📌Yeşil Burun Adaları'nın namağlup bir şekilde elenmesine çok üzüldüm.
Şu görüntüye bakın, Trabzonspor'un Cabo Verde'li futbolcusu maç sonu karısına ve çocuğuna sarılıp ağlıyor ve bunu 2 milyar kişi izliyor.
Adam ailesi ile beraber ülkesi için bir adım daha atamadığı için kahroluyor adeta.
Bizim eşekler ise özel uçakla yurda dönerken gülüyorlardı. Karıları da Beverly Hills'ten story paylaşıyordu.
Ne diyeyim. Trabzonspor Cabral'ı transfer ederek her şeyden önce karakterli, vatansever ve ahlaklı bir futbolcu almış.
Tüm Onurlu Cabo Verde halkına selam olsun. Namağlupsunuz. Benim gözümde Dünya şampiyonusunuz.
Allah Vatanını sevenlerle beraberdir.
Tebrik ederim, teşekkür ederim...
#CaboVerde #ARGvCPV #ARGCPV #FifaDünyaKupası #Cumartesi
@Fenerbahce@amedskofficial Atamın kemikleri sızlıyor. İlk kez fenerbahçeli olmaktan utandım. Kaldır tweeti, taraftarından özür dile ya da büyük çöküşe hazırlan.
Montrö Sözleşmesi sonrası dünya basınında atılan manşetlerden biri:
"Atatürk'ün Türkiyesi Abdülhamit'in Türkiyesi Değildir.Avrupa'nın hasta adamı iyileşmiş ve Anadolu'nun kuvvetli adamı olarak karşımıza çıkmıştır"
(Cumhuriyet,22 Temmuz 1936,s.5)
Dertleri,Atatürk Türkiyesi'dir!
valla 12 sene semt okulunda okudum…
bir kez olsun ne benim, ne de benle beraber okuyan belki 500 öğrencinin, şunlara elini dahi uzattığını görmedim…
zengini, fakir, tek tip giyinirdik…
okullarda kapılar kapatılır, kapılara da nöbetçi öğrenciler konulurdu…
böylece kim kimdir ayıklanırdı…
kurala uymayan öğrenci, bedelini ödeyeceğini çok iyi bilirdi…
ailelerimiz, bizi öğretmenlerimize emanet etmişti, saygıda kusur etmez, ciddi çekinirdik…
öğretmenlerimiz, hayatlarını doğru idame ettirebildikleri için, bizlerle ilgilenmeye mecalleri olan, iyi eğitimli insanlardı…
bizim çocuklarımızı, bizim çocukluğumuza koysak, 48 saat sonra pipetle beslenirken buluruz…
ne oldu…
özgüvensiz mi yetiştik…
“bir ülkeyi mahvetmek istiyorsanız, buna eğitim sisteminden başlayın, ve sadece olanları izleyin…” diye bir tespit okumuştum…
kurbağayı, soğuk suya koyup…
suyu yavaş yavaş ısıttılar bu defa…
yazık…
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Nevruz’a konmaya çalışıyorlardı. Şimdi sıra saç örgüsüne gelmiş.
Saç örmek, hatta at kuyruğu örmek dahi bir Türk geleneğidir.
Örgülü saçlı Türk savaşçıları birçok kaynakta söz konusudur. Bu balbal üslubuna da yansımıştır.
Bırakın şimdi Doğukan Güngör’ü, Sinem Kobal’ı.
16 yaşında başından vurularak katledilen Hiranur Aygar’ın babası PKK’lı teröristler tarafından tehdit ediliyor. İşte mesaj:
“Nasıl da öldürdük kızını ama. Eğer adalet aramaya çalışırsan seni de diğer çocuklarını sevdiklerini de Hiranurun yanına gönderirim!”
Bu ülkede Türk evlatları sahipsiz mi? Bu ülkede Türk çocuklarının canı bu kadar ucuz mu? Buna ses çıkartmayan herkes bu suça ortaktır.
Sizden korkmuyoruz! Size inat Hiranur için adalet demeye devam edeceğiz!
Sadettin Saran, Ela Rümeysa Cebeci, Mehmet Akif Ersoy, Erden Timur konularıyla gündem oyalanırken neler oldu:
-Çetinkaya mağazasını yakıp biri çocuk, 8'i kadın 12 kişiyi öldüren PKK'lı terörist DEM Parti organizasyonunda il il gezip konferans veriyor.
- Bir gece yarısı çıkarılan infaz yasası ile (isimsiz af) 50 bin suçluyu saldılar, dün ilk cinayet haberi Diyarbakır'dan geldi. Son yasa ile serbest bırakılan suçlu eşini öldürdü.
- Yeni asgari ücret açıklandı, asgari ücret TÜİK'in açıkladığı açlık sınırının altında kaldı.
- Daha önce emniyet güçleri tarafından 2 defa gözaltına alınıp yargının serbest bıraktığı IŞİD'li teröriste 3. defa gözaltına almaya giden polislere teröristler ağır silahlarla saldırdı. 3 polis şehit oldu, 4 polis yaralandı.
-Libya Genelkurmay Başkanı'nı taşıyan uçak Ankara'da düştü.
-Türk hava sahasında düşen Rus İHA'sı bir köylü tarafından bulundu.
- İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarlarına karşı işbirliği için anlaştı, görüşmelere devam ediyorlar.
Bizzat devlet, yargı ve medya yoluyla Türk milletini uyutuyor. Bu kafayla devam edin.