleşik cehaletin odaklandığı noktalardır.

Âlimler, taklit eden kimsenin ilim ehli olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir.
İlim ise, hakkı deliliyle bilmektir.
İnsanlar ilim bakımından sadece iki sınıftır:
Âlim ve öğrenen (talebe).
Taklitçi ise bu ikisinden biri değildir.
Avam olan kimsenin, âlimi taklit etmesi kaçınılmazdır.
(İbn Abdülberr)
Sünnet dengedir. Ruh ile beden, akıl ile kalp, dünya ile ahiret, teori ile pratik, zahir ile batın, fert ile toplum arasındaki dengedir. Sünnet olmazsa denge bozulur. Kantarın topuzu kaçar. Berraklık gider. Ayarlarımız bozulur.
Dikkat dikkat dikkat !
Şeytanın keyif aldığı şeylerden biride ; aynı şeyleri söyleyen müslümanların birbirlerinin farklı delil, çıkarım, istinbad, ifade usul, ve metotlarına karşı sağır aptal ve ahmak kesilip salağa yatmalarıdır. Düşmanlarını bırakıp bütün güçleriyle lailahe illallah diyen bunu derken de peygamberlerin davet ettiği çağrıyı anlayan  kimselere saldırmalarıdır. Her grubun içerisine yerleşmiş şeytanın uşağı köpekler Müslümanlara hedef olarak yine Müslümanları göstermektedir. Her grubun içersinde yerleşmiş ahmaklar da bu köpeklerin Değirmene su taşımaktadır. Dünyanın her yerinde doğru ya da yanlış çıkarımlarla farklı peygamberlerin hareketini kendisine örnek edinmiş insanların değer kardeşlerine edebilirse yardım etmesi edemezse dua etmesi gerekirken, düşmanlarini bırakıp, kâfirlere tek kelime kullanmayıp, kardeşlerini hiç kast etmedikleri sebeple yerden yere vurmaları büyük bir ahmaklıktır. İçimizdeki amigo Zangoç, bu işten nemalanan prim yapan alçakların şeytanla işbirliği yapmış propagandalarına kulak vermeyi bir kenara bırakıp kardeşlerimizi doğru anlamaya çalışmak gibi bir erdeme sahip olmamız gerekir. Hiç unutmamamız gereken hakikat cıhad eder gibi Müslümana saldırmamaktır. La ilahe illallah diyene kılıç kalkmaz. Sadece kılıç değil kalem klavyede kalkmaz.
Derdi tasası bu dünya olan insanları en çok motive eden şey sınıf atlama heyecanıdır. Türkiye'de o sebeple diploma, meslek, para, malumatfuruşluk, semt vs. gereksiz anlamlar taşır. Türkiye'de şimdiye kadar Müslüman olmayı, sınıf atlamaya vesile kılmış insanlar, bir noktada tıkanıyorlar. Bir zamanlar kazanmış olan bu sınıfa üye olma ümidi onları yiyip bitiriyor. Gözleri öyle kör oluyor ki, şimdiye kadar onları oraya taşıyan tüm merdivenleri tekmeliyorlar. O kadar gözleri kör ki kazanan tarafın uzun süredir kaybettiğini görmüyorlar. Başları okşanmadıkça hırçınlaşıyorlar. Lut kavmi gibi, bir temiz siz misiniz, gelin siz de bize katılın diye huzursuzluk çıkarıyorlar. Sizi Allah alçalttı, rüzgarınızı aldı, sizi zillete duçar etti. Orada kalakaldınız. Ne inebildiniz ne de çıkabildiniz. Yön duygunuzu kaybettiniz. Yukarı neresi aşağı neresi sağ sol neresi unuttunuz. Allah'a yalvarın ve açık işlediniz bu günahları açıktan ilan edin, deyin ki biz Müslümanların sırtında yükseldik ve Allah dışında izzet aradık ama bulamadık, Allah da bizim belamızı verdi, çok pişmanız, artık tevbe ettik diyin. Allah rahmandır, rahimdir.
Din adına doğru ve yanlışa delil karar verir. Bir ibadetin meşru olmasının bir tek delili vardır oda sahabe uygulamasıdır. Onlar herhangi bir şeyi sevap umarak yapmadılarsa bir ritüel gerçekleştirmedilerse bu eylem meşru bir ibadet değildir. En kısa tabiriyle bir bidattır. Şüphesiz en hayırlı en faziletli, ittiba edilmeye yolundan gidilmeye en layık örnek nesil onlardır. Kur’an ve sünnette bulduğunuz herhangi bir şeyin sahabe hayatında bil fiil uygulaması yoksa ya ayeti yanlış anladınız ya da hadis sahih değildir. Uyduruk bir şeyi onlarca tevil ederek meşrulaştıramayız. Ölçecek çok net sahabenin amel etmediği bir amel ibadet olamaz. Bundan sevap umulamaz. Sahabe döneminde sistemleştiriilmemiş bir şey sonradan sistemleştirilemez. Sahabe dönemindeki birbirinden bağımsız parçaları toplayıp bir araya getirip sahabe döneminde hiç olmayan yepyeni törenler icat edilemez. Aslında bunu yapanlar da bilir ki bu yaptıkları sapkınlıktır. Bu yaptıkları tüm müctehid imamlarca sapkınlık olarak görülmüştür. Ama alkış almak itibari kazanmak dünyada değerli olmak için ahiretlerini yakarlar.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
“Size beş şeyin aranızda meydana gelmesi hâlinde hâliniz nice olur! Allah’a sığınırım ki bunlar sizin içinizde ortaya çıkmasın veya siz onlara erişmeyesiniz:
1.Bir toplumda fuhuş hayasızlık yayılıp alenen işlenmeye başlanınca, mutlaka onların içinde salgın hastalık ve geçmişlerinde görülmeyen yeni hastalıklar ortaya çıkar.
2.Bir toplum zekâtı vermezse, gökten yağmur kesilir; eğer hayvanlar olmasa, onlara hiç yağmur yağmaz.
3.Bir toplum ölçü ve tartıyı eksiltirse, mutlaka kıtlık yılları, geçim zorlukları ve zalim yöneticilerle imtihan edilir.
4.Yöneticileri Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, Allah onların üzerine düşmanlarını musallat eder; düşmanlar onların ellerindekinin bir kısmını alır.
5.Bir toplum Allah’ın Kitabı’nı ve Peygamberinin sünnetini terk ederse, Allah onların gücünü birbirlerine karşı kullanır (kendi aralarında çatışma ve fitne çıkarır).”
(İbn Mâce, Sünen; Hâkim, el-Müstedrek)
“Allah bu kitap (Kur’ân) ile bazı toplulukları yükseltir, bazılarını da onunla alçaltır.” (Müslim)
Kur’an’ı ezberleyen, onunla amel eden ve hükümlerini tatbik edenler, dünya-ahiret aziz olur. Onu terk edenler, ona muhalefet edenler, onu istismar edenler dünya-ahiret rezil olur.
Hasan Hüseyin Uysal hocamızın imanına, gayretine, mücadelesine ve insanlığına şahidiz.
Hekimin hastayı reddetme hakkı vardır. Hukuki bir hakkını kullanmıştır.
Hem hukuken hem dinen tarafımız hocamızın yanıdır.
Alimlerinizle mücahidleriniz ayrılırsa, korkak beceriksiz alimlere, cahil cürretkar kontrolsüz savaşçılara sahip olursunuz. Böylece her türlü gücünü kaybetmiş ayrışmış, beynin farklı, kasların farklı ellerde olduğu başarısız cahil zalim iki yüzlü bir konuma düşersiniz. Hem dünyanızı hem ahiretinizi kaybedersiniz.
Dağ gibi gül varsa dağ gibi dikende normaldir. Gördüğümüz tüm değişimler Allahın fitnesidir. Fitneyle mücadelenin yolu cihaddır. Zilletin sebebi fitnenin büyüklüğü değil, cıhadın yokluğudur. Fitneyle uzlaştıkça fitne büyüyerek daha güçlü gelir. Fitneden daha çok direnmeye cihad denir.
N YILDIZ
Öğrene öğrene öğretmekten, öğrete öğrete öğrenmekten daha keyifli ve ulvi bir amel yok şu dünyada. Bedbaht kişi ise ne öğrenir, öğretir ne de bu işlere iyi bakar.
Allah’a tevekkül etmiş beklentisizlik ve yalnızca Allah’tan korkan korkusuzluk en büyük güçtür işte. Dünyaya karşı beklentisizlik ve korkusuzluk, Allah’a ve ahirete sağlam iman, salih amel, cihad ve tevekkül ile mümkün olur. Bu kimseyi hiçbir makam, mülk, tehdit ayartamaz.
Beklentiler ve korkular en büyük zaafiyetlerdir. İnsanların bir kısmını bir kısmına kul köle yapan şey bu iki haslettir. Eğer bir dostluk beklenti ve korku üzere kuruluysa istismara açıktır. Eğer düşmanın beklenti ve korkularını iyi bilip iyi işlerseniz avantaj elde edersiniz.