"İŞÇİ PARTİSİ" KELİMESİNDEN BAĞLANTI ÇIKARMAYA ÇALIŞAN FENOMENİN SİYASİ CEHALETİ ALAY KONUSU OLDU
Sosyal medyada akademik bir dekor önünde çektiği videolarla tanınan bir içerik üreticisinin, Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile PKK arasında sadece isimlerindeki "İşçi Partisi" ibaresi üzerinden bağ kurmaya çalıştığı videosu büyük bir cehalet örneği olarak kayıtlara geçti. Dünyadaki siyasi literatürden, sol-sosyalist hareketlerin tarihsel gelişiminden ve partilerin isim koyma mantığından tamamen bihaber olan fenomenin bu zorlama çıkarımı, sosyal medya kullanıcıları tarafından şaşkınlık ve alayla karşılandı.
Sadece kelime benzerlikleri üzerinden ideolojik akrabalık icat etmeye çalışan bu sığ yaklaşım, dünyadaki yüzlerce farklı "işçi" veya "cumhuriyet" partisini tek bir çuvala doldurmaya çalışmak kadar absürt bir mantık hatası olarak nitelendirildi. Kendine "araştırmacı" ya da "analizci" süsü vererek kitlesine komplo teorileri pazarlayan bu sosyal medya figürünün, temel siyaset bilimi kavramlarından yoksun olduğu ve tamamen etkileşim alma amacıyla bu tarz temelsiz iddialara sığındığı bir kez daha tescillenmiş oldu.
İbrahim Hacıosmanoğlu'nun 4 bin villa yapması planlanan proje, Bargilya Sulak Alanı'nın hemen yanındadır. 197 kuş türüne ev sahipliği yapan bölge, 2001 yılında BirdLife International tarafından Önemli Kuş Alanı (IBA-Important Bird Area) olarak tanımlanmıştır.
•Sonrasında bu karara rağmen villalar, oteller yapılacağı açıklanmış ve büyük tepkilere neden olmuştu.
•Çevre Bakanlığı'nın projeye verdiği ilk “ÇED Olumlu” kararı mahkeme tarafından iptal edilmişti. Bakanlık daha sonra ikinci kez “ÇED Olumlu” kararı verdi. Bu süreçte Milas Belediyesi de projenin bir kısmı için inşaat ruhsatı düzenledi.
•Muğla Büyükşehir Belediyesi ise ikinci “ÇED Olumlu” kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle dava açtı. Dava halen devam etmektedir. Projenin geleceği açısından kritik olan hukuki süreç de bu davadır.
•İŞTE TÜM MESELE BU DAVAYI KAZANMAKTIR.
•İBRAHİM HACIOSMANOĞLU'NUN GERÇEK YÜZÜNÜ GÖRÜN.
•BİR SONRAKİ TWEETTE BU DAVAYI KAZANMAK İÇİN KİMLERİN DESTEĞİNİ ARKASINA ALACAĞINI YAZACAĞIM.
Turkey is an example of a country - no different than Nazi Germany, Mussolini's fascist Italy or the Soviet Union - that is manipulating sporting narratives to suppress dissent, enforce control over its citizens, and project national supremacy on the global stage.
Love of country is not wrong. Losing in sports is not wrong either. Weaponising, however, a sport event as an instrument of political and ideological indoctrination, manipulating sporting narratives to mask egregious policies and silence political criticism, is a characteristic of totalitarian regimes that seek absolute control over all public and private aspects of citizens' lives.
| #Turkey @RTErdogan
Turkey suffers from a chronic illusion of grandeur. A bubble inflated by symbolism, nationalism, and repetition.
Massive convoys for a football team eliminated without scoring a single goal. Endless boasting about NATO’s second-largest army - formidable against Kurdish guerrillas, invisible everywhere else.
A defence industry promoted as a revolution, yet Iranian missiles expose the gap between propaganda and power.
The rhetoric is imperial. The results are humiliating.
When a country has to remind the world every single day how strong and important it is, it’s usually because it isn’t.
Real power speaks for itself.
Geçiniz bunları, elenmeyip bir kaç tur atlasalardi hiç kimse su anda yapılan itirazları yapmayacak, tam tersi seksen kusur milyon peslerine takilacakti. Yanlisa doğru zamanda yanlış demek gerek!!
Siyasete alet edilen futbolun hazin sonu..
Hangi sıfatla etrafına federasyon başkanını, teknik direktörü, bakanı vs topluyor.
Başarısızlığın kaynağı sportif alanı da kirleten kaba siyasettir.
Özel uçaklarla Amerika’ya gitmeye hazırlananların şimdi saklanmalarına izin vermeyelim!
Burslu derken derece yapmış yalnız, büyük ihtimalle ilk 400 icine girmiş ve okuldan para alarak okumuş, tam kapsamlı burs deniyor, sizden her halükarda daha zeki yani. Önce araştırın sonra yazinkjdhddhh
Din ve tanri kavramini mantıkla aciklayamazsiniz. Tanrı fikri a priori-onsel bilgidir. 2+2=4 u de kanitlayin. Ayrıca etik, ahlak, adalet, estetik konularina girerseniz de konu tasar. Bu durumda estetik veya adalet fikrini icat eden sapiens tanri fikrini de pekala icat etmiş, tanrıyı yaratmis olur.
Beyefendinin amacı zaten bagciyi dövmek, belki de daha fazla gorunur olmayi istemek, bilemiyorum. Felsefe bilse bile böylesi tavır hesabını yükseltiyor belki de. Din ve tanri konuları ortacag da kalmis, felsefeyi diplere suruklemis konulardir. Günümüzde artık terkedilmeli. Inanc tamamen kişiye aittir, bu islamda da alti cizilerek belirtilmis: sadece inanacaksın, sorgulama yapmayacaksın. Inanmayanlar kalp gözü kapalı degerlendirilmis. Inanci islam ile sinirlamiyorum. Bu bir doğal tas kullanmakla veyahut milli takimin çok güçlü oldugunu düşünmekle yada merkurun gerilemesinin esya arizalarina sebep olmasi inanciyla da olabilir. Siz metafizik dersiniz ben karma derim veya baska bir şey. Inanc sorgulanmaz sadece saygı gösterilir, o kadar
Belli ki Allaha inanmıyorsunuz. Bu yüzden size dini hassasiyetler üzerinden değil, kendi kabul ettiğiniz değerler ve mantık üzerinden cevap vermeyi tercih edeceğim. Küçücük bir çocuğa tecavüz edilirken ses çıkarmayan bir Allah mı olur diyorsunuz. Peki ben de size şunu sorayım. Eğer evren tesadüflerin ürünü ise, insan sadece gelişmiş bir biyolojik organizmaysa ve yaşamın nihai bir amacı yoksa, tecavüzün kötü olduğuna neye göre karar veriyorsunuz? Çünkü iyi ve kötü dediğiniz şey de o zaman sadece insan zihninin ürettiği göreceli kavramlar olur. İşin ilginç tarafı şu bir yandan evrende aşkın bir adalet, mutlak bir doğru ve mutlak bir ahlak olmadığını söylüyorsunuz, diğer yandan mutlak bir adalet talep ediyorsunuz. Bir yandan yaratıcıyı reddediyorsunuz, diğer yandan yaratıcıdan hesap soruyorsunuz. Bir yandan her şeyin tesadüf olduğunu savunuyorsunuz, diğer yandan evrende adaletin neden eksik olduğunu sorguluyorsunuz. Asıl çelişki burada başlıyor. Çünkü eğer gerçekten sadece madde varsa, atomların ve kimyasal reaksiyonların oluşturduğu bir evrende bu haksızlık deme hakkınızın da felsefi bir temeli kalmıyor. Sizi öfkelendiren şey yalnızca tecavüz değil, adalet duygunuzdur. Ve adalet duygusu insanın içinde tesadüfen oluşmuş bir biyolojik refleks olmaktan çok daha büyük bir sorudur. Benim dikkatimi çeken şey şu Allaha inanmayan birçok insan bile kötülük karşısında bu olmamalıydı diyor. Peki neden olmamalıydı? Kim belirledi bunu? Hangi atom, hangi molekül, hangi evrimsel süreç size bunun mutlak olarak yanlış olduğunu söyledi? İşte cevaplanması gereken soru burada. Çünkü bazen insanın Allahla değil, kendi kurduğu düşünce sistemiyle çeliştiğini görmesi gerekir. Ben derim ki Allaha itiraz etmek kolaydır. Zor olan, Allahı denklemden çıkardıktan sonra adaletin, vicdanın ve iyiliğin kaynağını açıklayabilmektir.
Kizim da aynı okul ve bölümde, bu parlak gencin konusmasina da hakimim. Öncelikle değerli üniversite hocalarina ne kadar teşekkür etsem azdır, hepsinin emeklerine sağlık, sayelerinde çocuğum mükemmel bir eğitim aldı. Bu gençler zaten zeka olarak ortalamanın üstündeler. Ve aldıkları eğitim onları çok daha üst noktaya taşıyor. Ama yorumlarda da görüldüğü gibi ortalama ve altinda zeka sahibi kişiler tarafından hakarete ugruyorlar. Ve gençlik goc ediyor, biz yine aynı pislik çukurunda, o cukuru büyüterek yasamaya devam ediyoruz. Yollariniz açık olsun gençler, bu pislikten kurtarin kendinizi
Psikoloji bölümünü birincilikle bitiren arkadaşımızı kutluyoruz. Zekice yazılmış bu metni paylaşmadan edemedik. Mücadele her yerde her alanda!
-Bilkent Üniversitesi 2026 Mezuniyet, 1. Gün.