Müslümanların göz önünde olduğu hâlde günah olduğuna en bariz dikkat etmediği şey iftira galiba. Özellikle ayrı düşüncede biriyse dilini tut tutabilirsen. Karşı tarafın kabul etmediği onlarca şey savunuyosun,sana uymadı diye vahabi falan diyosun,bir taraf diğerine harici diyo
Bırak şeyhin kabirden dünyayı yönetmesine inanmayı, insanların bugün ya da dün yaşayan herhangi bir hayır ehlinin evliyalığına inanması dahi farz değil. Farz olmayan şey nerede kaldı akaid esası olsun.
Yahu tüm bunları geç, normal insanların mutasavvıf olması dahi bırak itikadı, farz bile değil. Adam gelmiş bunu ehli sünnetlik kriteri gibi anlatmaya çalışıyor.
Ayetlerden kendi çıkarmak istediği anlamlarla hevasına göre insanları tekfir edenler ehli sünnet olacak olsaydı, ehli sünnet piyasadaki tekfirciler olurdu. Bu işi aynı metodla yapıyorlar zaten.
İtibar kelimelere değil anlamlaradır. Bir harici tekfir lafzı olarak ''kafirsin'' yerine ''ehli sünnet değilsin'' kelimesini tercih etse bu ne onu ehli sünnet yapar ne de zımni tekfirini tekfir olmaktan çıkartır.
Eğer birisi ehli sünnet olmamakla itham edilecekse böylesini hariciliğe nispet edip ehli sünnet olmamakla itham etmek daha uygun olurdu. Çıkıp dünyevi kavgası için ayetten uzak istidlalle ehli sünnetlik kriteri icad ediyor. Maide 44 ile herkesi tekfir edenden bunun farkı ne ? Bu hariciliktir.
Bu dinin akaidi, istikamet ehli olup olmama kriterleri hafif işler değildir. Bir kaç tane eşkiyanın hevasına ve dünya hevesine kalmış da değildir. Kimse de bu dinin sahibi değildir.
Bu dinin tamamı Allah'ındır beşerin hevası ve dünya kavgasından ibaret olmaktan yücedir.
قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَۙ
Kılıf üzerinden biçilmeyen cinsiyet zorbalığı kalmamış. Erkekler desensiz, koyu, ruhsuz renkleri mi kullanmak zorunda ? Aksi olunca erilliği mi zarar görüyor ? O zaman çiçekli kaftanlar, mor, pembe, sarı renkli desenli şalvarlar giyip kafir kellesi kesen ecdadada ne diyeceksiniz?
Çocuk işte böyle hayata katılarak, sorumluluk alarak, deneyimleyerek büyür, gelişir, hayata hazırlanır. Mevcut yöntemler bir nesli heba etmiştir. Herkes de bu durumun farkında ama kimi ders aldı, kimi almadı.
Bu aslında bir konsept. Epsteinci küresel çeteye göre sigarayı da kimlikle alacaksın, sosyal medyaya da kimlikle gireceksin, dehümanize edecekler herkesi, insan gibi değil bir koddan ibaret olacaksın...
Sigarayı kimlikle alacaksın. Kimliğine ne kadar sigara içtiğin işlenecek. Sigorta primlerin artacak, akciğer kanseri olursan sigortan hastane masraflarını ödemeyecek vs. İçmeyene bir indirim olacak mı? Elbette hayır.
Sosyal medyaya kimlikle gireceksin, Netanyahu'yu mu eleştirdin, Trump'a mı kızdın, fişleneceksin. ABD vizesine başvurduğunda çıkmayacak, Swift yaptığında bloke edilecek, kredi kartların çalışmayacak, sosyal medya platformlarında hesap açman yasaklanacak. Medeni ölü yapacaklar. Mesele Türkiye içi değil, Türkiye'de tweet atan kimi bulamıyorlar? Böyle bir sorun yok. Mesele global.
Bizim gibi ülkeler de koşa koşa Epsteinci küresel çetenin yol haritasını yerine getirme peşinde iktidarlarını sürdürmek için.
Mutezilenin ehli sünnetten saptığı yerlere bakarsanız, hep dini müdafaa saikiyle olduğunu görürsünüz. Allah'ın görülmesi tecessümü gerektirir, öyleyse ru'yetullahı inkar edelim. Sıfatların ispatı taaddudul kudema gerektirir, o zaman sıfatları inkar edelim. Hristiyanlar "İsa kelimetullah değil mi, demek ki ilahtır" diyorlar, o zaman kelam mahluktur diyelim. Ve daha bir sürü örnek.
Bugün de zihinlerdeki şüpheleri giderme saikiyle aynı inhiraflar yaşanıyor. Şeytan her zaman soldan yaklaşmaz, bazen de dini kurtarma bahanesiyle kişiye sağdan yaklaşır. Özellikle fıkha taalluk eden konulara, yeterli usuli arkaplana sahip olmadan dalan kişinin ayağının kayması kaçınılmazdır. Zira İmam Karafi'nin dediği gibi: "Usulu Fıkıh olmasaydı, şeriatten az veya çok hiçbir hüküm sabit olmazdı."
Yani hazret diyor ki, usulu fıkhın işlevini iptal edersen şu an din namına ne biliyorsan hepsini yıkıp, yeni bir din inşa edebilirsin. O yüzden istikametin sınandığı en kaygan zemin kelami meseleler değil, fıkhi meselelerdir. Fıkıh ve usulü bu dinin iç tasavvurunu muhafaza eden yegane kaledir.
"Bir gün İstanbul ve Edirne de elimizden çıksa, öğretmenimiz her halde oraların zaten Bizans toprağı olduğunu, bizim yine vatanımıza çekildiğimizi söyleyecekti. Bize vatanın bir tarifini yapan olmadı, vatan düşmanlarımızın bizden henüz almadıkları yerler midir?"
Amaç tarihi siyasi hesaplaşma aracı yapmak. İran'ı Şiileştirmek için Şii Arap Mollalar getiren Safevilere Araplaştınız dedikleri yok. Dert dava Osmanlı.
Adli vakaların, magazin ve reyting malzemesi yapılması, verilen kararların hakikate isabet etme ihtimalini minimuma indiriyor. Adaletin tecellisini gerçekten umursuyorsanız; bildiğinizde hiçbir şey kazanmadığınız, bilmediğinizde hiçbir şey kaybetmediğiniz meselelere kafanızı yormayın. Ben mesela, işim bu olduğu halde bu tür popüler davalarla asla ama asla ilgilenmiyorum. Hiçbir şey kaybetmedim şimdiye kadar.
Bence din yorgunluğu artıyor.
Müslümanlar, medreselerdeki nüans tartışmaları bile kamuoyuna taşımayı başardılar. İnsanlara her zerresi tartışılan bir din sunuyorlar. Uzun vadede bunun getireceği tahribatı da muhtemelen daha fazla din tartışarak çözmeye çalışacaklar.
Burada örfümüzü şekillendiren iki fıkhî kavramı bilmek gerekir: “ihtibas” ve “nafaka”
İhtibâs, kadının kocası, çocukları ve evinin işleri için mesaisini eve hapsetmesidir. Şu durumda evlilik sorumlulukları, kadının kendi nafakasını kazanmasına imkân vermediği için kadının nafakası kocası üzerine vacip olmuş olur. Yani nafaka hakkını doğuran “ihtibâs”tır. İhtibas ortadan kalkınca nafaka hakkı da kalkar.
Buna göre çalışan kadın şu üç senaryoyu doğurur:
I) Kendisi çalışmak istiyor, kocası istemiyorsa, kocasının ihtibâs hakkını ihlal ettiğinden nafaka hakkı düşer. Çocukların bakımı ve ev işlerini yapmıyorsa eve maddi katkı sunar. Yani benim param benim, kocamın parası ikimizin hikayesi bu senaryoda yoktur.
II) Kadın çalışmak istemiyor kocası çalışmaya zorluyorsa, koca ihtibâs hakkından feragat etmiştir. Yani kadından çocukların bakımı ve ev işlerini talep etme hakkı olmaz.
III) Karşılıklı rızayla kadın çalışıyorsa:
a) Kadın fazla mesai harcayarak ev işlerini yapıyor, çocukların bakım masraflarını üstleniyorsa eve maddi katkı sunmak zorunda değildir, kazancı bütünüyle kendisinindir.
b) Ev işlerini ve çocukların bakımını üstlenmiyorsa; ev işleri de evin ekonomik giderleri de karı-koca arasında ortak olur. Kadın, benim kazancım benimdir, diyemediği gibi erkek de ev işleri ve çocuk bakımına karışmam diyemez. Çünkü karısının çalışmasını onaylayarak ihtibâs hakkından feragat etmiştir. Ayrıca da kadına 24 saat mesai yükleyerek zulmetmiş olur.
Kısacası ne erkek, erkek olduğu için, ne de kadın, kadın olduğu için ayrıcalıklıdır. Her hak, bir sorumluluk doğurur. Hakları talep etmek ama buna mukabil doğan sorumluluklardan kaçmak gibi bir yaklaşım maalesef yaygın. Bunlar bilinirse aşağıdaki gibi sosyal tehditlerle insanların hakkı yenmemiş olur.
Ulûm-i diniyedeki gelişimin seviyeleri şöyle tasvir edilebilir:
1. Temel metinlerle aslî dil üzerinden ünsiyet,
2. Metinler arası diyalektiğe ve mesâilin tarihî serencamına aşinalık,
3. Tahsil edilen ilmin ibare seviyesinden meleke seviyesine intikali,
4. Ulûm-i diniyenin birbirinin mütemmim cüz'ü olarak bütüncül ele alınması,
5. Felsefî ve sosyal bilimlerle irtibat,
6. Diğer bilim dallarıyla teorik etkileşim,
7. İkinci seviyeden itibaren artan şekilde aktif fikrî üretim.
8. Yedinci seviyenin büyük ana teoriler ve ekoller doğuracak şekilde tekâmülü.
İlim kamuoyu olarak uzun zaman ilk seviyede takıldık. Bu ilk seviyenin kazanımında gayrıresmi medrese usûlü okumaların büyük katkısı ve hatta çoğu zaman akademiye faikiyeti söz konusu.
İkinci seviye ağırlıklı şekilde akademi çevresindeki çalışmalarla zenginleşti/zenginleşiyor.
Üçüncü seviyeden itibaren eksikliklerimiz henüz oldukça fazla; ancak bu seviyelerde az da olsa ehl-i ilim yok değil. Rabbim sayılarını arttırsın.
Son iki seviye zaten büyük idealimiz. Paradigma kurucu bir âlim tek nesilde yetişmiyor; bazen yüzyıllara ihtiyaç duyuyor.
Katar; Mursi hükümetine 10 milyar dolara yakın nakdi yardımda bulundu. Suriyeli muhaliflere on binlerce silah + milyarla para dağıttı. 2006 Hizbullah-İsrail savaşında Hizbullah’ı destekledi, savaştan sonra ziyaret edip enkazı kaldırma sözü verdi. Ne anlatıyorsun sen?
İslamcılığın bir dönemine dair en büyük kriz de bu bence. Temel meseleleri bilmeyip ya da önemsemeyip din üzerine çoğu slogan büyük laflar etmek. Osmanlı dönemi islamcıları ilim ehliydi. Ama özellikle 80 sonrası tam bir facia bu konuda.