Neymiş efendim Rahmi Koç özür dilesinmiş. Afedersiniz ama sikmişim Rahmi Koç’un özrünü.
Rahmi Koç halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçundan yarg��lanmalı, ceza almalı.
Biz bir tweet atınca zart diye dava açan devlet, buyursun Rahmi’yi yargılasın bir zahmet #ÖzürDileRahmiKoç
Rahmi Koç alt tarafı bir fıkra anlatmış, sosyal medya yine organize mağduriyet ve ajitasyon seansına başlamış.
Bu ülkede yıllardır Temel fıkraları anlatılır, Karadenizliler üzerinden ne şakalar döner bir gün bile bir Karadenizliler olarak "bizi aşağılıyorlar" diye tag açmadık, infial yaratmadık.
Her şeyden bir ayrımcılık, bir düşmanlık çıkarmaktan bıkmadınız. Biraz mizah kaldırabilin artık, her şeye bu kadar tetiklenmek hayata zarar.
Reha Muhtar öldü
Ölenin ardından konuşmak, cenaze evinde fısıltı gibidir. Sesi yükseltmek ayıp sayılır. Ama toplum hafızası cenaze evi değildir. Hafıza, vicdanın aynasıdır. Yüzleşmezsek, aynı filmi tekrar seyrederiz. Ki seyrediyoruz da. Bu yüzden birkaç söz söylemek borcumdur.
Mikrofonu kim tutuyordu?
Türkiye’nin 90’larını yaşayanlar bilir. O yıllar televizyonun krallık yaptığı yıllardı. O krallığın tahtında da Reha Muhtar oturuyordu. “Sıcak Saatler” deyince evler susar, sokaklar boşalırdı. Haber, onunla birlikte ciddiyetini yitirdi. Stüdyodan çıktı, salona indi, oradan da magazin sayfalarına gömüldü. Reha Muhtar reytingi tanrı ilan etti. Geri kalan her şey put oldu.
Ama asıl mesele reyting değildi. Mesele, mikrofonu kimin adına tuttuğuydu. Sermayenin koridorlarında, tekçi medya patronlarının masalarında gazeteci Reha Muhtar değil, “tetikçi Reha Muhtar” vardı. Gücün sopasını eline alan kalem, artık yazmaz, vururdu. Türkiye medyası o yıllarda bu vebali çok ödedi. Reha Muhtar, o dönemin en görünür yüzlerinden biriydi.
Unutulmayacak o gece
Tarih, Magazin Gazetecileri Gecesi’ni “utanç arşivi”ne mühürledi. Ahmet Kaya sahneye çıktı. Kürt olduğunu söyledi. Kürtçe şarkı yapacağını açıkladı. O cümle biter bitmez salon koptu. Çatallar havaya kalktı. Bardaklar fırladı. Küfürler yağdı. “Vatan haini” diye bağırıldı. Bir sanatçı, kendi memleketinde, kendi meslektaşlarının önünde, sadece Kürt olduğu için linç sehpasına çıkarıldı.
Tarihi utandıran sadece linç değildi. Linci sahneleyen, mikrofonu elinde kırbaç gibi sallayıp kalabalığı gaza getiren, “daha çok” diye alkışa tempo tutan adamdı: Reha Muhtar.
O gün yalnız değildi, kuşkusuz. Arkasında avuçları patlarcasına alkışlayan bir koro vardı. İsimlerini saymama gerek yok. O kare hafızalarda. Gazeteci, şarkıcı, iş insanı... Hepsi oradaydı. Hepsi alkışa ortaktı. Ama baş aktör, sahnenin ortasındaki adamdı: Reha Muhtar.
Sevgili dostumuz Ahmet Kaya ülkesinden sürüldü. Bir yıl sonra Paris’te, sürgünde son nefesini verdi. Sürgün Ahmet’e ağır geldi. Kalbi o bir yıla sığmadı. 43 yaşındaydı. 43 yaş, bir sanatçının en olgun, en üretken çağıdır. Reha Muhtar ve linç korosunun çoğu, yaşattıkları utancın bedelini ödemedi. Kariyerlerine devam ettiler. Ekranlar utançlarını gizlemeyi sürdürdü.
Ölüm, her şeyi aklamaz
“Öldü bitti” kolaycılıktır. Kişisel vebal Allah’ladır, itirazım yok. Ama kamusal vebal ölmez. Reha Muhtar mikrofonu eline aldığı an, gazeteciliği bıraktı, linci yönetti. Bir sanatçının kapısına “vatan haini” yazan mürekkebi sıktı. Bu bireysel bir kayma değildi. Bu, toplumun ortak vicdanında oluşan bir kırılmaydı. Kırılan vicdan, cenazeyle gömülmez.
Ölüm, kırılan vicdanı onarmaz. Sadece faili toprağa indirir. Geride 10 Şubat’ın utanç görüntüleri kalır. Unutursak, mikrofon yine kınından çıkar. Yine bir sanatçı hedefe konur. Yine bir salon alkışla suça ortak olur.
Hafıza intikam için değil, tekrar etmesin diye vardır.
Ferhat Tunç
@SibelMelik2 Adıyaman deyince benim aklıma çiğ köfte değil sadece rahmetli sırrı Süreyya Önder geliyor zaten çiğ köfte dediğin de etli olur etsiz olmaz oda elinizden alınmış sayılmaz
Avrupa Parlamentosu oturumuna Kürt kıyafetiyle çıkan meclis üyesi Abir Sahlani:
-Bu benim şahsi meselem.
-Eşim Duhoklu bir Kürt ve çocuklarım yarı Kürt.
-Kürtlerin sadece dağları değil, burada dostları da var.
-AP kararı Kürtleri koruyabilir.
Sakarya’da şok etkisi yaratan olay!
22 yaşındaki hukuk fakültesi öğrencisi bir genç kız, ilçeyi ziyaret eden Kamu Başdenetçisi Mehmet Akarca’ya, annesinin Akp’li Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu’yla yasak ilişki yaşadığını anlattı.
Genç kız yasak ilişki hakkında şikayetçi olmasının ardından belediye başkanı tarafından tehdit edildiğini ve hakkında 50 milyon TL’lik tazminat davası açıldığını söyledi.