🇹🇷 BTP 25 yaşında
“Bağımsız Türkiye Partisi dava partisidir, proje partisidir, fikir partisidir.”
Parti Sözcümüz @lutfullahonder, Bağımsız Türkiye Partisi’nin 25. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle BTP’nin kuruluş anlayışını, fikir ve proje temelli siyasetini ve Milli Ekonomi Modelini anlattı.
Kurucu ve Ebedi Liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş’ı rahmet, özlem ve minnetle anan Önder, BTP’nin 25 yıllık mücadelesini değerlendirdi.
🎥 Av. Lütfullah Önder’in açıklamalarının tamamı videomuzda.
Bugün Bağımsız Türkiye Partisi’nin kuruluşunun 25. Yıl dönümü.
Belki de Türk siyaset tarihinde çizgisinden hiç şaşmamış tek parti.
Yiğidin hakkını yiğide teslim etmemiz gerek.
10 dakikanızı ayırıp floodu incelemenizi tavsiye ediyorum.
1- ATATÜRK VE CUMHURİYET ÇİZGİSİ…
Hüseyin Baş:
• Bir ülkede 7 yıl ekonomik kriz olmaz. 7 gün olur, 7 hafta olur, 7 ay olur ama 7 yıl süren ekonomik kriz olmaz.
• Normalde Nisan’dan Temmuz’a emekli maaşı zammı, memur maaşı zammı konuşulurdu, yıl sonuna kadar asgari ücret konuşulurdu.
• Son üç senedir hiçbiri konuşulmuyor. Artık milletin iktidardan ümidi, beklentisi kalmadı.
@huseyinbas_BTP
İş BAŞ’a Düştü…
Bağımsız Türkiye güneşi 25 yıl önce bugün hiç batmamak üzere doğdu.
Mücadele, hak ve gurur dolu bir çeyrek asır…
Nice 25 yıllara @BTP_Parti
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Başakşehir İlçe Başkanlığı , Bahçeşehir Pazartürk Pazarı’nda stant çalışması gerçekleştirdi.
Çalışma kapsamında vatandaşlarla sohbet edilerek hasbihal edildi, vatandaşların sorunları ve talepleri dinlendi. Bağımsız Türkiye için sahadayız,
Tatil bitti, yeni bir döneme giriyoruz.
2026-2027 eğitim-öğretim yılı başlıyor. Öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve elbette biz velilere yeni dönemin hayırlı olmasını diliyorum.
Okullar ne yazık ki sorunlarla açılıyor!
Ülkemizde eğitimin sorunları malum; fırsat eşitliği, boş geçen dersler, kalabalık sınıflar, temizlik, güvenlik sorunları, atanmayan öğretmenler ve elbette ekonomik şartlar ilk anda sayabileceğimiz sorunlar.
Verilen eğitimin niteliği, içeriği ayrıca konuşulması gereken bir durum.
Saydığımız ve saymadığımız bu sorunların çözümü şart!
Bu sorunları çözmek için samimi bir irade gerek. Ortada samimiyet olduğu sürece çözülemeyecek hiçbir sorun yok. Ancak çeyrek asırlık bir iktidarda hâlâ temel sorunların konuşuluyor olması, sorunların çözümü konusunda bir samimiyet sorgulaması yapmamıza neden olmaktadır.
Eğitim stratejik bir alandır!
Bir milletin kaderi eğitim sistemiyle doğrudan bağlantılıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, 25 Ağustos 1924 tarihinde Ankara'daki Öğretmenler Birliği Kongresi'nde “Öğretmenler; Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” diyerek eğitimin hedefini veciz bir ��ekilde ortaya koymuştur.
Ebedî liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş da eğitimin amacını “önce kendisinin, sonra ailesinin ve nihayetinde ise milletinin ve devletinin yararına nesiller yetiştirmek” olarak tarif etmiştir.
Bağımsız Türkiye Partisi olarak eğitimi, az önce de ifade ettiğimiz gibi ülkemizin bekasını yakından ilgilendiren stratejik bir alan olarak görüyoruz.
Tekraren tüm öğretmen, öğrenci ve velilerimizin yeni eğitim-öğretim yılını tebrik ediyor, başarılarla dolu bir eğitim yılı temenni ediyorum.
Türkiye ekonomik bir krizle, dünya ise çok daha derin bir ekonomik ve jeopolitik türbülansla karşı karşıya.
Ekonomik krizler yalnızca refahı azaltmıyor; gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştiriyor, toplumsal huzuru zedeliyor ve nihayetinde savaşların zeminini hazırlıyor.
Bugün yaşadıklarımızı yalnızca dönemsel dalgalanmalarla açıklamak mümkün değil. Sorun, krizleri üreten ekonomik sistemin kendisinde.
Fakat çözümsüz değiliz.
BTP, yıllardır kriz ve savaş üreten bu anlayışa karşı alternatif bir ekonomik paradigma ortaya koyuyor:
MİLLİ EKONOMİ MODELİ.
11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’ni Şubat ayında Viyana’da gerçekleştirerek, insan merkezli ve adil bir ekonomik düzenin mümkün olduğunu bir kez daha dünyaya haykırmıştık.
Çünkü mesele yalnızca ekonomiyi düzeltmek değil; ekonomiyi insan için yeniden planlamaktır.
Çözüm var. Çözüm: Milli Ekonomi Modeli.
İl Başkanımız @nihathekimoglu ve İl Başkanlık Divanı üyelerimizin katılımlarıyla, Haftalık İl Divan Toplantımızı Akçaabat İlçe Başkanlığımızda icra ettik.
Türkiye'nin ABD ile ilişkileri tek taraflı bir taviz süreci şeklinde ilerliyor.
Türkiye, ABD'ye "stratejik ortak" derken; ABD, Türkiye'yi düşman ülkelere uyguladığı CAATSA yaptırımlarına tabi tutuyor.
ABD Başkanı Trump'ın NATO Zirvesi için geldiği Ankara'da yaptığı açıklamalar hâlâ gündemde.
Ankara'ya hediyelerle gelecek denilen Trump, Sayın Cumhurbaşkanımızı bol bol övdükten sonra CAATSA yaptırımlarının kaldırılma ihtimalinden bahsetti.
Bu açıklama, Türk basınında zafer başlıklarıyla yer alırken, araya F-35'ler ve KAAN uçağı motorları da sıkıştırıldı.
Peki, sonuç?
Yine sonuç yok!
ABD, bırakın yaptırımların kaldırılmasını, hazır giyimde yüzde 12,5 oranında ek vergi getirdiği ülkelerin arasına Türkiye'yi de dâhil etti.
Bu durum bir kez daha tescillemiştir ki; ABD, ülkemizi bölgedeki çıkarları için bir aparat olarak görmektedir.
ABD'nin bölgede bir tane stratejik ortağı vardır; o da İsrail'dir.
İsrail'in çıkarları, ABD'nin kendi çıkarlarından bile önceliklidir.
Türkiye konusunda da İsrail ne derse, ABD onu yapmaktadır ve yapmaya devam edecektir.
Amaç, bölgeyi bu iki ülkenin çıkarlarına göre dizayn etmektir.
Gazze'den İran'a kadar yaşananlar ne yazık ki bu durumun kanıtıdır.
Bağımsız Türkiye Partisi, Türkiye'nin bu kötü gidişatını değiştirecek olan partidir.
Ekonomi başta olmak üzere, gerçek anlamda bağımsız bir Türkiye ancak Bağımsız Türkiye Partisi iktidarı ile mümkün olabilecektir.
Açlık sınırı: 36 bin 940 TL
Yoksulluk sınırı: 120 bin 325 TL
En düşük emekli aylığı: 23 bin 552 TL
Bunlar, son 24 saat içinde açıklanan ve Türk ekonomisinin karnesi niteliğindeki verilerdir.
Buna bir de 28 bin 75 TL olan asgari ücreti ekleyelim.
Alın size ekonominin resmi!
5 emekli maaşını birleştirince ancak 1 yoksul ediyor.
4,2 asgari ücretlinin maaşını birleştirince ancak 1 yoksul ediyor.
Türkiye'de asgari ücretin, diğer ülkelerin aksine, temel ücret hâline geldiğini de hatırlatalım.
Bir de açlık sınırı var!
Asgari ücret, açlık sınırının 8 bin 865 TL; en düşük emekli maaşı da 13 bin 388 TL altındadır.
Yani milyonlarca insan, açlık sınırının altında maaşla yaşamak zorunda.
Tablo gerçekten vahim.
İstanbul'da kiralar 40 bin liradan başlıyor. Gıda enflasyonunda, savaştaki ülkelerin bile fersah fersah önündeyiz.
Böyle bir ortamda TÜİK, enflasyonun ve işsizlik verilerinin düştüğünü iddia ettiği istatistikleri açıklıyor.
TÜİK'e göre işsizlik oranı, haziran ayında bir önceki aya göre 0,5 puan azalarak yüzde 7,6'ya gerilemiş. TÜİK'e göre Türkiye'deki işsiz sayısı 2 milyon 688 bin kişi.
Ancak DİSK-AR öyle demiyor.
Bu kurumun raporuna göre geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 28,8, geniş tanımlı işsiz sayısı ise 11 milyon 643 bin olarak açıklandı.
Nereden bakarsanız bakın, durum Türk halkı için hiç de iç açıcı değil ve önümüzde de ne yazık ki umut verici bir ışık yok.
Halk çaresiz.
Vatandaş, kendisini boğan ekonomik sorunlarına çözüm bekliyor.
Sorunlar çok büyük ama çözüm var.
Çözüm, defalarca ifade ettiğimiz gibi, parti programımız olan Milli Ekonomi Modeli'dir.
Milli Ekonomi Modeli ile Türkiye'de kaynaklar, yabancıya ve yandaşa değil, milletin kendisine akacak.
Milli Ekonomi Modeli ile sosyal devlet anlayışı hâkim olacak.
Bu konuda da karar verici merci yüce Türk milletidir.
Milletimiz, "Bağımsız Türkiye" diyerek makûs talihini değiştirmeye karar verdiği gün bambaşka bir Türkiye ortaya çıkacaktır.
ABD ve stratejik ortağı İsrail'in yıllardır ateşe verdiği coğrafyamızda kaos her geçen gün daha da büyüyor.
Gazze'de aylardır devam eden insanlık dramı, Lübnan'a yönelik saldırılar, Suriye'deki istikrarsızlık, İran'a yönelik tehditler ve bugün Yemen üzerinden yaşanan gelişmeler birbirinden bağımsız değildir. Bunların tamamı, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeyi yeniden şekillendirmeye yönelik aynı planın farklı aşamalarıdır.
ABD ve İsrail, bölge ülkelerini birbirine düşüren, mezhep ve etnik ayrılıkları derinleştiren politikalarla Ortadoğu'yu sürekli çatışma içinde tutmak istemektedir. Çünkü parçalanmış ve birbirleriyle mücadele eden ülkeler, küresel güçlerin müdahalesine her zaman daha açık hale gelir.
İran'a yönelik saldırılarda da aynı senaryo işletildi. Ağır bir karşılık gördüklerinde "ateşkes" çağrısı yapıp toparlanmaya çalıştılar; ardından yeniden saldırgan politikalarına döndüler. Bu anlayışın değişmeyeceği açıktır. Çünkü mesele barış değil, bölgeyi sürekli kriz içinde tutmaktır.
Bugün en büyük tehlikelerden biri de savaşın mezhep eksenine taşınmak istenmesidir. Böyle bir senaryo gerçekleşirse kazanan ne bölge halkları ne de İslam dünyası olacaktır. Kazanan yalnızca bölgeyi yıllardır dizayn etmeye çalışan küresel güçler olacaktır.
Bu nedenle Yemen'de yaşanan son gelişmeler son derece dikkatle değerlendirilmelidir.
Türkiye, güvenliğini doğrudan ilgilendirmeyen bölgesel çatışmaların tarafı haline gelmemeli; hiçbir küresel planın veya askeri bloklaşmanın parçası olmamalıdır. Dün Gazze'de yaşanan katliam karşısında etkili bir duruş sergileyemeyen uluslararası çevrelerin bugün Yemen konusunda ortaya koyduğu hassasiyet de sorgulanmalıdır.
Türkiye'nin dış politikadaki pusulası;
milletimizin çıkarları olmalıdır.
Bağımsız Türkiye Partisi olarak anlayışımız nettir.
Türkiye'nin görevi yeni savaş cephelerinin tarafı olmak değil, bölgede barışı, adaleti ve diplomatik çözümü savunan öncü ülke olmaktır.
Tam bağımsız Türkiye; hiçbir küresel gücün eksenine girmeyen, kendi iradesiyle karar alan, komşularıyla iyi ilişkiler kuran ve bölgesinde güven veren güçlü bir devlettir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı da tam olarak budur.
Berlin’de gurbetçi arkadaşlarımızla bir araya geldik.
Memleket hasretini, ülke gündemini ve gelecek dönem hedeflerimizi konuştuk. İlgi ve misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum.
"Hayatım boyunca millî egemenliğin en sadık bir hizmetkârı olduğumu milletin nazarında bir defa daha doğrulamak için, bu yetkinin üç ay gibi kısa bir müddetle sınırlandırılmasını istiyorum."
Başkomutanlık görevini kabul ederken söylediği bu sözler, Mustafa Kemal Paşa'nın yetkiyi bir ayrıcalık değil, millete karşı üstlenilmiş bir sorumluluk olarak gördüğünü gösteriyordu.
Bu kararın ardından millet topyekûn mücadeleye hazırlandı; Sakarya'dan Büyük Taarruz'a uzanan zafer yolunun en önemli dönüm noktalarından biri yaşandı.
Başkomutanlık yetkisinin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e verilişinin yıl dönümünde Milli Mücadele’nin eşsiz önderini saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Hafta boyunca teşkilatlarımızla Türkiye’nin dört bir yanında saha çalışmalarımızı sürdürdük. Vatandaşlarımızla bir araya geldik, taleplerini dinledik, çözüm önerilerimizi anlattık. Bu karanlık günlerin elbet sonu gelecek. Biz de Türkiye’nin aydınlık yarınlarını hep birlikte inşa etmek için durmadan çalışmaya devam edeceğiz. @BTP_Parti
Artık mahalle teşkilatlarımızı açıyoruz.
Memleketim Akçaabat’ın ilk mahalle temsilciliğini Söğütlü Mahallesi’nde açtık. Mahalle teşkilatımızla bir araya gelerek istişarelerde bulunduk, hedeflerimizi değerlendirdik.
Mahalle mahalle büyüyor, emin adımlarla yürüyoruz.
Hayırlı olsun. 🇹🇷
Bugün Hünkar İskelesi Antlaşması’nın yıl dönümüydü.
1833’te Osmanlı, Mehmet Ali Paşa isyanının oluşturduğu tehdidi bertaraf etmek için Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması’nı imzaladı.
Ancak bu antlaşma yalnızca bir güvenlik anlaşması olarak kalmadı. Boğazlar gibi devletin en stratejik meselelerinden biri, Osmanlı’nın tek başına karar verebildiği bir alan olmaktan çıkıp büyük güçlerin pazarlık konusu haline geldi.
Tarih bize şunu gösteriyor: Günü kurtarmak için yapılan kısa vadeli hesaplar uğruna bağımsızlıktan verilen ödünler, başlangıçta küçük dahi olsa zamanla devletin en hayati meselelerini bile başka devletlerin pazarlık konusuna dönüştürebilir.
Tesadüf o ki, iki hafta sonra yine Temmuz ayı içinde hem Lozan Antlaşması’nın hem de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin yıl dönümlerini idrak edeceğiz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde cephede kazanılan Kurtuluş Savaşı, Lozan’da tüm kapitülasyonları tarihe gömdü ve boğazlar konusundaki egemenliğimiz Montrö ile de taçlandırıldı.
Yani tarih bize sadece zayıflığın bedelini değil, bağımsızlık iradesinin neleri geri alabileceğini de gösteriyor.
Bugün de benzer bir soruyla karşı karşıyayız.
Hükümet muhtemelen Trump’ın gelişi üzerinden bir diplomatik zafer fotoğrafı vermeye çalışacak. Oysa dış politikada asıl mesele, kameraların önündeki tokalaşma değil, kameraların arkasında Türkiye adına alınan kararlardır.
Türkiye ev sahibi olabilir. Ama Türkiye masanın sahibi mi?
Ülkemizin ihtiyacı, bir gün Washington’dan, bir gün Moskova’dan gelecek işarete göre pozisyon alan bir dış politika değildir. Ülkemizin ihtiyacı, başkalarının kurduğu masalarda yer kapmaya çalışan bir dış politika da değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı, kendi masasını kurabilen, kendi kararını alabilen ve bağımsızlığından ödün vermeyen bir dış politika anlayışıdır.
Bağımsız Türkiye Partisi’nin ortaya koyduğu irade de tam olarak budur.