Bu “arınma” söylemi nedir? Arınma gerekiyorsa önce kendi içinden başlamalı. Bu anlayışı Meclis’e taşıyan da Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Eğer bugün CHP’nin başında bu şekilde bir “arınma” süreci konuşuluyorsa, bunun sorumluluğu ve müsebbibi de odur. Bu kadar hatalı kararlar veren bir lider, bu kadar yanlış kişi seçimi yapan bir lider, bunca soruna rağmen millete umut olamayan bir lider, kimi kimden arındıracak? Madem arındıracaktın, neden bu kadar ismi milletin vekili yaptın, sorarlar adama. Murat Emir’in, Ali Mahir Başarır’ın, Özgür Özel’in, Gamze Taşcıer’in, Bülent Tezcan’ın ve daha nicelerinin de Meclis’e taşıyıp milletin karşısına neden sunduğunu da elbette sorarlar adama. Eğer o gün verdiğin kararlar yanlış ise bugün yaptığın konuşma da yanlış. Arınacağımız kişiler Kılıçdaroğlu’nun seçtiği kişilerdir. (Ne Acayip) Ne AYIP.
Özgür Özel, devletin verdiği kararlar her zaman en doğruyu teşkil etmemiştir ama memleketin ve milletin faydası üzerine şekillenmiştir. Örneğin Necmettin Erbakan, 28 Şubat’ı yaşasa dahi bir partilisini sokağa döküp anarşiye meydan vermemiştir. Meydan meydan “sokağa akacağız” deyip gençleri devletin polisiyle karşı karşıya getirmemiştir. Ne ayıp CHP’ye ve CHP’lilere; birbirine yumruk atıp birbirlerini FETÖ’cülükle, hainlikle suçlamıştır.
Bu ülkede liderler hapis yattılar, ömür verdiler, can verdiler ama milleti hep itidalli olmaya davet ettiler. Siz ise koltuğunuz gitmesin diye bu milletin evlatlarını sokağa döküp karşı karşıya getirmekten ve zarar görmelerinden çekinmiyorsunuz.
İktidar olamıyorsunuz ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını yaşamaya veya yaşatmaya, memlekette yanlış idare varsa doğru kulvara çekmeye ve göstereceğiniz iradeye ihtiyacı var. Ancak siz düştünüz birbirinizin yanlışlarına, ancak siz düştünüz birbirinizin hatalarına.
Ey Özgür Özel, varlığınızı borçlu olduğunuz gözyaşları için de uğurladınız millete; Cumhurun başı olması için ikna ettiğiniz, “Sabahlara kadar çalışıyor benim genel başkanım, saat mefhumu yoktur, öyle iyidir, böyle kuvvetlidir, bilinçli, öngörülü, canım Kemal Başkanım, canım Genel Başkanım, Sayın Cumhurbaşkanım…” dediğiniz kişi bugün “hain Kemal…” oldu. (Ne Acayip) Ne AYIP.
Ne Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne de Sayın Özgür Özel’in bu öngörüleri; yanılgılarla dolu insan seçimleri, hatalar, ihtiraslar, hırslar memleket için değil, koltuk için; birbirine söylenmeyecek ağır laflarla doludur.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın da unutmaması lazım; vesayetlerle, yasaklarla, darbelerle, askerî müdahalelerle ve kapanan partileriyle gelmiş olduğu siyasi kulvarlardan bugün ise yönettiği memlekette, yargı eliyle siyasete yapılmış bir darbenin başında olmasıdır.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın yönettiği ülkede, onun çektiği acılardan ders bilinerek bu durumların olmaması gerekir. Ne yazık ki oluyor; vesayet devam ediyor, siyasi darbeler oluyor. (Ne Acayip) Ne AYIP!!!
Herkes ahlak diyor, ahlaklı davranmıyor; herkes adalet diyor, kendisi için adalet istiyor; herkes hak diyor, diğerinin hakkına tecavüz ediyor. Ne Acayip, Ne AYIP.
Mehmet Batu Müftüoğlu
@kilicdarogluk@eczozgurozel
Yarın memleket için önemli bir gün.
Tozlu raflara kaldırılan siyasi hatıralar hatırlanacak, bilinmeyenler geçmişi aydınlatacak, şahsi çıkarlarını memleket davasının önüne koyanların yüzü kızaracak, kandırılanlar uykusundan uyanacak ve potansiyellerinin farkına varacak.. Hatırlarken hakikatlerin, “yapma” derken gerçeklerin sessizliği hakim olacak. Sonra da yer yerinden oynayacak.
Yarın hatıralar ve nasihatlar konuşacak.
Bu toprakların en güzel tarafı, zor zamanlarda bile birbirinin kapısını çalmayı unutmayan insanlarıdır.
Bayramın; kırgınlıkların değil gönüllerin büyüdüğü, umutların tazelendiği, adaletin, bereketin ve kardeşliğin çoğaldığı günlere vesile olmasını diliyorum.
Tüm hemşehrilerimizin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; sağlık, huzur ve güzel yarınlar diliyorum.
Siyasette en büyük güç bilgidir. Bilgiye sahip olmadan siyasi analizler yapmak, göle maya çalmak gibi bir iştir. Özellikle genç arkadaşlarımı uyarmak isterim ki, bugün sosyal medyada gördüğünüz siyasi haberlerin çoğu gerçeklikten uzak.
Bugün yaşananları anlayabilmek için geçmişte yaşananları iyice analiz etmek gerekiyor. Gelin bilmediklerinizle veya unuttuklarınızla birlikte geçmişe bir bakalım.
2023 yılında şahsi olarak kendisini seviyor olsam da, Sayın Kılıçdaroğlu'nun (yazı boyunca KK kullanacağım) aday olmaması gerektiğini söylerken hatırlarsanız çoğumuzun dilinde tüy bitmişti. Siyasi muhalif Türkiye'nin neredeyse tamamı "kazanamayacağı" konusunda hemfikirken, potansiyel adaylar arasında yapılan anketlerde kazanma ihtimali en düşük isimken nasıl oldu da, daha doğrusu "neden" aday oldu?
Öncelikle bugün Kılıçdaroğlu ismini "AK Parti'nin uşağı" olarak tanımlayan CHP'li kadroların, o dönem KK aday olsun diye elinden geleni yaptığını, ısrar ettiğini unutmamamız gerekiyor. Hatta bu ısrar öyle bir noktadaydı ki CHP Genel Merkezi içerisinde Kılıçdaroğlu'nun adaylığını istemeyen kesimler dışlanıyor ve mobbinge maruz kalıyordu.
"Erdoğan kazanmasın istiyorsanız Kılıçdaroğlu'nu destekleyeceksiniz."
"Tuvalet terliği koysak kazanır!!"
"AKP'lisin galiba?"
"Desteklemeyen haindir!"
ve çok daha fazlasıyla karşılaştınız, değil mi?
E bugün hain de Kılıçdaroğlu oldu, AKP'li de…
Sizce de bu işte bir gariplik yok mu? Kim oldu bu işin kazananı?
O günlerde kalabalık bir masamız ve toplumun Sn. Erdoğan karşısında kazanacağından emin bir şekilde desteklediği Sn. İmamoğlu ve Sn. Yavaş vardı. Masa detaylarına girmeyeceğim, günlerce yazmam gerekir.
Toplumun umudu olarak gördüğü bu iki isim de tüm anketlerde önde olarak ölçüyordu. Bunu sadece kendileri değil, ekipleri değil, tüm toplum gördü.
Bu iki isim arasında, CHP'ye oy veren seçmen ve kadrolar açısından İmamoğlu bu yarışı açık ara önde götürüyordu, daha fazla destek alıyordu.
Şöyle bir düşünelim; kimse tanımıyorken Beylikdüzü Belediyesi'ni kazanan, devamında İBB Başkanlığını kazanarak AKP'ye tarihi bir yenilgi yaşatan, toplumun umudu olarak adlandırılan İmamoğlu...
2023 CB adayı seçiliyorken elinde nasıl bir güç olduğunu bir düşünsenize?...
Gerçekten aday olmak istese, önünde durabilecek herhangi bir güç olmadığını bence herkes kabul edecektir. Aday olmak istediği ama KK tarafından engellendiği bir durum ancak paralel bir evrende olabilir.
Gelelim asıl soruya.
İmamoğlu siyasi hayatındaki başarılarının neredeyse tamamını borçlu olduğu, tek "siyasi üstü" olan siyasi isim Kılıçdaroğlu'na,
"Aday olmazsanız istifa ederim." dedi mi demedi mi?
Bu sorunun cevabını, böyle bir cümlenin sonucundan kimlerin faydalanmış olabileceğini, nasıl şahsi kazanımlar olacağını sizlere anlatarak gösterebilirim ama zamana bırakacağım.
Bugün geldiğimiz noktada Kılıçdaroğlu ismini "hain" ilan etmek, zamanında uyguladıkları planlı stratejileri, toplumu yanılttıkları ve "kasti hatalarını" gizlemek isteyen bir ekip için en kolay çözüm.
Üst düzey siyasi arenada yaşanan olayların sadece %1'i medyaya düşüyordur desem tüm siyasetçi dostlarım bana katılacaktır. Bugün sosyal medyadan, haber kanallarından sizlere aktarılan bilgilerin, konuşulan ve yapılan binlerce şeyden ortaya çıkarılan süslü 1-2 cümleden ibaret olduğunu unutmayın.
Bu yazıda anlattıklarımın eksik parçaları 38. CHP kurultayı ve butlan davası sürecinde yatıyor. 6 ay öncesinde belli olan bir kararın açıklanmasının neden bugünlere bırakıldığını sorgulamak gerekiyor...
Bunu da başka bir yazıda anlatacağım.
Şimdilik bu kadar.
Özgür Özel’in kuracağı varsayılan parti: %29,4
AK Parti: %27,1
DEM Parti: %8,2
Yeniden Refah Partisi: %7,9
İYİ Parti: %6,9
Saadet Partisi: %5,8
MHP: %5,1
Zafer Partisi: %3,2
Mevcut CHP: %3,1
Anahtar Parti: %2,9
Bu tabloya göre;
CHP’nin seçmeni büyük ölçüde Özgür Özel’in etrafında toplanıyor.
Mevcut CHP yönetiminin değil, toplumsal karşılığın belirleyici olduğu görülüyor.
CHP’nin tabelası değil, halkta karşılığı olan siyaset belirleyici oluyor.
AK Parti ikinci parti konumuna düşüyor.
Muhalefette parçalanma arttıkça iktidarın nefes alma alanı oluşuyor.
CHP’nin kurumsal gücünü zayıflatacak her müdahale, muhalefetin toplam gücünü dağıtıyor.
Yargı ve siyasi müdahaleler, seçmenin iradesini doğrudan etkileyen sonuçlar doğuruyor.
Sandıkta oluşacak tabloyu artık mahkeme süreçleri ve siyasi operasyonlar belirlemeye çalışıyor görüntüsü oluşuyor.
Mandacılığa karşı bağımsızlık. Teslimiyete karşı direniş. Karanlığa karşı bir kıvılcım.
Türk milletinin "yeter" demek için yola çıkışının ilk günü. 19 Mayıs bir kutlama değil, bir hatırlama günüdür. Bu topraklarda yaşayan herkesin, ortak bir başlangıcın hatırasıdır.
Atamızı, silah arkadaşlarını ve bu mücadeleye omuz veren tüm isimsiz kahramanları saygıyla anıyorum.
Anahtar Parti’ye günlerdir çamur atılıyor. Güzelce anlatıyoruz, anlamamazlıktan geliyorlar.
Ortada tek bir belge, tek bir kaynak, tek bir somut şey yok.
Ortada olan tek şey bu karalama kampanyasını yürüten yavşak (bit yavrusu) papağanlar.
Bayrak namustur, kırmızı çizgidir. Affı olmaz.
Bugün ODTÜ’de olan binlerce kardeşimle gurur duyuyorum.
Gerçekten gurur duyuyorum. Sizler bu ülkenin geleceğinin teminatısınız.
Sizler iyi ki varsınız.
▪️ CHP'ye yönelik operasyonlar
▪️ 'İkinci Sinan Oğan' yakıştırmasına ne diyor?
▪️ AKP'ye muhalefet etme şekline gelen eleştiriler
💬 Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, @ismailsaymaz'a konuştu
https://t.co/iyKcEB0Dp0
Kameraya bakıp fotoğraf çektirmek senlik değildi…
Sen sadece en sevdiklerinle olmayı isterdin.
Ne garip bir veda oldu dayı…
Hiç sevmezdin vedalaşmayı.
Veda etmeden, yaptığın iyiliklerle;
teşekkür bile kabul etmeden, sessizce kırmadan dökmeden gittin.
“İnsanların işi bitmez ama Allah beni böyle yaratmış,
iyilik etmeden uyuyamam” derdin…
“Yeğenim” diye seslenişin hâlâ kulaklarımda.
Rahat uyu dayıcım…
Allah senden razı olsun.
Ailem ve kendi adıma, varsa hakkımız helal olsun.
Hikâyelerini anlatmaya, kalbini yaşatmaya devam edeceğim.
Seni çok özleyeceğiz…
Yeğenlerin seni çok özleyecek dayı
Binlerce insanın emeğiyle, desteğiyle kurulan ve büyümeye devam eden Anahtar Parti’yi hazmedemeyişine şaşırmıyorum Lütfü.
Aslında İyi Parti kadim bir partidir. Seni neden barındırdıklarını anlamış değilim..
İlginç.
Şehitlere söven sen, Oğan ile dost olan sen…
@LutfuTurkkan