Balık nasıl "tutulur"? 🤗 Bu ilginç videoda bir dalgıç, kendisine fazlasıyla ilgi gösteren bir balığı avuçları arasına alıp, öpüp, suya fırlatıyor. Balık her seferinde kendisine geri geliyor ve oyunu sürdürüyor. 😊
Ekrem İmamoğlu, kaçırılan İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Eren Karaal hakkında:
"Yoğun bakımda ve maruz kaldığı işkence biçiminde neredeyse 36 saat susuz bırakılması, tırnaklarının çekilmesi ve büyük bir işkenceye tabi tutulması söz konusu.
Esasen ben de kendimi ayıpladım biraz, meseleyi hafiften aldığımı düşündüm bunları öğrenince.
'200 kilo altın nerede, 500 kilo altın nerede, para nerede?' diye işkencelere maruz tutulan insanlar, daha doğrusu bu işi yapan insanların bu şekilde soruları sorduğu ve ben de simaen tanıdığım ama kendisini kişisel olarak tanımadığım Genel Müdür Yardımcısı'nın ifadelerinde bunları duyduk.
Akit, Sabah gibi birtakım mecralarda, rakam vererek yani milyarlar yazarak, 'Şu kadar altın' diyerek bunu duyurmaları ve sanki böyle bir hesap varmışçasına yapılan anlatı, gerçekten artık çok büyük bir suç olmaktan çıkmış, artık azmettirici kaynağa dönüşmüştür."
(BirGün)
RİZE DENİZİ ZEHİRLENECEK!
Rize Çayeli'nde 24 köyü kapsayan dördüncü grup madencilik projesi yalnızca Çayeli'ni ilgilendirmiyor. Çünkü Çayeli denize çok yakın bir bölgede bulunuyor. Bu alanlarda yürütülecek madencilik faaliyetlerinden ortaya çıkacak kimyasal atıklar ve ağır metaller dereler aracılığıyla Karadeniz'e ulaşacak, Rize'nin denizi zehirlenecek. Bu kirlilik sadece denizi değil, bölgenin tarımını, çay üretimini, hayvancılığını ve insan sağlığını da tehdit ediyor. Çayeli'nin komşusu Gündoğdu başta olmak üzere tüm çevre yerleşimler bu kirlilikten etkilenecek. Toprağa, suya ve havaya karışan zehirli maddeler yaşamı tehdit ederken, bölgede sağlık sorunlarının ve kanser vakalarının artmasına dair endişeleri de büyütüyor. Karadeniz'in dereleri denize, deniz de yaşamın kendisine akar. Bir köyde başlayan kirlilik, bütün bölgenin geleceğini etkiler. Bu nedenle Çayeli'nde 24 köyün karşı karşıya olduğu tehdit, aslında tüm Rize'nin, Karadeniz'in ve gelecek nesillerin sorunudur.
Çay bahçeleri, dereler, ormanlar, hayvanlar ve insanlar için ses olalım. Rize'nin denizinin zehirlenmesine, yaşam alanlarının madencilik uğruna yok edilmesine izin vermeyelim. Çernobil'in etkilerini yaşamaya devam ederken bir de bu ağır kimyasalllardan sevdiklerimizi kanserden kaybetmeyelim..
Allah'ın var ettiği doğaya, toprağa savaş açılmaz!
#MADENEİNATYAŞASINTOPRAK
#MadencilikTalanınaDurDe
#HaydiRizeAyağaKalk
#TopraksızVatanOlmaz
@cayeliolay @cayelicom @Cayelibeltr
Geçen sene Ingiltere'nin en kaliteli kirazlarını yüksek teknoloji ile üreten bir çiflikten hediye getirdi arkadaş. Çelik saplı, karton bir sepette geliyor.
Tadına ve kalitesine inanamadık. Çok lüks diye mahçup olup fiyatını sorduk "kilosu 7£" (430tl) dedi. (2 kilosu 12£) Pahalı tabi ama değer diyorsun. Sırf sepet 2-3£ eder.
Sonraki hafta Türkiye'ye gittik. Babam torunlar geliyor diye Edremit pazardan kiraz almış. 800TL kilosu. Yarısı kurtluydu, kalanı da üzülmesin diye yediler. Domates tarlasının yanında oturuyorlar ama yılın ortalamasını alınca bizden pahalıya domates yiyorlar.
Bu nasıl olur? diyen Clarkson Farm 5. sezon 3. bölümü izlesin. Hollanda'da toprağın her metrekaresini ayrı analiz edip, ona göre ayrı gübre ve tohum atarak tek çiftlikten yılda 6500 ton patates üreten çiftçiyi görsün.
Şehirdeki stadyumdan kesilen çim, marketlerde satılmayan ekmek ile kendi yemini üretip, suda yüzen çiftlikte inek besleyip, su seviyesinin altında peynir yapan çiftçiye şaşkınlıkla baksın.
Türkiye'de tarım yapan nüfus %3-6 imiş.
Babadan kalma yöntemlerle tarım yaparak geri kalan %97 beslenemez. Hele ülkenin diğer ucundan şehirlere kamyonla taşınarak olacak iş değil.
Ya fiyatlar yüksek olacak ya da kalite düşük.
Düşünsenize birileri denizimize 15 bin metrekare genişliğinde ağ atıp milyonlarca canlınının ölümüne neden oluyor ve kimsenin ruhu duymuyor.
Bu küçük bir sandalla vs yapılacak bir iş değil, avcılık falan da değil; umarım yapanlar bulunur, hesap verir.
13 yılda 50 milyon ağaçlık en az beşte bir varlığı yok edilen bir Kuzey Ormanları’nı bakın nasıl yıkmaya devam ediyorlar. Son ağacına, son gölüne, son köyüne kadar kırmaya ve işgal etmeye ant içmişler. Bu gördüğün bir ağaç kalabalığı değildi. Can suyunu, son nefesini, sağlığını, yaşam destek sistemini villa sitesi yapıyorlar…
Bedava da olsa vapur batıracak kıvamda kalabalık normal değil. Günlük ziyaretçi kişi sayısı kısıtlanabilir. Belelediye çöplerle ilgili şişe depozitosu ve atanlara ceza uygulaması yapabilir. @adalarbld Çözüm için neredesiniz?
Adalar'da yaşayan vatandaş: "Yetkililere sesleniyorum. Buna bir çözüm bulun. Ada'da yaşayan insanlara da saygısızlık. Bayram günleri Ada'da evi olan insanlar için cehenneme dönüyor. Lütfen çözüm bulun."
@LeylacagBitiren Cehennem, gelenlerin çöplerini bile toplamaya tenezzül etmemeleriyle en iyi şekilde ifade edilebilir. Buna belediyenin çöp atanlara ceza uygulamaması ile katkıda bulunduğunu belirtelim. Adalarda öz.le bayramlarda belediye otobüsü kıvamında yaşanan kalabalıklık da anormal
Bayramınızı neşelendirmek için seçtim bu fotoğrafı. Yaren Leylek’in bu yıl beş yavrusu var ve hepsi de nur topu gibi maşallah. Yağışlı bir bahar sezonu yavrularına da yansıdı. Hem çoklar hem neşeliler. Tüyü kadar ömrü olsun hepsinin.
Vesileyle Mutlu Bayramlar olsun herkese
Kastamonu Tosya Akbük Köyü'nde yaşanan rezalet Köyleri mahalle statüsüne sokan yasa sonrası dağ başındaki köylerde bile inek, koyun, tavuk beslemek yasaklandı.
Kümeslere, ahırlara cezalar kesildi. Yollarda sahipsiz dolaşan inek, koyun gibi hayvanlara Jandarma tarafından cezalar yazıldı...
Son günlerde medyada Hantavirüs ile ilgili ciddi bir panik havası oluşturuluyor. Öncelikle şunu net söyleyelim; Hantavirüs yeni ortaya çıkmış bir virüs değil. Uzun yıllardır bilinen, ana taşıyıcısı kemirgenler olan bir zoonoz. Yani olayın merkezinde fareler var.
Virüs özellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla bulaşıyor. Fare yoğunluğunun arttığı bölgelerde risk de artıyor. Dünyanın birçok yerinde özellikle büyük şehirlerde kemirgen popülasyonlarının kontrolden çıkması artık ciddi bir halk sağlığı problemi olarak görülüyor.
Ama burada kimsenin konuşmak istemediği başka bir gerçek var.
Doğa boşluk kabul etmez. Kediler giderse fareler gelir.
Bir ekosistemin en önemli denge unsurlarından birini yok ederseniz, başka bir problem büyüyerek geri döner.
Yüzyıllardır, hatta binlerce yıldır insanların farelerle mücadelesindeki en doğal kontrol mekanizması kediler oldu. Bu sadece romantik bir “hayvan sevgisi” hikayesi değil, aynı zamanda şehir biyolojisi ve halk sağlığı meselesi.
Bugün Avrupa’nın bazı büyük şehirlerinde geceleri kaldırımlarda görülen dev fareler artık kimseyi şaşırtmıyor. Paris’te, Londra’da, New York’ta insanlar kemirgen istilasını normalleştirmiş durumda. Çünkü şehirlerden kediler çekildi ama fareler çekilmedi.
Bizim coğrafyamız ise yüzyıllardır başka bir kültürün içinden geldi.
Mahalle kedileri… Liman kedileri… Cami avlusunda yaşayan kediler… Depoları, sokakları, mahalleleri koruyan kediler…
Yani bu ülkenin sessiz ama gerçek muhafızları.
Şimdi düşünün… Bir tarafta sokaklarında farelerin cirit attığı ama tek bir kedi göremediğiniz “gelişmiş” şehirler… Diğer tarafta ise yüzyıllardır kedilerle birlikte yaşamayı bilen bir toplum…
Bazıları hala çıkıp kedileri toplatalım, sokaklardan silelim, yok edelim diyebiliyor. Sonra da farelerden yayılan hastalıklar konuşulunca panik başlıyor.
Kediler bugün bu ülkenin problemi değil. Hiçbir zaman da olmadı. Tam tersine bu ülkenin doğal savunma hattı onlar.
Veba döneminde de bunu gördük. Bugün Hantavirüs konuşulurken de aynı gerçeği görüyoruz.
Hantavirüsten Avrupa korksun. Farelerin şehirleri ele geçirdiği ülkeler korksun. Bir tek kedi göremeyip kanalizasyonlardan kemirgen taşan şehirler korksun.
Türkiye’nin hala sokaklarında yaşayan milyonlarca kedisi var. Ve insanlar farkında olmasa da bu kediler sadece vicdanın değil, ekolojik dengenin de parçası.
Yüzlerce yıl önce olduğu gibi bugün de bu coğrafyanın evcil muhafızları kedilerdir.
Bunu kimse ama hiç kimse unutmasın.
Dr. Tarkan Özçetin
@drkaanyl Aslında bildiğinizi zannettiğim #birdedective@birddetectiveTR da gemide ve olayın sizin anlattığınız kadar vahim olmadığını günlerdir dile getiriyor
Alaaddin Yılmazer: “Fındık devlete altından daha çok kazandırıyor”
Kanal ORDU’da yapılan Özel Gündem programında konuşan Alaaddin Yılmazer, fındık üretiminin uzun vadede madencilikten çok daha yüksek ekonomik değer oluşturduğunu söyleyerek, “Aynı alanda fındık, madenden kat kat fazla kazanç sağlıyor” dedi.
Kanal ORDU ekranlarında konuşan Fatsa Doğa ve Çevre Derneği Başkan Yardımcısı Alaaddin Yılmazer, fındığın uzun vadede maden gelirlerinden çok daha fazla ekonomik kazanç sağladığını ifade etti.
Kanal ORDU’da yayınlanan Özel Gündem programında Ordu’daki maden faaliyetleri konuşuldu. Programda konuşan Fatsa Doğa ve Çevre Derneği Başkan Yardımcısı Alaaddin Yılmazer, fındık üretiminin bölge ekonomisine katkısının altın madenciliğine kıyasla çok daha yüksek olduğunu ifade etti.
Yılmazer, madenlerden elde edilen gelir ile tarımsal üretimi karşılaştırarak, “Altın madeninin 10 yılda devlete kazandırdığı para 9,2 milyon dolar. Yani yıllık aslında 800 bin dolar gibi bir rakama denk geliyor. Bunun 7 milyon doları zaten kurumlar vergisi. Maden hakkı olarak devlete verdiği rakam 2 milyon dolara düşüyor. Yani 200 hektarda bir madenin 10 yılda devlete kazandırdığı para yaklaşık 2 milyon dolar” dedi.
Fındık üretiminin çok daha yüksek bir ekonomik değer oluşturduğunu söyleyen Yılmazer, “Ortalama 2000 dönüm fındık bahçesine sahip bir köy, yıllık 1 milyon dolar gelir elde ediyor. 10 yıla vurduğunuzda 10 milyon dolar yapar. 200 ton yıllık üretim üzerinden hesapladığınızda ve bugünkü değerle düşündüğünüzde bu rakam 400 milyon dolara kadar çıkıyor. Yani fındık, aynı alanda madenden kat kat fazla gelir üretiyor” ifadelerini kullandı.
Perşembe Yaylası’nda şirket yolları açılıyor.
Bu sadece maden meselesi değil; suya, yaylaya, yaşama müdahale.
Yaylalar şirketlere değil, halka aittir.
#YaşamıSavun
Perşembe Yaylası’nda sondaj resmen başladı!
Jandarma yolları kapattı, halk alana alınmıyor. İş makineleri mendereslerin hemen dibinde yol açıyor. Mahkemenin 8 Mayıs’taki bilirkişi keşfi beklenmeden “oldu bittiye” getiriliyor.
Çed raporu hazır değil!
Dünyanın en güzel yaylalarından biri talan ediliyor!
Bu cenneti korumak için sesimizi yükseltelim
#PerşembeYaylasıDireniyor #MadencilikTalaninaDurDe
A101 “Z kuşağı neden bizi tercih etmiyor” diye büyük bir araştırma yaptırmış. CarrefourSA’nın alımı da işte bu araştırmanın ürünüymüş. Satışın ve devrin kesinleşmesi aylar sürermiş. Carrefour’un yeni sahibi olan “muhafazakârlar” alkollü içkileri hemen raflardan indirmeyecekmiş. Yavaş yavaş kaybolacakmış o şaraplar; asıl belirleyici ise gelecek yıl olması beklenen seçimlermiş. Peki, neden? O seçimlerin sonucunda, Türkiye’de alkollü içkileri tüketmek için Dubai modeli mi getirilecek? Yani, özel ruhsatlı alanlarda daha çok turistlere hitap eden bir yaşam biçimi mi arzulanıyor? Madem hedef Z kuşağı, yasaklarla mı onları tavlayacaklar, muamma. Hadi bir tez daha öne süreyim: Carrefour’dan sonra alkollü içki satan o tek zincir market de bir gün başka bir üç harfli muhafazakâr şirkete satılır mı? Olmaz, demeyin.
Okuduğunuz çeyrek yüzyılın özeti aslında. AKP’nin yasak tarihi, küçük tavizlerle başlayıp büyük kayıplara dönüşen bir sürecin hikâyesi... İçki kadehinin ekranlarda flulaşmasından konser yasaklarına, heykel yıkımından sanatçıların kara listeye alınmasına kadar uzanan bir çizginin devamı olarak, artık günlük yaşam da dönüşecek. Farkında mısın?
Cumhuriyet’te, Arka Bahçe’de yazdım 👇🏼
https://t.co/N1yedHYZzC
Söz verdiğim gibi bu gece Tirebolu Sekü köyünde sondajın başına direnişe geldim. Burada köylü 5-10 genç hariç kimse yok. Mesut günlerdir uykusuz soğukta bekliyor.
Karadenizli Stklar, Karadenizli Milletvekilleri neredesiniz?
Kırıntı sondajı dedikleri şey 100 metrede çalışıyor. Niyetleri çok belli.
Herkesi bir vatandaş olarak bu toprakları savunmaya TİREBOLU SEKÜ köyüne bekliyoruz! Durum çok acil!
Bu fotoğraftaki yeşil havuzun ne olduğunu biliyor musunuz?
Cengiz Holding’in Mazıdağı tesisinin kimyasal atık gölü
Günde 8.544 ton yeraltı suyu çekilecek. Kezzap, tuz ruhu, hidroklorik asit kullanılacak
Bölge halkına sormadılar bile
#CengizEliniMazıdağındanÇek
Doğa iyi gelir…
Ama korursan❗️
⚠️ Ülkemizde artan vahşi madencilik faaliyetleri için herkesi; yetkililer, karar vericiler ve milletvekilleri ile iletişime geçmeye ve hepimize emanet olan bu toprakları korumaya davet ediyoruz.
#BiliyorsunSorumlusun