Gayet açık bir şekilde ifade edelim ki, bizim ve dünyanın geldiği yer, hiç de memnun olunacak bir yer değil: Maddenin yanında manayı, dünyanın beraberinde ukbayı, zâhirin gerisinde bâtını ve nâsût âleminin fevkinde lâhût âlemini görmek istemeyenler, iflâs etmişlerdir.
Sürgüne gönderilenler o kadar hayatî şeylerdi ki, onlardan mahrum kaldığımız ilk günden bu yana yüzümüz hiç gülmedi, üzerimize güneş hiç doğmadı, rahmet bulutları da semtimize uğramadı. Yerine tercih edilenler, bin yıllık yürüyüşümüzü durdurup, bizi bitkisel hayata dûçar ettiler.
1 Mayıs Cuma günü yayınlanacak "EHEMMİ MÜHİMME TERCİH ETMEK" adlı yazımızdan sonra, Bahâ Yazılarına bir süre ara verilecektir. Daha sonra yayınlanması planlanan yazılarımız için, ayrıca duyuru yapılacaktır.
İnsanlığın,Hz.Âdem’den bu yana edindiği tecrübe ve özellikle ahir zaman ümmeti olarak sahip olduğumuz nadide eserler,yolumuzu aydınlatıyorlar.Bu yüzden,yapılacak şeyler de aslında bilinmez değil.Ancak bütün adımları atmak,dünyadaki güç dengelernden kaynaklı olarak mümkün olamıyor
Laf ederek bir işi kotardığını zannetme hastalığı, devletin ve toplumun bütün katmanlarını eline geçirmiş ve bizi felce uğratmış durumda. Laf yarışına girmemiz ve sesi fazla çıkanı kahraman ilan etmemiz gibi hususlarda da bu yaklaşım etkili...
Ucuz, gündelik ve yatay boyuta hapsolmuş bir politikaya angaje olarak İslâm’a hizmet etmek (!) moda hâline geldi. Oysa hakikate hizmet etmesi istenen siyaset; ilim, tefekkür, derinlik vs. olmadan söz konusu olamaz.
Şu anda “küreselleşme” adıyla karşımızda olan bu yapı, daha önce “Soğuk Savaş Dönemi” diye tesmiye olunuyor ve “iki kutuplu” bir dünyadan bahsediliyordu...