Ne kadar rahatsız edici, ne kadar küçümseyici ve saygısızca…
Dün kendine börek getiren kadını azarlayıp, halk tepki verince bugün özel olarak gidip o böreği yemek…
Mecburiyetten…
Halka muhtaç olup halkı küçümsemek…
Görüldüğü üzere her şey pr, her şey göstermelik, her şey köprüyü geçene kadar…
Unutulmamalı; millet seçmez ise, millet itibar etmez ise, millet istemez ise hiçbir şeyler…
Halktan beslenip halkı küçümsemek kadar irite edici başka ne olabilir…
Kadın börek yapmış yahu…
Böyle tepki verilir mi???
Evet verilir. Çünkü öz bu. Ne kadar kamuflajlasalar da öz aynı öz…
Sevmeyin, seçmeyin, itibar etmeyin sizi sevmeyene, saygı göstermeyene…
Kendinize saygınız olsun…
CB Erdoğan bir kere “ananı da al git” dedi diye 20 yıl konuşuldu.
Muhalefet liderleri hergün vatandaş azarlıyor…
Hiç gündem bile olmuyor.
Burada 2 yüzlülük var
Vatandaşın el emeğiyle açtığı böreği küçümseyen, derdini anlatan emekliye ise “Allah seni kahretsin” diye karşılık veren bir anlayışın, halk adına söz söylemeye ne hakkı ne de yüzü olabilir.
Siyaset; vatandaşa tepeden bakmak, el emeğini küçümsemek, emeklinin derdini dinlemek yerine onu susturmak değildir.
Dilinden düşürmediğin “Halkçılık” kürsülerden söylediğin sözlerle değil; vatandaşın elindeki böreğe gösterilen hürmette, emeklinin derdine gösterilen sabırda, milletin gönlüne gösterilen saygıda belli olur.
Sen önce Sayın Cumhurbaşkanımızdan insanlık, tevazu ve milletle gönül bağı kurmanın ne demek olduğunu öğren. Sonra haline utanırsın belki(!)
Türkiye are BACK-TO-BACK European Champions! 🏆🇹🇷
The Sultan of the Net have won the CEV Trendyol EuroVolley 2026 Women! 👑
Congratulations, Türkiye! ♥️
#EuroVolleyW#CEV#EuropeanVolleyball
Savaş meydanlarında kurulmuş, Mustafa Kemal Atatürk’ün “iki büyük eserimden biri” dediği CHP’yi kapatmaya kimsenin gücü yetmez, cesaret edemez.
Sonunda sahibinin sesi olmuş, ağzındaki baklayı çıkarmışsın.
Yazıklar olsun!!!! @mustafabalbay
Siz karşılamıyorsunuz sayın bakan, millet vergi ödüyor!
Ve o karşılanan tutara rağmen faturalar çok yüksek. Ayrıca milletin geliri de düşük!
Yani lütufta bulunmuyorsunuz!
25 yaşındaki bir hemşire, babasının böbrek bağışını kabul etmeyeceğini bildiği için aylarca gizlice testlerden geçti.
Ardından kimliğini gizleyerek böbreğini babasına bağışladı. Ameliyattan sonra donörün kendi kızı olduğunu öğrenen babanın tepkisi… 🥹💔
"Teolojik ve felsefi cevap" vermişmiş Edip Yüksel Bey!
İyi de zaten İŞİD ve öncülleri de farklı birşey söylemiyor ki, yüzyıllarca sizin bu "teolojik ve felsefi" cevaplarınıza referansla milyonlarca insanı müşrik, mülhid, mürted diye katlettiler, oluk oluk kadın, erkek, çocuk kanı akıttılar.
Ha velev ki müşrik, mülhid, mürted; sana ne bundan? Kim sana "teolojik ve felsefi" fikrini sordu. Benim de başkalarının inançlarına dair çok "teolojik ve felsefi" fikrim var, ama haddimi bilip kendime saklıyorum. Bence sen de haddini bil.
Sonra esnaf batsın beter olsun diyince de millete ağlayıp duruyorlar taksiciler 1 esnaf 2 rezilsiniz rezil 25g bile tavuk yok orda aq aldığı para en az 150-200 batın gidin aq utanmazlar
1927 yılında genç bir Rus araştırmacı, öğle yemeği yemek için Berlin’de bir kafeye girdi. Garsonun davranışlarında tuhaf bir şey fark etti. O sırada, bu basit gözlemin psikoloji tarihini sonsuza dek değiştireceğinden habersizdi.
Garsona yaklaşıp son derece basit bir soru sordu…
Birkaç hafta sonra bu tesadüfi gözlem, 20. yüzyıl psikolojisinin en meşhur keşiflerinden birine dönüşecekti. Bugün bu keşif, birçok yetişkinin ağır bir fiziksel faaliyette bulunmadığı hâlde neden sürekli, hafif ama inatçı bir yorgunluk hissettiğini açıklamak için de kullanılıyor.
Araştırmacının adı Bluma Zeigarnik’ti. Henüz 26 yaşındaydı. Dönemin en etkili psikologlarından biri olan Kurt Lewin’in laboratuvarında çalışmak üzere Berlin’e gelmişti. Lewin, insan zihninin yalnızca yapay laboratuvar koşullarında değil, gerçek ve gündelik hayatın içinde nasıl işlediğini araştırıyordu.
Zeigarnik’i hafıza ve dikkat konusundaki anlayışımızı önemli ölçüde değiştirecek gözleme götüren de işte bu yaklaşım oldu.
O akşam Zeigarnik, bir grup meslektaşıyla birlikte bir kafeye gitti. Çok sayıda yemek sipariş ettiler. Garson hiçbir şeyi not almamasına rağmen bütün siparişleri aklında tuttu ve hiçbir hata yapmadan servis etti.
Hesap ödendikten sonra herkes kalkıp gitmeye hazırlanıyordu. Zeigarnik kapıya vardığında masada bir şey unuttuğunu fark ederek geri döndü. Aynı garsona yaklaştı ve basitçe sordu:
“Bugün neler sipariş ettiğimizi bize tekrar söyleyebilir misiniz?”
Garson ona şaşkınlıkla baktı. Siparişe dair hiçbir ayrıntıyı hatırlamıyordu.
Oysa yalnızca birkaç dakika önce bütün siparişleri kusursuz biçimde hafızasında tutmuştu. Fakat hesap kapatılıp para alındıktan sonra sanki bu bilgiler hiç var olmamışçasına zihninden silinmişti.
Bu olay Zeigarnik için önemli bir araştırma sorusunun başlangıcı oldu:
İnsan beyni neden tamamlanmamış işleri hatırlarken tamamlananları daha kolay unutuyordu?
Laboratuvara döndüğünde basit bir deney tasarladı. Katılımcılara yaklaşık yirmi farklı görev verildi. Görevlerin bir kısmını tamamlamalarına izin verilirken diğerleri henüz yarısındayken kesintiye uğratıldı ve katılımcılardan başka bir işe geçmeleri istendi.
Daha sonra onlara, “Bugün hangi görevleri yaptınız? Hatırladıklarınızı sıralayın.” diye soruldu.
Deney tekrarlandıkça sonuçlar oldukça tutarlı ve açıktı: Katılımcılar yarıda kesilen, yani tamamlanmamış görevleri, tamamladıkları görevlere kıyasla neredeyse iki kat daha fazla hatırlıyordu.
Yarım kalan işler zihinden kolayca silinmiyordu. Sanki yeniden ele alınmayı ve tamamlanmayı talep edercesine hafızanın ve dikkatin bir bölümünü meşgul etmeye devam ediyordu.
Zeigarnik araştırmasının sonuçlarını 1927 yılında Almanca yayımlanan bir psikoloji dergisinde yayımladı. Bu olgu bugün psikolojide “Zeigarnik etkisi” olarak biliniyor.
Aradan neredeyse bir asır geçti. Günümüz insanı, Zeigarnik’in muhtemelen hayal bile edemeyeceği şartlarda yaşıyor.
Aynı anda zihninde onlarca yarım kalmış mesele taşıyor: cevaplanmamış bir mesaj, ertelenmiş önemli bir konuşma, bitirilmemiş bir proje, çözülememiş bir aile meselesi…
Tamamlanmadan bırakılan her şey, tıpkı garsonun henüz hesabı kapanmamış siparişleri gibi, zihnin arka planında bir yer işgal etmeye devam ediyor. Ve yarım kalan işler çoğaldıkça, zihnin gündelik hayatı yaşamak için kullanabileceği enerji de giderek azalıyor.
Köylü pazarında bir tezgahta minik poşetlerde kekik gördüm. Dağ kekiğiymiş. Kaç lira dedim, 100 lira dedi. Kaç gram dedim. Önce bir şaşırdı. Kendisi de gramajından habersiz ki, söyleyemedi ve tarttı. 28 gr çıktı. Kalsın dedim almadım. Satıcının neyin ne kadarına kaç para değer biçtiğini umursamayıp tutturabildiğine sattığı belli. Sanki 100 liranın altı tedavülden kalkmış gibi onun için başlangıç fiyatı 100 lira. Sattığı şeyin mahiyetine ve miktarına bakmadan rahatlıkla 100 lira diyebiliyor. Oysa tartıp hesaplasa kekiğin kilosunu 3500 liradan sattığını görüp belki kendisi de “yok lan, o kadar da olmaz” diyecek, belki.
Netten dağ kekiği fiyatlarına baktım, kilosu 600-1500 arası değişiyor.
50 lira deseydi alırdım. O da kilosunu 1750’den satmış olurdu. Az mı? Ama kekik kolay toplanmıyor falan dileyenler parayı kolay kazanıyorsa onlara sözüm yok.
@Ahmet__Basal Soruyu çözerken zamanın çoğunu görseli inceleyerek (tekrar tekrar kontrol ederek) geçiriyorsanız sorunun daha çok neyi ölçtüğü belli değil mi
Have you ever wished to view the world from a completely new perspective? This thread on cool maps is here to blow your mind
1. Population Density in China