Bu meselenin çözümü basittir. Püf nokta, Türkiye’nin re-aktif tavırlar sergilemeyi bırakmasıdır. “Washington, Moskova, Paris şöyle böyle diyor ama onların iddiaları yanlıştır” veya “peki ya onların günahları” tarzı çıkışlar tipik vassal refleksleridir.
Öncelikle bunun bir Osmanlı meselesi olduğu kabul edilmelidir. Eski Osmanlı vilayetlerinden yaratılan ulus devletlerin temsilcileri İstanbul’a davet edilmeli ve şu minvalde bir mesaj yayınlanmalıdır: “Vaktiyle karşılıklı çok kan döktük, kardeş kardeşi kırdı. Sömürgeci güçler bizi birbirimize düşman etti. Fakat artık çağ barış çağıdır, gelin geçmişi geçmişe gömelim ve geleceğe umutla bakalım.”
Mesajın klişe olması problem değil; önemli olan devlet liderlerinin el sıkışması, bunun güzelce fotoğraflanması ve zirvenin gerçekleştiği yere bir “Barış ve Mutabakat” heykeli dikilmesidir. Yarın öbür gün bu meseleler tekrar açıldığında, Türkiye, “bakın biz bu meseleyi aramızda çözdük” diyebilecektir böylece.
Böyle bir zirveye kimler katılır? Sırplar ve Yunanlılar belki protesto edecektir. Mühim değil. Suriye, Arnavutluk, Makedonya ve en önemlisi Ermenistan katılsa kafidir. Paşinyan bu konuda bilhassa istekli olacakmış gibi davranıyor. Fırsatı kaçırmamalı, re-aktif değil pro-aktif olmalı.
Ve unutmamalı, iktidarı kuran şey kılıç değil güvendir.
Jahrein, Nişanyan kardeşler hakkında konuştu:
“Valla abisi de kendisi de çok cool çocuklar. Ya Arsen de kötü isim ya. Kendilerini konuk alacağım. Ablamla zaten yakından takip ediyoruz; Keeping Up with the Nishanyans, bayağı yakından takip ediyoruz. Üvey anne özellikle çok sardı. Detaylara yayında dahil olacağız inşallah. Çok juicy konu.”
Kandil’den Milli Takım analizi: En yetkin oyunculardı, yazık oldu
Duran Kalkan:
“Hiç gol atamadan elenmiş olmaları da ırkçı, milliyetçi, şoven duygular ve düşüncelerin dayatmaların sonucudur.
Daha gitmeden o basının, televizyonların o kadar şey dayattılar ki, o kadar ırkçı, milliyetçi... Sahada insan görüyordu; ayakları titriyordu gençlerin, topa vurmaya.
Oysa ki en tecrübeli yani en yetkin oyunculardılar. Bir gol bile atamadılar. O kadar yani baskı oluşturuldu. 'Haydi savaşa gidiyorsunuz' der gibi. Ya maça gidiyorlar; kazanırlar da yenilirler de. Bu spordur yani. Spor değil, sporu savaş gibi ele aldılar.
Yazık oldu.”