💥 Mazlûm Ebdî, Fermandarê Giştî yê Hêzên Sûriyeya Demokratîk (QSD):
💥 Têgihiştinên me li gel Wezareta Berevaniyê hene ji bo avakirina Lîwaya ku ji xelkê resen ê #Efrînê pêk tê ev Lîwaya dê girêdayî wezaretê be, li herêma #Efrînê bi cih bibe û erkên xwe li wir pêk bîne.
HPG Nasnameya Gerîlayên Azadiyê yên ku di Dîrokên Cûda de Şehîd Bûne Radigihîne.
Bi Dilsoziyeke Mezin em bejna xwe ber Bîranîna Wan ditewînin ..
83 Leheng
83 sitûnên Azadiye
Bi rêz û minnet we bi bîrtînim
Şehîd Qet Namirin!
HPG Nasnameya Gerîlayên Azadiyê yên ku di Dîrokên Cûda de Şehîd Bûne Radigihîne.
Bi Dilsoziyeke Mezin em bejna xwe ber Bîranîna Wan ditewînin ..
83 Leheng
83 sitûnên Azadiye
Bi rêz û minnet we bi bîrtînim
Şehîd Qet Namirin!
ÖCALAN; İLK GELEN GRUP 300 KİŞİ OLABİLİR
İmralı’da DEM Parti heyeti ile görüşen Abdullah Öcalan;
-Üst yönetim ve benzer arkadaşlar için süre uzamamalıdır. 3 yıl olabilir, 5 yıl sürebilir, belki de müzakere ederek hiç gelmeyebilirler de. Bunlar uluslararası düzeyde aranan ve hedef olan kişilerdir. Korunmaları şarttır.
-İlk gelecek grubu oluştururken birlikte tartışacağız. 300 kişilik grup olabilir. Bunların üçte biri Avrupa, üçte biri cezaevi, üçte biri de Kandil gibi olur. Bizim çalışmamız önemlidir. Hızlı çalışma yürütülürse süre 1 yıla 6 aya da inebilir.
💥 Gerîlaya YJA Starê Axîn Nemir: Em her roj hewl didin ku vê vejîna di me û gel de çêbûye zindî bihêlin.
Gerîlayên Azadiyê Kurdistanê Pêngava 15'ê Tebaxê pîroz kirin.
-Türk devletinin Tabqa Kalesi yakınında bir üs kurduğuna dair bilgi aldık
-Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını artırarak yerleşmeye devam ettiği görülüyor
- İsrail’e mi yoksa İran destekli gruplara karşımı?
Türkiye’nin Suriye’de ciddi bir askeri yapılanma içinde olduğu açık.
Sîdar di sala 2014an de bi 11 wêneyan Goristana Xerzanê belge kir. Piştî kişandina wêneyan, demek kurt tevlî tevgera gerîla bû. Îro, ew wêne wekî yekane şahidê mayî yê 267 şehîdên ku termên wan hatine wêrankirin û bêrûmetkirin, radiwestin.
📍Uyarı!
YPJ sözcüsü Ruksen Muhammed:
Teklifimizi Suriye Savunma Bakanlığı'na sunduk ve güçlerimizin geleceğiyle ilgili resmi bir yanıt bekliyoruz.
İçişleri Bakanlığı'na entegrasyonu kabul etmedik ve bu konuda dolaşan tüm söylentiler asılsızdır.
Yoksa İdealize Ettiğin Düşünceyi mi Kaybettin?
Her geçen gün artarak devam eden saldırganlığı anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyorum.
Yeminli düşmanları, kendini tümüyle karşıt addedenleri, ahlaktan nasibini almamış toplum düşmanlarını bir kenara bırakarak Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve onun kurucusu ve yürütücüsü Önder Apo'ya yönelik söylemleri kırıcı ve haddini aşan bir hal alanları anlamaya çalışıyorum.
Tabii ki bir siyasal hareketi eleştirmek mümkündür. Ama ona saldırmak başkadır.
Bir hareketin politik yönelimini yanlış bulabilirsiniz. Paradigmasını, stratejisini veya taktiklerini reddedebilirsiniz. Geçmişte savunduğunuz bazı düşünceleri bugün yeniden değerlendirme ihtiyacı da duyabilirsiniz. Bunların hepsi siyasal düşüncenin doğal süreçleridir.
Fakat eleştiri ve değerlendirme geçmişi yok sayma, tarihsel değeri küçümseme, hakaret, teşhir ve açık düşmanlığa dönüşüyorsa durumu sadece politik bir farklılaşma olarak adlandıramayız.
Evet, insan bazen bir siyasal hareketi olduğu haliyle değil de kendi zihninde ona verdiği anlamla destekler. Hareket özgürlük, adalet, ulusal onur, devrim, umut veya gelecek gibi değerlerin taşıyıcısı haline gelir. Kişi zamanla bu değerlerle hareket arasında güçlü bir özdeşlik kurar. Hareketin gücünü kendi gücü gibi hisseder. Onun başarısını kendi başarısı gibi yaşar.
Ama bu siyasal özdeşleşme idealizasyona dönüşüyorsa, durup bir düşünmek gerekir.
Biliniyor, idealizasyon, bir kişi, ilişki, topluluk, düşünce, değer, kurum ya da gelecek tasarımının gerçekliğindeki çelişki, eksiklik ve sınırları geri plana iterek zihinde olduğundan daha kusursuz, tutarlı, güçlü, değerli veya anlamlı bir konuma yerleştirilmesidir.
İdealizasyon “bir şeyi çok beğenmek” değildir. Beğenide gerçekliğin kusurları görülebilir. İdealizasyonda ise kusurların görülmesi giderek zorlaşır. Bu nedenle idealizasyon, gerçekliğin kendisinden çok gerçeklik hakkında kurulmuş bir imgeyle ilişki kurma biçimidir.
Yani yazımıza konu olan sorun, hareketin kendi gerçekliği ile kişinin zihnindeki hareket imgesi arasındaki mesafe büyüdüğünde ortaya çıkıyor.
Hareket dönüşebilir. Kişi de düşüncesini değiştirebilir. Fakat kişi kendi zihnindeki imgeyi değiştiremiyorsa, ortaya bir çatışma çıkar. Çünkü artık karşı karşıya olduğu şey yalnızca yeni bir politik gerçeklik değildir. Kendine geçmişte kurduğu anlam dünyasıdır. Bunu bir kayıp olarak da adlandırabiliriz.
Bu noktada döngü başlar: Kayıp→inkar→suçlama→değersizleştirme→saldırganlık.
Önce kayıp kabul edilmez. Gerçeklik, eski imgeyi koruyacak biçimde açıklanır.
Sonra sorumluluk dışarıya taşınır. “Onlar değişti.” “Onlar bizi yarı yolda bıraktı.”
Ardından eski imgeyi korumak mümkün olmadığında nesnenin kendisi değersizleştirilmeye başlanır. Dün büyük olan bugün küçümsenir. Dün tarihsel olan bugün yok sayılır. Dün değer verilen kişi veya hareket bugün bütünüyle mahkum edilir.
Son aşamada ise saldırganlık ortaya çıkar. Artık mesele “Ben bu politikaya katılmıyorum” olmaktan çıkar ve hakaret, teşhir ve düşmanlaştırma başlar.
Ama buradaki saldırganlığı salt karşı tarafa yönelmiş bir öfke olarak görmemek gerekir. Bazen kişinin kendi içindeki çelişkiye karşı geliştirdiği bir savunmadır da.
Çünkü “Benim zihnimdeki hareket ile gerçek hareket artık aynı değil” demek, insanın kendi geçmişine de bakmasını gerektirir.
Bunu yapmak yerine gerçekliği suçlamak daha kolay olabilir. Bu nedenle bu döngüyü yaşayan kişinin kendisine sorabileceği en önemli soru belki de şudur:
“Ben gerçekten neye kızıyorum?” Karşımdaki kişinin bugünkü tercihine mi? Yoksa onun artık benim zihnimdeki kişi veya hareket olmamasına mı?
Bu ayrım önemlidir. Çünkü eleştiri gerçeklikle ilişki kurar. İdealizasyon ise gerçekliği bir imgeye uydurmaya çalışır.
Gerçeklikle kurulan eleştirel ilişki, bir hareketin tarihsel değerini kabul ederken bugün farklı düşünmeyi mümkün kılar. İdealizasyonun çöküşü ise bazen bunun tersini üretir: Dün yüceltilen bugün bütünüyle değersizleştirilir.
Oysa gerçeklik ne kusursuzdur ne de bütünüyle değersiz. Bir hareket dönüşebilir. İnsanlar da dönüşebilir. Düşünceler değişebilir. Bir insan geçmişte desteklediği bir şeyi bugün eleştirebilir ve bunu kendi geçmişini inkar etmeden yapabilir.
Asıl sorunu değişmekte aramamak gerekir. Çünkü sorun, değişim karşısında kendi zihinsel imgesini korumak için gerçekliği çarpıtmaya başlamaktır. Çünkü o noktada politik farklılaşma, psikolojik bir savunmaya dönüşebilir. Ve bazen savunmanın son biçimi saldırganlıktır.
Belki bu yüzden başkasının öfkesini anlamaya çalışırken ne söylediğini değerlendirmek kadar neyi korumaya çalıştığına da bakmak gerekir. Doğru veya yanlış, önemli değil.
Tabii ki saldırganlığı empatiyle karşılamıyorum. Ama ya o saldırgan sadece duygularının götürdüğü yere gidiyor ve ne yaptığını bilmiyorsa?
İşte buradaki ayrımı yapabilmek, en azından toplumdaki bir kesimin eylemlerinin sebeplerini araştırabilmek gerekir diyorum.
📍Suriye Savunma Bakanlığı güçleri, Abdülaziz Dağı'ndan-Çiyayê Kizwan (kontrolleri altındaki bölümden) ve Haseke'nin batı kırsalından El-Şaddadi şehrine doğru çekildi.
Çiyayê Kizwan (Abdulaziz Dağı) tamamen Kürt güçlerinin kontrolünde.