Atatürk'ün ne kadar büyük bi dahi olduğunu Türklerden başka herkes anladı. Alman dergisinden ‘en büyük devrimciler’ kapağı: Atatürk tam merkezde! – Sözcü Gazetesi https://t.co/FUiTM4Zxko
Cihat Yaycı sürecin parçası olduğu iddia edilen “yasa” hakkında:
— Çıkarılması istenen yasa tam olarak neye hizmet edecektir?
— Hani yalnızca silahlar bırakılacaktı, pazarlık yoktu?
— Yoksa bu yasa, “Demokratik Cumhuriyet” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal ve siyasal yapısını dönüştürmenin hukuki zemini olarak mı görülmektedir?
— Mesele, silah bırakılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl yeniden tanımlanacağıdır.
Abdülmecid Efendi ile Sultan Vahideddin, Osmanlı Hanedanı'nın son döneminde birbirine tamamen zıt iki kutbu temsil ediyordu.
Sultan Vahideddin; gelenekçi, İngilizlerle denge politikası yürütmeye çalışan ve Ankara Hükümeti'ne karşı mesafeli bir duruş sergiliyordu.
Abdülmecid Efendi ise; batı tarzı eğitime, sanata düşkün, modern fikirleri savunan ve Milli Mücadele’yi açıkça destekleyen bir veliahttı.
Bu fikir ayrılıkları aralarında uzun yıllar boyunca soğukluğa ve tartışmalara neden olmuştu.
Vahideddin 1926 yılında İtalya'nın San Remo kentinde vefat etti. Cenazesi, Şam'daki Sultan Selim Camii haziresine defnedildi.
Abdülmecid Efendi ise 1944 yılında Paris'te vefat etti. Ölümünden önce yakınlarına ve kızı Dürrüşehvar Sultan'a cenazesinin durumuyla ilgili vasiyette bulunurken şunları söylediği bilinir:
"Beni Türkiye kabul etmezse Şam'a, Vahdettin'in yanına gömmeyin. Onunla ne hayatta anlaştım ne de mahşerde yanyana gelmek isterim."
Abdülmecid Efendi'nin cenazesi, Türkiye'ye defnedilebilmesi için kızı Dürrüşehvar Sultan'ın büyük çabalarıyla Paris Camii'nde tam 10 yıl boyunca tahnit edilerek bekletildi.
Ancak Menderes Hükümeti'nden onay çıkmayınca, cenaze 1954 yılında Medine'ye nakledildi ve Cennetü'l-Baki mezarlığına defnedildi.
Böylece Abdülmecid Efendi'nin vasiyeti yerine getirildi.