Son 2 haftada, Akdeniz'de Meis'ten Karadeniz'de Kilyos sahillerine dek yaşanalar küresel jeopolitik gelişmelerin kaçınılmaz bir yansımasıdır. Gerileyen hegemonya içerde ve dışarda yarattığı kışkırtma ve kumpaslar ile yeni düzende yer kapmaya çabalıyor.
Türkiye adeta iki cepheden sıkıştırılmaktadır.
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ülkemizde yapılacak NATO zirvesine kısa süre kala yaşanan olaylar üst üste okunduğunda Ankara’ya karşı Ege’den Karadeniz’e ciddi bir baskı stratejisinin uygulandığını görmekteyiz. Çünkü bugün Türkiye, kağıt üzerinde NATO üyesi olsa da sahada ve masada birçok konuda fiilen NATO müttefikleriyle karşı karşıya gelmektedir.
Ege’de bayram öncesi icra edilen EFES-2026 Tatbikatı yalnızca bir askeri eğitim faaliyeti değildi. Türkiye'nin gerek silahlı kuvvetleri gerekse savunma sanayi yeteneği ile son yıllardaki en kapsamlı müşterek kuvvet gösterilerinden biri olarak Ege ve Doğu Akdeniz'de caydırıcılık iradesinin ilanıydı. Bu gelişme Mavi Vatan Yasası ile birlikte okunduğunda daha da güçlü bir mesaj sunmaktaydı.
Tatbikat sonrasında Milli Savunma Bakanının Ege'de ve Doğu Akdeniz'de hak ve menfaatlerimizi korumaya ve hiçbir geri adım atılmayacağına dair açıklaması önemliydi.
Ancak dikkat çekici olan, tam da bu güçlü mesajın ardından bölgedeki kışkırtmaların hız kazanması oldu. Yunanistan'ın İsrail ile askeri ve stratejik yakınlaşmasını derinleştirmesi, yeni silahlanma programları açıklaması, Ege ve Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı söylemlerin Yunan devlet adamları ve siyasetçileri düzeyinde artırması dikkat çekerken, Meis üzerinde ve Türkiye kıyılarına son derece yakın bölgelerde Yunan savaş uçaklarının gerçekleştirdiği kışkırtıcı faaliyetler gerilimi yükselten gelişmeler arasında yer aldı.
Diğer yandan İyon Denizi'nde Amerikan enerji devi Chevron'un Libya kıta sahanlığı ve Kıbrıs çevresinde Libya ve KKTC'nin haklarını dikkate almadan yeni lisans alanları elde etmesi, Doğu Akdeniz'deki enerji mücadelesinin hızlandığını göstermektedir. ABD ve küresel finans kapital açısından Hürmüz Boğazı çevresindeki krizler ciddi bir baskı yaratmaktadır. Washington, tarihinin en düşük stratejik petrol rezerv seviyelerinden birine gerilemiş durumdadır. Bu nedenle Doğu Akdeniz'de yeni enerji kaynaklarının süratle dünya pazarlarına ulaştırılması stratejik öncelik haline gelmiştir. Fakat bu denklemde temel engel Türkiye'dir.
Türkiye hem coğrafi konumu hem de Mavi Vatan yaklaşımı nedeniyle Doğu Akdeniz enerji jeopolitiğinin merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara'nın manevra alanını daraltmak isteyen çevreler aynı anda farklı cephelerde baskı kurmaktadır.
Diğer yandan Türkiye’nin Montrö rejimi sayesinde İkinci Dünya Savaşında sergilediği aktif tarafsızlık rejimi NATO’nun başta İngiltere olmak üzere Rus karşıtı yeminli şahin cephe tarafından eleştirilmektedir. Maalesef içimizde milli ve NATO cephesi arasında bilek güreşi yaşanmaktadır. Bu çelişki zirve yaklaştıkça aratacaktır.
Tam da bu süreçte Karadeniz'de 28 Mayıs 2026 tarihinde Kilyos açıklarında, Türkiye'nin yetki ve sorumluluk alanında üzerinde Ukraynaca işaretler taşıyan BEEK sınıfı insansız deniz aracıyla petrol tankerlerine yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırının verdiği mesajın yalnızca Rusya'ya yönelik olduğunu düşünmek eksik bir değerlendirme olur.
Asıl mesaj Türkiye'ye verilmektedir. Rusya’nın Kiev’e yönelik askeri strateji değişikliğinin ilan edildiği, Haziran ilk haftasında Rusya Ukrayna cephesinde çok önemli gelişmelerin yaşanacağı konjonktürde Türkiye NATO ve AB şahinleri tarafından adeta tehdit edilmektedir.
Hedef alınan Türk bayraklı olmayan gemiler Rus gölge filosu kapsamında olabilir. Ancak burada endişe konusu gemilerin aidiyeti değildir. Türkiye'nin karasuyu içinde yani aktif tarafsızlık politikası izleyen bir ülkenin egemenlik alanında ticaret gemilerine yönelik silahlı saldırının gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu durum yalnızca deniz ve çevre güvenliği açısından değil, silahlı çatışma hukuku ve terörle mücadele hukuku açısından da son derece ciddi bir egemenlik ihlali niteliği taşımaktadır. Çünkü silah taşımayan ticaret gemilerine yönelik bu tür saldırılar, doğrudan bölgesel istikrarı, çevreyi ve deniz ulaştırmasının güvenliğini hedef almaktadır.
Nitekim benzer bir olay 26 Mart 2026 tarihinde yaşanmıştı. İstanbul Boğazı yaklaşma sularında, Karasu-Kilyos hattına yakın bölgede, yaklaşık 1 milyon varil ham petrol taşıyan Altura tankerine yönelik saldırı gerçekleştirilmişti. O tarihte bunun sıradan bir olay olmadığına dikkat çekmiş ve verilen mesajın Türk Boğazlarının güvenliğinin test edilmesi, Türkiye'nin büyük bir çevre felaketi tehdidiyle karşı karşıya bırakılabileceğinin gösterilmesi ve Karadeniz'deki savaşın Türkiye kıyılarına doğru yaklaştırılması olduğunu ifade etmiştim. İki ay sonra aynı bölgede benzer yöntemlerle yeni saldırıların gerçekleşmesi göstermektedir ki, 26 Mart münferit bir olay değildir. Maalesef tarih tekerrür etmektedir.
NATO Zirvesi yaklaşırken Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini bozmak, Ankara'yı Karadeniz'de daha sert bir NATO çizgisine çekmek ve Türkiye'nin denge politikasını zayıflatmak isteyen çevrelerin baskılarını artırması şaşırtıcı olmayacaktır.
Özetle Türkiye bugün Ege'de İsrail, GKRY ve Yunanistan üzerinden, Karadeniz'de ise Ukrayna ve bazı NATO ülkeleri üzerinden eş zamanlı baskıyla karşı karşıyadır.
Bunun yanında içeride de Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğini zayıflatabilecek etnik, mezhepsel ve kimlik temelli fay hatlarının yeniden hareketlendirilmesi riski bulunmaktadır. Ana muhalefet partisinin yaşadığı iç krizler ve parçalanma eğilimleri de bu açıdan dikkatle izlenmelidir. Çünkü büyük jeopolitik baskı dönemlerinde devletlerin en kırılgan noktası dış cephe değil, iç bütünlükleridir.
Bugün yaşanan son derece hayati ve ciddi dış / güvenlk politika konularında ana muhalefetin değil katkısı yorumu dahi olmamaktadır. Dolayısı ile NATO ve AB konularında Türkiye’de iktidar görüşüne anti-tez üretilememektedir. Bu durum çöken batı hegemonyasının arayıp da bulmayacağı bir fırsat sunmaktadır.
Önümüzdeki haftalarda Türkiye'nin karşılaşacağı temel sınama, Yunanistan ve NATO’nun Ege, Akdeniz ve Karadeniz kışkırtmalarına ve sahte bayrak kumpaslarına kapılmamak, Karadeniz'de tırmanan gerilimin tarafı haline gelmemek, Montrö rejimini korumak ve iç siyasi ayrışmaların milli güvenlik zafiyetine dönüşmesini engellemektir.
İç cepheyi sağlam tutamazsak dış cepheyi kaybederiz. Tarih en büyük öğretmendir. Tam da 101 yıl önce yaşanan Musul vakası bize ders olmalıdır. Lozan'da çözülemeyen petrol zengini Musul, 1925 yılında Türkiye ile İngiltere arasında ölümcül bir jeopolitik mücadeleye dönüşmüştü. Ankara, Misak-ı Millînin son büyük davasını savunuyordu. İngiltere ise Musul'u Irak Mandası içinde tutmak istiyordu. Milletler Cemiyeti'nin Musul incelemesi 11 Şubat günü başladı. İki gün sonra 13 Şubat 1925'te Şeyh Said Ayaklanması patladı. Tesadüf mü? Hayır. İsyan Türkiye'nin bütün dikkatini doğuya çevirdi. Musul'a odaklanan Ankara, bir anda içerideki tehditle uğraşmak zorunda kaldı. Sonuçta Musul üzerindeki baskı gücü zayıfladı, İngiltere ise istediğini aldı.
Türkiye'nin ihtiyacı yeni dünya düzeni kurulurken içerde ve dışarda yeni cepheler açmak değil, devlet aklını korumaktır.
@EuroLeague Bodiroga, you have to resign… do you think saying sorry is enough for such a shame which has effected the score…who knows what would have happened if Fenerbahçe Beko has begun with the fans’ support which has a great impact on teams’ morale and motivation
@cemciritci Takımı sahaya çıkarmamayı ya da geç çıkarmayı akıl edemediniz bari Bodiroga yı istifa ettirin Cem bey…
Mutlaka bir şey yapmalısınız … yapamıyorsanız siz istifa edin…
@cemciritci Çok haklısınız ama haklı olmak yetmiyor. Haklı kaybetmek istemiyoruz….Yönetim olarak kriz anında karar ve hareket lazım Cem bey, şikayet/mazeret değil. Saha komiseri vs yok mu, taraftar içeri alınmıyorsa ilk çeyreğe, hala alınmıyorsa 2.çeyreğe çıkmıyoruz deyin, olayı büyütün…!!
Hakemlikte gelinen nokta,
Osimhen yönetme dersi veriyor!
Ortada büyük bir çatışma,kriz var.Ama O,sarı kartı yazmakla meşgul.Yahu kafana yazsan ne olur?
Kimlik,otorite,disiplin ve yürek yok!Maçı kim yönetiyor o da belli değil.
Hakemliğin tükenişidir bu…
@ZorluMurat@12numaraorg Sevgili Murat Zorlu, böyle yazmakla birşey olmuyor…Eylem lazım. Kulüp birşey yapamıyor. Ne yapacaksak biz yapacağız…En azından bütün Fenerbahçe taraftarının yayın aboneliklerini iptal etmeleri için bir çağrı yapın…BATSIN BU LİG..
@Feneristcom Sevgili Fenerist, böyle yazmakla birşey olmuyor…Eylem lazım. Kulüp birşey yapamıyor. Ne yapacaksak biz yapacağız…En azından bütün Fenerbahçe taraftarının yayın aboneliklerini iptal etmeleri için bir çağrı yap…BATSIN BU LİG..
@12numaraorg Sevgili 12 Numara, böyle yazmakla birşey olmuyor…Eylem lazım. Kulüp birşey yapamıyor. Ne yapacaksak biz yapacağız…En azından bütün Fenerbahçe taraftarının yayın aboneliklerini iptal etmeleri için bir çağrı yap…BATSIN BU LİG..
@ajansfenercom Sevgili Fener Ajans, böyle yazmakla birşey olmuyor…Eylem lazım. Kulüp birşey yapamıyor. Ne yapacaksak biz yapacağız…En azından bütün Fenerbahçe taraftarının yayın aboneliklerini iptal etmeleri için bir çağrı yap…BATSIN BU LİG..
@SportsCubuklu Sevgili Çubuklu Sports, böyle yazmakla birşey olmuyor…Eylem lazım. Kulüp birşey yapamıyor. Ne yapacaksak biz yapacağız…En azından bütün Fenerbahçe taraftarının yayın aboneliklerini iptal etmeleri için bir çağrı yap…BATSIN BU LİG..
@DegajSportscom Sevgili Degaj Sports…Daha kaç kere bu tür isyanda bulunacaksın…Eylem lazım. Kulüp birşey yapamıyor. Ne yapacaksak biz yapacağız…En azından bütün Fenerbahçe taraftarının yayın aboneliklerini iptal etmelerini örgütleyin…
@12numaraorg@MHK_Resmi@TFF_Org Sevgili 12 Numara, Yazıklar olsun yazmakla birşey olmuyor…Eylem lazım. Kulüp birşey yapamıyor. Ne yapacaksak biz yapacağız…En azından bütün Fenerbahçe taraftarının yayın aboneliklerini iptal etmelerini örgütleyin…Bu ligi biz finanse etmeyelim.
@aybaltaci Sevgili Fenerbahçeli arkadaşım, hata tabii ki var ama 99 gol 99 puanla şampiyon yapmadılar seni; hatırla….sen 1 maç bile berabere kalsan, yok dediğin Yapı onları yine şampiyon yapacak, sen de faturayı berabere kaldığın o maçtaki performansa keseceksin…
@cem_moskova Santrayla birikte 10 dan geriye sayarak yapılan tezahüratın (kasap havası) adı “Omuz Omuza”dır. Tezahürat öncesinde, bütün tribünün bir blok halinde dalgalanması için, herkesin kolkola girmesini isterdi. Müthiş beyefendi, vatansever, Atatürk ve Fenerbahçe aşığı büyük bir liderdi.
Büyük devrimci, Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt, cumhuriyet savcılarına sesleniyor:
"Meriç kıyılarında çalışan küçük Türk köylüsünün kaybolan sapanından tutunuz da bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında bekleyen öksüzlerin göz yaşlarından siz mesulsünüz."
Batıda kolaydır da Şırnak'ta vatansever olmak belki de dünyanın en zor işlerinden biridir.
İşte oradan bir güzel adamın, bir dostumuzun, Nusaybin'de bayrağımıza yapılan saldırıdan sonra yazdıkları;
"Suriye'deki aşiretler sınırı geçip sizi de temizleyemiyorsa; sebebi cebinizdeki TC kimliği ve sınır kapısında dalgalanan bu bayraktır! 🇹🇷
Suriye'de 15 senedir savaş varken siz Güneydoğu'da klimalı evinizde oturuyorsanız sebebi bu bayraktır! 🇹🇷
Kıbrıs'ta aynı eylemi yapan Rum vurulurken siz bayrak indirip nefes alıyorsanız, sebebi cebinizdeki o TC vatandaşlık kartıdır.
🇹🇷
Üzerinize yaylım ateşi açıImıyorsa bu bayrağın egemenliği altında yaşadığınız içindir. 🇹🇷
Bunları umarım geç olmadan anlarsınız!"