@bosunatiklama Bu Drone'lar sokağa sıçılmış pardon sürülmüş çocuklara, son ses müzik açıp insanları rahatsız eden hırtlara filan değil de sadece kendi halinde alkol alan birine kullanılır. Çünkü Sirkiye Cumhuriyeti olmak bunu gerektirir. İnsanları taciz edip öldürebilirsiniz ama içki yasak aq
İstanbul Fatih'te alkol tüketen şahıslara polis dronuyla anons yapıldı.
"Bu bir polis dronudur. Bu bölgede alkol içmek yasaktır. Derhal bölgeden ayrılın."
Dostluk etmekle gurur duyduğum Cem Yılmaz, yüzümüzü hiç güldürmemiş siyasetçilerin kamplaştırma çabalarının en yoğun dönemine denk geldiği halde, gelmiş geçmiş en büyük komedyenlerimiz arasında yer alabilmiştir. Yüzümüzü güldürenlere şifa dilerken kutuplaşmayalım. Değerimizdir.
4 kardeşi difteri ve kuş palazından öldü.
Askeri lisede öğrenciyken sıtma oldu. Hayatı boyunca sıtmanın etkileri devam etti.
Hasta hasta zindana atıldı.
Trablus'da gözünden, Çanakkale'de göğsünden yaralandı.
Bu fotoğrafın çekildiği anda üç kaburgası kırık, böbrek sancısı çekiyor.
1 sene sonra da kalp krizi geçirecek.
Tarihte mucize yoktur.
Mucize denilen şey, halk sevgisi, zeka ve inattır.
Zekasına, inadına ve sevgisine müteşekkiriz.
"Donovan'ın Beyni" ve pek çok, güzel radyo tiyatrosunu ingilizce dinlemek için, üstelik radyo tiyatrosunun altın çağını yaratan seriden,
bkz. altta @mserdark tavsiyesidir.
📌 Büyük usta Ertem Eğilmez, Hababam Sınıfı Güle Güle filminin TV'de gösterildiği gün (18 Şubat 1986) Tele Magazin dergisine bir röportaj vermiş.
📍 24 Şubat 1986 tarihinde yayımlanan röportajda Hababam Sınıfı, Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Tarık Akan ile ilgili ilginç ifadeler kullanmış.
❓ Sizden bütün olarak Hababam Sınıfları’nın öyküsünü dinlesek...
👉 Hababam Sınıfı’nın şöyle bir öyküsü var:
Benim büyük bir kadrom vardı. Münir Özkul, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Adile Naşit... İlkinde en önemli rolleri Metin Akpınar Zeki Alasya oynayacaklardı, ama çekimlere 15 gün kala Arzu Film’den ayrıldılar. Bu sefer oynatmak istemediğim Tarık Akan’ı, çok istediği için, oynattık. Tarık Akan ikincide de oynadı mecburen, ama üçüncüyü çekeceğimizi anladığı zaman, o ilkinde oynamak için yalvar yakar olan Tarık, bunda oynamamak için Arzu Film’den ayrıldı.
👉 Dördüncüde büyük bir fire vermedik, çünkü kızlar geldi. Beşincide Kemal Sunal gitti. İlyas Salman geldi. Altıncıda Münir de gitti, defter kapandı. Altısında da oynayan tek oyuncu Adile Naşit’tir.
#kimseslendirdi #ertemeğilmez #adilenaşit #tarıkakan #kemalsunal
Yakup Kadri’nin Yaban’ında bir yerde “İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?” diyordu. Bu çağda insan insan olur da nasıl maden işçisinden yana olmaz? Anlamıyorum. Depremde, yangında yardıma ilk çağrılan; dünyanın en çileli, en riskli işinin emekçi insanları bunlar.
Antik Yunan yazar Aristofanes'in MÖ 411 yılında yazdığı ünlü barış ve kadın komedisi Lysistratayı (Kadınların Savaşı) Epidavros antik tiyatrosunda onbinlerce tiyatroseverle birlikte izlemek unutulmayacak bir hayat deneyimiydi. #tiyatro#barış
Dostoyevski'nin "Budala" romanında, Prens Mişkin kurşuna dizilmek üzere olan ve cezasının infazına sadece beş dakika kalan bir adamın hikâyesini anlatır. Adam kalan vaktini titizlikle böler: İki dakikasını arkadaşlarıyla vedalaşmaya, iki dakikasını kendini dinlemeye, son bir dakikasını da etrafına bakmaya ayırır. Ölüme saniyeler kala içinden, "Acaba affedilsem, hayata geri dönsem ne olurdu? Her dakikayı bir asır gibi yaşardım, tek bir ânı bile ziyan etmezdim!" diye geçirir. Gerçekten de son anda affedilir ve ona yeni bir ömür bağışlanır. Daha sonra Prens Mişkin'e adamın bu sözünü tutup tutmadığı sorulduğunda ise şu cevabı verir: "Hayır, tutmadı. Bağışlanan dakikaların birçoğunu yine boş yere harcadı."
İnsan, zihninde her zaman koşullar değiştiğinde ya da eline yeni bir şans geçtiğinde zamanın kıymetini çok daha iyi bileceğine inanma eğilimindedir. Kendisine yeni bir fırsat sunulduğunda hiçbir şeyi ziyan etmeyeceğine dair kendine büyük sözler verir. Ancak arzulanan noktaya ulaşıldığında ya da imkânlar genişlediğinde, kişi genellikle başlangıçtaki farkındalığını hızla kaybeder ve yine alıştığı ritme döner. Çoğu zaman hayatın veya zamanın hakkını verememenin nedeni elde yeterli fırsatın olmaması değil insanın, elinin altında sürekli var olduğunu düşündüğü her şeyi hızla sıradanlaştırıp kanıksamaya yatkın doğasıdır.
Ülke nüfusunun max 10'da 2'si, bu nüfusun en az yarısı İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin'e göçmüş, 4 milyonu Türk'le evlenmiş, parayı bulur bulmaz Bodrum'da, Alacatı'da tatile giden, mekan açıp işleten, bu nüfusa rağmen meclisin, tarikatların, hapishanelerin, mafyanın, uyuşturucu çetelerinin en az %50'sini oluşturan, 50bin itirafcı ve etkin pişman çıkarmış bir sosyolojiye yaslanarak, İsrail ve ABD bayrağı sallayarak bu halkın içinde ve bu halka rağmen hiçbir halt yiyemezsiniz.
Siz Kürt halkını da, bir bütün olarak Türk Halkı'nı da hasta ediyorsunuz. Hasta herifler.
Topraktan yapılan insan formlarına ruh yerleştiren Hermes. Eros ve diğer mitolojik tanrı figürleri ruhun topraktan oluşturulan insana yerleştirilmesini izliyor. İlginç detaylardan biri ruhun bedene girmeye isteksiz oluşu. Diğeri ise tanrı isimlerinin Süryani alfabesi ile yazılmış olması. Bu muhteşem mozaik Urfa Haleplibahçe mozaiklerinden. Günümüzde ABD’de.
Bu arada insanlar farkında mı bilmiyorum ama Türkiye’de o kötü şöhretiyle nam salmış devasa data center’lar kurulmaya başlandı küresel Big Tech tarafından 2026’da. Google Cloud, Turkcell’le birlikte Ankara’da üç ayrı hyperscale data center kuruyor.
Amazon AWS İstanbul’da Local Zone’unu açtı. BAE merkezli Khazna da Ankara Başkent OSB’de 100 MW’a kadar çıkabilecek AI-ready bir data center planlıyor. Üstelik hükümet de bu dalgayı açıkça teşvik ediyor. Data center ve AI yatırımları için yaklaşık 3 milyar dolarlık kamu desteğiyle 10 milyar dolarlık özel yatırım çekme hedefi var.
Bunlar öyle birkaç sunucunun bulunduğu binalar değil. Devasa elektrik talebi, soğutma yöntemine bağlı ciddi su tüketimi, şebeke ve arazi üzerinde baskı, gürültü ve jeneratör kaynaklı çevre sorunları, buna karşılık nispeten sınırlı olacak bir istihdam demek. Eğer planlar gerçekleşirse, Ankara birkaç yıl içinde Türkiye’nin Northern Virginia’ya en çok benzeyen ve çok tartışma yaratan data-center cluster’ına dönüşebilir.
Bir de daha az konuşulan siyasi-ekonomik tarafı var. Verinin Türkiye’de tutulması teknolojik egemenlik anlamına gelmiyor. Aksine, kritik kamu ve özel sektör altyapısının Google, AWS gibi şirketlerin küresel sistemlerine bağımlılığını daha da artırabilir.
Nitekim Google’ın kendi Türkiye Cloud Region duyurusunda kamu sektörü açıkça hedeflenen müşteriler arasında. Yani kamu sektörü projenin gerekçelerinden biri. Ki Turkcell de proje anlatılırken bu bulut altyapısının kamu kurumlarından finans sektörüne kadar kullanılmasının hedeflendiği söylendi.
Bu yatırımlar kamu, bankacılık, sağlık ve kritik altyapı gibi veri yerelleştirme kurallarına tabi sektörlerin Google Cloud gibi altyapıları kullanmasının önündeki veri yerelleştirme engelini kaldırıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin kritik dijital altyapısını birkaç küresel teknoloji şirketine daha bağımlı hale getirme riski de taşıyor.
Dünyada bu tesisler yüzünden ciddi yerel ve siyasi tartışmalar yaşanıyor. Türkiye’de ise pek kimsenin haberi yok. Bunları haberlerde bizden uzak dünya meseleleri gibi görüyoruz ama değiller.
Eski Türkçede 'bağa' kelimesi, kurbağa türü sürüngenleri ifade eder. Kaplumbağa 'kaplı bağa', yani kabuklu bağa demektir. Tosbağa 'tos vuran bağa' tamlamasından gelir. Kurbağa sözcüğü ise hayvanın çıkardığı sesten (kur/kurr) türeyen yansıma bir sözcükle 'bağa' kelimesinin birleşmesinden oluşur.
Derya Türkan ve Sokratis Sinopoulos’un İstanbul’dan Mektup konserine ilgi olağanüstüydü. Peloponezli Petros, Köçek dansı, Kahvehane şarkılarından oluşan repertuar büyük alkış aldı.
@YenikoyPanayia#theotokia