Erdoğan öncesi Eski Türkiye'de;
Üst geçit tüp geçit açılışı tüm devlet erkanı orada, sanki uzay üssü açıyorlar😃
Muhtemelen Erdoğan bundan 10 bin tane falan yapmıştır.
Cumhurbaşkanımızı kastederek Ülke bugüne kadar böyle aşağılık bir şekilde yönetilmemiş diyen kişiye aşağılık konuşuyorsun sen bir aşağılıksın dene bilir mi?
Çin, Amerika'yı savaşarak değil, satın almayı bırakarak vuruyor.
Bir dakika durun ve şunu hayal edin.
Birine büyük bir borç verdiniz.
Ödeme günü yaklaşırken borçlunuz karşınıza oturdu ve şunu söyledi.
"Ödeme planım, henüz kendini kanıtlamamış bir makinenin zamanında yetişmesine bağlı."
Ne yaparsınız?
Borç vermeye devam mı edersiniz, yoksa yavaş yavaş çekilip paranızı daha güvenli bir şeye mi yatırırsınız?
Bu konuşma hayal değil.
Geçtiğimiz hafta gerçekten yaşandı.
Cümleyi kuran, dünyanın en zengin adamı Elon Musk.
Amerika'nın borç faizinin artık ordu bütçesini bile geçtiğini söyledi ve ekledi. Yapay zeka ile robotlar bu açığı kapatamazsa, sonumuz gelir.
Alacaklı koltuğunda oturan ise Çin.
Dünyada en çok Amerikan tahvili tutan ülkelerden biri.
Cevabı birkaç gün sonra, tek satırlık bir tabloda yayınlandı.
Çin Merkez Bankası kasasına 10 ton daha altın koydu.
Üst üste 19. ay. Üstelik altın zirvesinden yüzde 25 aşağıdayken ve herkes satarken, bu aynı zamanda Aralık 2024'ten beri yapılmış en güçlü aylık alımdı.
Soru Amerika'dan geldi, cevap Çin'den.
Şimdi Çin'in neden altını seçtiğini en baştan anlatayım.
Bir süper gücü durdurmanın iki yolu vardır.
Ya ordusunu yenersiniz ya da o orduyu besleyen para kaynağını kurutursunuz.
Birinci yol imkansız, çünkü Amerika'nın 11 uçak gemisi, dünyaya yayılmış 750 askeri üssü ve tarihin en güçlü donanması var.
Çin bunu herkesten iyi biliyor ve Amerika'yı denizde yenemeyeceğini yıllar önce kabul etti.
Peki o devasa orduyu ne besliyor?
Ordunun yıllık bütçesi 947 milyar dolar.
Amerika her yıl kazandığından fazlasını harcadığı için bu para vergiyle karşılanamıyor.
Açık borçla, borç da dünyaya tahvil satılarak kapatılıyor.
Yani Amerikan ordusunun gerçek yakıtı petrol değil, tahvil.
Elon'un itirafı tam bu yakıt hattıyla ilgili.
Amerika'nın yıllık faiz ödemesi 1 trilyon doları aştı ve tarihte ilk kez ordu bütçesinin üzerine çıktı.
Toplanan her dört vergi dolarından biri, tek bir okula ya da yola dönüşmeden doğrudan faize gidiyor.
Üstelik bu yıl yaklaşık 10 trilyon dolarlık eski tahvilin vadesi doluyor ve hepsinin yeniden satılması gerekiyor.
Koca sistem tek bir şeye muhtaç.
O tahvilleri almaya devam edecek alıcılara.
Amerika'nın gerçek zayıf noktası burası.
Bu noktayı ne bir uçak gemisi koruyabiliyor ne de bir füze kalkanı.
Çin'in tahvilden altına dönme kararının tarihi de belli.
Şubat 2022.
Rusya Ukrayna'ya girdi ve Batı buna, Rusya'nın 300 milyar dolarlık rezervini bir gecede dondurarak cevap verdi.
Dünyanın en büyük ülkelerinden birinin yıllarca biriktirdiği servet, tek bir kararla bir sabah kullanılamaz hale geldi.
O gece dünyanın bütün merkez bankaları aynı dersi çıkardı. Başkasının kağıdını tutmak, başkasının insafına kalmaktır.
O geceden sonra Çin'in kasasında nelerin değiştiğine bakın.
Amerikan tahvili stoku, zirvedeki 1.3 trilyon dolardan bugün 682 milyara indi.
Bu, 2008'den beri görülen en düşük seviye.
Altın alımı 19 aydır hiç kesilmedi. Fiyat düşerken bile durmadı, tam tersine hızlandı.
Aynı dönemde Suudi petrolü ilk kez yuanla satılmaya başladı, Çin kendi uluslararası ödeme sistemini büyüttü, BRICS ülkeleriyle ticaret yerel paralara kaydı.
Dolara duyulan mecburiyet her yıl biraz daha azalıyor ve dolara mecburiyet azaldıkça, Amerikan tahviline akan yapısal talep de azalıyor.
Bütün bunlar olurken ortada ne bir saldırı var ne bir ilan ne de basın toplantısı.
Sadece her ay tekrarlanan aynı sessiz hareket var. Biraz daha az kağıt, biraz daha çok altın.
500 yıllık imparatorluk tarihini inceleyen Ray Dalio'nun uyarısı şöyleydi:
"Süper güçler aşırı borçluyken askeri ve finansal kontrolünü kaybettiğini gösterdiğinde, müttefiklerin ve alacaklıların güvenini kaybetmesini, rezerv para birimi statüsünü kaybetmesini, para biriminin özellikle altına karşı zayıflamasını izleyin."
Bu cümleyi bir daha okuyun.
Dalio'nun saydığı maddelerden biri "alacaklıların güveni".
O madde artık soyut bir uyarı değil. Yazının başındaki o tablonun ta kendisi.
Şimdi bir dakikalığına koltuk değiştirin ve Amerika'nın yerine geçin.
Karşınızda size tek kurşun sıkmayan bir rakip var. Gemilerinize dokunmuyor, üslerinize yaklaşmıyor, yaptırım bile uygulamıyor.
Sadece sizden almayı azaltıyor.
Donanmayı kime göndereceksiniz? Tarifeyi neye koyacaksınız?
Tarifeye tarifeyle cevap verilir, gemiye gemiyle, yaptırıma yaptırımla.
Ama almamanın bir cevabı yok.
Gürültülü saldırının karşısında her zaman bir hamle vardır, sessiz çekilişin karşısında ise yalnızca boşluk.
Yıllar önce herkes "Çin neden susuyor" diye soruyordu. Cevap bugün de aynı.
Sessizlik, stratejinin ta kendisi.
Tablonun öbür yüzünü de koymak gerekiyor, çünkü bu bir çöküş ilanı değil.
Çin bu masadan tamamen kalkamaz.
Elinde hâlâ 682 milyar dolarlık kağıt var ve hızlı bir satış kendi servetini de yakar.
Fabrikaları hâlâ Amerikan tüketicisi için çalışıyor; Amerika'daki ani bir sarsıntı Çin'i de vurur.
Bu yüzden çekiliş on yıla yayılmış durumda.
Amerika'nın karşı oyunu da sahada.
Petrolü ucuzlatıp enflasyonu soğutmaya, faiz yükünü hafifletmeye, Japonya'yı masada tutmaya ve Elon'un umut bağladığı yapay zekayı zamanında yetiştirmeye çalışıyor.
Yarış bitmiş değil.
Ama şu gerçek her tabloyla yeniden yazılıyor.
Amerika'nın planı bir ihtimale dayanıyor. Çin'in planı bir madene.
Amerika'nın en büyük bankacısı J.P. Morgan, 1912'de Kongre'de yemin altında şunu söylemişti.
"Altın paradır. Geri kalan her şey krediden ibarettir."
Çin'in her ay yaptığı şey, bu cümlenin kasaya dökülmüş hali. Krediyi azalt, parayı artır.
Amerika her hamleye karşılık verebilir. Almamaya karşılık veremiyor.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
Japonya kendi parasını kurtarmak için 73 milyar dolar harcadı. Asıl tehlike ise o parayı nereden bulduğunda.
Japonya geçtiğimiz ay, hiçbir ülkenin istemeyeceği bir şeyi yapmak zorunda kaldı.
Yen'i kurtarmak için tek bir ayda rekor 73 milyar dolar harcadı. Bu, ülke tarihindeki en büyük döviz müdahalesiydi.
Ama bütün o para boşa gitti. Yen sadece birkaç gün toparlandı, sonra yeniden düştü. Şu an 162'ye yakın, yani 1986'dan beri en zayıf seviyesinde.
Herkes bu düşen yen'e bakıyor.
Bense Japonya'nın o 73 milyar doları nereden bulduğuna bakıyorum.
Çünkü asıl hikaye orada saklı. Japonya bu parayı, elindeki en değerli varlığı satarak buldu.
Anlatıyorum.
Önce şunu anlamak lazım. Japonya neden yen'i kurtarmak için para harcıyor, neden başaramıyor?
Şöyle düşünün.
Su alan bir tekneniz var. Bir kovayla suyu dışarı atıyorsunuz ama teknedeki deliği kapatmıyorsunuz. Ne kadar su atsanız da delik açık kaldıkça su geri doluyor.
Japonya'nın yen müdahalesi tam olarak bu.
Müdahale, piyasaya dolar satıp yen alarak yen'i bir anlığına yukarı itiyor. Yani suyu boşaltıyor ama deliği kapatmıyor.
Peki o delik ne? Cevap, iki ülke arasındaki faiz farkı.
Amerika'da faiz yüksek, Japonya'da neredeyse sıfır. Para her zaman daha çok kazandığı yere akar. Düşük faizli yen'i bırakır, yüksek faizli dolara koşar. Bu akış sürdükçe yen düşmeye devam eder.
Japonya 73 milyar dolarla suyu boşalttı. Ama delik, yani faiz farkı yerinde durduğu için yen birkaç günde geri düştü.
Şimdi asıl meseleye gelelim. Japonya o 73 milyar doları nereden buldu?
Yurt dışındaki rezervlerinden. O ay Japonya'nın yabancı varlıkları yaklaşık 75 milyar dolar azaldı, bu da rekor düzeyde bir düşüştü. Maliye Bakanlığı, bu düşüşün sebeplerinden birinin müdahale olduğunu kabul etti.
Peki o rezervler neyden oluşuyor? Büyük kısmı ABD tahvilinden. Japonya'nın dış rezervlerinin yaklaşık yüzde 70'i Amerikan tahvilinde duruyor.
Yani Japonya, yen'i savunmak için büyük olasılıkla elindeki Amerikan tahvillerini sattı. Kısacası Amerika'ya verdiği borcu geri satarak kendi parasını korudu.
Burada durup şunu görmek gerekiyor. Japonya, dünyada en çok ABD tahvili tutan ülke.
Otuz yıldır işleyen sessiz bir mekanizma var.
Japonya dünyanın en ucuz parası. Dünya, Japonya'dan neredeyse bedava yen borçlanıp bu parayı Amerika'ya yatırdı.
Yani Japonya'nın ucuz parası, yıllarca sessizce Amerika'yı ayakta tuttu.
Şimdi bu mekanizma tersine dönüyor. Japonya kendini kurtarmak için o tahvilleri satıyor.
İşte bu yüzden Japonya kendini savunurken, aslında Amerika'yı da zora sokuyor.
Üstüne bir de saat işliyor.
Bir ülkenin parasının "serbest dalgalanan" sayılması için bir kural var. IMF kuralına göre bir ülke, parasına altı ayda en fazla üç kez müdahale edebilir.
Japonya bu hakkını çoktan kullanmaya başladı. Sayıma göre Kasım'a kadar elinde sadece iki müdahale hakkı kaldı.
O hak da bittiğinde ne olur? Japonya, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi, artık parasını serbest bırakamadığını resmen kabul etmek zorunda kalır. Yani kontrolü kaybettiğini itiraf eder.
Kısacası Japonya'nın geriye sadece iki hamlesi kaldı.
Peki o iki hamle de bittiğinde Japonya ne yapar?
Elinde tek bir koz kalır. O da faizi artırmaktır.
Japonya otuz yıldır faizi neredeyse sıfırda tuttu, çünkü bütün ekonomisi bu ucuz paranın üstüne kuruldu. Faizi artırmak onun için en son çare, en tehlikeli düğme.
Ama yen'i durdurmanın başka yolu kalmayınca, o düğmeye basmak zorunda kalır.
İşte asıl sarsıntı o zaman başlar.
Japonya faizi artırdığı an, otuz yıllık ucuz para devri biter.
Japonya'dan ucuz parayla borçlanıp Amerika'ya yatıran bütün fonlar, pozisyonlarını kapatmaya başlar. Borçlarını ödemek için ellerindeki ABD tahvillerini satar.
Tahvil satışı arttıkça Amerika'nın borçlanma maliyeti yükselir.
Üstelik 2026, Amerika için bunun en kötü yılı. Çünkü bu yıl yaklaşık 10 trilyon dolarlık eski borç yenilenecek. 39 trilyon dolar borcu olan bir ülkede, faizdeki küçük bir yükseliş bile yıllık faturaya yüz milyarlarca dolar ekler.
Dikkat edin, Japonya'nın geçtiğimiz ayki rezerv satışı, o büyük dalganın ilk damlası. Bu gelecekte olacak bir şey değil, çoktan başladı.
Şimdi geri çekilip büyük resme bakın.
Japonya ve Amerika aslında aynı denklemin iki ucu. Biri otuz yıldır ucuz parayı veren, diğeri o parayla ayakta duran. İkisi görünmez bir iple birbirine bağlı.
Şimdi o ip geriliyor. Japonya o ipi kendine doğru çekiyor, ama o ip Amerika'nın da beline bağlı.
Burada tarihin bir kuralı devreye giriyor. Dünyanın en büyük alacaklısı, kendini kurtarmak için alacağını satmaya başladıysa, bu artık tek bir ülkenin sorunu değildir. Bütün sistemin ilk çatlağıdır.
Bundan sonrası için önümüzde birkaç yol var.
Belki Japonya direnmeye devam eder, Amerika da arkadan destek verir ve yen bir süre daha ayakta kalır.
Belki Japonya pes edip faizi artırır, o zaman ucuz para musluğu kapanır ve Amerika'nın borçlanma maliyeti artar.
Ya da iki ülke birlikte masaya oturur, bu sefer doları zayıflatıp yen'i güçlendiren bir anlaşmaya varır.
Hangisi olursa olsun değişmeyen tek bir şey var. Bu kararı artık Japonya tek başına vermiyor. Çünkü zincirin diğer ucunda Amerika duruyor.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
PRÄSIDENT PUTINS BOTSCHAFT AN DIE DEUTSCHE REGIERUNG UND DAS DEUTSCHE VOLK
So wird der Gnadenstoß versetzt – ohne Waffen, verbal… 🥳
„Wir wollen euch nicht angreifen! Warum sollten wir? Diese Zeiten sind längst vorbei! Jeder, der noch bei Verstand ist und klar denken kann, versteht das.
Erstens:
Ihr habt bereits Staatsschulden in Höhe von 2,5 Billionen Euro, und kein seriöser Wirtschaftswissenschaftler hat eine Ahnung, wie ihr die jemals zurückzahlen wollt. Und jetzt wollt ihr weitere 1 Billion Euro aufnehmen, um euch gegen uns zu bewaffnen. Wollt ihr, dass das russische Volk diese Schulden bezahlt? Niemals!
Zweitens: Euer Land ist voller Millionen von Migranten, die euch 50 Milliarden Euro im Jahr kosten. Sollte das russische Volk dafür zur Rechenschaft gezogen werden?
Drittens: Ein beträchtlicher Teil eurer Bevölkerung ist so verrückt, dass er glaubt, das Klima durch Fahrradfahren und Insektenessen beeinflussen zu können. Vielleicht ließe sich dieser massive Hirnschaden beheben, aber das würde uns auch etwas kosten.“ viel.
Viertens: – Euer Bildungssystem war einst vorbildlich. Jetzt findet in vielen Klassen praktisch kein Unterricht mehr statt, weil fast niemand mehr Deutsch spricht.
Fünftens: – Eure Infrastruktur verfällt, und ihr kommt mit den Reparaturen nicht voran.
Sechstens: – Eure Eisenbahnen waren einst der ganze Stolz der Welt. Jetzt fahren eure Züge wie in Indien.
Siebtens: – Wir brauchen eure berühmten Ingenieure nicht. Während der Sanktionen haben wir gelernt, dass wir ohne sie auskommen können. Sollten wir sie aber doch brauchen, wenden wir uns an China. Dort sind sie nicht nur billiger, sondern auch besser.
Achtens: – Ihr habt weder Rohstoffe noch Energiequellen. Warum sollten wir also euer Land erobern? Um Probleme zu lösen, die wir sonst gar nicht hätten? Realistisch betrachtet: Selbst wenn ihr uns rufen, kapitulieren und weiße Fahnen hissen würdet, würden wir trotzdem nicht kommen!
Bu videoyu herkes izlemeli..
Tebrikler @trhaber_com
Türk bayrağı yok, İngiliz gaydası var.
▪️ "Osmanlı" desek huzursuz olacaklar ama "God Save the King"e bir servet harcayabiliyorlar.
▪️ Tarabya İngiliz Koleji, "Doğulular için pek muteber" mezuniyet töreni sembolleriyle ve pek meşhur velileriyle gündemde.
REİS'in büyüklüğünü sen dahi kanıtlıyorsun. Atatürk ile REİS'i kıyaslıyarak REİS'in ne kadar büyük bir lider olduğunu hepimize kanıtlamış oluyorsun. Sizin ağzınızdan bunları duymak ne kadar güzel ve bir o kadar da keyifli.! #SonDakika#Haber#Thyao#Gesan#Tuprs#İsmen#Kozal
@totemcihaluk REİS'in büyüklüğünü sen dahi kanıtlıyorsun. Atatürk ile REİS'i kıyaslıyarak REİS'in ne kadar büyük bir lider olduğunu hepimize kanıtlamış oluyorsun. Sizin ağzınızdan bunları duymak ne kadar güzel ve bir o kadar da keyifli.! #SonDakika#Haber#Thyao#Gesan#Tuprs#İsmen#Kozal
RTE'nin büyüklüğünü sen dahi kanıtlıyorsun. Atatürk ile RTE'yi kıyaslıyarak RTE'nin ne kadar büyük bir lider olduğunu hepimize kanıtlamış oluyorsun. Sizin ağzınızdan bunları duymak ne kadar güzel ve bir o kadar da keyifli.!
#SonDakika#Haber#Thyao#Gesan#Tuprs#İsmen#Kozal