@MissPratisyen Bılgıyı aktaran kıtaplar okumanın daha faydalı olduğunu düşünmek bunu düşünürken romanın etkisini yok saymayı m eyve vermiyorsa neden ağaç dikelim der gibi algılıyorum okumayan bır toplumda çok lüzumsuz bır polemık bu bence
@idgoktas Bence en cukka kısım burası idi ve ne acı ki böyle şahane gerçek bir fıstık dururken tabakta leblebıye dadanarak müthiş bır gösteriye dönüştürduler ortalıgı emegıne saglık ağlanacak halımızın pür melali bu kısmın saklanma çabası aslında
Bugün yaşadıklarımız ve paylaşımları görünce aşağıdaki meşhur olayı hatırladım.
Şu haklı bu haksız demiyorum elbette, çünkü ileri sürülen belgeleri teyid etme imkanım yok, ancak işin muhatapları ortaya koyacakları karşı belgeler ile problemi bir dakikada çözebilir. Önce iddiaları çürütür gerek duyarsan dava da açar, tazminat da istersin.
"Bir gün Hz. Ali’nin taraftarlarının yoğun olduğu Küfe’den, bir Arap, devesiyle Şam’a gelmiş. Şam sokaklarında dolaşırken biri ona yanaşmış: – Ver o dişi deveyi bana! demiş. Tartışma büyümüş, Küfe’den gelen adam, “Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir” diye itiraz etmişse de anlaşamamışlar. Konu Muaviye’ye yansımış. Halk meydanda toplanmış… Muaviye, Küfe’den gelenle Şam’da deveye sahip çıkan yerliyi dinledikten sonra, kararını açıklamış: – Bu dişi deve Şamlınındır! Sonra toplananlara dönmüş ve sormuş: – Ey cemaat, bu dişi deve kimindir? Cemaat hep birlikte bağırmış: – Şamlınındır! Küfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına çağırmış: – Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen Küfe’ye dönünce gördüklerini Ali’ye anlat ve de ki: “Ey Ali, Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!”
Büyük bir marketteyiz. Çocuğun birisi feryat figan ağlıyor, yerlerde yuvarlanıyor. Muhtemelen bir oyuncağa takmış kafayı. Üç yaş sendromu. Klasik bir patlama anı yani. Yanında babası var. Yere çökmüş, çocuğun burnunu silip: "Oğlum güvendesin. Bana ne hissettiğini söyler misin? Öfke mi? Hayal kırıklığı mı? Anlat, birlikte çözelim" diyor.
Yahu çocuk zaten duygusunu tarif edemediği için ağlıyor! Edebilse anlatır zaten, siz de çözersiniz. O an çocuğun umurunda değil felsefi analizler, "öfke mi, kırılganlık mı?" tartışmaları falan…
Birisi kararlı bir şekilde "Bu oyuncağı almıyoruz!" diyecek. Veya gidip o oyuncağı alacak. Çocuk da rahatlayacak ve hayatına devam edecek. Ama yok! Hep bir müzakere ortamı, hep duygusal terapi seansları…
"Gentle parenting" markasıyla pazarlanan bu yeni endüstride, ebeveynlere sürekli bir yetersizlik hissi satılıyor. "Bir hata yaparsam çocuğum travma yaşar" kaygısı, seminerlerle, kitaplarla ve danışmanlık hizmetleriyle ticarete alet ediliyor.
Şunu unutmamak lazım: Bazı durumlarda çocuğun kulağına "güvendesin" diye fısıldayan bir dost yerine, "Bu kadar yeter, eve gidiyoruz!" diyen bir ebeveyn gerekir. Çünkü çocuklar sınırlar içinde özgürleşir. Her konuda tercih hakkı sunmak özgüven kazandırmaz.
Bir otorite figürü olmadan çocukların dünyasında güvenli alan falan da oluşmaz.