@by__fth Bu sosyal medya platformlarının gerçekten kuralları tamamen tarafgirdir.Herkes kendi düşüncesini söylemekte özgürdür. Sırf düşünce ve eleştirisini açıkladı diye X platform mu kimseyi sınırlsndırmamalı.Kurallar herkes içindir sadece bir kesim için değil.
Beyaz et şirketlerine yapılan hukuki operasyonlara muhalefet ve iş dünyası tepki göstermiş, yalnız unutulmaması gereken şey, piyasa aksaklıklarına devlet müdahale etmek zorunda. Aksi halde serbest piyasa ekonomisinin halkı ezen olumsuz etkisi nasıl dengelenecek.Piyasa'nın regüle edilmesi doğru bir davranıştır.
Cumhuriyetin haberine göre; af bekleyişine yeni model:Yeniden suç işleyene eski cezada dönecek.
TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen düzenlemede af yerine şartlı tahliye modeli üzerinde duruluyor.
Bir kere böyle gelişi güzel düzenlemelerle,suçun tüm unsurlarını ortadan kaldırmadan, mahkumu dışarıya adapte ede edecek uygulamalar konulmadan,yaşamında temiz bir sayfa açması için zemin hazılamadan damdan düşer gibi tehdit ederek bak seni salıvereceğim ama suç işlersen eski suçun cezasını da yeniden çekersin, tehdit vari uygulamalarla suçu önlemede başarılı olamazsınız.Ceza infazın temel amacı cezalandırmak değil, suçun unsurlarını ortadan kaldırarak suçluyu topluma kazandırmaktır. Sicili bozulmuş bu insanları işsiz,güçsüz,yaşam kalitesini artırmada destek olmadan sicil affı gelmeden bu insanları birkaç aylığına dışarı salmak tek kelime vizyonsuzluktur.Torba kanunlarla veya gelişi güzel yasalarla olacak gibi değil. Bu insanlar çıktıktan sonra güvencesiz bir ortamda yarın bir gün tekrar daha ağır suçlar işlerler. Mesele dışarıya salmak değil ki mesele suçun unsurlarını ortadan kaldırmak. Çünkü bu insan yaşamlarını sürdürmek için çalışmak zorundalar.Zaten sadece dışarıya salıyorsunuz ama cealzalandırma,intikam alma duygusu devam ediyor. Sicili bozulmuş bir insan ne devlette,ne de özel sektörde iş bulamaz.Aç kalan insan tekrar suç işler. Lütfen bunu bu insanlara yapmayın,madem bu insanları topluma kazandırmadan hiç bir pürüzlerle karşılaşmadan hayatına devam edebilmesine olanak sağlamadan bu insanları daha fazla mağdur etmeyin bırakın içeride kalsınlar.
Birçok modern toplumda olduğu gibi Türkiye'de suçlu cezasını çektikten sonra "unutulma hakkı "uygulanmalı.
Yoksa bütün hayatı boyunca sosyal hayattan ve çalışma hayatından tecrit etmek insan haklarına da Anayasa da aykırı.
Hukuk devleti iddiasında olan bir ülkeyiz. Lakin TC. Vatandaşı kasten bir suç işlediğinde özellikle yüz kızartıcı suçlar (katalog suçlardan hırsızlık,irtikap,dolandırıcılık ve devlete karşı olan suçlardan) birini işlediğinde tüm hayatı boyunca affa uğrasa bile kamuda çalışamaz .Bu gösteriyor ki bütün hayatın boyunca cezalandırılıyorsun.Hukuk devleti olmanın en önemli engellerinden biri budur.
Hukuk Devleti açısından temel çelişkiler:
1.Çifte Cezalandırma Yasağı ihlali:Ceza hukukun evrensel kurallarından biri,bir suça yalnızca bir kez Ceza verilmesidirOysa kişi mahkemenin verdigi cezayı tamamladıktan sonra,meslek yasaklarıyla ömür boyu cezalandırılması hem Anayasa'ya hem de hukuk devletine aykırıdır.
Ceza, öç alma,intikam amacıyla verilmez topluma kazandırma,ıslah etmek amacıyla verilir.Oysa bu sadece kağıt üzerinde kalıyor verilen ceza bir intikam ve öç alma işlevine dönerek ömür boyunca toplumda izole edilerek ,çalışma hakkın ,kariyer yapma hakkın,kamuda çalışma hakkın elinden alınarak Anayasa'nın 49 maddesiyle çelişmektedir. Bir suçun cezası tamamlandıktan sonra tertemiz olarak hayatına devam etmelidir.Önüne büyük engeller konulan kişiyi topluma nasıl kazandıracsksınız, tabi eğer amaç intikam ve öç almak değilse. Kamuda işe alımlarda güvenlik soruşturmaları ve sicilin çalışma hayatına engel olması hukuk devletinin çok büyük oranda sakatlandığının bir göstergesidir. Oysa çoğu zaman suçsuz olduğu halde şüphelinin bunu ispat edememesi sonucunda haksız yere ceza alıyor. Cezasını tamamlıyor ama ömür boyu cezalandırılıyor.Örneğin hırsızlık suçundan hüküm giymiş biri hukuk fakültesini bitirse bile avukatlık kanundan dolayı asla avukat olamaz hatta memnu hakların iadesi verilse bile.Bu korkunç bir şey.
İyi Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkan, ekonomik seviyesi düşük milletimizi Halk TV yayınında küçümseyerek o fukaralar diyerek hakir görüyor.Söylediği söz birebir şöyle;"20 bin Emekli maaşı alan o fukaralar hala Erdoğan ve Ak Parti diyor. Bu kadar fukaralığa rağmen hala Ak Parti diyorlar"
Reis'i ve Ak Parti'yi her koşulda destekleriz,lakin toplumun genelinden %70_80 oy alması için bazı alanlarda köklü reformlar yapması lazım. Bence sayın Cumhurbaşkanımız 23 yılda çok büyük başarılara imza attı. Yani %70_80 oy almayı hak ediyordu.Ama sosyolojik farklılıklar nedeniyle alamadı.Bu oy oranlarına ulaşması için toplumun tüm kesimlerinin gönlünü hoş etmesi lazım, yani biraz ideolojiden ödün vermek lazım. Bu ne kadar doğru olur o tartışılır. Bir de eğitim ve Kamu işe alım koşullarında adil olmayan bazı maddeler var.Bunlar evrensel insan hakları ile uyumlu hale getirilmeli.Misal çalışma hakkı,bir hukukçu gözüyle ve çevremdeki insanlardan gördüğüm kadarıyla kariyer sınavlarindaki 35 yaş şartı kaldırılmalı, zaten eşitliğe aykırı bir madde.Bu ve benzeri köklü reformlara ihtiyaç var.Çünkü 35 yaşını geçmiş yaş şartıdan dolayı mağdur olan yüksek tahsilli çok insan var.
@zekibahce Chp'nin bunca pislikten sonra hala bir beldeyi kazanmasını bence tartışalım. Diğer 4 belde gibi sadece bir oy almalıydı o da kendisinin oyu olmalıydı.
Max Planck eğitim modeli Türkiye'de uygulanmalı.Gercekten lisansüstü eğitim üniversitelerden bağımsız enstitüler şeklinde olmalı.Yüksek teknik Enstitüsü, Yüksek Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek sağlık Bilimler Enstitüsü şeklinde olmalıdır.Her ilde değil. Sadece 5 _ 6 büyük şehirde, her şehirde bir sosyal,bir teknik, bir sağlık ve bir fen olmak üzere ülke genelinde sadece lisansüstü eğitim veren 24 kurum olmalı. Pilot Sehirler:İstanbul, Ankara,İzmir,Bursa,Antalya,Eskişehir olarak seçilmeli.Böylece Yüksek lisans ve doktora çok daha nitelikli ve kaliteli kurumlar olur.Lisansüstü bilimsel araştırma merkezleridir.Lisansüstü kaydı olanlar öğrenci statüsünde değil,birer araştırmacı ve bilim insanı unvanıyla çalışmalarını sürdürmeliler. Maaşlı olarak bilimsel faaliyet yürütmeliler.Böylece hem beyin göçü engellenir,nitelikli bilim insanları yetişir, liyakat sorunları ortadan kalkar. En önemlisi de refah ortamında bilimsel faaliyetler gelişir.
Türkiye'nin vizyoner bilim insanları yetiştirebilmesi ve küresel ligde teknoloji üretebilmesi için lisansüstü (Yüksek lisans ve doktora) eğitiminde 1992'de kurulan Gebze Yüksek Teknik Enstitüsü ve İzmir Yüksek Teknik Enstitüsü'nün ilk kuruluş politikaları gibi kurumlar yeniden canlandırılmalı ve lisansüstü eğitim tamamen üniversitetelerden ayrı bir kurum olarak yapılandırılmalı. Lisansüstü eğitim,hiyerarşi olarak lisanstan üst bir ligde olan bilimsel araştırma kurumlardır.
Bu bilimsel araştırma kurumları, şu şekilde teskilatlandırılmalı:
1.Sıfır lisans öğrencisi:Kampüse hiçbir şekilde lisans öğrencisi alınmamalı, kurum tamamen bir "bilim üretim üssü "olarak kalmalıdır.
2.Araştırmacıya Maaş/Burs Güvencesi:Lisansüstünde eğitim gören bireyler,öğrenci olarak değil,bir bilimsel araştırmacı olarak mesleki formasyonu olarak maaş almalıdır. Unutmamalıdır ki ekonomik güvencesi ve özgürlüğün olmadığı bir yerde bilim gelişemez. Karl Marx'ın ekonomik özgürlüğü olduğu için Karl Marx oldu.
3.Kitlesel eğitim kurumlarına son verilmeli,tematik kurumlar kurulmalı.
Böylece hem daha nitelikli bilim insanları yetiştirilecek, lisansüstünde eğitim alanlar öğrenci statüsünden çıkarılıp araştırmacı olarak mesleki formasyona bürünerek bir bilim insanı olarak bilimsel katkı sunacak.
@kalender00037@RTErdogan Bebek efsanevi bir liderin kucağında, bu kız bebeği geleceğin büyük kadın liderlerinden biri olabilir. Neticede bir dünya liderinin kucağında ismi dualarla kulağına fısıldadı. Ne şanslı bebek,doğuştan şanslı olmak bu demek.