Sumud Filosu'ndaki aktivistlerden Hüseyin Oral:
Robot gibi hepsi, onlar bizden korkuyor ona çok şaşırdık. Adamlar iri yarı uzun boylular ama suratlarında korku vardı
RÂBITA UYGULAMASININ DOĞRUSU NEDİR?
Sözlükte “iki şeyi birbirine bağlayan ip ve bağ” anlamlarına gelen râbıta kelimesi tasavvufta bir kişinin (mürîdin), mürşid olarak kabul ettiği birine gönlünü bağlaması, onun davranışlarını gözünün önüne getirip düşünmesini ifade eder.
Dinî bakımdan üstün nitelikleri olan bir kişiyi sevip gönlünü ona bağlamak ve onun davranışlarını benimseyip taklit ederek ondan feyiz almak sakıncalı bir davranış sayılmaz. Nitekim tasavvufun ilk dönemlerinde bu tür anlayışlar müsamaha ile karşılanmıştır.
Fakat bu davranışın zamanla zikir, dua ve diğer ibadetleri yaparken gönül bağlanılan kişinin sûretinin yani dış görünüşünün hatırda tutulması ve hatta resmine bakılarak ona odaklanılması ve ibadetin ancak bu şekilde tam olacağına inanılması şeklinde tezahürleri ortaya çıkmıştır.
Tasavvufun zühd d��nemi olarak adlandırılan ilk dönemlerinde görülmeyen ve VI. yüzyıldan sonra başlayan felsefîleşme-nazarîleşme dönemlerinde zuhur etmeye başlayan râbıtanın bu farklı uygulaması, birçok açıdan tenkide açık olup bazı sûfîler tarafından da eleştirilmiştir.
Zikir ve dua da dâhil olmak üzere bütün ibadetlerin sadece Yüce Allah’a has kılınması, dileklerin sadece ondan istenmesi, ibadet sırasında hiçbir aracıya yer verilmemesi, başkasını değil Allah Teâlâ’yı görüyormuşçasına kulluk görevlerinin yapılması yönündeki temel İslâmî ilkeler, bu eleştirilerin özünü oluşturmaktadır.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“(Ey Rabbimiz!) Yalnızca sana kulluk eder ve yalnızca senden yardım dileriz” (Fâtiha 1/5);
“O, diri olandır, ondan başka ilah yoktur. Öyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak ona dua edin. Bütün güzel övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah’a özgüdür.” (Mü’min 40/65);
“Hakikati ortaya koyan bu vahyi sana indiren biziz; öyleyse içten bir inançla Allah’a bağlanarak yalnız ona kulluk et! İyi bil ki, katıksız/hâlis kulluk yalnızca Allah’a olur. Onu bırakıp da başka dostlar edinenler, ‘Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye yöneliyoruz’ diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Kuşkusuz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola eriştirmez.” (Zümer 39/2-3);
“Gerçek şu ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını da biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf 50/16);
“Kullarım sana beni sorarlarsa bilsinler ki, ben kuşkusuz onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara 2/186)
Yine bu bağlamda
“Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı ne ise öyleyim. Beni andığında/dua ettiğinde onunla beraberim. O beni kendi başına anarsa, ben de onu kendi başıma anarım. O beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim.” (Buhârî, “Tevhîd”, 15; Müslim, “Zikir”, 21) kutsî hadisi ile
“İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ona kulluk etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da onu seni daima görmektedir.” (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 1) hadis-i şerifi bu ilkeyi çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır.
Şu hâlde Müslüman sadece Allah’ı düşünerek ve onun kendisine şah damarından daha yakın olduğunu bilip hissederek ona yönelmeli ve Hz. Peygamber’den öğrendiği gibi kimseyi araya almadan ibadetini yapmalıdır.
Bu arada “Sâdıklarla beraber olun!” (Tevbe 9/119) âyetinin gereği olarak iyi insanlarla dostluk kurmalıdır. Hâl böyle olunca gönlünü bağladığı böyle sâlih insanların iyi davranışlarını hatırlayıp kendi davranışlarında onlara benzemeye çalışmasında bir sakınca olmayacaktır. ■
*عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ قَالَ رسول الله (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وسَلَّمْ) أن الله يقول أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى، وَأَنَا مَعَهُ إذا دعاني*
* عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وسَلَّمْ) يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى: أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى، وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِى، فَإِنْ ذَكَرَنِى فِى نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِى نَفْسِى، وَإِنْ ذَكَرَنِى فِى مَلَأٍ ذَكَرْتُهُ فِى مَلَأٍ ��َيْرٍ مِنْهُمْ، وَإِنْ تَقَرَّبَ شِبْرًا إِلَىَّ تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَىَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ بَاعًا، وَإِنْ أَتَانِى يَمْشِى أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً*
* عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وسَلَّمْ) قَالَ الْإِحْسَانُ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ *
Enkazlar arasında tek başına yürüyen Gazzeli bir çocuk.
Omuzlarında okul çantasını taşıyor gidebileceği bir okulu arıyor.
- Gazzeli çocukları unutmayın..!!
@etkiIihaberyeni Doğuştan aç olan patronlardır. Oturduğun yerden ahkam kesip genelleme yaparak işçiden ne istiyosun? Genelleme yapmayacaksın lafın nereye gittiğini düşünerek konuş aç olan sensin...
🔴 İsrail ordusu, Gazze’de günde ortalama 47 kadın ve kız çocuğunu öldürdü.
6 yaşındaki Hind Receb, İsrail ordusu tarafından 355 kurşunla katledilen çocuklardan sadece biri.
israil bugün Gazze'de birçok katliam yaptı, ateşkese rağmen sabah saatlerinden itibaren en az 13 Filistinliyi şehit etti.
Saldırılar hala devam ediyor..!!
- Lütfen sessinizi yükseltin Gazze çok kötü durumda..
Devlet eğer nüfusun azalmasını beka sorunu olarak görüyorsa kadının ev içinde çalışmasını ve ev hanımlığını teşvik etmesi ve ekonomik açıdan bunu desteklemesi gerekir.
Bu bilmem ne çocuğunu hatırlıyor musunuz? Gazze'de on yaşında bir kız çocuğuna cinsel saldırıda bulunup videosunu internete yükleyen namussuz bu. Tepesinde patlayan bir İran füzesi ile cehenneme yolcu edildi.
Mescid-i Aksa’nın bekçisi ağlayarak anlatıyor:
Mescid-i Aksa 16 gündür ibadete kapalı… Avlular bomboş, teravih yok, itikaf yok. Burada ibadet eden yok artık
1967’den beri ilk kez böyle bir Ramazan yaşıyoruz
Ümmetin umrunda değil
Gündeminde bile değil
A önce çadırlarda kalan kız kardeşimle konuştum rüzgar o kadar şiddetli esiyor ki kaldıkları çadır yerinden sökülmüş tahtalar kırılmış ve kullanılamaz hale gelmiş.
Artık kalacakları yer kalmadı..!!
- Şu an Gazze'deki durum bundan ibarettir