@samiltayyar27 Tutan mı var. Yapın o zaman.. Vatandaş sahte pusula kullansa "evrakta sahtecilik" deyip tutuklanır. Milletvekillerinin yaptığı ne oluyor. Tarif eder misiniz?
DİSİPLİNİN TEMELİ ASTIN DA HUKUKUNU KORUMAKTIR
Disiplin, askerliğin temelidir.
İç Hizmet Kanunu disiplini şöyle tanımlar:
"Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak itaat; astının ve üstünün hukukuna riayet..."
Dikkat edin; kanun önce astın hukukunu koruyor.
Çünkü komutan, astının hukukunu gözetirse; ast da komutanına güven duyar, emrini tereddütsüz yerine getirir.
Bu iddia, TSK'nın disiplin anlayışı, komuta sorumluluğu ve personel hakları açısından son derece ciddidir.
Soruşturma; rütbeye, makama veya ilişkilere bakılmaksızın şeffaf şekilde yürütülmeli, tüm deliller değerlendirilmeli ve sonuç kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Çünkü gerçek disiplin, güçlünün değil hukukun üstünlüğüne dayanır.
#TSK #Disiplin #Adalet #HukukunÜstünlüğü #Astsubay #MilliSavunma #TürkSilahlıKuvvetleri #KomutaSorumluluğu
KAMUOYUNA VE DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIMIZA;
TSK’nın temel direği, ordumuzun şerefli ve fedakâr mensupları olan astsubaylarımızın, görev yaptıkları kışlalarda “üst” konumunda olanlar tarafından şiddete, hakarete ve tehdide maruz kalması asla kabul edilemez bir durumdur. Bugün, ordumuzun disiplin anlayışıyla asla bağdaşmayan, insan onurunu hiçe sayan bir olayı ve ardından yaşanan hukuksuzlukları kamuoyuyla paylaşmak zorundayım.
Doğu bölgemizdeki bir tugayımızda, araç çalıştırdığı gerekçesiyle bir astsubay üstçavuş meslektaşımız, tugay komutanı tarafından "geri zekalı", "aptal" gibi çirkin ifadelerle hakarete uğramış, boğazı sıkılmış ve tokatlanmıştır.
Üstelik bu olay, kamera kayıtlarıyla sabittir ve meslektaşımız aldığı darp raporuyla bu durumu belgelemiştir.
Sormak isteriz: Kışlalarımızda astsubaylarımızı koruması gereken komutanlık makamı, ne zamandan beri şiddetin merkezi haline gelmiştir?
İşin daha da vahim olan kısmı, meslektaşımızın hak arama yoluna girmesiyle başlayan sindirme sürecidir.
Meslektaşımız, olayı yargıya taşıyacağını ifade edince, tugay komutanı tarafından "sen savcıya gidersen, ben de seni başsavcılığa şikayet ederim" diyerek tehdit edilmiştir. Ardından, bir kolordu komutanı ve bir tugay komutanının beraberce başsavcılığa gitmesi, hukuk mekanizmasının üzerinde bir baskı unsuru oluşturulmak istendiği izlenimini vermektedir.
Daha da ibretlik olanı ise, meslektaşımızın bu durumu bir avukatla paylaşmasını "ketum davranmamak" olarak nitelendirip, avukata vekalet verdiği için ceza kesilmesidir. Kendi hakkını savunması için avukatıyla görüşen bir askeri, "yetkisiz kişiyle görüştü" diyerek cezalandırmaya kalkmak, hukukun evrensel ilkelerine ve akla aykırıdır.
Bir avukat, nasıl "yetkisiz kişi" olarak görülür? Bu zihniyet, astsubayın adalete erişimini engelleme çabasıdır.
Milli Savunma Bakanlığı, kamera kayıtları ortadayken darp konusunda soruşturma izni vermiş olsa da, hakaret ve tehdit gibi en az darp kadar ağır olan suçlar için "yeterli delil yok" bahanesiyle soruşturma izni vermemiştir.
Askeri Ceza Kanunu ve TCK hükümleri açıkken, general statüsündeki bir komutanın bu eylemlerinin soruşturulmasının önünün kesilmesini kabul etmiyoruz.
**TEMAD olarak altını çiziyoruz:**
* **Adalet, hiyerarşi ile sınırlı değildir.** Hiçbir makam ve mevki, astsubaylarımıza şiddet uygulama veya onları tehdit etme hakkını vermez.
* **Hakkını arayan astsubayımıza ceza vermek, baskıcı bir yöntemdir ve derhal bu yanlıştan dönülmelidir.**
Danıştay’ın, bu hukuksuzluğa "dur" diyeceğine ve hakaret/tehdit suçlarının da yargı önüne taşınmasının önünü açacağına inancımız tamdır.
Bizler, ordumuzun disiplinini ve hiyerarşisini en iyi bilen, hayatını bu disipline adamış insanlarız. Ancak disiplin, hiçbir zaman bir astın darp edilmesi, aşağılanması ve hak arama hürriyetinin elinden alınması değildir.
Bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız. Meslektaşlarımızın sahipsiz olmadığını, hukuk önünde haklarını sonuna kadar savunacağımızı tüm kamuoyunun bilgisine sunarım.
Cahit KOCA
TEMAD Genel Başkanı
@tcsavunma@TBMMGenelKurulu@Akparti@herkesicinCHP@MHP_Bilgi@iyiparti@RTErdogan@tcbestepe@iletisim@adalet_bakanlik@dbdevletbahceli@eczozgurozel@kilicdarogluk@MDervisogluTR@TSKGnkur@turkarakuvetler@anadoluajansi@ankahabera@ihacomtr@trthaber@ntv@Haberturk@nowhaber@nowtvturkiye@szctelevizyonu@gazetesozcu@nefesgazete@halktvcomtr@Haber7
📌Astsubay emeklileri haklarını istiyor….
E.Per. Kd. Bçvş. Ergün Erdoğan’dan gelen bir mesaj. Silahlı Kuvvetlerin bel kemiği Astsubayların emeklilikte yaşadığı mağduriyet duyulsun diye özetleyerek paylaşıyorum:
Bugün Yarbay, Albay, Kıdemli Albay ve general rütbelerindeki askeri şahıslar emekli olduklarında;
Kadrosuzluk tazminatı
Makam tazminatı
Temsil Tazminatı
Görev tazminatı
ve bunlara ilave yüzdelik ödeme,
adı altında çeşitli ödemeler almaktadır.
Oysa muvazzaflık döneminde hem subay hem astsubay personelin aldığı temel tazminat ödemesi Hizmet Tazminatı ödemesidir. (Rütbe bekleme süreleri 3 yıl olan personel için) Son düzenlemesi de yaklaşık 30 yıl önce 19/12/1996-KHK-568/2 md. ile yapılmıştır.
Asıl çelişki burada başlamaktadır.
Emeklilik sonrası verilen bu tazminatların isimlerine bakıldığında sistemin ne kadar tartışmalı olduğu görülmektedir.
Bando sınıfı albayın ya da askerî okulda görev yapan bir öğretmen albayın aynı görevi yapan astsubaydan, teğmenden farklı “makam tazminatı” alması hangi makamın karşılığıdır?
“Görev tazminatı”, "Temsil Tazminatı" ve “Makam tazminatı” denilen ödemeler yalnızca belirli rütbeler için midir?
Ast rütbelerde görev yapılmıyor mu?
Amir astsubayların makamı yok mu?
Üniformaları bir şey temsil etmiyor mu?
Sınırda nöbet tutan, operasyon bölgesinde görev yapan, tankın başında, gemide, uçuş hattında çalışan astsubay görev yapmıyor mu?
Tazminat isimleri dahi mevcut sistemin adalet duygusundan uzaklaştığını göstermektedir.
“Kadrosuzluk tazminatı” denilen uygulama ise ayrı bir tartışma konusudur. Sanki bu personelin kadrosu kaldırılmış gibi bir anlam taşımaktadır. Oysa böyle bir durum söz konusu değildir. Bu kişiler doğal emeklilik sürecine girmiştir. Bu nedenle birçok personel tarafından bu isimlerin, belirli rütbelere ek ödeme yapılabilmesi için oluşturulmuş teknik tanımlar olduğu düşünülmektedir.
Bugün gelinen noktada en büyük sorun maaş dengeleridir.
Emekli bir Kıdemli Albay, muvazzaf bir teğmenin maaşına yakın gelir elde edebilirken; emekli bir astsubay çoğu zaman görevdeki bir astsubay çavuşun maaşının yarısına bile ulaşamamaktadır.
Adaletsizlik tam da burada başlamaktadır.
1. Yıllarca SGK'ya ödediği primlerin karşılığı değildir.
Örneğin; 30 yıl 9 aydan emekli bir Asb.II.Kad.Kd.Bçvş bir aynı süreden emekli bir Kd.Albaydan yalnızca %10 az prim ödemesine rağmen emeklilikte ödediği prime göre %71 daha az emekli maaşı almaktadır
2. 2026 yılı itibarı ile 36 yıl üzerinden emekli olan Kd.Albay %66,44 , Asb.II.Kad.Kd.Bçvş %47,96 , Uzman Çavuş %59,58 son maaşlarına oranla emekli maaşı almaktadır. Bu durum adalete, hiyerarşiye hatta matematiğe bile uymamaktadır.
3. Görev sırasında bir Kd.Albay ile Asb.II.Kad.Kd.Bçvş. Maaş oranı 1980'li yıllarda 1,10 civarı iken artık 1,37 farka ulaşması, emeklilikte bu farkın 1,80'nin üzerine çıkmasının da adalet, hukuk, hizmet, hiyerarşi ve matematikle ilgisi yoktur.
Emeklilik ikinci hayattır. Hukukun üstünlüğü mü, üstlerin hukuku mu sorusu burada anlam kazanmaktadır.
Adalet isim olarak vardır; ancak uygulamada tek taraflıdır.
Geç gelen adalet adalet değildir.
Tek taraflı adalet de adalet değildir.
Birçok meslektaşımız kredi borç batağında, evini geçindiremiyor, çocuğunu evlendiremiyor, kirasını ödeyemiyor. Aile düzenleri bozulmuş, yuvalar dağılmış örnekler mevcuttur. Bunları söylerken dahi insan üzülmektedir.
Buradan ilgililere, yetkililere ve etkililere soruyorum:
Bu adil olmayan uygulama ne zaman son bulacaktır?
“Çalışmalar devam ediyor” denilerek sorunların ötelenmesi artık kabul edilebilir değildir.
Astsubayın imzası olmadan uçak uçamaz, helikopter kalkamaz, tank ve silah sistemleri görev yapamaz.
Ordunun tamamı, trilyonluk malzemenin zimmet sorumluluğu ondadır. Mehmetçiğin eğitimi, disiplini, atışı ve her branştaki sorumluluğu onun omuzlarındadır.
Ancak bu önemli statü özlük hakları bakımından unutulmuş, görevi ile uyumlu statüsel hakları tam olarak tanımlanmamış, ekonomik kazanımı kısıtlanmış durumdadır.
@samiltayyar27 Yazdıklarınızla çelişiyorsunuz sanırım. Bu ülkede, yakın geçmişte, bu yönetim Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımadı, uygulamadı, uygulatmadı. Neler olduğunu sizde gayet iyi biliyorsunuz. İşinize gelince öyle, işinize gelmeyince böyle dememelisiniz.
Çanakkale'de Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan 33 yaşındaki kadın hakim F.K.T, aralık ayında erkek arkadaşı tarafından darp edilmiş ve elmacık kemiği kırılmıştı.
Şikayetlerin ardından HSK tarafından başlatılan soruşturma derinleştirildi.
Adliye lojmanına sık sık giriş yapan taksici Kadir T.'nin hakim F.K.T.'ye 'yeşil reçeteli ve uyuşturucu” hap taşıdığı öğreniyor ve F.K.T. üç ay boyunca açığa alınıyor.
Hakkında verilen kararı öğrenen hakim F.K.T, sinir krizi geçirerek adliyeyi basıyor.
Nasıl olay. Kurgu yazsak bunu hayal edemeyiz ama gerçek.
Millet bunlardan adalet bekliyor. Belliki psikolojisi ve karakteri Hakimlik mesleğine uygun değil. Bir de ağır ceza başkanı yapmışlar.
Memlekette başarılı, ahlaklı binlerce vatan evladı atanamazken, bunları neye göre nasıl ve kim seçiyor? Hakimlik mülakatında referansı kimmiş? Mutlaka bakılmalı…
Birinci resim OYAK konut kredisi, ikincisi banka konut kredisi.
Bu arada oyakta kredi kadar paran var oran 3.3
Bankada paran yok oran 2.99
Şimdi bu OYAK Silahlı Kuvvetleri Personeli için mi?
@OyakYatirim
Ahmet Türk, Türkiye'de süper lige çıkan bir kulüp için “Kürdistan’ın takımı” demiş.
Bu açıkça haddini bilmemektir.
Yaşadığı vatanın Türkiye, devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu idrakinde olmayan bu zihniyetin derdi ne kardeşlik ne de birliktir. Ayrımcılığa hizmettir.
Testinin içinde ne varsa o akmıştır.
BASIN AÇIKLAMASI
‘’OYAK 2025 YILI NEMASI’’
Değerli Meslek Büyüklerimiz,
Kıymetli Meslektaşlarımız,
Tamamlayıcı mesleki emeklilik fonu olarak, üye birikimlerini doğru yatırımlarla korumak ve sürdürülebilir şekilde büyütmek misyonu olan Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) 2025 yılı nemasını % 37,1 açıklayarak % 4,74 reel getiri ile üyelerin beklentisine cevap veremediği gibi 106 bin Emekli Maaş sistemi üyesi ve diğer tüm OYAK üyelerini hayal kırıklığına uğratmıştır.
OYAK son 23 yılın ‘’en düşük 2’nci nemasını’’ vermiştir.
Türkiye Emekli Subaylar, Türkiye Emekli Astsubaylar ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Dernekleri olarak;
Açıklanan nema oranını kabul edilemez bulduğumuzu,
OYAK’ın artık varoluş amacı ile çelişmeye başladığını,
Üye menfaatleri doğrultusunda yönetilmediğini açık bir dille ifade ediyoruz.
OYAK iştiraklerinin kamuyu aydınlatma platformunda açıklanan finansalları derneklerimizce izlenmekte olup, bazı şirketlerde uzun süredir karlılığa geçilemediği, şirket varlıklarının değerlemelerinin yeterince yapılmadığı, tasarruf tedbirlerine riayet edilmediği, bağış/yardım oranlarında geçmiş yıllara göre aşırılığa kaçıldığı kanaati ile sonuç olarak OYAK şirketlerinin iyi yönetilmediğinin de farkındayız.
OYAK varlıklarının %47’si emekli üyelerinden oluşmasına rağmen;
EMS üyeleri yönetim kadrolarında doğrudan temsil edilmedikleri gibi karar alma mekanizmalarında da söz sahibi olmamaktadırlar.
106.000 EMS üyesini ilgilendiren bu durum kurumsal aidiyet duygusunu zedelediği gibi anayasamızın adalet ve eşitlik ilkelerine de aykırılık oluşturmaktadır.
EMS üyelerinin yönetim ,temsilciler ve denetim kurullarında görev almaları artık bir tercih değil, demokratik katılım kurumsal denge ve hakkaniyet açısından bir zorunluluktur.
Son yıllarda açıklanan nemalar, üyelere yönelik yardım ve hizmetler göz önüne alındığında OYAK’ın kalıcı ve güvenilir bir değer üretemediği ve ortak değerlerini olması gerektiği gibi yansıtamadığı açıkça görülmektedir.
Özellikle emekliye ayrılan üyeler tarafından emekli olarak yaşamı sürdürebilme, çocuklarını okutabilme garantisi olarak görülen EMS’nin taşıyıcı kolonu nema oranları tespitinde üye ihtiyaç ve talepleri dikkate alınmalıdır.
Bizler; OYAK’ın daha güçlü, daha şeffaf, daha adil ve üyelerin hakkını hukukunu koruyan bir yapıya kavuşmasını istiyoruz.
OYAK yalnızca bir yatırım kurumu değil, bugüne kadar vatanımızın korunması için kan/ter dökmüş, emek vermiş yüzbinlerce askeri personelin, şehit dul, yetim ve öksüzlerinin günümüz ekonomik koşullarında hayata tutunabilme güvencesidir.
Türkiye Emekli Subaylar, Türkiye Emekli Astsubaylar ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Dernekleri olarak;
ÜYELERİMİZİN HAKLARININ KORUNMASI İÇİN KARARLILIKLA HAREKET EDECEĞİMİZİ,
Kamuoyuna saygılarımızla bildiririz.
@Akparti@herkesicinCHP@MHP_Bilgi@iyiparti@zaferpartisi@SaadetPartisi@anahtarparti@kutlupartiresmi@devapartisi@bbpgenelmerkez@GelecekPartiTR@rprefahpartisi@tipgenelmerkez@_DemokratParti@BTP_Parti@TECPARorg@DSPGenelMerkez@Vatan_Partisi@tcbestepe@TC_icisleri@tcsavunma@TSKGnkur
#oyak
#temad
#oyak2025neması
@Rafetkilic89 Oyak emeklilik sisteminde birikimlerini bırakıp maaş(kar payı) almayı düşünen bizler şok içindeyiz. Bu nema oranı ile aldığımız para miktarı artacağına geçen yıldan daha düşük gerçekleşmektedir. Yazıklar olsun. Hakkımızı yiyenlere haram zıkkım olsun.
@etkiIihaberyeni Topluma örnek olması gereken eğitimli insanlardan egoları ile yaptıkları yanlış davranışları görünce, okuyunca gerçekten üzülüyorum. Neden bizim insanımız egolarını yenip mütevazi olamıyor...
@samiltayyar27 Herhafta halkın önüne sizi çıkaran TGRT 25 yıldan beri İHLAS FİNANS madurlarının alacaklarını ödemiyor. Alacaklarımızı Türkiye Gazetesi ödeyecekti, telefonlara verdikleri cevap "Para Toplayamıyoruz"... Haram zıkım olsun... İhlâs finansta toplananları İhlâs Holding kullandı çünkü
Cihat Yaycı:
"-Plan şu: Türkiye'yi Kürdistan kurulması için öncü yapmak.
-PYD ve Kuzey Irak himayenize girsin. Siz de anayasayı değiştirip federal yapıya geçin.
-Halka Misak-ı Milli der dayarsınız.
-Çok uyanık olmak lazım. Türkiye'nin yarısı gidecektir."
DEM Eş Başkanı Tuncay Bakırhan dedi ki:
“Kürtler, Türkiye’de kimliğinin tanınmasını, Anayasal güvenceyi, ana dilinde eğitimi, yerel demokrasiyi ve eşit yurttaşlığı istiyor. Kürtler devletle münazara değil, müzakere yapmak istiyor.”
-Türkçesi: Kendimizi kendimiz yönetelim, “ulus devleti” yıkalım, sonra ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın dediği gibi devletimizi kuralım.
-Maaşını kim ödüyor? Milletvekili yeminini çiğnemenin suçu yok mu?
-Silah bırakacak denilen PKK teröristleri İran’a silahsız mı geçti? Pikniğe mi gittiler?
100 küsur yıl önce Galatasaray Lisesini sonra Mülkiye’yi ve sonra Sorbonne Üniversitesini bitirmiş, 6 lisan öğrenmiş, Mülkiye’de öğretmenlik yapmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun Gürcistan ve Hindistan Sefirliğini yapmış bir Büyükelçinin torunu olarak söylemek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine, ulusal menfaatlerine, milli egemenliğine, Anayasa’sına ve Anayasal düzenine doğrudan karşıt hasmane fikirlerini ısrarla söylemeye ve milletimize, devletimize ve bize bu muhteşem Cumhuriyeti ve ülkeyi armağan eden Büyük Atatürk’ümüzün eşsiz vizyonuna karşı sürekli bölücü fikirlerle ortaya çıkan adam; ‘persona non grata’ – ‘istenmeyen adam’ ilan edilmeli ve ülkemizden ivedilikle yollanmalıdır.
Çünkü bu adam ülkemizi karıştırmaya çalışıyor, Büyükelçilik görev, yetki ve sorumluluklarını haddinden fazla aşıyor, Anayasal düzenimizi, üniter yapımızı bozacak ve tehlikeye sokacak ileri geri laflar ediyor ısrarla ve inatla. Bu adamın ülkemizden yollanması gerekir. Bu kafadaki bir Büyükelçiden ABD ve Türkiye, Amerikan ve Türk ulusları ilişkilerinde hayırlı bir sonuç çıkmaz, çıkamaz.
ABD/İsrail İran’a kara harekatı yapabilir mi?.
Şimdi..
26 Ekim 2025’te terör örgütü PKK, Türkiye’den çekildi, nereye..
Irak kuzeyi Barzani bölgesi, Hakurk alanına.
Nerde bu Hakurk?
İran-Türkiye-Irak sınırının birleştiği Şemdinli güneyinde..
Ardından gelen haberlerde Suriye’deki PKK/Ypg unsurlarının da Irak’a geçtiği ve binlerce ışid militanın da bu bölgeye aktarıldığı bildirildi.
Yani?
ABD/İsrail bu terör unsurlarını kullanarak Hakurk-Zagros bölgesinden girişle özel harekata kalkışabilir ve İran’da iç isyan tezgahlayabilir.
Bu durumda ilk hedefleri Urumiye olur ki, orda Türkler vardır Türkçe konuşulur.
Bu da iç karışıklığı tetikler.
Bu tıpkı Çanakkale’yi geçemeyenlerin Doğu Anadolu’da kışkırttıkları iç isyana benzer.
Yani?
Hürmüz’ü geçemeyenler şimdi İran’ın Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde iç isyan ve iç savaş tezgahı kuruyorlar demektir.
ABD elçisi Barrack’ın son açıklaması da bunu teyit ediyor.
İran’da olası bir iç savaş Türkiye’nin ulusal çıkarıyla örtüşmez ve telafisi de olmaz.
Bu siyonist tezgahı bozacak tek ülke Türkiye’dir ve bu tezgah bozulmalıdır.
Komşumuz İran tarihinin en korkunç savaşının göbeğindeyken ve biz dahil bütün bölgemiz savaş tehlikesi içindeyken, iç barışı sağlamalıyız diyerek hepimizi kandıran AKP, MHP, HÜDAPAR ve zaten etnik ırkçı, bölücü, ayrılıkçı HDP/DEM’in yalanlarının ve akılalmaz şekilde bu şer odağıyla tüm uyarılarımıza rağmen inatla yol yürüyen CHP’nin ülkemizi getirdiği yer burası.
Buyrun size taze taze, sıcak mı sıcak üstünde dumanı tüten TERÖRSÜZ TÜRKİYE!
Türkiye’nin ve büyük Türk milletinin büyük fedakarlıklarla iki kere bitirdiği terörü ve teröristleri yeniden azdıranlara lanet olsun.