“22 yaşında 50 gibiyim.”
Depremin üzerinden üç yılı aşkın süre geçti. Hatay’da binlerce kişi hâlâ konteyner kentlerde yaşıyor.
22 yaşındaki Ayşe, annesi ve iki kardeşiyle yaklaşık 18 metrekarelik bir konteynerde kalıyor. Özel alanı olmadığını, ders çalışmak için kullandığı masayı her gün kurup topladığını, annesinin kanser tedavisi nedeniyle ev içindeki yükün büyük kısmını üstlendiğini anlatıyor.
“Hatay ayağa kalktı” söylemine karşılık, konteynerlerde süren hayatın da görülmesi gerektiğini söylüyor: “22 yaşındayım ama kendimi 50 yaşında hissediyorum.”
Not: İsim değiştirilmiştir.
Özneler konuşuyor - 3
Haziran 2026 | Antakya/Hatay
"Kızım arkadaşına sesli mesaj göndermiş, 'Erkek arkadaşımla buluşmaya gidiyorum eğer başıma bir şey gelirse intihar etmedim.' demiş. Şimdi kızımın mezarına gidip de anneciğim senin için uğtaştım, dosyanı açtırdım.' da diyemiyorum."
2021 yılında evinde ölü bulunan Eda Küçükbaltacılar'ın annesi Nurhayat Küçükbaltacılar basın toplantımızda söz aldı.
Son günlerinde Ahmet Telli’nin sesine ses olan Mahir Polat, Mahir abi🤍 En başından beri gözüm dolu dolu izlerken konuşmaya başlamasıyla hıçkıra hıçkıra ağlattı. Cümlelerine ayrı, ağlamama uğraşına ayrı ağladım...
Az sonra yattığı yeri ziyaret edeceğiz Ali İsmail’in…
Burası da adının yaşadığı, adını yaşattığımız yer olacak
ALİKEV Gençlik Merkezi yakında kapılarını açacak,
gençler etkinlikler yapacak,
çocuklar avlusunda koşacak.
Bedeni aramızda değil belki ama
adı ebediyen yaşayacak…
13 yıl önce bugün iç kanama geçiren Ali İsmail Korkmaz’a ağrı kesici vererek hastaneden gönderen Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde görevli doktor Hasan Gülcü hala doktorluk yapmaya devam ediyor.
5 yıldır boğazımızda bir düğüm, yüreğimizde bir yangınla mücadele etmeye devam ediyoruz. 26 yaşında mücadele yolunda hayatını kaybetmiş bir madencinin gencecik ruhunun sonsuz iradesi yolumuza ışık tutuyor. Seni çok seviyoruz Ali Faik.
@trtsporyildiz@trtspor bu nasıl Wimbledon yayınlamak, anlayamadık. Maçları bitmeden kesip Tabii 6'ya geçmek, kort içi röportajları vermemek... Maçlardan sadece merkez korttakileri seçmece yayınlamak...
Hiç olmadı. İzleyiciye çok ayıp oldu. Tenis izleyicisi bunu unutmaz.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına TİP milletvekili Ahmet Şık’tan sert tepki: “Hırsıza hırsız, katile katil, diktatöre diktatör diyemediğin bir rejimde, rejimin adını ne koyalım?”
Oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu, Oyuncular Sendikası adına konuştu:
"Meslektaşımız Deniz Göktaş'ın bir an önce serbest bırakılmasını ve sürecin hukuka uygun bir şekilde yürütülmesini talep ediyoruz. Dayanışmanın, hukukun ve özgürlüğün yanında olmaya devam edeceğiz. Deniz Göktaş yalnız değildir"
📹 @firatfstk
Deniz Göktaş’ın savcılık ifadesinden bazı bölümleri paylaşıyorum…
SORULDU: Şüpheliden, Güvenlik Şube Müdürlüğü Kamu Güvenliği Büro Amirligince tanzim edilen, 25/06/2026 tarihli açık kaynak araştırma ve video çözümleme tutanağında yer alan
"ya da ağzım merhaba diyor, sıfatım ilk üç kitapta iyiydi, dördüncüsünün çevirisi zayıf diyor " şeklinde söylem ile ne kastettiği kitaplardan ve çeviriden kastının ne olduğu hususu soruldu
CEVABEN: Bu söylemlerde, saçımın uzun olduğu dönemde insaların bana yönelik olumsuz önyargılı bakış açılarından bahsediyordum. Uzun saçlı halime bakan kişilerin ben bu tarz şeyler söylemesem de, söylediğimi varsaydıklarını, zaten şakanın içeriğinde belirtmiştim. Bu şakada çeviriden kasıt mealdir. Kitaptan kastedilen kutsal kitaplardır. 4. kitap olarak kasıtedilen ise Kuran-ı Kerim'dir.
Benim bu şakada herhangi bir aşağılama kastım yoktur. Çeviriden kastım Kuran-ı Kerim'in mealine yönelik tartışmalar ile ilgilidir, dedi.