bazen nasıl desem, zaman bir acıda öyle sabit duruyor ki, asla ilerlemiyor. artık bu dünyada olmayan birinin ardından da dünya dönüyor ama senin saatin o veda anında çakılı kalıyor. gidenin bıraktığı o ebedi yokluğun ve derin sessizliğin içinde öylece bekliyorsun.
Benim bu seneki sınavım da benden 10-12 yaş büyük olup 10 yaşındaki çocuklar gibi tepkiler veren 3-5 gerizekalıyla aynı ortamda çalışmak zorunda olmak.
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
insan, dışarıdaki kalabalığa kendini beğendirme telaşından kurtulduğunda, ruhu asıl o zaman genişler. bir başkası ne der diye düşünmeden, sadece kendin olarak kalabilmenin hafifliği, dünyanın bütün ödüllerinden daha değerlidir.
1 yıl önce falan ben de insanlara böyle şeyler derdim şu an İçimdeki çiçek bahçesinin içine sıçıldığı bir coğrafyadayım kollarımda çiçeklerimi koruyacak güç kalmadı