İsmail Saymaz'ın içinden koskoca CEHALET çıktı...!
Alevilerin 12 günlük orucuna övgüyle değer katan Halk TV yorumcusu İsmail Saymaz, ALLAH'ın bütün Müslümanlar için emrettiği 1 aylık Ramazan orucu ibadetini değersizleştirerek
➡️Sünnilerin PERHİZİ '' sözlerini sarf etti.!
Batman’da kaybolan Melike, 16 saat sonra askerlerimiz tarafından bulundu.
Üşümemesi için “Komutanım, montumuzu verelim” diyen askerlerin sözleri duygulandırdı; ekipler mutluluktan gözyaşlarını tutamadı.
Önümüzdeki sezon Diyarbakır’ımızı Trendyol Süper Lig’de temsil edecek olan Amedspor’u, tüm @amedskofficial camiasını ve Diyarbakırlı kardeşlerimi yürekten tebrik ediyor, başarılar diliyorum.
BU SESSİZLİK SUÇ ORTAKLIĞIDIR!
TUANA HER GECE RÜYALARINIZA GİRECEK @dirilispostasi
Çok öfkeliyim. Hatta öfkeden deliye dönmüş durumdayım.. Farkında mısınız bu memlekette 16 yaşında bir çocuk önce tacize uğradı.. Ardından da şüpheli bir trafik kazasında öldü… Nerede Tarkan, nerede Gülben Ergen, nerede Cem Yılmaz?... Kadın dernekleri nerede?... Partilerin kadın kolları?... Ensar vakfı için ortalığı ayağa kaldıranlar nerede, İslami cemaatler söz konusu olduğunda, kuran kursları söz konusu olduğunda, öğrenci yurtları söz konusu olduğunda yeri yerinden oynatan ünlüler tayfası neden sessiz birader?... 16 yaşındaydı Tuana ya.. 16… Çocuktu kardeşim… Taş üstünde taş bırakmamanız gerekmez miydi?... Yeri yerinden oynatmanız gerekmez miydi?.. Kopsun kardeşim bu kıyamet. Neden kopmuyor ki?...
Nerede o yüksek perdeden vicdan nutukları? Nerede kameralar karşısında gözyaşı dökenler, sosyal medyada adalet çağrıları yapanlar? Bir çocuktan bahsediyoruz burada… Bu ülkede daha büyük ne olabilir ki? Ama ortalık sessiz. Ne bir kampanya, ne bir konser iptali, ne de o meşhur “hep birlikte ayağa kalkalım” çağrıları… Çünkü bu kez mesele, bazı çevrelerin ideolojik konfor alanını rahatsız ediyor. İşte tam da bu yüzden susuyorlar.
Hani çocuk istismarı “kırmızı çizgi”ydi? Hani söz konusu çocuksa gerisi teferruattı? Vicdanın da mı ideolojisi olur?
Bakın, mesele sadece bir olay değil. Mesele, bu ülkenin reflekslerinin nasıl şekillendiği. Aynı toplum, farklı aktörler söz konusu olduğunda bambaşka tepkiler verebiliyor. Dün bir yurt, bir kurs, bir cemaat başlığı altında günlerce süren yayınlar, paneller, boykot çağrıları… Bugün ise ölümle sonuçlanan bir dosyada derin bir sessizlik… Bu, basit bir çelişki değil; bu, bilinçli bir seçiciliktir. Çünkü bazıları için adalet evrensel bir ilke değil, konjonktürel bir araç haline gelmiş durumda.
Oysa bu ülke bu sınavları daha önce de verdi. 28 Şubat’ta “ikna odaları” kurulurken susanlar vardı… 90’larda faili meçhuller konuşulurken “devletin bekası” deyip geçiştirenler vardı… Her dönemde birileri adaleti eğip büktü. Ama sonuç hep aynı oldu: Güven duygusu çöktü, toplum kendi içinde parçalandı. Çünkü adalet bir kez bile eğildi mi, artık kimseye güven vermez.
Bugün de aynı yol ayrımındayız. Eğer bir çocuk için bile ortak bir vicdan oluşturamıyorsak, burada ciddi bir çürüme var demektir. Çünkü çocuk istismarı gibi bir konuda bile “kim yaptı?” sorusu “ne oldu?” sorusunun önüne geçiyorsa, artık değerlerimiz değil, taraflarımız konuşuyor demektir.
Bu suskunluk masum değil. Bu, bilinçli bir geri çekilme. Çünkü konuşmak, kendi mahallene dokunmak demek. Ama gerçek şu: Adalet seçilmez. Çocuk söz konusuysa taraf olmaz. Eğer bir çocuk için ayağa kalkamıyorsanız, aslında hiçbir zaman adalet için ayağa kalkmamı��sınızdır. Sadece kendi hikâyenizi savunmuşsunuzdur.
Ve şunu da açık açık söyleyelim: Bugün susanlar, yarın konuştuğunda inandırıcı olmayacak. Çünkü vicdan, ihtiyaç anında kullanılan bir mikrofon değildir. Ya her zaman vardır ya da hiç yoktur. Bugün bu dosyada susanlar, yarın başka bir olayda bağırdıklarında, kimse onları ciddiye almayacak. Çünkü toplum artık bu çifte standardı görüyor, kaydediyor ve unutmuyor.
Hani mesele çocuktu? Hani susmak suçtu? O zaman konuşun. Ya da kabul edin: Bu sessizlik… bir tercihtir. Ve her tercih gibi, bir bedeli olacaktır.
İRAN’DAN SONRA HEDEF TÜRKİYE!
PEKİ PLANIN TÜRKİYE AYAĞININ İÇERDEKİ APARATLARI KİM?
GÖRÜNEN O Kİ DEM VE CHP!
Türkiye’nin etrafı adeta ateş çemberi.
Eğer o ateş çemberi, sadece şu an için bulunduğu ülkelerle sınırlı kalacak bir planın yansıması olsa akıllıca diplomatik hamler sergileyip en azından o ateşin sadece ısı yansımasıyla sıyrılıp doğrudan ülkemize düşmesi engellenebilir.
Ancak hepimiz biliyoruz ki İran’da yaşananlar 1984’te yazılış ve Büyük İsrail Projesinin yapı taşlarını oluşturan bir planın (Yinon Planı) sondan ikinci evresi ve bu planın son evresinde biz varız. Yani Türkiye var.
O yüzden, o ateşin bize sıçramasını önlemeye yönelik diplomatik hamlelerden daha önemli bir şey varsa o da ne pahasına olursa olsun iç cepheyi tahkim etmek.
Nevruz etkinliklerinde de gördük ki iç cephenin tahkimi için “barış kardeşlik” gibi nutuklar tek başına yeterli değil.
Daha önemlisi “barış ve kardeşlik” ikliminin önündeki en büyük engel olan terör örgütü uzantıları DEM ve yönetimi ile yürütülecek bir süreç bu odakların tutumu nedeniyle barış ve kardeşliği tesis etmekten ziyade var olan kardeşlik iklimini de dinamitleyecek gedikler açacak surda.
ZiraDEM VE yönetimi, sözünü ettiğim ve son evresi Türkiye olan Büyük İsrail Planının içerdeki aparatlarından biri.
Bir diğeri de İBB’den sonra ülkenin dört bir yanındaki yerel yönetimlerden sıçrayan ve muhtemeldir ki ikinci büyük halkası Ankara olan devasa hırsızlık ve yolsuzlukları savunma bahanesiyle 1 yılı aşkındır kitleleri meydanlara döken CHP.
Burada demokratik bir hak kullanımı, sandığa yansıyan iradeyi koruma gibi bir refleks olmadığını, yapılanın kitleleri devletle karşı karşıya getirip ilk etapta devlet otoritesini zayıflatmayı akabinde de kitleleri devletle çatıştırmayı amaçlayan bir yerel planın test edildiğini anlamak için alim olmaya bile gerek yok.
Bütün bunlar yaşanırken devlet otoritesi, bir ülkeyi bölüp parçalamayı hedefleyen karanlık planların en büyük besin kaynağı olan “hukuk ve demokrasi” noktasında yeni bir paradigma belirlemeli ki muhtemelen de belirlenmiştir. Bu paradigma bir an evvel hayata geçirilmeli. Aksi halde 1984’te yazılan ve şimdiye kadar adım adım kusursuz uygulanan Büyük İsrail Projesi Planının (Yinon Planı) sondan ikinci evresi olan İran’dan sonra belki de eş zamanlı Türkiye evresinin hayata geçirilmesini önlememiz çok zor olacaktır.
@hsncml Laiklik degil hainlik bildirisi. Ramazan gunu Milletin namazına ilahisine hazımsızlık edip hakaret etmek kimin haddine.
Laikliği İslam düşmanlığına maskesi yapıp her türlü zulmu yapanlarin deviri kapandı.