Şêx Seîd Efendî: 101 Yıldır Yaşayan Bir Onur ve Direniş Mirası
29 Hazîran – Şêx Seîd Efendî’nin Şehadetinin 101. Yıldönümü
Bugün, Şêx Seîd Efendî ve dava arkadaşlarının şehadetlerinin 101. yıldönümünde onları saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Şêx Seîd Efendî’nin darağacına yürürken sergilediği onurlu duruş, yalnızca bir dönemin değil, Kurd milletinin haysiyet ve özgürlük mücadelesinin sembollerinden biri olarak hafızalarımızda yaşamaktadır. İnanç, kimlik ve özgürlük uğruna ödenen bedeller hiçbir zaman unutulmayacaktır.
Aradan bir asır geçmiş olmasına rağmen, inkâr ve adaletsizlikle yüzleşilmeden kalıcı bir barışın tesis edilmesi mümkün değildir. Tarih bize göstermiştir ki; hakikat er ya da geç ortaya çıkar, milletlerin meşru hak arayışı ise baskılarla sonsuza kadar engellenemez.
Bizlere düşen görev; geçmişin acılarından ders çıkararak, Kurd milletinin birliğini güçlendirmek, hukuka, adalete ve ortak geleceğimize sahip çıkmaktır. Gelecek nesillere onurlu bir miras bırakmanın yolu, milli birlikten ve meşru haklarımızı kararlılıkla savunmaktan geçmektedir.
Şêx Seîd Efendî ve tüm dava arkadaşlarını bir kez daha rahmet ve saygıyla anıyorum.
Saygılarımla,
Hüseyin Baybaşin
Tarihin Yükünü Taşıyan Bir Milletin Yürüyüşü
Son yüz yılda Kurd halkına dayatılan politikalar ve sistemli uygulamalar, toplumun bazı kesimlerinde fırsatçılığı, bireysel çıkarcılığı ve dar hesapları besleyen bir anlayışın yerleşmesine neden olmuştur. Bunun yanı sıra, kendi halkının çıkarlarından uzaklaşarak Kurd ve Kurdistan karşıtı güçlere bağımlı hâle gelen kişi ve çevreler de ortaya çıkmıştır. Bu gerçekleri görmezden gelmeden, yolumuza devam etmek ve bütün dikkatimizi asıl hedefimize yöneltmek zorundayız.
Mücadelemiz boyunca dikkati dağıtmaya çalışan, gündemi bulandıran ve toplumda kafa karışıklığı oluşturan pek çok ses yükselecektir. Bugün çeşitli yayın organlarında yer alan bazı yazılar bunun örneklerinden yalnızca biridir. Ancak bizim hedefimiz açıktır; yönümüz bellidir ve bu hedefe ulaşma irademiz sarsılmazdır.
Bu hedef doğrultusunda kurulacak ittifaklar, geliştirilecek müttefiklik ilişkileri ve oluşturulacak güç birlikleri, milletimizin ortak çıkarlarını esas alan siyasi sorumluluğun bir parçasıdır. Bu süreçte alınacak her karar, uzun vadeli hedefler ve milletimizin geleceği gözetilerek değerlendirilmelidir.
Disiplinli bir teşkilatlanma anlayışı, kararlı bir duruş ve devlet yönetiminde gerekli görülen stratejik bakış açısıyla hareket ederek; milletimizin onurunu, güvenliğini, özgürlüğünü ve refahını esas alan bir anlayışı hâkim kılmayı amaçlıyoruz. Bütün çalışmalarımızın temelinde, halkımızın geleceğini güvence altına alacak kalıcı ve güçlü bir düzen inşa etme iradesi bulunmaktadır.
Vatanımızın bütün zenginliklerini işgalcilerin elinden alarak milletimizin özgürlüğü, refahı ve bağımsızlığı için kullanacağız. "Kardeşlik" söylemleriyle gerçeklerin üzeri örtülemez. Geçmişte halkımıza reva görülen zulmü, inkârı ve talanı sürdürmek isteyenlerin sonu hüsran olacaktır. Bu hakikat herkes tarafından açıkça bilinmeli ve anlaşılmalıdır.
Bazıları çıkıp "Bin yıldır beraber yaşıyoruz" diyebilir. Tarihî gerçekler ortadadır. Büyüklerimizin Osmanlı Sultanı ile yaptığı anlaşma 1514 yılına dayanmaktadır. Sonrasında yaşanan siyasi gelişmeler, savaşlar ve bölgesel dönüşümler farklı tercihler ve farklı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında atalarımızın bir kısmı Türklerle birlikte yaşamayı tercih etmiştir. Bunun temel sebeplerinden biri, İngiliz ve Fransız güçlerinin Kurdistan konusunda verdikleri sözleri yerine getirmemeleridir.
Ancak son yüz yılın acı tecrübeleri göstermiştir ki, bir milletin kaderini onu inkâr eden, dilini yasaklayan, kimliğini yok etmeye çalışan güçlerin insafına bırakmak tarihî bir yanlıştır. Biz bu yanlışın bir daha tekrarlanmasına asla izin vermeyeceğiz.
Eğer gerçekten bin yıldır birlikte yaşanmışsa, o halde neden halkımızın dili yasaklandı? Neden kültürü inkâr edildi? Neden topraklarımızın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri yağmalandı? Neden dünyanın en bereketli coğrafyalarından birinin çocukları Avrupa'nın sokaklarında ekmek aramak zorunda bırakıldı?
Bunun sebebi açıktır: Kurd halkını yok etmek isteyen politikalar uygulanmış, var olmak isteyen herkes suçlu ve terörist ilan edilmiştir. Oysa suçlu olanlar, bir halkın kimliğini inkâr edenler ve onun geleceğini gasp edenlerdir.
Bizim mücadelemizin tek amacı milletimizi bu acılardan, bu yoksulluktan ve bu esaretten kurtarmaktır. Hedefimiz budur. Halkımızı uyuşturucuya, kumara, yozlaşmaya ve her türlü sosyal çöküntüye sürükleyen düzenlere karşı durmak; gençlerimizi korumak ve geleceğimizi güvence altına almak istiyoruz. Bunu yapacak iradeye, güce ve kararlılığa sahip olduğumuzu ilan ediyoruz.
Arkadaşlarımız günlük mücadelelerin, dayatmaların ve halkımızın emeğini sömüren düzenlerin karşısında dururken, asıl hedefimizi asla unutmamalıdır: Milletimizin özgürlüğü, onuru ve kendi geleceğini kendi iradesiyle belirleme hakkı.
Bütün çalışmalarımızın, bütün mücadelemizin ve bütün fedakârlıklarımızın amacı budur.
Hüseyin Baybaşin
BİZİM HEDEFİMİZ DE YOLUMUZDA AÇIKTIR
Baktığınız hâlde görmüyor, dinlediğiniz hâlde anlamıyorsanız; bizim size tekrar tekrar anlatmamızın bir anlamı yoktur.
Benim yaşamım boyunca ne yaptığımı, hangi mücadeleyi verdiğimi ve hangi çizgide yürüdüğümü öğrenmek isteyenler; bütün açıklamalarımızı, paylaşımlarımızı, çalışmalarımızı ve pratiğimizi inceleyebilirler. Bunların tamamı kamuoyunun erişimine açıktır.
Eğer amacınız Kürt halkının kurtuluş mücadelesi üzerine sadece edebiyat yapmak, laf üretmek ve tartışmaları kısır döngüler içinde sürdürmekse; bizim buna ayıracak ne zamanımız ne de enerjimiz vardır.
Bugün yürüttüğümüz somut çalışmalar vardır. Kurdistan Birleşik Devletleri Hükümeti kapsamında sürdürdüğümüz faaliyetler, projeler ve diplomatik girişimler bulunmaktadır. Bunların tamamını resmi kanallarımızdan https://t.co/kG8xVB10TV ve yayınlarımızdan https://t.co/XhPxIMHvXi Takip edebilirsiniz.
Bunları görmüyor musunuz? Yoksa incelemeden mi konuşuyorsunuz?
Bizim mücadelemiz de, hedefimiz de, ne yapmak istediğimiz de açıktır. Bu mücadelenin neresinde durduğumuz bellidir. Yıllar boyunca ortaya koyduğumuz emek, bedel ve kazanımlar ortadadır.
Defalarca görüşmelerimizi, değerlendirmelerimizi, uluslararası temaslarımızı ve ittifak çalışmalarımızı kamuoyu ile paylaştık. Bu nedenle, ortaya koyduğumuz düşünceleri ve yazıları parçalar hâlinde değil; bir bütün olarak, ciddiyetle ve sorumlulukla değerlendiriniz.
Hakikat ortadadır. Görmek isteyen görür, anlamak isteyen anlar.
HÜSEYİN BAYBAŞİN
52 YILLIK MÜCADELE SARSILMAZ İRADE
52 yıllık mücadelenin tüm kahraman şehitlerini minnetle anıyoruz, bu uğurda bedeninin bir parçasını cephede kaybeden gazilerimizin emeklerini tüm yaşamımız boyunca ödeyemeyeceğimizi belirtir , Türkiye terör devletinin barbarca uygulamaları ile zindanlarda esir tutulan ve sürgünde olan her soydaşımızı minnet ile selamlıyoruz...”
Bilinmelidir ki bizim mücadelemiz Bağımsız Kurdistan Birleşik Devletlerinin
Oluşumu tamamlayıncaya kadar, ulusumuzun her bireyi Kurdistan topraklarında özgürce kendini yönetip kendi dilini kültürünü yaşayıncaya kadar devam edecektir.
Biz mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.
KARARLIYIZ.
Her Biji yekîtiya gelê Kurd
Her Biji yekîtiya devletên Kurdîstan
Yıllar Önce Dile Getirilen Hedefler Bugün Daha Net Görülüyor
Kurd halkının uluslararası alanda tanınması ve haklarının güvence altına alınması için yıllardır yürüttüğümüz çalışmaların ne kadar gerekli olduğu bugün daha açık görülmektedir.
2016 yılında yaptığım çağrılarda, Kurdistan’ın dört parçasını temsil edecek ortak bir kurumun oluşturulması gerektiğini ifade etmiştim. O gün söylediklerimizin temel amacı, halkımızın Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdinde temsil edilmesini sağlayacak hukuki ve diplomatik zeminin hazırlanmasıydı.
Kurdistan Birleşik Devletleri projesini ortaya koyarken de hedefimiz yalnızca bir siyasi söylem geliştirmek değildi. Amacımız; Kurd halkının geleceğini güvence altına alacak, uluslararası hukuk tarafından kabul görecek, kurumsal ve kalıcı bir yapı oluşturmaktı.
24 Temmuz 2018 tarihinde İsviçre’de ilan edilen Kurdistan Birleşik Devletleri Hükümeti çalışması da bu anlayışın ürünüdür. Çünkü biliyorduk ki devletler ve milletler yalnızca mücadele ile değil, aynı zamanda diplomasi, hukuk ve uluslararası temsil mekanizmalarıyla da varlıklarını kabul ettirirler.
Bugün Kurd halkının Birleşmiş Milletler düzeyinde temsil edilmesi yönünde atılan adımlar, yıllar önce ortaya koyduğumuz vizyonun ne kadar isabetli olduğunu göstermektedir. Dün hayal olarak görülen birçok konu bugün ciddi şekilde tartışılmakta ve uluslararası platformlarda gündeme gelmektedir.
Ben her zaman şunu söyledim; Kurdistan çok büyük bir servet, çok büyük bir değer ve çok büyük bir prestij kaynağıdır. Bu servetin gerçek sahibi Kurd milletidir. Halkımızın kendi kimliğiyle, kendi iradesiyle ve kendi kurumlarıyla dünya milletleri arasında hak ettiği yeri alması en doğal hakkıdır.
Bu nedenle Kurdistan Birleşik Devletleri projesi yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de projesidir. Bu çalışma dört parçada yaşayan Kurdlerin ortak geleceğini düşünerek hazırlanmıştır. Hedef; ayrılık değil birlik, çatışma değil diplomasi, dağınıklık değil kurumsallaşmadır.
Bugün yaşanan gelişmeler göstermektedir ki; uluslararası temsil, diplomatik statü ve hukuki tanınma konularında yıllardır yaptığımız uyarılar ve çağrılar doğru bir zemine oturmaktadır. Bundan sonra yapılması gereken şey, kişisel ve siyasi hesapları bir kenara bırakarak Kurd milletinin ortak çıkarları etrafında birleşmektir.
Tarih, geleceği önceden görebilenleri haklı çıkarır. Kurd halkının uluslararası alanda tanınması için yıllar önce başlatılan çalışmaların değeri bugün daha iyi anlaşılmaktadır. İnanıyorum ki halkımız birlik içinde hareket ettiği takdirde, Kurdistan’ın resmileşmesi ve uluslararası alanda hak ettiği yeri alması mutlaka gerçekleşecektir.
Saygılarımla,
Hüseyin Baybaşin
27 Mart: Zulmün Tarihi, Direnişin İradesi
27 Mart 1998, Hollanda adaleti adı altında; Türk, İngiliz ve Kürt halkının geleceğinden korkan bazı çevrelerin ortak karanlığıyla bedenimin esaret altına alındığı gündür.
Bugün aradan geçen 30 yıla rağmen aynı karanlık zihniyet farklı yöntemlerle karşıma çıkarılmaktadır. Özgürlüğümden mahrum bırakılmam yetmemiş gibi, yeniden ağır tecrit uygulamalarıyla susturulmak, iradem kırılmak ve Kurdistan için yürüttüğümüz çalışmalardan uzaklaştırılmak istenmektedir.
Fakat bilinmelidir ki; bir insanı hücreye kapatabilirsiniz, ancak bir halkın özgürlük düşüncesini hapsedemezsiniz.
27 Mart 1998 yalnızca şahsıma karşı kurulmuş bir kumpasın tarihi değildir. Aynı zamanda Diyarbakır’ın, Kurd halkının ve Kurdistan’ın yakın tarihine düşülmüş kara bir lekedir. O gün güçlü olduklarını sananlar, bugün hâlâ aynı korkuların esiri olarak yaşamaktadırlar.
Beni susturarak Kurdistan Birleşik Devletleri fikrini durdurabileceklerini düşünenler büyük bir yanılgı içerisindedir. Çünkü bu dava bir kişinin değil, bir milletin geleceğine duyduğu inancın adıdır.
Bugün yeniden tecrit uygulayarak, dış dünya ile bağlarımızı kopararak, baskıyı artırarak sonuç alacaklarını sanıyorlar. Oysa tarih göstermiştir ki zulüm sahipleri geçici, haklı mücadeleler ise kalıcıdır.
Benim için esas olan kendi şahsım değil; Kurd halkının onurlu geleceği, kendi kimliğiyle yaşayacağı özgür yarınlardır. Bu nedenle dün olduğu gibi bugün de korkmadan, geri adım atmadan düşüncelerimi savunmaya devam edeceğim.
Biz Kurdler, yaşadığımız bütün acılara rağmen ayakta kalmayı başardık. Çürüklerimizi ayıklayarak, sağlam irademizle yolumuza devam edeceğiz. Bizi sömürmeyi, bölmeyi ve kendi çıkarları için kullanmayı alışkanlık haline getirenlere rağmen gelişeceğiz, büyüyeceğiz ve geleceğimizi kendi ellerimizle kuracağız.
Bir gün gelecek; bugün zulüm aracı olarak kullanılan hücreler, tecritler ve baskılar değil; özgürlük, adalet ve insan onuru kazanacaktır.
O gün geldiğinde, halkımızın hafızası kimin adalet için direndiğini, kimin ise zulmün yanında durduğunu unutmayacaktır.
Hüseyin Baybaşin
İlkbaharda Dicle ve Fırat’ın akışıyız biz.
Özgür ve üretken.
Zindanlık bedene hükmeder ancak.
Bebelerimin çağırtısına vız gelir zulmünüz.
Kelepçe, zincir ve zehirleriniz, acizliğinizdir.
Ararat ve Zagroslar danız biz.
Soylu ve aşılmaz.
Demir kapılarınızı eritip kafanıza dökmek,
zaman emek israfidır bizim için.
Hasretlere yanıt olmaktır duruşumuz.
Her sabah doğan güneşin ışınları gibiyiz.
Tecritleriniz sizi yalnızlaştırır ancak.
Şerabdin yaylasının pınar suları gibi temiz ve berrağız.
İşkenceleriniz sizi kirletir ancak.
Rüyalarımız Kürtçedir bizim,
tıpkı düşünce ve hayallerimiz gibi.
Kürtçe konuşmamızı yasaklamış olmanız, değersizliğinizdir.
Üşümeyiz, Newroz ateşiyiz biz.
Unutun isterseniz.
Yarınların umut ışığıyız.
Pislik uygulamalarınız karanlığınızdır sizin.
Kalemlerde mürekkep, dillerde türkü, gönüllerde sevdayız.
Yasaklarınız kurtaramaz sizi.
Gününüzü bekleyin siz.
Ektiğiniz zulmü biçmek için
Hüseyin Baybaşin
22 Mart 2007
30 Yıldır Süren Bir Hesaplaşma
Hüseyin Baybaşin, dile kolay tam 30 yıldır bir hücrede rehin tutuluyor. Bugün ise dış dünya ile bağı tamamen koparılarak maruz bırakıldığı mutlak tecritin 51. gününde bulunuyor.
Bu dava sıradan bir adli süreç değildir. Baybaşin’e göre bu, yıllar önce devletin en üst kademelerinde alınmış siyasi bir kararın devamıdır. 1990’lı yıllarda çok sayıda Kurd iş insanı, yazar, aydın ve siyasetçinin hedef alındığı karanlık dönemin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Hüseyin Baybaşin, 2012 yılında Hollanda’nın Utrecht kentindeki adliyede verdiği ve resmi tutanaklara geçen ifadesinde, o döneme ilişkin ağır iddialarda bulunarak şunları dile getirmiştir:
“Öldürülecek Kurdlerin listesini Askerî Yargıtay Başkanı İlhan Şener Paşa bizzat bana getirdi. Bu listeyi değiştirmek için çok uğraştım ancak başarılı olamadım.”
Baybaşin, yine aynı ifadesinde, dönemin güvenlik bürokrasisinde görev yapan bazı isimlerin kendisine yönelik tehditlerde bulunduğunu ileri sürerek, Türkiye’den ayrılsa dahi takip edileceğinin söylendiğini ifade etmiştir.
Aradan geçen 30 yıla rağmen Baybaşin’in özgürlüğünden mahrum bırakılması ve bugün mutlak tecrit altında tutulması, destekçileri tarafından hukuki değil siyasi bir tutum olarak değerlendirilmektedir.
Baybaşin’in yıllar önce dile getirdiği şu söz ise hâlâ tartışılmaya devam etmektedir:
“Eğer devletin yapısı suç örgütü tarzını aşamıyorsa, mafya devletin kendisidir.”
Bugün talep edilen şey ayrıcalık değil; adaletin, hukukun ve insan haklarının herkes için eşit uygulanmasıdır.
Hüseyin Baybaşin için adalet, umut hakkı ve tecridin son bulması talebi büyüyerek devam ediyor.
#FreeBaybasin
#JusticeForBaybasin
#UmutHakkı
#TecrideSon
#30YıldırRehin
Kurdistan bir hayal değil, bir hakikattir.
Haritası burada, tarihi burada, halkı burada, iradesi buradadır.
Bir halkın varlığı, onu inkâr edenlerin kabulüne bağlı değildir. Yüz yıldır yok sayılmak istenen Kurd milleti, bugün kendi geleceğini inşa etme kararlılığıyla yoluna devam etmektedir.
Birleşmiş Milletler’e yapılacak başvuru; yalnızca diplomatik bir girişim değil, aynı zamanda Kurd milletinin tarihî varlığının ve meşru haklarının uluslararası düzeyde tanınması için atılmış önemli bir adımdır.
“Kurdistan yoktur” diyenler bilsin ki; Kurdistan dağlarıyla, ovalarıyla, şehirleriyle ve milyonlarca evladıyla vardır.
Biz kimsenin toprağında göz sahibi değiliz. Biz yalnızca kendi vatanımızın, kendi kimliğimizin ve kendi geleceğimizin tanınmasını istiyoruz.
Kurdistan vardır. Kurd milleti vardır. Ve bu hakikat er ya da geç bütün dünya tarafından kabul edilecektir.
#Kurdistan #Kurd #KurdMilleti #UnitedKurdistan #KurdistanBirleşikDevletleri #UN #BirleşmişMilletler #KurdistanExists #HüseyinBaybaşin #KurdistanVardır
Saygılarımla,
Hüseyin Baybaşin
ARMANCA ME KURD Û KURDISTAN E
Em ne ji bo partiyekê ne û ne jî li dijî partiyekê ne. Em di bin sîwana partiyekê de ne. Xebata me ji bo gelê Kurd û ji bo pêşeroja Kurdistanê ye.
Di dîroka nêzîk de gelek caran berjewendiyên partîzanî hatine danîn li pêş berjewendiyên neteweyî. Encam jî bûye parçekirin, lawazbûn û derengketina armancên neteweyî. Ji ber vê yekê em bawer dikin ku Kurd divê yekem car li ser berjewendiyên neteweya xwe li hev bikin.
Ez bi hevalên xwe re sala 2018’an de Yekitiya Dewletên Kurdistanê ava kirim. Ev gav ne ji bo dijberiya kesekî bû û ne jî ji bo rakirina partiyekê. Ev gav ji bo avakirina çarçoveyek neteweyî bû ku hemû Kurd, bêyî cudahiya partî, ol, herêm an ramanên siyasî, bikaribin xwe di nav de bibînin.
Armanca me ew e ku Kurd bibin xwediyê nasnameya xwe, xwediyê biryara xwe û xwediyê pêşeroja xwe. Em dixwazin Kurdistan di nav neteweyên din ên cîhanê de bi rûmet û statûyek fermî cih bigire.
Em dibêjin ku yekîtîya neteweyî ji her tiştî girîngtir e. Heke Kurd li ser armancên neteweyî li hev bikin, tu hêz nikare li pêşiya wan raweste. Heke em li gorî berjewendiyên kesane û partîzanî tevbigerevin, em ê her dem ji armanca mezin dûr bikevin.
Ji ber vê yekê banga me ji hemû Kurdan re ev e: li dora Kurd û Kurdistanê kom bibin. Yekîtîya neteweyî bikin. Berjewendiyên neteweyî li ser hemû berjewendiyên din bigirin.
Em ne ji bo partiyan xebat dikin.
Em ji bo Kurd û Kurdistanê xebat dikin.
Bi rêzgirtin,
Hüseyin Baybaşin
Kürd Halkının Birleşmiş Milletler'de Temsil Edilmesi Tarihi Bir Adımdır
KNK'nin 24'üncü Genel Kurulu'nda alınan ve Kürd halkının Birleşmiş Milletler'de gözlemci millet statüsüyle temsil edilmesi amacıyla BM Genel Sekreterliği'ne resmi başvuru yapılmasını öngören kararı memnuniyetle karşılıyorum.
Yıllardır ifade ettiğim gibi, Kürd meselesi yalnızca bölgesel bir mesele değildir. Kürd halkı yüz yılı aşkın süredir inkâr, işgal, parçalanmışlık ve sistemli baskılar altında tutulmasına rağmen varlığını korumayı başarmış dünyanın en büyük devletsiz milletlerinden biridir. Bu nedenle Kürd halkının uluslararası hukuk ve diplomasi zemininde doğrudan temsil edilmesi artık ertelenemez bir gerekliliktir.
Ben yıllardır, Kürd halkının geleceğinin yalnızca dağlarda, meydanlarda veya siyasi tartışmalarda değil; aynı zamanda uluslararası kurumlarda, Birleşmiş Milletler'de, uluslararası hukuk mekanizmalarında ve dünya devletleri nezdinde yürütülecek diplomatik çalışmalarla şekilleneceğini ifade ettim. Defalarca belirttim ki Kürd halkının kendi iradesiyle temsil edilmesi gereken yerlerden biri de Birleşmiş Milletler'dir.
Bugün KNK tarafından alınan bu karar, halkımızın uluslararası alanda meşru temsilinin güçlendirilmesi açısından tarihi bir adımdır. Bu kararın yalnızca bir başvuru olarak değil, Kürd halkının ortak iradesinin dünya kamuoyuna ilanı olarak görülmesi gerekir.
Kürd halkı artık başkalarının gündeminde bir konu olarak değil, kendi adına konuşan ve kendi geleceğini belirleyen bir millet olarak uluslararası platformlarda yer almalıdır. Bunun yolu da ulusal birlikten, ortak diplomatik çalışmalardan ve devletleşme hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerlemekten geçmektedir.
Birleşmiş Milletler ve dünya devletleri şunu görmelidir: Kürd halkı savaş değil barış, çatışma değil istikrar, bölünme değil adalet istemektedir. Ancak kalıcı barışın yolu da Kürd halkının varlığının, kimliğinin ve siyasi iradesinin resmen tanınmasından geçmektedir.
Bu vesileyle KNK'nin aldığı kararı destekliyor, emeği geçen herkesi kutluyorum. Halkımızın uluslararası alanda hak ettiği statüye kavuşması için çalışan tüm kurumlarımızın ve temsilcilerimizin yanında olduğumu ifade ediyorum.
Bağımsız ve Birleşik Kürdistan hedefi doğrultusunda atılan her diplomatik adım değerlidir. Kürd halkının Birleşmiş Milletler'de temsil edilmesi yönündeki bu girişim, gelecekte devletimizin uluslararası alandaki yerini güçlendirecek önemli bir aşamadır.
Silav û rêz,
Hüseyin Baybaşin
DIBISTAN Û KURDISTAN
Kurd im ciwan im pîr nabim.
Dilbirîn im namirim goristan naxwaz im.
Dibistan im deriyê zanistan.
Nivîsvanim rêbêrê welatparêzan.
Nûrim li pêşiya çavên ronahî xwestan.
Hunermend im.
Nexşekar im bingehê lazimatiyê.
Deng û awazin bi şev û roj.
Li erd û azman.
Ji bo Kurdistan.
Qasidê xeybane.
Mizgîna serxwebûna Kurdistan.
Eynika keç û xortên Kurdan.
Xofa neyarên Kurd û Kurdistan.
Ciwan û nemir im.
Dibistana Kurd im vame li vir im.
Hüseyin Baybaşin
Kurd Halkının Uluslararası Temsili İçin Atılan Her Adım Değerlidir
KNK'nin 24'üncü Genel Kurulu'nda alınan ve Kurd halkının Birleşmiş Milletler'de gözlemci millet statüsüyle temsil edilmesi amacıyla BM Genel Sekreterliği'ne resmi başvuru yapılmasını öngören kararı memnuniyetle karşılıyorum.
Kurd halkı yüz yılı aşkın bir süredir kendi kaderini tayin hakkı, kimliği, dili ve ulusal varlığı için mücadele etmektedir. Bu nedenle Kurd milletinin uluslararası platformlarda görünür hale gelmesini sağlayacak her girişim, halkımızın geleceği açısından değerli ve anlamlıdır.
Bizler de yıllardır Kurd milletinin uluslararası hukuk temelinde hak ettiği statüye kavuşması için çalışmalar yürütüyoruz. Bu çerçevede 24 Temmuz 2018 tarihinde İsviçre'nin Lozan kentinde Kurdistan Birleşik Devletleri Hükümeti'nin kuruluşunu ilan ettik. Bu çalışma herhangi bir kişi veya grubun değil, Kurd milletinin geleceğine yönelik bir devletleşme ve kurumsallaşma projesidir.
Bugün KNK tarafından Birleşmiş Milletler nezdinde atılan adım ile yıllardır farklı alanlarda sürdürülen diplomatik çalışmalar aynı hedefe hizmet etmektedir: Kurd halkının uluslararası alanda tanınması ve meşru haklarının güvence altına alınması.
Kurd halkının dört parçada ve dünyanın birçok ülkesinde yaşayan evlatları şunu iyi bilmelidir ki; Kurdistan için atılan her yapıcı adım kıymetlidir. Aramızdaki görüş farklılıkları ne olursa olsun, milletimizin ortak geleceğini ilgilendiren konularda birbirimizin çabalarını desteklemek tarihî bir sorumluluktur.
Temennim odur ki, Birleşmiş Milletler nezdinde başlatılan bu girişim başarılı olsun ve Kurd halkının sesi dünya halkları arasında hak ettiği yeri alsın.
Kurd milleti kendi toprağında kendi kendini yönetme hakkına sahiptir. Bu hak ne bir lütuf ne de bir ayrıcalıktır; milletimizin en doğal ve en meşru hakkıdır.
Ayrıca, bugüne kadar Kurdistan Birleşik Devletleri'nin kuruluşu, kurumsallaşması ve dünya kamuoyu nezdinde görünür kılınması amacıyla bizim tarafımızdan yürütülen çalışmaların da bu mücadelenin önemli bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Uluslararası platformlarda Kurd halkının haklı davasını gündeme taşımak, diplomatik temaslar geliştirmek ve Kurd milletinin kendi geleceğini tayin etme hakkını savunmak için gösterilen çabalar, ortak ulusal hedefler doğrultusunda değerlendirilmelidir. Bu çalışmaların, Kurd halkının uluslararası alanda tanınması ve temsil edilmesi yönündeki girişimlere katkı sunduğuna inanıyor, gelecekte de birlik ve dayanışma içerisinde daha güçlü adımlar atılmasını temenni ediyorum.
A bi Xêr ji Xwedê
Hüseyin Baybaşin
REHA MUHTAR
“1990’lı yıllar 1980 askeri faşist cuntanın ürününü aldığı yıllardır. Türk Devleti’nin neoliberalizme geçişinin alt yapısı faşizmi kurumsallaştırmakla başlarken,iktisadi dönüşüm ithal ikamecilikten ihracatın merkezinde olduğu bir modele eviriliyor, bu ekonomi/politiğin yaratacağı olası bir halk tepkisini sindirmek içinde bunun toplumsal mühendislik ayağını medya oluşturuyordu.
Türk medyası normal bir medya değildi. Milli Güvenlik Kurulu’nun emekçi yığınlara, Kürtlere, solculara, Alevilere, muhaliflere karşı yürüttüğü kontrgerilla savaşının psikolojik ayağını temsil ediyordu. Toplumu biçimlendirmek, onu tarihsel haklılık bağından koparmak egemen ideolojinin Türk islam bataklığına çekmek için camiler, okullar, üniversiteler, kuran kursları, tarikat, cemaat yapılanmaları, milliyetçi ve ülkücü örgütlenmelerini yeterli görmeyen cumhuriyet rejimi medya eliyle toplumu şekillendirmeye yozlaştırmaya onu devrimci emekçi ve ulusal mücadeleden koparmaya yönelmişti.
Reha Muhtar bu konjonktürün ürettiği bir çukurdu. O sadece haber vermiyordu şov yapıyordu, kendisi haberin yerine geçiyordu. Bütün Türkiye bu kurbağa suratlı soytarının akşam haber bültenlerinde maskotluğuyla stres atmaya koyulmuştu. Kimse ne olup bittiğini bilmiyordu, enformasyon üzerinde katı bir ambargo uygulanırken devletle bütünleşmiş holdinglerin medya imparatorluğu bu simbiyotik ilişki içinde devasa paralar kazanıyordu.
Türk Devlet çetesinin Kürdistan’da boşalttığı köyler, ateşe verdiği ormanlar, infaz ettiği yurtsever Kürt gençleri, devrimciler açlığa sefalete sürüklenen milyonlar, çöpten ekmeğini çıkarmaya yüzbinler, işsiz aç perişan üniversite mezunları, intihar eden kadın ve erkekler vs. bu gerçeklik unutulmuş yerini Norveç, Finlandiya gündemine benzer içerikler ile Reha Muhtar’ın Sürreal fantezilerine bırakmıştı.
Ahmet Kaya’nın linç edilemesinde en öndeki holiganlardan biriydi bu türk ırkcısı müptezel. Öldü gitti tabiki rahmet dilemiyorum. Onca toplumsal yaranın, acı ve kederin üstüne attığı göbekler ve televoleler unutulacak gibi değil.”